Yalnız Mesajı Göster

Hikayesi Olan Türküler Nelerdir? Hikayesi Olan Türküler Hangileridir?

Eski 09-11-2012   #4
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Hikayesi Olan Türküler Nelerdir? Hikayesi Olan Türküler Hangileridir?



İşte ben böyle eski günleri yaşarken beklediğim telefon geldi Arayan Sadık Karaca idi Buluşma gününü bildirdi Buluşma yerimiz Bayrampaşa Otogarıydı Kavlimize göre ben saat 15 00 sularında otogarda olacaktım Dediğimiz gibi oldu

Sadık'ı 1966 yılından bu yana hiç görmemiştim Ben tanıyamazdım ama o beni tanır diye düşünüyordum Otobüste giderken Çengel'in yalnız gecelerinde günlük tutmadığıma hayıflandım Öğrencilerimle yaşadığım hatıralarımı günü gününe yazsaydım ne kadar güzel olurdu dedim Gerçekten de yazılı olmayan her hatıra zaman denilen ırmakta kaybolup gidiyordu Şimdiki aklım olsaydı neler yapmazdım Çengel'de Yörenin bütün folklor ürünlerini derlerdim Hiçbir derleme yapmadım Çengel'de Çünkü aklımız ermiyordu O zamanlarımın boşa geçmesini hayatımın yaşanmamış günleri olarak kabul ediyorum Kastamonu özellikle Azdavay, Pınarbaşı hiç el değmeyen yörelerimizdendi Kim bilir neler çıkardı Ama geçmişi geri getirmek mümkün değil Onlar hep geride kaldı Ama hiç olmazsa "Çengel Gecelerinde Bodrum Hâkimi" ortaya çıktı İşte o en büyük avuntu kaynağı oldu benim için, diyerek kendimi teselli ettim

Bu düşüncelerle Bayrampaşa Otogarına indim İner inmez çocuklar hemen tanıdı Ağzım alışmış çocuklar demeye Hâlbuki hepsi de saçlı sakallı kocaman adam olmuşlar 1965 yılında 8–10 yaşında olan çocuk, 35 yıl sonra kaç yaşında olur varın siz hesap edin

Sadık Karaca, Niyazi Şen ve bir öğrencim daha vardı karşılamaya gelenlerin için- de Adını hatırlayamıyorum Çocuklarla sarmaş dolaş olduk Ana özlemiyle kucaklaştık Sevinç gözyaşlarımız aktı Ağlıyorduk Neden ağlıyorduk Doğrusu, nedene, niçine cevap vermek çok zordu

Sadık Karaca "Hocam hiç değişmemişsiniz Sadece saçlarınız beyazlanmış" dedi Takıldım Sadık'a Kuzgun yavrusuna hep "Appağım yavrum appağım" dermiş, sizinki de kuzgunun hesabına döndü Niyazi Sadık'ı destekledi "Hocam Sadık doğru söylüyor"

Kavuşma seremonisinden sonra eşyalarımı arabaya koyarak Küçük Çekmeceye doğru hareket ettik Buluşma vakti akşamdı Sadık'ı lokantasına bıraktıktan sonra Niyazilere gittik

Akşam denilen saatte lokantada buluştuk Ben içeriye girince bütün öğrencilerim ayağa kalktı Hayli kalabalıktı Beni öğretmen masasına oturttular Yoklama yapıldı Yoklamadan sonra numara sırasıyla herkes benimle ilgili hatırasını anlattı Gözlerim dolu dolu çocukları dinledim Sahneye koyduğumuz piyesler, Cumhuriyet Bayramı kutlamaları, okul bahçesini ağaçlandırmamız, voleybol sahası yapmamız anlatıldı Mutluluk gözyaşları sel oldu aktı

Bu bir sevda değildi Aşığın maşukuna kavuşması hiç değildi Bu başka bir kavuşma Yıllarca biriken özlemlerin bileşimiydi Evet, adını koyamadığım duyguların bileşimiydi bu

Bana bağlama çaldırttılar Ben çalarken Mahir Kuru gözlerinden siyim siyim döküyordu 8 Süleyman, 9 Süleyman, Mustafa Kuru da gelmişti Mustafa Kuru Muhtar Papazın oğlu, Mahir Kuru'nun da babasıydı Çengel'deyken çok samimiydik Hayli yaşlanmıştı Yanıma oturdu ve de hiç ayrılmadı

Çaldık söyledik Ayrılık saati geldiğinde Mahir Kuru hâlâ ağlıyordu Ağlamak da güzeldi Hele böyle bir günde daha da güzeldi Kısaca o gece Kerime Nadir'in romanı gibi; "Ömrümün Tek Gecesi" oldu O gece anlatılamazdı Evet, doğru söylüyorum anlatılamazdı Yaşamak gerekirdi Hayatımda yaşamadığım mutlulukların sevinci vardı gözlerimde Bitmesini istemediğim dakikalar su gibi akıp gitti Tanrı'ya şükür ki böyle bir geceyi yaşattı bana Minnettarım

"Çengel Gecelerinde Bodrum Hâkimi" yazısının yaşattığı güzellikler bununla da bitmedi Bu yaşadığım güzellikler kışındı Aynı yılın yazında tatil için Antalya'ya gittik Kemer Bel dibi'nde bir otelde kalıyorduk Antalya Radyosunda Prodüktör dostum Hüseyin Aslangiray'ı ziyaret ettim Çok mutlu oldu Hasret giderdik Kendi yaptığı canlı yayın programına katılmamı istedi Memnuniyetle dedim Belirlenen gün ve saatte Antalya Radyosunda Hüseyin Aslangiray'ın programına konuk oldum Konumuz kültür, araştırma, folklor vb idi Kısaca kendimi tanıttıktan sonra, spiker hangi araştırmanın daha çok etkilediğini, iz bırakanın hangisi olduğunu, nasıl başladığını, geliştiğini sordu Araştırmacılığımın Düziçi İlk Öğretmen Okulundan, Köy Enstitüsü bulaşığı olduğumdan kaynaklandığını, en etkileyici araştırmamın da "Bodrum Hâkim" olduğunu, yaşadığım hatıraları da program akışı içinde özetledim Halk Edebiyatımızdaki turna motifiyle ilgili de bir araştırma yaptığımı, ilginç hatıralar yaşadığımı anlattım Anlatırken Prodüktör Hüseyin Aslangiray kulaklıkla; "Hocam sizinle görüşmek isteyen iki dinleyici var Telefonlarını alsak programdan sonra görüşür müsünüz" dedi Elbette görüşürüm cevabını verdim

Programı alnımızın akıyla bitirdik Çayımızı yudumlarken Hüseyin Aslangiray, Kadirli’ li Antalya'da bir dershanede öğretmenlik yapan Ali Göloğlu adlı dinleyiciyi bağlattı Sn Göloğlu benim öğretmen okulundan arkadaşım İsmail Göloğlu'nun yiyeni imiş Kültürel değerlere sahip çıktığımız için teşekkür ediyor, tanışmak için de evine davet ediyordu Eve gelemeyeceğimizi söyledim "O zaman biz kaldığınız otele gelelim, kabul eder misiniz” dedi Memnuniyetle diyerek, saat 16 00–17 00 sularında otelde olacağımızı söyledim Otelin adresini ve telefonunu verdim

Program esnasında bizi arayan öbür dinleyiciye de telefonla ulaştık Tanışmak istediğini, kuş ve hayvan portreleri yapan bir ressam olduğunu, özellikle turna portreleri yaptığını söyledi Tanışmak istiyordu Aynı gün saat 13 30 da Antalya Radyosunda buluşmak üzere randevulaştık Ressam dinleyicimiz verilen saatte radyoya geldi Uzun uzun sohbet ettik Yaptığı portrelerden 12 tane de bana armağan etti Tablolar müthişti Turna ve Kangal köpeklerinin portreleri harikaydı Canlı gibiydi Hüseyin'e; işte bu güzellikler parayla

pulla satın alınacak cinsten değil Hüseyinciğim, güzellikleri sizin sayenizde yaşadık, diyerek yapılan işin önemini vurguladım

Öğle yemeğinde, Antalya Radyosunda Prodüktör Saffet Uysal Bodrum Hâkim ile ilgili bir kitabın Antalya'da Simge Kitap Evi tarafından yayımlandığını söyledi Yemekten sonra doğru kitap evine gittik Hüseyin Aslangiray beni yetkililerle tanıştırdı Programı dinledikleri için sesimi tanıdılar Kitap evi sahibi "Bodrum Hâkimini” armağan etti

Yazarı, Belkıs Öztin Koparanoğlu adında bir edebiyat öğretmeni Yazarın babası Hâkim Hanımın yanında kâtip olarak çalışmış Kitabı da babasının vasiyetini yerine getirmek için kaleme almış Kapağa da Hâkim Hanımın güzel bir resmini koymuş

Kitaba sahip olduğum için çok sevinçliydim Kısa zamanda okumak kaydıyla çan-tama koydum Kitabın yayımlandığından yeni haberim olduğu için hayıflandım Çünkü "Bodrum Hâkim" benim için önemliydi Hâkim Hanımın intihar sebebi çözülmemişti İntihar sebebinin çözüleceği düşüncesiyle ayrıldık kitap evinden

Benimle tanışmak isteyen ikinci dinleyici Ali Göloğlu'na, saat 16 00–17 00 civarında otelde olacağımızı söylemiştik Ama Antalya'da ha şurası, ha burası derken geciktik Saat 17 00 civarında misafirlerin gelip gelmediklerini öğrenmek için oteli aradım Görevli takriben bir saat bekleyip gittiklerini söyleyince beynimden vurulmuşa döndüm Bu kadar erken geleceklerini hiç düşünmemiştim Hemen adıyla rehberden telefonuna ulaşmak istedim Radyoda görüştüğümüz telefon adına kayıtlı değilmiş

Kendimi kültür aşkıyla yanıp kavrulan dinleyiciye affettirmek için çareler arıyordum ki: Prodüktör Hüseyin Aslangiray geldi aklıma Hüseyin'i aradım Hüseyin; "Sarı kâğıtlara yazarak duvara yapıştırmıştım Vallahi hocam, siz görüştükten sonra dürdüm büktüm her ikisini de çöpe attım Çocuklar Bodrum'a tatile gitmek için arabanın için de beni bekliyorlar" dedi Yapacak hiçbir şey yoktu Umutlarım suya düştü Kendi kendime, hep verdiğin sözleri yerine getirmekten başına bin türlü belâ geldi, ama bu sözünü yerine getiremedin, yazıklar olsun Halil Atılgan dedim içimden Verdiğim sözü yerine getiremediğim için kendime saygısızlık yaptığımı düşündüm

Aradan takriben bir saat geçmişti Biz de Beldibi'ne gitmek için hazırlanıyorduk ki: Eşimin cep telefonu çaldı Arayan Hüseyin Aslangiray'dı Hayırdır Hüseyinciğim dedim"Hocam sizinle telefonla görüştükten sonra radyoya uğradım Mesainin bitmesine rağmen telefonları bulmak için bütün çöp kutularını karıştırdım Telefonu buldum Kâğıt kaleminiz varsa hemen yazdırayım" dedi Dona kaldım Kurşun yesem bir damla kanım akmazdı Zahmet etmişsin filân da diyemedim Çünkü bu zahmetten öte bir şeydi Kişiye duyulan en büyük saygı, boğulan birini kurtarmak gibiydi Hüseyin'e, benim için fedakârlık ancak böyle olabilirdi Sen fedakârlıkların en yücesini yaptın Bu teşekkürle ödenmez Ben de sana teşekkür etmiyorum dedim

Hüseyin Aslangiray müthiş bir dostluk örneği sergilemiş, fedakârlığın en güzelini yapmış, sonra da çocuklarıyla birlikte tatile gitmişti Sevgili Hüseyin bu zamanda, böyle insanların hâlâ bulunduğunu kanıtladı Varolasın Hüseyin Kadirşinas, vefakâr dost

Tanışmak isteyen Ali Göloğlu'nu hemen aradım Defalarca özür diledim Bir son-raki günde evine konuk olduk Kahvesini içerek kendimizi affettirmeye çalıştık Nasıl da mutlu oldu İnsanları mutlu etmek ne kadar güzel dedim Keşke herkes Yunus gibi, Hacı Bektaşi Velî gibi olsa diye düşündüm Ne demiş Hünkâr: "İncinsen de incitme"

“Aşk meydanı bu meydan / Can-dostun, can erindir
Yücelerin katında / Aşkı bilenlerindir "

“Gönül bu Hak yapısıdır / Aşk ve birlik tapusudur
İyi bil cümle âlemi / Doğruluk dost kapısıdır"

Hacı Bektaşi Veli’nin, düşüncesini uygulamak oldukça zor bu zamanda Zira hatır yerini satıra, gönül yerini katıra bıraktı

Ali Göloğlu'nu mutlu etmenin sevinciyle Beldibi'ne döndük Başladığım Bodrum Hâkimini bir an önce bitirmeliydim Kaldığım yerden devam ettim Yudum yudum okuyor, önemli yerlerin altını çiziyordum Okudukça Hâkim Hanımın intihar etmesinin esrarı da çözülüyordu 31 sayfadaki satırlar çok önemliydi

"Bodrum'a kış iyiden iyiye gelmişti Hemen hemen her gün poyraz, ya lodos eser, yağmur da deli deli yağardı Öyle günlerde okula gidip gelmemiz çok zordu Böyle kış günlerinin birinde denizin meşhur dalgalarını yiyerek kendimizi evlerimize zor atmıştık Erişteler (deniz yosunu) yalı kıyısında havada uçuşuyordu Evin kapısından içeri girerken üstümüz başımız erişte doluydu Oturma odasında annemle (Yazarın annesi Ayşe Hanım) Hâkim Hanım Teyze karşılıklı oturuyorlardı Bizim eve gelişimizi fark etmemişlerdi Hâkim Hanım Teyze hem ağlıyor hem de anneme alçak sesle bir şeyler anlatıyordu Annem de can kulağıyla onu dinliyordu Anlattıklarını da başıyla onaylıyordu Kardeşimle odaya girmedik Üstümüzü çıkardık Oda kapısının dışına oturduk Konuşulanları dinlemeye başladık O, boynundaki külçe incisiyle ha bire oynuyor, konuşurken sesi titriyordu Anneme:

—Çok sevdiğim bir ağabeyim var Kalp hastası Onun için çok üzülüyorum Bu hastalığın tedavisi yok Bazı nedenlerle kırıldık Sorma nedenini söyleyemem Ağabeyimin Fahir adında tıpta okuyan dünya tatlısı, canım, ciğerim bir oğlu var Onu kendi oğlum gibi seviyorum Ömrüm olursa onu en yüksek yerlere kadar okutacağım Yaz tatilinde zaten yanıma gelecek Biliyor musun ben nişanlıydım Yüzüme öyle şaşkın şaşkın bakma Sözümü de hiç kesme sakın Birbirimizi o kadar çok seviyorduk ki anlatamam Leyla ile Mecnun gibiydik Kafa yapısıyla, dış görünüşüyle her şeyiyle bana hitap eden mükemmel biriydi Ama ne yaparsın, Allah birleşmemize izin vermedi Tanrı'nın rahmetine kavuştu O öldükten sonra dünyam yıkıldı, karardı Kimseleri beğenmedim Kimseyle de evlenmeyi düşünmedim artık Düşünemem de zaten Mezarını bile ben yaptırdım Şimdi İstanbul'da gömülü
Onun yanında yerimi ayırttım Ölünce yanına gömüleceğim İkimiz de öğrenciydik Çifte kumrular gibiydik Üniversitedeki aşklar başka oluyor Pek çok kişi aşkımızın yüceliğini, güzelliğini bilirdi Son sınıfta nişanlanmıştık Nişanlım ameliyat sırasında öldü Dünyam o günden beri yıkıldı Gülsem, neşeli görünsem bile içimde kapkara rüzgârlar esiyor Yüreğimi devamlı oraya fırlatıyor Acılarım azalacağına her gün ipek kozası gibi daha da sarıyor etrafımı Onu aklımdan, içimden ne çıkarabiliyorum, ne de atabiliyorum Adını da sorma bana Asla söyleyemem Kendisiyle beraber kalbimin en derin köşesine gömdüm adını Yalnız kaldığım anlarda, günlerde hep onu düşünüyorum Hayali gelip gelip oturuyor bazen O anlarda çıldıracak gibi oluyorum İntihar edip bir an önce gitmeyi de düşünmüyor değilim "

Anladığımız kadarıyla Hâkim Hanım Bodrum'da; ölümle iç içe yaşamakta, ölmeyi aklından çıkarmayan, ölen nişanlısına kavuşmak arzusuyla yanıp kavrulan bir kişilik sergilemekte Ölme, intihar etme arzusu her gün biraz daha öne çıkmakta İşte bu duygularla Bodrum'da Koyun Baba Koyu'na bir keşfe gider Keşif den sonra oradaki Koyun Baba Yatırını da ziyaret ederek dilekte bulunur Ayşe Hanım (Yazarın annesi-Kâtip İlyas Beyin eşi) ne dilekte bulunduğunu sorar Hâkim Hanım cevap verir: () "Bilmiyor musun da gönlümdeki dileği bana soruyorsun Tanrı'dan nişanlımın günahlarını affetmesini istedim Ayrıca bir an önce onun yanına gitmek için de dilekte bulundum Bana öyle kaşlarını çatarak bakma Ayşe'm Göreceksin kısa zamanda onun yanına gideceğim Bugün tuttuğum dilek de böylece gerçekleşmiş olacak"

Hâkim Hanım Ayşe Hanıma bir başka günde: "Benim büyük aşkım ölen nişanlımı biliyorsun Onu asla unutmadığımı da Her gün ona kavuşma arzum daha da artıyor Kendimi çok kötü hissediyorum, yaşamak filan da istemiyorum" diyerek ölüme biraz daha yaklaştığını açıkça ifade eder Bu sıkıntılar içerisindeyken başı ağrısını dindirmek için evdeki bütün ilaçları içerek ölmeyi dener Fakat başarısızlıkla sonuçlanır Ama yine de yılmaz, sevdiğine kavuşmak için bu sefer işi bitireceğinin sözünü verir kendi kendine

Aylardan Ramazan günlerden pazardır İlaç içip de ölüme kavuşamadığı günün sonrası Hâkim Hanım evinde hastadır Gerisini Bodrum Hâkim kitabından aktaralım: "Azıcık sağı solu toplarken kapı çaldı Gelen Terzi Hasibe Teyze idi Bayram için yaptırdığı elbisenin provasını yapmaya gelmişti Onunla sokak kapısının önünde konuştu Ona; ‘Şimdi gidin Hasibe Hanım Prova olacak hâlde değilim Biraz hastayım hâlimi görüyorsun İlaçlarımı aldım Yatıp uyuyacağım Öğleden sonra gel O zaman provamı yap Hem beni o zaman daha iyi göreceksin Güle güle şimdilik’ diyerek onu bir an önce başından savdı

Hasibe Hanım gidince sokak kapısını arkadan sürgüledi İçeri girdi Boy aptesti aldı Yukarı kata çıktı Gelin olacağı zaman giymek için aldığı canı gibi sevdiği pembe, bol, yarım kollu gecelik ve sabahlık takımını sandıktan çıkardı Özenle giydi onları Güzelce makyajını yaptı Kırmızı rujunu ve kırmızı ojelerini hem el hem de ayak tırnaklarına sürdü Namazlığını yayarak namazını kıldı Kuran-ı Kerim'den bir sure okudu Kuran-ı açık olarak seccadenin yanına bıraktı Pembe iğne oyalı yeni başörtüsünü de katlayıp yanına koydu Nişanlısının resmini yerine koydu Kendi kendine bir yandan konuşuyor, bir yandan da gözyaşları yanaklarını ıslatıyordu Bu sefer başarılı olmalıyım ‘Düşüncelerimi şimdi gerçekleştirmeliyim Arkamdan kimse suçlanmamalı, zaten suçlanmayacak’ dedi Dün akşamdan beri filim kareleri daha da büyüyerek içine alıp dönüyordu etrafında Boğulacak gibiydi Bakışları iyice sabitleşmişti Kareler onu içine çekiyordu' Yalnızlığım, yaşım, sıkıntılarım hepiniz biteceksiniz birazdan Off kimseye açamadığım bu krizler delirtecek beni Sevgilim beni çağırdığını duyuyorum Bütün benliğimle her şeyimi sana vermiştim Şimdi sana geliyorum Yeter artık çektiğim ne varsa' dedi Oda da dolaşmayı bıraktı Divana oturdu Beyaz bir kâğıda vasiyetini yazdı Vasiyetinde: Ölümünden kimsenin sorumlu olmadığını İstanbul'a gömülmesini, Fahir, (Yiğeni) Fahir'in dayısından başka ölümünü kimseye haber vermemelerini, ölüsüne ne savcı Ahmet'in ne de Dr Misoğlu'nun dokunmamasını onların üzülmemelerini, öbür tarafta sevdiklerinin beklediğini yazıyor 'Hoşça kalın' diyordu Kâğıdı iyice katladı, sağ elindeki kalın kırma bileziğinin altına güzelce yerleştirdi Merdivenlerden ruh gibi indi Bir çanağa zeytinyağı koydu, ipi iyice yağladı Ayağına topuklu en şık terliklerini giydi Merdivenlerden elinde iple çıkarken 'Ölüm senden korkmadım, korkmuyorum Sana geliyorum Yakalayacağımı sandığım hayallerim uçtu gitti Hoşça kalın evim, Bodrum, çocukluğum, gençliğim, kızlığım, orta yaşlılığım, kısaca her şeyim' diye aklından geçirdi Merdiven tırabzanına ipi geçirdi Tekrar aşağıya indi Odadan sehpayı aldı, ipin altına göre ayarladı Sehpanın üstüne çıktı İpi boynuna geçirdi 'Hâkim Hanım, bunca yıl nice insanların kararlarını verdin Ya affettin ya cezalandırdın Şimdi de kendini yargıladın, idam cezanı verdin Tarihte böylesi görülmemiş, görülmeyecektir herhâlde Hadi Sayın Hâkim Hanım kalemi kır, işi bitir (Bütün bu ayrıntıları bir kâğıda karalamış Arasına da vasiyetini koymuş Üstün de 'Başkâtip İlyas Öztin'e aittir yazılı kocaman bir zarfın içine koyup kapatmış (İlyas Öztin yanında çalışan kâtibi, yazarın da babası) Sehpayı ayağı ile itti Yağlı elleriyle duvara çarpmamak için duvarı itti Elinin yağ lekeleri tanıklık edercesine duvara çıktı (Bodrum Hâkimi, Belkıs Öztin Koparanoğlu, Simge Kitapevi, Antalya 2002)

Evet, Bodrum Hâkimi Mefharet Hanım, 17 5 1954, pazar günü, Ramazan Bayramına birkaç gün kala kalemi kırmış, kendi idam cezasını kendisi vermiş, 24 9 1951 tarihinde Bodrum'da başlayan Hâkimlik görevi de böylece sona ermişti O artık yoktu O; sözünü yerine getiren, nişanlısına kavuşan yeni bir hayatın Mefharet Hanımı Türkülerde yaşayacak, Çelik Amcanın sazından çıkan nağmelerle hayatını sürdürecek bir Bodrum Hâkimiydi O artık kara toprağın geliniydi

Ben: Bodrum Hâkimi türküsüyle 1965 yılında Çengel'in yalnız gecelerinde tanışmıştım Bodrum Hâkimini araştırdıktan sonra da,"Çengel Gecelerinde Bodrum Hâkimi" yazısıyla konuyu dile getirmiş, sonunu da aşağıdaki satırlarla bağlamıştım Nedense bu yazıyı da aynı satırlarla noktalamak geldi içimden

Bodrum Hâkimi Mefharet Hanımı, Bahçıvan veya Asarlı Ahmet olarak bilinen kardeşi Ahmet Abdülhadi okutur Bodrum'da İz Bırakanlar takviminde Hâkim Hanım'ın doğumu 1906 olarak gösterilmişse de Erdek Nüfus kütüğünden aldığımız kayıtlara göre Hâkim Hanım 2 3 1914 tarihinde İzmir'de doğmuştur Adı Fatma Mefharet Tüzün'dür 1942 yılında verdiği veraset ilâmından Cumhuriyet Savcılığı İstanbul Ceza Evinde Hâkim adayı olduğu anlaşılmaktadır Hukuk Fakültesi'ni bitirdiği ilk göreve nerde ne zaman başladığı tespit edilememiştir Ancak uzun müddet Kütahya Tavşanlı'da Hâkim olarak görev yapmış, orada da gönüllere taht kurmuş, tayin olduğunda halk arkasından çok gözyaşı dökmüş, büyük bir törenle de 1951 de Bodrum Hâkim'i olarak uğurlanmıştır İşte bu uğurlamayla Hâkim Hanımın gönül defterine yeni bir sayfa açılmış, dillere destan olmanın sınırına biraz daha yaklaşmıştır

At sırtında keşiflere gidişiyle, adaletiyle, dürüstlüğüyle, insanları sevmesiyle gönülleri fethetmiş, ünü Bodrum ve çevresine yayılmış Bodrum onunla, o Bodrumla güzellikler yaşamış Her insan gibi sevmiş sevilmiş Yalnızlığını, sevgisini şarkılarla, türkülerle paylaşmış Ama ne yazık ki yüreğine düşen sevdaya yenik düşmüş Gerek Tavşanlı'da gerekse Bodrum'da gönüllere taht kuran Bodrum Hâkim Mefharet Hanım 1914 yılında başladığı ömür yolculuğuna 17 5 1954 tarihinde son noktayı koymuş Yakınları almış götürmüşler cenaze sini Bodrum'dan Mezarı İstanbul'da

İşte o gün bu gün Mefharet Hanım öleli tam 49 yıl olmuş Dile kolay Bir değil, beş değil 49 tane yıl Ömrün yarısından fazla Ama yıllar unutturamamış onu Zaten hiç ölmemiş ki Sevenlerinin gönlünde hep yaşamış O artık efsane bir Bodrum Hâkimi Çiftlik köyünden Çelik Amcanın telinde "Nasıl attın Mefharet Hanım ipe kendini" diyen bir Bodrum Hâkimi Bu satırları yazan, 1966 yılında Kastamonu'nun Azdavay ilçesinin, Çengel köyünde çiçeği burnunda bir öğretmenin gecelerinin konuğu Odada 1963 model pikabın iğnesiyle ses bulan bir Bodrum Hâkimi

Bodrumlular erken biçer ekini
Feleğe kurban mı gittin Bodrum Hâkim

dizeleriyle haykıran, türkülerimizin nasıl yakıldığını, günümüze kadar da nasıl ulaştığını kanıtlayan Bodrum Hâkimi O: Kısaca türkülerimizin geçmişiyle geleceği arasında bir köprü O: Artık türkü olan bir Bodrum Hâkimi

Dr Halil Atılgan

Not: Yukarıdaki bilgiler ilk kez yayınlanmaktadır Katkılarından dolayı Sayın Dr Halil Atılgan'a teşekkür ederiz

Alıntı Yaparak Cevapla