|
Prof. Dr. Sinsi
|
Pontos Sorunu...
1917 Ekim ayı ortasında Atina'da, Pontos’luları bağımsız bir devlet içerisinde birleştirme amacını güden bir konferans toplanır
Eski Giresun belediye başkanı olan Kaptan Yorgi'nin oğlu olan Konstantin Konstanidis, görünüşte, Sovyetlerin, Rus İmparatorluğunda yaşayan halkların kaderini kendilerinin belirlemeleri yolundaki deklerasyondan esinlenerek Marsilya’da bir Tüm Pontos’lular Kongresini toplar 4 Şubat 1918 de Avrupa, ABD ve diğer ülkelerden Pontus temsilcileri Marsilya da bir araya gelerek birinci tüm Pontos konferansını gerçekleştirirler Konferans Sovyetlerin desteğini almak için dışişleri bakanı Leon Trotsky'e bir mektup gönderme kararı alırlar Mektup Trabzon’un tekrar Türklere geri verilmesinin büyük bir yanlış olacağını ve Pontos Cumhuriyeti düşüncesini desteklenmesini içermektedir
Trotsky'ye gönderilen telgrafı aşağıya olduğu gibi alıyoruz:
Pontos ve yakin bölgelerden gelen pontuslularin yanı sıra ABD, İsviçre, İngiltere, Fransa, Mısır ve Avrupa ile amerikanın diğer ülkelerinden gelen temsilcilerin Marsilya da düzenledikleri Konferans, Rus ordusunun geri çekilmesinden sonra ülkenin Türk egemenliğine yeniden girmemesi için sizden bu ülke için (Pontus) kendi kaderini tayin hakkini tanımanızı istemektedir
Arzumuz, Rusya sınırlarından Sinop'a ve iç bölgelere de yayılan bir alanda bağımsız bir devlet inşa etmektir
Sizden bu sonucun oluşması için aktif olarak müdahale etmenizi etmekteyiz
Sizin sonuç âlici desteğinize güvenmekteyiz ve şimdiden teşekkürlerimizi iletiyoruz
Konferans Başkanı
K Konstantinidis[32]
Trotsky'ye gönderilen bu mektup müttefikler ve Fransa tarafından iyi karşılanmaz ”[33]
Yukarıdan da anlaşıldığı üzere Konferans bağımsızlık mücadelesini ilan etmiştir Kurulması öngörülen Pontos Cumhuriyetinin haritasının da sunulduğu konferansta öne çıkan sloganlar (talepler) ise şunlar: Pontus’lular başkaldırın! Yaşamda, bağımsızlıkta ve bağımsız uluslar içindeki yüksek haklarınızı düşünün!
4 Mart 1918 den itibaren Pontos’lu bağımsızlıkçıların sesi olan Pontos gazetesi İstanbul’da yayınlanmaya başlanır Kasım 1918 den itibaren çok fazla Pontos’lunun yasadığı İstanbul da da İstanbul Pontos Derneği’nin faaliyetleri sonucu Pontos sorunu büyük boyutlar kazanır[34]
Doğu Pontos
1916 da bölgenin Rus işgaline uğraması Pontos’u ikiye bölmüş ayrılan bölgelerin kaderleri de ayrı yönlerde gelişmiştir Rus ordusu Gomoura'ya geldiğinde ( Trabzon'un doğusunda, Pyxitis suyunun bir kaç kilometre ötesinde bugünkü Yomra) artık Trabzon'un düşmesi kaçınılmazdır Gelişmeleri babası Pontos Parlamento üyesi olan, Pontos kökenli yazar Yorgo Andreadis şöyle anlatır: “Bu [Trabzon’un düşmesi] kesinleştiği için Türk yönetimi Başpiskopos Krisanthos'u ve Rum ileri gelenlerini çağırdı, kenti onların eline teslim etti, kaçma olanağı olmadığı için orada kalan, kentin yoksul Müslümanlarının kaderini de bu insanlara emanet etti Tarihi bir gündü Trabzon valisi Mehmet Cemal Azmi ve Jöntürk hükümetinin Trabzon temsilcisi Ali Rıza, kenti Başpiskopos Krisanthos başkanlığındaki geçici bir yönetime bıraktı Bu geçici yönetim emniyet müdüründen, jandarma komutanından, G Fostiropulos, P Grammatikopulos ve G Kogalidis'ten oluşuyordu Kısa bir devir teslim töreninden sonra, Vali Azmi, Krisanthos'a şöyle dedi: Bu memleketi Rumlardan aldık, şimdi de Rumlara iade ediyoruz O gün, yani 16 Ağustos 1916'da Ruslar Trabzon'a girdiklerinde, karşılarında bir Türk yönetimi değil, Rum yönetimi buldu İş bu kadarla da kalmadı Trabzon ve çevresindeki köylerde yaşayan tüm Hıristiyanlar gözyaşları içinde sokaklara dökülmüştü, yüzyıllardan beri besledikleri bir düş artık gerçekleşmişti Başpiskopos Krisanthos 24 saat içinde Rusça dualar Öğrenmiş, Aya Gregori katedralinde, Trabzon'a giren Rus askerleri onuruna bir ayin düzenlemişti Trabzonluların coşkusu o denli büyüktü ki, hepsi devletin kurtarıcıları ile konuşabilmek için bir iki kelime Rusça öğrendi Doğuda Elenizm kutlanırken, Pontus'un batısında durum kötüleşti Rus ordusu herhangi bir direnişle karşılaşmadan Tirebolu yakınlarındaki Harşit (Harsiotis) suyuna kadar ilerledi Sürekli geri çekilen Türk ordusu, burada bir savunma hattı oluşturdu, Ruslar, Ekim Devrimine kadar buraya saplandı kaldı ”[35]
Rus ordusu Doğu Pontos’da kaldığı sürece Hıristiyan nüfusun görece olarak rahat olduğunu söyleyebiliriz buna Khrisanthos’un kişiliği de büyük bir etkendir Khrisanthos, Ortodoks kilisesinin Bizansçı çizgisindedir Rum topluluğunun Türk topluluğuyla işbirliği yaparak barışçıl bir şekilde ilerleyebileceğine ve böyle bir evrimin kaçınılmaz olarak İmparatorluk bünyesinde Rum öğesinin üstünlüğüne yol açacağına inanmaktadır Bu ilkelerden yola çıkarak, göreve seçilir seçilmez, kendi topluluğuna yönelik yoğun bir kültürel gelişme ve Türk yetkililerle iyi geçinme politikası uygulamaya başlar 1914 seferberliği sırasında Trabzon valisi Cemal Azmi Bey'le görüşerek şehrin silah altına alınan Rum halkının, Trabzon'da sivil görevlerde görevlendirilmesini sağlar ve böylece Rus vatandaşlığına geçmiş olan Rumların tehcire uğramasını önler [36]
Doğu Pontos’ta Khrisanthos’un önderliğinde bir Pontos Parlamentosu oluşturulur ve Türklerin geri gelmesine kadar Doğu Pontos yönetimi bu Parlamentonun elindedir “Gürcistan'daki Batum kentinde, Pontus’lular Ulusal Meclisi kuruldu, Pontus'u bağımsız bir devlet olarak ilan eden bu meclisin adı, Pontus Parlamentosuydu Başpiskoposun gölgesi her yerde hazır ve nazırdı Müslüman erkekler korkudan, muhacir olup, kaçıp gittiğinden aileleri ve küçük çocukları ise savunmasız kalmıştır Baş rahip Müslüman çocuklara çorba dağıtan mutfaklar oluşturdu ve ilk kez Müslüman çocukları için belediyeye bağlı bir ilkokul yaptırdı Baş rahip diplomasi yürüterek, geleceğin tüm toplumlarını kapsayacak eşitlikçi bir demokrasi için Pontus'a yeni bir ruh ve yeni politikalar getirmeğe çalıştı”[37] Doğu Pontos’taki bu yarı bağımsız yapı, 1917'de Trabzon Sovyeti’ne katılır
Sovyet Devriminden sonra Rusya’nın Kafkasya cephesinin çökmesinin ardından, batılı müttefiklerin temsilcileri bu bölgede Türk ilerlemesini durduracak bir kuşak oluşturmaya çalışırlar; bu kuşağa kuzeyden güneye doğru Pontus Rumlarının, Gürcülerin, Ermenilerin ve Urmiye Nasturilerinin katılmaları söz konusudur Pontos’un ulusal birliğinin oluşturulmasında başı çeken Khrisantos, müttefiklerin Tiflis’teki girişimlerine fazla bir başarı tanımadığından, 1917 yazında ve bölgenin iç kesimlerindeki köylüleri Rusların bıraktıkları silahlarla donatmaya girişir Silahlı köylülerle Osmanlı ordusunun öncü güçlerini oluşturan Türk çeteleri arasında ilk çatışmalar başlayınca Hrisantos, Vehib Paşa'ya bir heyet göndererek, Türklerin geri dönme koşullarını müzakere etmeye karar verir Bu sırada iç kesimlerde de silahlı Türk ve Rum köyleri arasında bir barış ya da ateşkes anlaşmasına varılmıştır Çatışma alanında bu olaylar Rusya, Yunanistan ve Avrupa'ya dağılmış olan Pontos’lular arasında heyecan uyandırmaktadır
|