Yalnız Mesajı Göster

Tarihi Eserler Ve Yerler

Eski 10-07-2012   #26
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Tarihi Eserler Ve Yerler



İşte Ordu yöresinin tarihi, fetih sonrası bölgede kalan % 7,9'luk yerli hristiyan halkla (526 hâne) nüfusun geriye kalan büyük kesimini oluşturan 6651 hânelik müslüman Türk nüfusun ve daha sonra bu nüfusta meydana gelen değişmelerin tarihi demektir Hristiyanların nüfusu, 1485'te % 5,5'e düşmüştürGerçi bu dönemde Türklerin nüfusunda da azalma vardır Çünkü 1461'de Fâtih Sultan Mehmed tarafından Trabzon İmparatorluğu ortadan kaldırılmış ve bölgenin nüfusu doğuya doğru kaymıştır Ancak bundan sonra Türk nüfus büyük ölçüde arttığı halde, gayrimüslim nüfus önce azalma trendine girmiş, daha sonra çok yavaş bir artışla 1613'lerde, ancak 594 hâneye yükselebilmiştir Bunun da 593 hânesi Mesûdiye'dedir Bir hristiyan hâne de Şemseddin Nâhiyesi’nde yaşamaktadır Bunun dışında bölgede hiç hristiyan nüfus kalmamıştır Türklerin nüfusu ise, 20970 hâneye yükselmiştir Toplam nüfus içinde hristiyanların oranı sadece, % 28'dir[9] Daha açık bir ifâdeyle diyebiliriz ki XVII yüzyıl başında, batıdan doğuya Fatsa-Giresun ve kuzeyden güneye Karadeniz ile Mesûdiye-Reşadiye arasında kalan bölgede, müslüman Türkler dışında hiç bir etnik zümre yoktur
Ancak, XVIII yüzyıldan itibaren, özellikle XIXyüzyılda bölgeye yeni bir hristiyan nüfus akışı başlamıştır Bunlar genellikle şehirlere ya da o zamana kadar boş olan güzlelere yerleşmişlerdir Siyasî amaçla yerleştikleri sezilmektedir Osmanlı Devleti'nin merkezî otoritesi zayıfladıkça bunlar, Türklere karşı harekete geçmeye başlamışlar, bölgede kargaşa çıkartmışlar; bu uygunsuz hareketleri ise onların Milli Mücadele'den sonra Lozan Antlaşmasıyla ülkeden çıkartılmalarına sebep olmuştur
Aile bazında değil fert bazında bir değerlendirme yapacak olursak, Ordu yöresinin yukarıda belirttiğimiz sınırları içinde, genel nüfus 1455 yılında 36855 iken bu rakam 1613'te 72689 olmuştur Nüfus bu dönemde artmıştır ama bölge için önemli bir yoğunluk ifâde etmez Zira bugün aynı bölgenin bazı ilçelerinin sırf merkezdeki nüfusları neredeyse bu rakamlar civarındadır Söz konusu nüfusun diğer bir özelliği de dinamik ve genç bir nüfus oluşudur Evlilik çağına gelmiş fakat henüz evlenmemiş genç erkeklerin toplam nüfus içindeki oranı 1455'te % 9 iken, 1613'te % 40'a çıkmıştır
***
Kla:-):-):-) Osmanlı döneminde bu nüfusun sosyal yapısı, şöyle bir manzara arzediyordu Hemen belirtelim ki, bölgede şehirli yoktu- Çünkü bu dönemlerde söz konusu bölgede şehir denilebilecek bir yer yoktu Bölgenin kaza merkezi olduğu anlaşılan bugünkü Eskipazar’da 1455'te 16 hânelik cemaat-i muhterife denilen iş sahipleri ve zanaatkarlar grubu ile 19 hânelik cemaat-i 'Alevî denilen başka bir grup vardı Bölgeye ilk yerleşen Türkler olduğu anlaşılan bu gruplar maktu bir vergi veriyorlardı Bunlar arasında kadının ve subaşının hizmetkarları da yer alıyordu Ayrıca Eskipazar'da kadîmlik yurtlarında ekip biçerek yaşayan ve vergi vermeyen 47 hâne mevcuttu Otuz yıl sonra bu gruplar kaybolmuştur
Bölgenin yönetimi tımar beylerinin elindeydi Bölgede 1455'te 224 tımar beyi görev yapmaktaydı Bunların yarıya yakınının tımar beyi olmaları dışında özel bir görevleri yoktu Önemli bir kısmı Mesûdiye ve Gölköy kalelerinde dizdâr veya mülâzım olarak görev yapmaktaydılar Bu dönemlerde Gölköy kalesinin en önemli merkez olduğu anlaşılmaktadır Din görevlilerinden de tımar sahibi olanlar vardır Bunlar şeyh, halife, fakîh, baba, pir gibi unvanlara sahiptirler Diğer bir mahallî yönetici grubunu ise, subaşı, dîvânbaşı, Kethüdâ, çeribaşı, tamgacı, müsellem ve korucu gibi görevliler teşkil etmektedir Bunların dışında tımar beylerinin % 20'sini de ağa, çelebi, bey, mir, emir, şah gibi unvanlar taşıyan kişiler oluşturmaktadır 1485'te tımar beylerinin sayısı % 65 oranında artarak 344'te çıkmıştır Gözlenebilen bir başka değişme de, özel görev ve unvanı olmayan tımar beylerinin oranının oldukça yükselmesi ( % 69), kale dizdârlarının ve mülâzımlarının oranında (% 16) küçük bir artışın olması, diğerlerinin ise azalmasıdır Burada Osmanlıların bir beylikten devraldıkları bir bölgeyi kendi standartlarına uydurmak için gerçekleştirdikleri gözlenmektedir
Tımar beylerinin gelir durumlarında tam bir denge olduğu söylenemez 1455'te geliri 1000 akçenin altında olanların oranı %51'dir Sadece % 8'i beş bin akçeden daha fazla dirliğe sahiptir 1485'te ise bin akçe ve daha aşağı dirlik sahibi olan tımar beylerinin oranı % 71'e çıkmış, dört bin akçeden daha fazla gelire sahip tımar beyi ise kalmamıştır
Tımar sahibi yöneticiler dışında Ordu yöresinde yaşayan halkı, vergi mükellefleri, müsellemler, mülk sahipleri, vergi vermeyen fakat bölgede herhangi bir kamu hizmeti gören muhtelif zümreler, düşmüş sipahiler ve sipahizâdeler, yaşlılar ve sakatlar gibi bir takım gruplara ayırmamız mümkündür
Yukarıda da belirttiğimiz gibi, kla:-):-):-) Osmanlı döneminde bölgede şehir hayatı olmadığından halkın tamamının tarımla uğraştığını söyleyebiliriz Ancak bunlardan bir kısmı kendilerine tahsis edilen arazileri işlemek ve devlete vergisini ödemekle yükümlü bulunurken, vergiden muaf olan diğerleri sırf geçimlerini temin etmek gayesiyle tarımla uğraşmak zorundaydılar
Bölgemizde vergi mükellefi çiftçi âilelerinin nisbeti, 1455'te % 64 iken, 1520'den itibaren % 96'lara yükselmiştir Bu değişimde rol oynayan faktörler arasında müsellem denilen askerî grupların ve sayyad denilen avcıların statülerinin değiştirilerek vergi mükellefi kılınmaları da vardır Ancak, bu değişikliğin asıl sebebi, Ordu ve yöresinin, daha önce bölgeyi fethedenlerin oluşturduğu bir beylik idarî yapısından Osmanlı İmparatorluğu'nun merkeziyetçi idaresi altında bir kaza statüsüne dönüştürülmüş olmasıdır İlhaktan hemen sonra sosyal yapıya dokunmayan Osmanlılar, daha sonra çeşitli tedbirler alarak, her yerde olduğu gibi, buraya da tedricen kendi yönetim tarzlarını uygulamışlar ve sosyal yapıyı da yeniden biçimlendirmişlerdir
XV ve XVI yüzyıllarda, Ordu'da tam çiftliğe sahip olanların sayısı, 1455'te bir iken 1613'te ancak 14 olabilmiştir Genelde halkın küçük bir kesimi yarım çiftliğe, geriye kalan büyük bölümü ise yarım çiftlikten daha küçük toprak parçalarına sahiptir Toprağın, halka küçük parçalar halinde dağıtılmasının, arazinin çok engebeli olması dolayısıyla, tarımın hayvan gücünden çok insan emeğiyle gerçekleştirilmesi zorunluluğundan kaynaklandığı söylenebilir
Ellerindeki toprağın büyüklüğüne göre çift, nîm ya da bennak denilen, tarımla geçinen ve vergi veren bu gruplar arasında, başka işlerle meşgul olanlar; meselâ imamlar, şeyhler, fakîhler, câmi mimarları, kale hizmetkârları, terziler, çul dokuyucular, bakırcılar, demirciler, semerciler, hallâclar, yaycılar, zurnacılar vardır Bunlar aynı zamanda çiftcilik yapan ve vergi veren meslek sahipleridir Bunların dışında vergiden muaf tutulmuş meslek sahipleri de vardır ki, onları ayrıca göreceğiz
Vergi vermeyen bu gruplardan birisi, müsellemler'di Bunlar harp zamanı sefere katılan, diğer zamanlar topraklarında ekip biçen kişilerdi Sırayla sefere giderlerdi Geride kalanlar, gidenlere yamak olur ve onlara harçlık vermekle yükümlü bulunurlardı Bunların Ordu bölgesinde toplam nüfus içindeki oranları 1455-1613 yılları arasında %10 - % 24 arasında değişmiştir Bu artışın sebepleri arasında zâviyedârların cocuklarının da müsellem yazılmaları vardır Bu her iki grup da bölgeyi feth edenlerden müteşekkildi Çünkü Tahrir Defterleri’nde müsellemlerin, "tutageldikleri kadîmlik yurtlarıyla eşer eşküncü" oldukları belirtilmektedir Bu ifâdelerden fetihden beri bu görevle yükümlü bulundukları anlaşılmaktadır Şeyh denen zâviyedârların da bölgenin iskânı ve Türkleştirilmesinde oynadıklan rol bilinmektedir Stratejik mevkilere kurulan ve genelde vakıflarla desteklenen zaviyeler, geleni gideni ağırlayan misafirhaneler, haberleşme merkezleri ve kültür evleri olarak hizmet görmüşlerdir Buraların kurucusu olan şeyhlerin yatır haline gelen mezarları halk tarafından bugün bile ziyaret edilen kutsal mekanlar olarak varlıklarını sürdürmektedirler Halkın her yıl şölenler düzenlediği, Ulubey'in Şeyhler köyündeki, köye adını veren Şeyh Abdullah ve Kabataş Kuzköy'deki Şît Abdal türbeleri bunlardan sadece ikisidir Arşiv kayıtlarına ve bölge üzerinde yapılan folklor araştırmalarına göre fetihten XIX-yüzyıla kadar elliye yakın zaviye Ordu yöresinde görev yapmıştır[10]
1455'te Ordu yöresinde halkın % 1'ini mâlikâne sahipleri oluşturuyordu Bu mâlikâneler, Osmanlı öncesinden kalma ağa, bey, çelebi, paşa ve hatun diye adlandırılan kişilerin oluşturduğu aristokrasinin elinde bulunuyordu Fakat zamanla Osmanlılar bunların elindeki mülkleri çok çeşitli tedbirlerle ya tımara dönüştürerek ya da vakıflaştırarak kendi sistemlerine uydurmuşlardır Satın alınarak ya da başka yollarla devletleştirilen mâlikânelerin gelirleri, derbendci ve köprücü gibi kamu görevi gören kişilere tahsis edilmiştir 1613'lerde eski sahiplerinin nesli elinde kalan mâlikâne sayısı son derece azdır
Ordu bölgesinde vergiden muaf olan diğer gruplar arasında, arşiv kayıtlarında kendilerine çok seyrek rastlanan kadı, müderris ve muhassil gibi görevliler, aralarında okçu, kemanger, neccâr, kürekçi, demirci, marangoz gibi ihtisas sahiplerinin de bulunduğu ve özellikle Mesûdiye ve Gölköy kalelerinde görev yapan kale erenleri, saray için zağanos, şahin ve çakır tutan ve sayyâdân denilen kuşçular, demir ocaklarında çalışan ve küreci denilen madenciler ve ırgadları vardır

Alıntı Yaparak Cevapla