|
Prof. Dr. Sinsi
|
Mezopotamya Uygarlıkları - Yazı Öncesi Dönemden Sümerlere - Mezopotamya Uygarlığı
Sümerler
Sümerler,
M Ö 3500 - M Ö 2000 yılları arasında Mezopotamya'da yaşamışlardır Genetikçi Cavalli-Sforza,
Mezopotamya, Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nden Basra Körfezine kadar uzanan Fırat Nehri ve Dicle Nehri arasında kalan bölgenin ilk çağdaki adıdır
Kuveyt lilerin genetiksel açıdan Sümerlerle ilişkili olabileceğini iddia etmiştir
DEVLETİN ADI: Kuveyt
BAŞŞEHRİ: Kuveyt
YÜZÖLÇÜMÜ: 17 818 km2
NÜFUSU: 1 190 000
RESMİ DİLİ: Arapça
DİNİ: Müslümanlık
PARA BİRİMİ: Kuveyt Dinarı
Basra Körfezinin üst kısmında 17 818 km2lik bir alanı kaplayan bağımsız bir Arap devleti Kuzeyinde ve batısında Irak, doğusunda Basra Körfezi, güneyinde Suudi Arabistan bulunur
Târihi
On sekizinci yüzyıl başlarında, Arabistan Yarımadasının iç bölgelerindeki Anizah kabilesinden birçok âilenin göçebelikten vazgeçip, Basra Körfezi kıy
  Detaylı bilgi için linke tıklayınız
Ortadoğu'nun tahıl tarımının ve evcilleştirilmiş hayvanlarının insanlık tarihinde özel bir yeri vardır; çünkü ilk uygarlık onların yol açtığı yaşam biçiminden doğmuştur Dünyanın en eski uygarlığı,
Başlığında "Ortadoğu" kavramı bulunan çalışmalara bakıldığında ilk fark edilecek husus, bu kavramın kapsamının birbirinden farklı olduğu ve her bir çalışmaya göre genişleyip daralmış olmasıdır Bunun içindir ki Ortadoğu ile ilgili bütün çalışmalar öncelikle bu kavramın içeriğinin belirlenmesi ve kapsamına nerelerin alındığının gösterilmesiyle başlamaktadır
Dicle ve
Dicle ulu ırmak anlamına gelir
Dicle (ilçe)
Dicle Nehri
Fırat nehirlerinin aşağı kıvrımları boyunca
akarsu ismi
Fırat ile ilgili diğer başlıklar:
Fırat Nehri
Fırat Üniversitesi
Basra Körfezi 'ne kadar dayanan düz lığ (alüvyon) ovası üzerinde uzanan Sümer ülkesinde doğdu Sümer topraklarını yaratmış olan ve her yıl yenilenen ırmak milinden bol ürün alınabilmesi için ilkel tarım tekniklerinin kökten değiştirilmesi gerekti
Ortadoğu'nun ormanlık tepelerine, yaz başlarında, gelişen ekinlere hasat zamanına dek yetecek kadar yağmur yağıyordu Ama yaz boyunca hemen hiç yağmur düşmeyen daha güneyde durum farklıydı Böyle olunca, hasat ancak ırmak sularının ekinleri sulamak üzere tarlalara getirilmesiyle güvence altına alınabilirdi Ne var ki, sulama kanallarının, setlerin yapımı ve bakımı yüzlerce, dahası binlerce kişinin birlikte çalışmasını ve ilk çiftçi topluluklarda görülenden çok daha sıkı bir toplumsal disiplini gerektirdi Neolitik köylerde, olasılıkla küçük biyolojik aile sıradan çalışma topluluğunu oluşturmuştu
Her bir aile, olağan durumlarda, kendi ekin tarlasının ya da tarlalarının ürününü tüketti; belki törensel, dinsel fırsatlar dışında ise, çok sayıda kimsenin örgütlü işbirliğine gereksinim duyulmadı Başlıca farklılaşmalar, yaş grupları arasında ve kadınla erkek türleri arasında olduğu için, herkes aynı derecede özgürdü ve herkes aynı derecede havaların kararsızlığının kölesiydi Bu basit toplumsal yapı, ırmak kıyısı ortamında kökten değişti Irmak sularının denetlenmesi işinin büyük ölçüde insan çabasını gereksinmesi, halkın çoğunluğunun emeğinin bir tür seçkin yöneticiler tarafından yönetilmesini gerektirdi
Bir seçkin yönetici sınıfının nasıl doğduğu belli değil Bir topluluğun bir başka topluluğu fethedişi, toplumu efendilerle hizmetçiler, işleri yönetenlerle yönetilenler olarak bölmüş olabilir Öte yandan, insan toplumundaki özel yerlerinin çok eskilere dayandığı bilinen doğaüstü uzmanları gittikçe gelişen bir görevsel uzmanlaşma sürecini başlatmış olabilir Daha sonraki dönemlerin Mezopotamya mitoslarında, tanrıların insanları, eksiksiz donatılmış tanrı evinin, yani tapınağın yiyecek, giyecek ve öteki gereksinimlerini karşılamaları için yarattıkları anlatılır Böylece tanrılar üretme sıkıntısına girmeksizin gereksinimlerini karşılamış olacaklardır
Bu düşüncelerin nasıl uygulamaya konulduğu konusunda da biraz bilgimiz var Örneğin Lagaş'ta bir yazı, kentin topraklarını, sahiplerinin tanrıya ödeyecekleri payların türüne göre üç bölüme ayırır Büyük bir olasılıkla, tanrıya en ağır payları ödeyen çiftçilerin ellerinde, geriye kendilerine yetmeyecek kadar az şey kalıyordu; ki bu durum onları, yılın bir bölümünde tanrı adına çalışmak, demek ki sulama kuruluşlarında ya da rahiplerce planlanan öteki işlerde işlemek zorunda bıraktı Bu yolla, çiftçilerin tapınağa verdikleri tahılın ve öteki tarımsal ürünlerin bir bölümü, tanrının özel hizmetçilerinin, yani rahiplerin yönetimi altında yürütülen işlerde çalışanlara karşılık olarak ödendi
Böyle bir sistemin, büyük projeleri gerçekleştirecek binlerce insanın emeğinin bir araya getirilmesine olanak verdiği anlaşılıyor Bu sistem aynı zamanda, tüm becerilerini tanrıyı hoşnut edebilecek bir lüks ve tantanayla beslemek, giydirmek, eğlendirmek ve ona tapınılmasını sağlamak yolunda kullanan çok çeşitli sanatçıların -dansçıların, şarkıcıların, sarrafların, aşçıların, doğramacıların, giysicilerin- uzmanlaşmasına da olanak verdi Bu uzmanlar, artık zamanlarını yiyeceklerini üretmek için harcamak zorunda olmadıklarından, insanların o zamana değin ulaşabildiğinden çok daha yüksek becerilere ve bilgilere sahip olabildiler
Böylece uygarlık, Dicle-Fırat Vadisi'nin aşağı bölgelerinde ilk yerleşimlerin görüldüğü İ Ö 4000 dolaylarından, çağımız bilginlerince okunabilen, Sümer kültürünün toplumsal ve düşünsel yönlerini yer yer aydınlatmaya başlayan yazılı kayıtların görüldüğü İ Ö 3000 yıllarına dek, bin yıl gibi kısa bir süre içinde ortaya çıkmış oldu
Ek bilgi
==Kökenleri==
BASRA KÖRFEZİ Hint Okyanusunun Arabistan Yarımadası ve İran arasındaki girintisi Doğusunda İran, kuzeybatıda Irak ve Kuveyt, batısında Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri bulunur Dicle ve Fırat nehirleri birleşerek Şattülarab adıyla körfezin kuzey ucundan denize dökülür Körfez, kuzey-güney doğrultusunda Şattülarab'ın döküldüğü yerden Hürmüz Boğazına kadar uzanır Buradan Umman Denizine ve oradan da Hint Okyanusuna bağlanır Yüzölçümü 236 800 km2, o
Mezopotamya 'nın yerli halklarından değildi, sümerologların okuduğu tabletlere göre halkın bir bölümünün
Mezopotamya, Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nden Basra Körfezine kadar uzanan Fırat Nehri ve Dicle Nehri arasında kalan bölgenin ilk çağdaki adıdır
Orta Asya 'dan diğer bir bölümünün ise Doğu'dan
Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Tacikistan, Afganistan, Çin'in bir kısmı (Doğu Türkistan), Rusya ve Pakistan'ın bir kısmından oluşan bölge ve bölgeyi tanımlamak için kullanılan coğrafi terim
Dilmun denilen bir ülkeden geldiği söyleniyor, Atatürk'ün
Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu, 1881 - 1938 yılları arasında yaşamış ulusal önder 1881 yılında Selanik'te Kocakasım Mahallesi, Islâhhâne Caddesi'ndeki üç katlı pembe evde doğdu Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım'dır Baba tarafından dedesi Hafız Ahmet Efendi 14-15 yüzyıllarda Konya ve Aydın'dan Makedonya'ya yerleşti
Türk Tarih Tezi 'nde Sümerlerin M Ö 3500 yıllarında Orta Asya'dan
Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Tacikistan, Afganistan, Çin'in bir kısmı (Doğu Türkistan), Rusya ve Pakistan'ın bir kısmından oluşan bölge ve bölgeyi tanımlamak için kullanılan coğrafi terim
göç ettikleri ileri sürülür
Göç Alm Wanderung, Aus- Ein-wanderung (f), Fr Émigration, İmmigration (f), Exode (m), İng Migration Dini, iktisadi, siyasi, sosyal ve diğer sebeplerle insan topluluklarının bir yerden bir başka yere gitmesi Hicret Ferdi sebep ve maksatlarla yer değiştirmeye ve bu esnada nakledilen eşyaların hepsine de göç denmektedir Ayrıca kuşların, balıkların ve bazı hayvan türlerinin, belli mevsimlerde dünyanın çeşitli yerlerine gitmeleri de göç adıyla anılır
Tabletlerden okunduğu ve mitolojilerinden anlaşıldığı kadarıyla şimdilik bilinen, '''Sümerler'''in o zaman Mezopotamya'da bulunan
Mezopotamya, Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nden Basra Körfezine kadar uzanan Fırat Nehri ve Dicle Nehri arasında kalan bölgenin ilk çağdaki adıdır
Sami kökenli halklardan olmadıkları ve kuzeyden dağlık yörelerden geldikleridir
Bazı antropologlar; yaptıkları incelemelerde Önasya’da elde ettikleri buluntulardan, Sümer,
yüksek yüce
Kut ,
talih uğur baht
  Detaylı bilgi için linke tıklayınız
Elam ve Hurri toplulukların Ural-Altay kavimlerinden özellikle atlı göçebe '''Türk''' unsurlar olabileceği kanaatine varmıştır Eski Önasya Tarihi uzmanı
Hemmel , '''Sümerler'''i tamamıyla '''Türk''' kavmi olarak kabul etmektedir Orta Asya’dan 4500-5000 yıllarında gelen '''
Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Tacikistan, Afganistan, Çin'in bir kısmı (Doğu Türkistan), Rusya ve Pakistan'ın bir kısmından oluşan bölge ve bölgeyi tanımlamak için kullanılan coğrafi terim
Türkler '''in '''Sümerler'''i oluşturduğunu ileri sürer
Türk kelimesinin aslı "türümek" fiilinden gelmektedir Bu fiilden türetilmiş, kişi ve insan anlamında "türük" ve nihayet hece düşmesiyle "Türk" kelimesi ortaya çıkmıştır Nitekim Anadolu'da bir kısım göçebeler de yürümekten "yürük" adını almışlardır Türk kelimesi, ayrıca, çeşitli kaynaklarda; "töre sahibi, olgun kimse, güçlü, terk edilmiş, usta demirci ve deniz kıyısında oturan adam" manalarında kullanılmaktadır
Sümerce ’deki 350 kelimenin '''
Sümerce, Sümerlerin Güney Mezopotamya'da M Ö 4 binyıldan itibaren konuştukları dildir Bilinen ilk yazılı dildir M Ö 2000 yıllarında Akadca bölgede konuşma dili olarak Sümercenin yerini almış, Sümerce ise bilimsel ve dinsel bir dil olarak M S 1 yy'a kadar varlığını sürdürmüştür
Türkçe ''' olduğu savunur Prof Dr Osman Nedim Tuna da ''Sümer ve Türk Dillerinin Tarihi İlgisi ile Türk Dilinin Yaşı Meselesi'' adlı eserinde 165 adet Sümerce sözün Türkçe denklerini anlamlarıyla beraber göstermiştir
Rus arkeolosijinin atası arkeolog Nikolsky şunları söyler: "Sümerlerin ana vatanı
Türkçe, diğer Türk dilleriyle birlikte Altay dil ailesinin bir kolunu oluşturur Bu ailenin diğer üyeleri Moğolca, Mançu-Tunguzca ve Korecedir Japoncanın Altay dil ailesinin bir üyesi olup olmadığı konusu tartışılmaktadır
Aşkabad kentinin yakınındadır Bu ülkenin kurganlarından arkeologlar taş, gümüş ve kilden yapılmış eşyaları bulmuşlardır ki bunlar, Mezopotamya'nın güneyindeki Sümer kurganlarındakilere çok benzerler Bütün bunlar şu düşünceye getirir ki, Sümerler büyük bir ihtimalle bu günkü
Mezopotamya, Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nden Basra Körfezine kadar uzanan Fırat Nehri ve Dicle Nehri arasında kalan bölgenin ilk çağdaki adıdır
Türkmenistan 'dan Mezopotamya'ya varmışlardır Bu iki uygarlığın son analizi onların arasındaki birçok ortaklıkları göstermektedir Sümerlerin baş Tanrıları olan
Türkmenistan Cumhuriyeti Orta Asya’da bulunan bir Türk Devleti Kuzeyinde Kazakistan, doğusunda Özbekistan, güneyinde İran ve Afganistan, batısında Hazar Gölü yer alır
En-Lil
Begmyrat Gerey, 5000 Yıllık Sümer-Türkmen Bağları, 1 Basım, İst : IQ Kültür Sanat Yayıncılık, 2004, Arka kapak
Bilim
Yerleştiklerinde çanak- çömlek yapmayı ve madenleri işlemeyi biliyorlardı Aşağı Mezopotamya'da
Mezopotamya, Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nden Basra Körfezine kadar uzanan Fırat Nehri ve Dicle Nehri arasında kalan bölgenin ilk çağdaki adıdır
Dicle ve
Dicle ulu ırmak anlamına gelir
Dicle (ilçe)
Dicle Nehri
Fırat nehirleri kıyısında
akarsu ismi
Fırat ile ilgili diğer başlıklar:
Fırat Nehri
Fırat Üniversitesi
Uruk ,
nesil kuşak soy
Lagaş , Eridu, Ur,
Onco, tumour
Kiş gibi kent devletleri kurdular Gelişmiş bir yapı tekniği kullanıyorlardı Yerleştikleri kesimlerde muazzam bir sulama sistemi kurup, kanallar, barajlar ve bentlerle hem seli önleyip bataklıkları kuruttular hem de düzenli sulamaya dayalı bir tarım geliştirdiler Tekerleği de icat eden bu toplum tarlaları, öküzlerin çektiği sabanlarla sürüyorlardı
60 rakamına dayanan seksajismal
İlk yazıyı M Ö 2500 yıllarında '''Sümerler''' buldular İlk yazıları şekiller üzerine kurulu yani her varlık ve olay için bir şekil kullandılar Çivi yazısı işaretleri geçmişteki bir resim yazısına dayanır Bir kavramı ifade eden işaretlere ideogram adı verilir
Toplum Yapısı
Devlet kentlerden oluşmuştu ve her kent surlarla çevrili idi Kent içinde yüksek bir tepeye yapılan tapınak bulunurdu ki bu sosyal yaşamın merkezini oluşturmaktaydı
Başlangıçta Anaerkil bir toplum yapısına sahiptiler İşbölümünün derinleşmişti;1 sınıfı din adamları ve askerler 2 sınıfı halk 3 sınıfı ise kölelerin oluşturduğu bir sınıflama yapıldı Sürekli savaşlar sonucunda köle edinilmesiyle sağlandı buda halktan her insan'ın kolayca köle edinebilmesini sağladı M Ö 3000-2500 yıllarında yüksek ruhbanlardan oluşan egemen sınıfları dinsel yapıya sahip kent devletlerinin yöneticileri olarak ortaya çıktılar Bu kral-rahipler dinsel ve siyasal işleri yürütürlerdi Bir kentin baş rahip aynı zamanda o kentin başkanıydı
=dermen
, hissedilen her nesnenin bir Tanrısı vardı ve insan görünümündeydiler, fakat insanüstü güçleri olan ölümsüz varlıklardı Tanrılar, insanlara ne istediklerini bildirmez Ancak insanlar onlara, kendilerinden istenileni sorarak öğrenebilirdi
'''Sümer''' mitolojisinin en önemlilerinden biri Gılgamış Destanı'nda da adları geçen tanrılardan başlıcaları şunlardır:
Anu : Gök tanrısı, önceleri baş tanrıyken sonra yerini hava tanrısı Enlil almıştır
Enlil : Hava tanrısı, tanrıların babası, tapınağı Ekur Nippur kentindeydi
Enki : Bilgelik tanrısı
Nimmah ( Ninhursag): Ulu hanım, ana-tanrıça
Nanna (Sin): Ay tanrısı
Utu ( Şamaş): Güneş tanrısı, ay tanrısı Nanna'nın oğlu
İnanna ( İştar): Aşk ve Bereket Tanrıçası
İlk defa Akadlar tarafından içten çökertildi ve bundan sonra bir daha eski haline gelemedi; M Ö 2000'li yıllardan sonra uygarlıkları bağımsız kimlikleriyle yaşayamadı Ardından gelen Akad ve Babil uygarlıkları çoğunlukla '''Sümerler'''in izlerini taşıdılar Kendilerine özgü dilleri ve çivi yazıları uzun süre yaşadı Sümer inanışları ve mitolojisi de Fenike - Yunan - Roma bağlantısıyla günümüze dek ulaştı Şu an Dünyamızda kullanılan İncil, Tevrat ve Kur'an da da '''Sümer''' inanış ve felsefesinin izlerine rastlandığını iddia edenler vardır (bkz Muazzez İlmiye Çığ)
|