Yalnız Mesajı Göster

Tarihi Eserler Ve Yerler

Eski 10-07-2012   #25
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Tarihi Eserler Ve Yerler



İdarî birim adları arasında, şahıs adları dışında altı ad vardır: Bunlardan biri, Ordu bi-ismi Alevî'dir Bu, Hacıemiroğulları ailesinin mensup olduğu cema'atin adıdır Türklerin devlet merkezini Ordu olarak adlandırması geleneğinden gelmektedir Nitekim Taceddinoğulları Beyliğinin merkezi olan ve bugün hâlâ Çarşamba'nın güneyinde varlığını koruyan köyün adı da Ordu'dur[7] Diğer iki birim ise, yine Türk geleneğine dayalı olarak, tabiatın durumunu bildiren Elmalu ve Kıruk-ili adlarıyla tesmiye edilmiştir Sadece üç birim adı ise, yerli halkların daha önce verdiği adlardan gelmektedir: Milas, Hafsamana ve Bolaman
Yer adlarının fâtihlerin adıyla adlandırılması sadece Nâhiye veya bölük adlarıyla sınırlı kalmamış, bölük'ün muhtelif alt grupları değişik yerlerde köyler kurarak, kendi adlarını önce yönetimlerinde bulunan bir kaç aileden oluşan zümreye, sonra da bunların yerleştiği köye veya ekip biçtikleri mezra'aya da ad olarak vermişlerdir 1455 Tarihli Tahrir Defteri'nde bu köy adlarıyla şahıs adlarının özdeşleştiği yüzlerce örnek görmek mümkündür[8] Meselâ, Defter'in bir yerini tesadüfen açalım Karşımıza çıkan Sevdeşlü'nün kaydı aynen şöyledir: "Karye-i Sevdeşlü, yurd-ı evlad-ı Sevdeşlü; eşküncü müsellemlerdir" (s219) Buradan anlaşılan şudur: Köy Sevdeş adındaki bir Türk ve ona mensup olan kişiler tarafından kurulmuştur Bunlar, müsellem adı verilen askerî gruba mensupturlar ve hâlen bu görevi ifa etmektedirler Bu köyün arazisi, fetih hakkı olarak Sevdeşlü oymağının yurdu olmuştur Bu nottan sonra Defter'de yirmi iki aile reisinin adları ve görevleri sayılmıştır Hepsi de müslüman Türk olan bu kişilerden kimisi müsellem kimisi yamaktır Aralarında imam ve şeyhler de vardır Sevdeş adı, bugün hâlâ yaşamaktadır Zira bu köy bugün Aybastı'ya bağlı Alacalar köyünün Sevdeş mahallesi olarak varlığını muhafaza etmektedir
Bunun gibi yüzlerce örnek saymak mümkündür Çünkü 1455 yazımı sırasında, adları zikredilen köylerin sakinleri arasında baba adı söz konusu köyün adıyla aynı olan şahısların hayatta oldukları görülmektedir Mesela Beğmiş oğlu Davud'un Kethüdâlık yaptığı köyün adı Beğmiş-lü'dür Hacı Ahmed oğlu Melik Ahmed'in oturduğu köyün adı Ahmed-lü, Musa Dede oğlu Şeyh Pir dede'nin şeyhlik yaptığı köyün adı Musa-Dede'dir 1455'te yaşayan şahısların veya babalarının adlarının köy adlarıyla özdeşleşmesi olgusu, bu köylerin en fazla bir nesil önce adı geçen kişiler tarafından kurulduğunu ve iskân edildiğini göstermektedir
Hemen hemen fetihten 65-70 yıl sonra yapılan bu Tahrir Defteri'ne kaydedilmiş bulunan aile reislerinden hareketle yapılan hesaplamalara göre, o günkü Ordu Vilayeti'nin nüfusu 6651 müslüman Türk ve 526 Hristiyan Rum ailesinden ibaretti Hristiyanlardan 360 aile, Selçuklular zamanında fethedilmiş olduğunu sandığım Milas (Mesûdiye)'da yaşıyorlardı Burası Canik dağlarının güney yakasında önemli bir kale idi Türklere teslim olarak, zimmi statüsüne girmiş olmaları muhtemeldi Canik yaylalarından sahile ve Fatsa'dan Giresun'a uzanan sahada, yani Orta Karadeniz'in kuzey yakasında ise, sadece altı yerde, Bolaman, Vona, Öksün, Bendehor ve Habsamana kalelerinde hristiyan halka rastlanmakta idi Bunların toplamı 166 hâneden ibaretti Öyle zannediyorum ki, bunlar da fetih sırasında adı geçen kalelere sığınmışlar, fakat dört bir yandan kuşatılmış vaziyette olduklarından ve kurtuluş ümitleri de kalmadığından daha sonra teslim olarak zimmî statüsünde Türk hâkimiyetini benimsemişlerdir Bunların, bölgeye fetihle birlikte yerleşen Türk nüfusuna göre nispetleri son derece düşük olup, sadece % 7,9'dan ibâretti Türk öncesi yerli halkın geriye kalanı, yukarıda bahsettiğim yüz yıllık mücadele sürecinde ve özellikle de son fetih sırasında ya kaçmış ya da savaş meydanında yok olmuştu Türk hakimiyetine giren hristiyanlardan ihtida ederek müslüman olanlar yok denecek kadar azdı Zaten, fetih sırasında ve sonrasında teslim olan ve zimmî statüsüne geçen hristiyanlar, varlıklarını Milli Mücadele dönemine kadar devam ettirmişler ve Yunanistan'daki Türklerle mübadele edilmişlerdi
Semerkand'a giderken 1402'de Ordu bölgesinden geçen İtalyan seyyah Clavijo, bu bölgenin "Erzamir" (Hacıemir) adında bir Türk beyinin elinde olduğunu ve kumandası altında 10000 kişiden oluşan bir süvari ordusu bulunduğunu belirtmektedir Bu rakam, Fâtih döneminde Ordu yöresinde yaşayan müslüman Türklerin aile sayısını gösteren 6651 rakamıyla karşılaştırılırsa, buradan ilgi çekici bir sonuç çıkarılabilir: Öyle ki, Clavijo'nun asker olarak bahsettiği kişilerin, normal aile reislerinden başkaları olmadıkları söylenebilir Çünkü bu iki rakam birbirine yakın gözükmektedir Aradaki fark, öyle zannediyorum ki, Fâtih döneminde Ordu'ya bağlı olan ve İskefsir diye adlandırılan Reşadiye'nin nüfusunun, defterin bu bölümünün ek:-):-):-) olması yüzünden bu nüfusa dahil edilememesinden ve Hacıemiroğulları Beyliğinin Fatsa-Ünye arasında da yerleri olmasından kaynaklanmaktadır Bu yörelerin nüfusu da dahil edildiğinde, hemen hemen Hacıemiroğulları nüfusunun 10000 âileden olustuğu söylenebilir
Bu anlatılanlar çerçevesinde, "Türk milleti ordu-millettir" özdeyişinin tarihî gerçekliğini görmek mümkündür Görüldüğü gibi bölgenin fethi ve iskânı, Türk boy ve oymaklarının, sadece asker nitelikli üyeleri tarafından değil, bütün aile fertlerinin katılımıyla gerçekleştirilmiştir Zaten her aile reisinin asker olarak değerlendirildiği görülmektedir Dolayısıyle Ordu yöresinin fethi, profesyonel orduların bir bölgeyi veya ülkeyi fethetmesine benzememektedir Bu sebeple ben bu türlü fethe, iskân yoluyla vatan edinmek üzere toptan fetih hareketi diyorum Ve öyle zannediyorum ki, yukarıda tarihî belgelere dayanarak açık seçik göstermeye çalıştığımız fetih ve iskân biçimi, Selçuklular döneminde, Anadolu'nun büyük bir bölümünde uygulanmış olan ve bu ülkedeki nüfus ve kültür yapısının temelini oluşturan fetih ve iskân biçimidir Bu hareket Osmanlılar tarafından Batı Anadolu'ya ve Balkanlara doğru devam ettirilmiştir

Alıntı Yaparak Cevapla