|
Prof. Dr. Sinsi
|
1923-1940 Yılları Arasında Ekonomi Alanında Gerçekleştirilen Çalışmalar Nelerdir?
1923-1940 yılları arasında ekonomi alanında gerçekleştirilen çalışmalar nelerdir?
1923-1940 yılları arasında ekonomi alanında gerçekleştirilen çalışmalar nelerdir?
Kapitülâsyonlar nedeniyle Osmanlı Devleti sanayileşmeye geçememişti Ufak atölye ve imalâthaneler, birkaç da fabrika dışında, tamamen tarıma dayalı bir ekonomiye sahip, ana gelir kaynaklarını Düyunu Umumiyeye teslim etmiş, iflâs etmiş, borç içinde idi Art arda gelen savaşlar ve nihayet Kurtuluş Savaşımız, yorgun halkımızı çok yoksul duruma düşürmüştü Ülke harap olmuştu Köylerin genç nüfusu savaşlarda erimiş olduğundan tarım yapılamaz olmuştu Meyve ve sebzecilik çok azdı Turunçgiller, çay üretimi hiç yapılmıyordu Buğdaydan şekere her şey yurt dışından getiriliyordu Madenlerimiz işletilemiyor ve bir kısmı da bilinmiyordu Ülkenin her türlü gelir ve geçim kaynağı kurumuştu
Modern tarım teknikleri bilinmiyordu Ekonomik kalkınmayı gerçekleştirecek az sayıdaki aydınımız ve uzmanımız savaşlarda yitip gitmişti Yatırım yapacak servet sahibi kişi yoktu Kapitülâsyonlar ve azınlık imtiyazları nedeniyle Türkler ticaret hayatı dışında kalmışlardı Ulusal bir tüccar sınıfı yoktu Ülkede işsizlik çok büyük boyuttaydı Kişi başına düşen millî gelir çok azdı Üstelik Osmanlı Devletinin borçlarını da devralmıştık
Kurtuluş Savaşı sırasında halk varını yoğunu ordumuza vermişti 2 Mayıs 1920de kurulan hükûmette İktisat Bakanlığına yer verilerek millî bütçe oluşturulmuş, tasarrufa çok önem verilerek ilk bütçemiz denk tutulmaya çalışılmıştı
Zaferden sonra, ATATÜRK bağımsızlığın korunması için ekonomik savaşa devam edileceğini açıkladı:   Siyasî ve askerî zaferler, ne kadar büyük olurlarsa olsunlar, ekonomik zaferlerle süslenmez, beslenmezse ömürlü olamaz  Ekonomik kalkınma, hür, bağımsız, daima daha kuvvetli, daima daha refahlı Türkiye idealinin bel kemiğidir
17 Şubat 1923te İzmirde bir İktisat Kongresi toplandı Kongreye sanayi, ticaret, ziraat ve işçi grupları temsilcileri katıldı ATATÜRK, kongrede çöküşün temelinde ekonomik sorunların yattığını, ulusun yoksulluğunun nedenlerini ve çarelerini anlatan uzun bir konuşma yaptı Kongrede dönemin şartlarına uygun olarak, devlet desteğinde ekonomik liberalizm benimsendi Yani özel sektöre kalkınmada öncelik tanınacak, devlet müdahaleci değil millî sanayii, ihracatı, tarımı destekleyici, koruyucu ve özendirici olacaktı Kredi imkânları sağlayacak bankalar kurulacaktı Yerli malların kara ve denizde ucuz tarifeyle taşınması, ulaştırmanın geliştirilmesi, teknik eğitimin sağlanması, millî ekonominin oluşturulması kararlaştırıldı Çiftçinin belini büken ama ülkenin ana gelir kaynağı olan aşar vergisi büyük bir fedakârlıkla kaldırılarak (1925) köylü rahatlatıldı
1924 yılında İş Bankası, 1925te Sanayi ve Maadin Bankası, 1926da Emlâk ve Eytam Bankası kuruldu Ziraat Bankası geliştirildi 1926 yılında çıkartılan Kabotaj Kanunu ile Türk limanları arasında yolcu ve yük taşıma hakkı Türk gemilerine devredilerek yabancı gemilerin bu imtiyazları kaldırıldı Yatırım, üretim ve yerli malı kullanılması teşvik edildi Böylece döviz tasarrufu sağlanacak, dışa bağımlılık tehlikesi olmayacaktı
Bu bankalar yeni kurulacak sanayi işletmelerine sermaye ve kredi konularında yardımcı olacak, eski işletmelerin modernleştirilmesini sağlayacaktı İş Bankası çeşitli madenlere, kereste sanayiine, şişe ve cam fabrikalarına yatırım yaptı Madenler işletilmeye başlandı
1927de çıkartılan Teşviki Sanayi Kanunu, özel teşebbüsü sanayi alanına çekmek için devlet desteği getiriyordu Sanayi kuruluşlarına ucuz devlet arsa ve binası tahsis edilecek, çeşitli vergi ve resimlerden indirim veya muafiyet tanınacaktı Bu kanun özellikle şeker, dokuma, çimento sektörlerinde üretim artışı sağladı
Yine 1927 yılında ziraî eğitimini düzeltmek üzere bir kanun çıkartıldı Yurt dışına ziraat alanında eğitim yapmak üzere eleman gönderildi Tarım alanında çiftçiyi eğitmek ve uzman yetiştirmek üzere çeşitli illerde ziraat mektepleri ve Ankarada Yüksek Ziraat Mektebi açıldı Çiftçilere kooperatifler kurarak mallarını iyi şartlarda, kolay satmaları sağlandı Ziraat Bankası kanalıyla tohumluklar ucuza getirtildi Pulluk Kanunu ile pulluk üreten iş yerlerine prim ve faizsiz kredi verildi
Ormanlar çıkartılan kanunlarla koruma altına alındı ve işletilmeleri düzenlendi Yurt dışından ithâl edilen damızlık büyük ve küçük baş hayvanlarla hayvan cinsleri ıslah edildi, hayvancılık geliştirildi Tavukçuluk çok ilerleme kaydetti Hayvan hastalıklarıyla mücadele için aşı ve serum üretildi Karadenizde çay, güneyde turunçgil tarımı başlatılarak bu alandaki büyük açık kapatıldı
Ulaştırmaya büyük önem verilerek kısıtlı bütçemizle 1923-1940 yılları arasında ülkedeki demir yolu uzunluğu iki katına çıkartıldı Osmanlı Devletinde mevcut 3350 kmlik demir yoluna 1939a kadar 3000 km daha eklendi İç-Doğu-Batı Anadolu demir yolları ile birbirine bağlandı Köprüler, sulama kanalları, hastahane, okul binaları yapıldı Kapitülâsyonlarla işletmeleri yabancı devletlere verilmiş su, elektrik, hava gazı, liman işletmelerimiz büyük paralar ödenerek geri alındı
1930da ulusal para işlerimizi ve siyasetimizi yürütecek Merkez Bankası kuruldu
Tüm bu inanılmaz hizmetlere rağmen, çeşitli iç ve dış nedenlerle (yeterli sermaye, müteşebbis, iş gücü, uzman olmaması, 1928e kadar Lozan Antlaşması gereği gümrük vergilerinin sabit tutulması zorunluluğu, tarımda çok kurak dönemler yaşanması, Osmanlı Devletindeki imtiyazlara alışmış yabancı sermayenin Türkiyeye gelmemesi gibi) ekonomide beklenen hıza ulaşılmaması ve 1929da bütün dünyayı etkileyen büyük ekonomik kriz üzerine devlet ekonomik hayata müdahale etti 1931de devletçilik ilkesi böylece hayata geçti
1933 yılında ilk Beş Yıllık Sanayi Plânı hazırlandı İthalât kısılarak ülkedeki üretim arttırıldı Dışardan hiçbir yardım almadan özellikle dokuma, kâğıt, maden, kimya sanayilerine yatırım yapıldı
1929-1939 döneminde dünya sanayii üretim artışı oranı %19, Türkiyede %96 oldu Türkiyede kişi başına düşen gelir ve millî gelir arttı Paramız değer kazandı Merkez Bankasında döviz ve altın birikimimiz oldu Enflâsyon hep çok düşük tutuldu, bütçemiz denk kalabildi
Yıkılmış bir ülkeyi yeniden canlandırırken sermaye, imkân, yeterli iş gücü ve uzman alanlarında çekilen büyük sıkıntılara, ödenen dış borçlara rağmen Türkiye ATATÜRK döneminde her alanda ve tüm bölgelerde gerçek bir ekonomik inkılâp gerçekleştirdi ve en başarılı ekonomik dönemini yaşadı Devletin, ülkemizin ve halkımızın içinde bulunduğu zor koşullardan ötürü, kamu yararı gereği olarak, ekonomik alanda hizmetlerin bir kısmını üstlenmesi, devletçilik ilkesinin de kaynağını ve anayasaya girme nedenini oluşturmaktadır
EKONOMİK ALANDA GELİŞMELER :
Ekonomi: İnsanların üretim pazarlama ve tüketim alanında yaptıkları etkinliklerin tümüdür
Osmanlı ekonomisi 1750’lerden itibaren çöküşe geçmiştir Başlıca sebepleri ise kapitülasyonlar sanayinin gelişmemesi sürekli savaşlar tarımın bozulması ve dış borçlar idi
Cumhuriyet döneminde ekonominin düzeltilmesi askeri zafer kadar önemliydi Çünkü Atatürk’ün belirttiği gibi siyasi bağımsızlık ekonomik bağımsızlıkla tamamlanması gerekir
Yeni Türk Devleti’nin ekonomi politikası İzmir İktisat Kongresi’nde belirlenmiştir:
Öncelikle milli kaynaklardan yararlanılacaktır
Üretici korunacaktır
Sanayi ve ihracat geliştirilecektir
Özel girişimciler desteklenecektir
Çiftçilerin desteklenmesi için bankacılık geliştirilecektir
Tarım alanında yapılan başlıca etkinlikler:
Köylüyü rahatlatmak için “aşar” vergisi kaldırıldı
Ziraat Bankası aracılığı ile çiftçilere kredi sağlandı
Kooperatifçilik geliştirildi
Tarımda makineleşmeye önem verildi
Verimi arttırmak için tohum ıslahı ve çiftçinin eğitilmesine önem verilmiştir
Ticaret alanında yapılan etkinlikler:
Cumhuriyet öncesi ticaret azınlıkların elindeydi Türk milletini ticarette etkin kılmak için:
1-Bankacılığa önem verilerek ilk özel banka olan İş Bankası kuruldu
2-Tüccarlara kredi sağlandı
3-Türk limanları arasında yolcu ve yük taşıma hakkı(Kabotaj hakkı) Türk denizcilerine verildi
Sanayi alanında yapılan etkinlikler:
Devlet sanayi kuruluşlarını kurarken özel girişimciler de desteklendi
1933 yılında “devletçilik” ilkesi uygulanarak girişimcilerin yapamadığı yatırımlar yapıldı
1939’da Karabük demir-çelik fabrikası kuruldu
Madencilik faaliyetleri için MTA Enstitüsü kuruldu
Bayındırlık alanında : özellikle ulaşıma önem verilerek demir ve kara yolları geliştirildi Liman ve hava alanları yapılıp hizmete sokuldu Şehirlerin modernleştirilmesi için çalışıldı
TÜRK ORDUSU VE MİLLİ SAVUNMA
Türk Ordusu ve Milli Savunma
Türk devletlerinin kuruluş ve yıkılışlarında ordu genellikle birinci derecede rol oynamıştır
Türk ordusu gerektiğinde milletle bir bütün oluşturmuştur Bunu en iyi örneği de Kurtuluş Savaşı’nda verilmiştir Türk ordusunun temeli disiplin cesaret ve vatan sevgisine dayanır
Bugün TSK dört ana bölümden oluşur:
Kara Kuvvetleri Komutanlığı
Hava Kuvvetleri Komutanlığı
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı
Jandarma Genel Komutanlığı
Türk ordusunun görevi anayasada belirtildiği gibi “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni iç ve dış tehlikelere karşı korumak ve kollamaktır” Ayrıca gerektiğinde doğal felaketlerde de halka yardım eder
Milli savunma Milli Savunma Bakanlığı’nca yürütülmektedir Ordunun beslenme barınma silah araç-gereç ihtiyacının giderilmesi ve askerlik işleri bu bakanlığın görevidir Ordunun savaşa hazırlanması ise genel Kurmay Başkanlığı’nca yürütülür
TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN DIŞ SİYASETİ
1 Nüfus Mübadelesi
2 Yabancı Okullar Sorunu
3 Irak Sınırı ve Musul Sorunu
4 Milletler Cemiyeti ve Milletler Cemiyetine Girişimiz
5 Balkan Antantı
6 Montrö Sözleşmesi
7 Sadabat Paktı
8 Hatay Sorunu ve Sonucu
Milli dış politikamız: Atatürkçü düşünce sisteminin esasları doğrultusunda barışçı bir yönde oluşturulur
Milli dış politikamızın dayandığı başlıca esaslar:
Öncelikle milli gücümüze dayanmak ve bağımsızlığımızı üstün tutmak
Milli sınırlar içinde kalmak
Gerçekçi ve barışçı olmak
Uluslar arası ilişkilerde eşitliğe dayanan ilişkiler kurmak
Milli politikayı yürütürken iç teşkilatı dikkate almak
Başka devletlerin politika ve yönetim sistemlerinden etkilenmemek
Bilim ve teknolojiyi rehber kabul etmek
Atatürk dış ilişkilerde özellikle bağımsızlığımızın zedelenmemesine dikkat edilmesini istemiştir Çünkü Atatürk’e göre bağımsız olmayan devlet gerçekte devlet değildir Atatürk’ün önem verdiği ikinci ilke de ilişkilerin mutlaka barışçı yoldan sürdürülmesi olmuştur Bunu da “ Yurtta barış dünyada barış” ilkesiyle açıklamıştır
Musul Sorunu ve Sonucu:
Musul sorunu Lozan Anlaşması’nda çözülememişti Daha sonra İngiltere ile yapılacak görüşmelerde çözülmesi kararlaştırılmıştı
1924’te başlayan görüşmelerde İngiltere Musul’un Irak’a ait olduğunu belirtiyordu Gerçekte amacı Irak’ın kendi sömürgesi olduğundan buradaki petrol yataklarına sahip olmaktı Hatta Musul’un yanı sıra Hakkari’nin de Irak’a katılması gerektiğini belirtiyordu
İlk başta görüşmelerden sonuç alınamamış ve sorun İngiltere tarafından Milletler Cemiyeti’ne götürülmüştür
Bu arada İngilizler Türkiye’yi iç işlerinde uğraştırmak için ortaya çıkan Şeyh Sait Ayaklanması’nı desteklemiştir
Türkiye Milletler Cemiyeti ve Lahey Adalet Divanı kararlarını reddetmiştir İkinci defa İngiltere-Türkiye arasında görüşmeler başlamış ve sonuçta 5 Haziran 1926’da varılan anlaşmaya göre bugünkü sınırımız çizilmiştir Musul Irak’a bırakıldı Ancak Irak elde ettiği petrolün %10’luk bölümünü 25 yıl süre ile Türkiye’ye verecekti
Montrö Boğazlar Sözleşmesi :
Lozan Anlaşması ile Boğazların her iki yakası askersiz bırakılıyor ve yönetim uluslar arası bir komisyon tarafından sağlanıyordu Türkiye bu şartları devletlerin silahsızlanmaya gitmesi şartıyla kabul etmişti Ancak devletlerin 1933’ten sonra hızla bir silahlanma yarışına girmesi Almanya’nın Ren bölgesine girmesi Japonya’nın Mançurya ve İtalya’nın Habeşistan’a saldırması Türkiye’yi de kendi güvenliği açısından Boğazlar konusunda harekete geçirdi
Lozan Anlaşmasını imzalayan ülkelere bir nota gönderen Türkiye İsviçre’nin Montrö kentinde bir konferansın toplanmasını sağladı Burada imzalanan sözleşmeye göre;
1 Boğazlar Komisyonu kaldırılıp görevleri Türkiye’ye verildi
2 Boğazları her iki yakasında Türkiye asker bulundurabilecekti
3 Ticaret gemileri Boğazlardan geçebilecektir
4 Savaş gemilerinin geçişi için bazı sınırlamalar getirildi
5 Türkiye savaş durumunda savaş gemilerinin Boğazlardan geçişi konusunda serbesttir
Balkan Antantı
I Dünya Savaşı’ndan sonra dünya barışının sağlanamaması ülkelerin 1933’ten sonra silahlanmaya gitmesi Almanya’nın Balkanları hedefleyen politikaları Türkiye ve Yunanistan’ı telaşlandırmış ve bunlara Yugoslavya ve Romanya’nın da katılması ile dört ülke arasında Balkan Antantı imzalanmıştır Amaç sınırları güvence altına almak ve tehlikeleri önlemektir Ayrıca ekonomik alanda da işbirliği sağlanacaktı
Sadabat Paktı
1935 yılında İtalya’nın Habeşistan’a saldırması Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’yu tehlikeye düşürmüştü Bu yüzden Türkiye İran Irak ve Afganistan bir araya gelerek birbirlerinin güvenliklerini sağlayıcı işbirliği gidip aralarında Sadabat Paktı’nı imzaladılar
Hatay Sorunu ve Sonucu:
20 Ekim 1920’de Fransa ile imzalanan Ankara anlaşması ile Türkiye-Suriye sınırı çizilmiş ve Hatay Fransa’nın mandası altında kalmıştı Burada yaşayan Türklere hakları verilmişti Ancak Fransa’nın buradaki mandasını kaldırması üzerine Hatay yeniden gündeme getirilmiştir Konu Milletler Cemiyeti’ne götürülmüş ve Türkiye-Fransa arasında görüşmeler başlamıştı(1936) Sonunda 2 Eylül 1938’de bağımsız bir Hatay Devleti kuruldu Ancak bu durum uzun sürmemiş ve Hatay meclisinin aldığı bir kararla Hatay ülkemize katıldı(1939)
Hatay’ın ülkemize katılmasında Atatürk’ün üstün çabası etkili olmuştur Barış yoluyla kazanılmış siyasi bir başarıdır
Jeopolitik: Bir devletin ekonomik coğrafi siyasal ve stratejik özelliklerinin dış politikayı etkilemesidir
Türkiye sahip olduğu coğrafi konum uluslar arası politikaları etkileyen özelliklere sahiptir Bunların başlıcaları:
Türkiye’nin Asya Avrupa ve Afrika’yı birleştiren stratejik bir konumda olması
Boğazlar sayesinde deniz ticaret yollarına hakim olması
Batı ile Orta Doğu arasında bir köprü durumunda olması
Bir dünya savaşı ihtimalinde çok önemli bir coğrafi konumda olması
Zengin eski uygarlıkların mirasına sahip olmasıdır
Türkiye’nin bu önemi güçlenmemizi istemeyen bazı devletleri aleyhimizdeki bazı faaliyetleri desteklemekte ve gelişmemizi engellemeye çalışmaktadırlar Bu amaçla iç ve dış tehdit unsurlarını desteklemektedirler Özellikle terörizm faaliyetlerini destekleyerek hem Türkiye’yi içten çökertmeye çalışmakta hem de kendilerine silah pazarı yaratmaktadırlar Bu şekilde davranan devletler terörizmin yayılmasına en büyük katkıyı yapmış olmaktadırlar Bunun yanı sıra bazı devletler geçmişte yaşanan bazı olayları günümüzde gerçek dışı bir durumda ortaya çıkarmakta ve uluslar arası ilişkilerimizi bozarak bizi zor durumda bozmaya çalışmaktadırlar Ermeni soykırımı iddiası bu amaçla kullanılmaktadır
Bütün bu tehditlerin önüne geçmek ve sahip olduğumuz stratejik avantajları korumak toplum olarak birlik olmamız ve her alanda güçlenme çalışmaları yapmamızla mümkündür
ATATÜRKÇÜLÜK - TÜRK İNKILABININ DAYANDIĞI İLKELER VE TÜRK İNKILABININ NİTELİKLERİ
A) Temel İlkeler:
1 Cumhuriyetçilik
2 Milliyetçilik
3 Halkçılık
4 Laiklik
5 Devletçilik
6 İnkılapçılık
7 Bütünleyici İlkeleri
8 Milli Egemenlik
2 Milli Birlik ve Beraberlik Ülkü Bütünlüğü
3 Özgürlük ve Bağımsızlık
4 Yurtta Barış Cihanda Barış
5 Bilimsellik ve Akılcılık
6 Çağdaşçılık ve Batılaşma
7 İnsan ve İnsanlık Sevgisi
Türk İnkılabının Nitelikleri :
Atatürkçülük: Atatürk’ün devlet fikir ekonomik hayat ve devlet kurumlarını ilgilendiren görüş ve ilkelerinin bütünündür
Atatürkçülüğün Oluşmasına neden olan başlıca etkenler:
Osmanlı Devleti’nin yönetim şeklinin(Mutlakıyet) günün şartlarına uymaması
Fransız İhtilali’nin etkisi ile ülkenin dağılışının gittikçe hızlanması
Osmanlı Devleti’nin Avrupa’daki bilimsel ve teknolojik gelişmeleri izleyememesi
I Dünya Savaşı sonunda vatanın bütünlüğü ve milletin bağımsızlığının tehlikeye düşmesi
Osmanlı padişah ve hükümetlerinin olaylar karşısında çözüm üretememeleri
Atatürkçülüğün başlıca amaçları:
Tam bağımsızlık
Toplum refahını sağlama
Millet egemenliğini sağlama
Akıl ve bilimi rehber kılma
Türk milletini çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkarma
Atatürkçülüğün Nitelikleri:
Milletin ihtiyaçlarından kaynaklanmış olması
Hayalci olmaması
Bir bütün olarak Atatürk ilklerine dayanması
Akıl ve bilimi rehber kabul etmesi
Düşünce ve vicdan hürriyetine saygılıdır
Milli birlik ve bütünlüğe önem vermesi
Barışçı olması
Atatürkçü Düşüncede Özellik Taşıyan Önemli Yaklaşımlar:
Atatürkçü düşünce kişinin hak ve hürriyetlerini koruyucu bir anlayışa sahiptir
Uluslar arası düzeyde kabul edilen tüm hak ve özgürlükler Atatürkçü düşüncede yer alır
Atatürkçü düşünce hürriyeti her ilerlemenin anası kabul eder
Atatürkçü düşünce devleti kişinin hak ve hürriyetlerinin korunmasından sorumlu tutar
Kişi hak ve hürriyetlerine karşı kişi vatandaşlık ödevleriyle yükümlü olur
Atatürk İlkeleri:
Atatürk’ün inkılaplarını gerçekleştirirken uyguladığı yöntemlerin dayandığı esasların sistemidir
Atatürk İlkelerinin Amaçları:
Türk toplumunu aklın ve bilimin rehberliğinde uygarlık düzeyine çıkarmak
Türk toplumuna mutlu bir yaşam sağlama
Bağımsız ve güçlü bir Türkiye yaratmak şeklinde özetlenebilir
Atatürk İlkelerinin Ortak Özellikleri:
Sorunları akıl ve bilimin kurallarına göre çözmeyi öngörür
Kişinin hak ve özgürlüklerini korur
Demokratik kurallara uymayı esas alır
Başkasına özenerek veya taklit ederek belirlenmemiş toplumun ihtiyaçlarından doğdu
Atatürk ilkleri bir bütün olarak değerlendirilir birbirini tamamlayıcıdır
Atatürk İlke ve İnkılaplarının Dayandığı Esaslar:
Vatan ve millet sevgisi
Milli egemenlik
Bağımsız ve özgür düşünce
Milli birlik
Ülkenin bölünmezliği
Türk toplumuna inanma ve güvenme
Atatürk İlkeleri:
a)Cumhuriyetçilik:
Egemenliğin sahibinin millet olduğu bir yönetimdir
Temsili demokrasiyi esas alan bir yönetimdir
Milletin seçtiği temsilcilerden oluşan TBMM son söz yetkisine sahiptir
Millet temsilcilerini değiştirebilir
Atatürk Gençliğe Hitabesinde cumhuriyetin korumalığını Türk gençliğine vermiştir
b)Milliyetçilik:
Milleti sevmek ve milli çıkarları her şeyden üstün tutmayı öngörür
Vatandaşlar arasında hiçbir ayrım yapmaz birlik ve beraberliğe dayanır
Vatanın bütünlüğünü ve bağımsızlığını esas alır
Tüm vatandaşları Türk olarak kabul eder
Irkçılığı reddeder
c)Halkçılık:
Türkiye vatandaşı olan herkesi kanun önünde eşit sayar
Halkın devlet yönetimine eşit katılımını sağlar
Siyaset ve yöneticilerin halk için çalışmasını öngörür
Halkı bir bütün kabul ettiği için sınıf ayırımını reddeder
d)Devletçilik:
Atatürk’ün ekonomik görüşlerini ifade eder
Ekonomik kalkınmada özel teşebbüsün yanı sıra devletin de yatırımları yapmasını öngören karma sistemi esas alır
Sosyal güvenliğin sağlanmasını devletin görevi olarak görür
e)Laiklik:
Din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılmasını ön görür
Din ve vicdan özgürlüğünü sağlar
Dini inançları kullanarak halkın sömürülmesinin önüne geçer
Devlet yönetiminde aklın hakim olmasını ister
Dinde de serbest düşüncenin ve araştırmanın önünü açar
Toplumun inancında hoşgörünün hakim olmasını sağlar
Dinin gerekleri için hizmet edilmesini de sağlar
f)İnkılapçılık:
Yeniliği esas alır
Sürekli yeniliklere açık olmayı ister
Yeniliklerle toplumun ihtiyaçlarının karşılanmasını amaçlar
Atatürk ilkelerine sahip çıkarak devamlılığını sağlamak bizim temel görevimizdir
Çünkü;
Türkiye Cumhuriyeti’nin devamının garantisidir
Hak ve özgürlüklerimizin sağlayıcısıdır
Millet egemenliğini sağlarlar
Kalkınmamız için gerekli bilimsel programın sağlayıcısıdır
Milli birlik ve beraberliğimizi sağlarlar
Bu ilkelerin devamını sağlamak için onların anlamını bilmek yeterli değildir Bu anlamı yaşamamız gerekir Ayrıca bunları gelecek nesillere aktararak sonsuz kılmalıyız
1919-1938 yılları arasında verilen mücadele ile bağımsızlığımız milli egemenliğimiz cumhuriyetimiz ve demokrasimiz sağlandı Bu mücadele Atatürk ilkeleri doğrultusunda yapılmış ve başarılmıştır O halde Atatürk ilkeleri bizim varlığımız kadar önemlidir Çünkü varlığımız bu sayede sağlanmıştır
Hedefimizi ve hedefimizin gerçekleştirilmesi yolunu bize Atatürk ilkeleri göstermektedir Bu ilkeler doğrultusunda gelişmişliğimizi daha da ileriye götürmeliyiz
ATATÜRK'ÜN ÖLÜMÜ VE İSMET İNÖNÜ'NÜN CUMHURBAŞKANI SEÇİLMESİ
1 Atatürk'ün Ölümü
2 İsmet İnönü'nün Cumhurbaşkanı Seçilmesi
3 İsmet İnönü'nün Keşiliği ve Devlet Adamlığı
Atatürk ölünce 11 Kasım 1938 tarihinde toplanan TBMM Atatürk’ün en yakın silah ve fikir arkadaşlarından olan İsmet İnönü’yü Türkiye’nin 2 cumhurbaşkanı seçti
İnönü Atatürk’ün yolunda memleket ve milletine 1950 yılına kadar cumhurbaşkanı olarak hizmet etmiştir
I Dünya Savaşı’nın ardından yapılan barış anlaşmaları kalıcı bir barış getirmedi Aksine yenilenlere çok ağır anlaşmalar imzalatıldığından yeni bir savaşın tohumlarını ekti Nitekim Almanya’da Hitler İtalya’da ise Mussolini iktidara gelince ırkçı bir politika izlemiş kısa sürede silahlanmaya başladılar Bu ise yeni bir savaşın belirtileriydi
Atatürk Hitler’in ve Mussolini’nin politikalarını değerlendirirken yakında bir savaşın olacağını önceden görüyordu Bu da Atatürk’ün ileri görüşlülüğünü gösterir
II DÜNYA SAVAŞI VE SONRASI
A) II Dünya Savaşı :
1 Savaş Öncesi Devre ve Üçlü Paktı
2 II Dünya Savaşıın Nedenleri
3 Savaşın Gelişimi ve Sonuçları
4 II: Dünya Savaşında Türkiye'nin Tutumu
(Kahire ve Adana görüşmeleri üzerinde durulması)
B) II Dünya Savaşından Sonra Türkiye'nin İç ve Dış Siyaseti:
1 Birleşmiş Milletler ve Türkiye'nin Üye Olması
2 Çok Partili Döneme Geçiş
3 İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi
4 Kore Savaşı
5 Kuzey Atlantik Paktı
II DÜNYA SAVAŞI
II Dünya Savaşı’nın Sebepleri:
1 I Dünya Savaşı’nın ardından imzalanan anlaşmalar Avrupa’nın dengesini bozmuştu
2 Almanya yeni sömürgeler elde etmek bir yana kendi topraklarını bile kaybetmişti
3 İtalya I Dünya Savaşı’ndan galip çıkmasına rağmen ağır bir ekonomik sıkıntısı vardı
4 Japonya Uzakdoğu’da bir imparatorluk kurmak istiyordu
Aynı politikayı izleyen Almanya ve İtalya Mihver Devletler Grubu’nu kurdu Daha sonra bunlara Japonya da katılacaktır
Bir süre sonra Almanya ve İtalya önceki anlaşmaları tanımadılar İtalya Habeşistan’a; Almanya da Ren bölgesine saldırıp Avusturya’yı ve Çekoslavakya’yı da işgal etti
Fransa ve İngiltere kendi ekonomik sorunlarıyla uğraştığı için ilk başta bu işgallere ses çıkarmadılar Ancak Almanya Polonya’yı Sovyet Rusya ile bölüşünce daha önceden Polonya’ya güvence veren Fransa ve İngiltere Almanya’ya savaş ilan etti (1 Eylül 1939)
Kısa sürede savaş yayılacaktır İtalya Japonya Bulgaristan Macaristan ve Romanya Almanya’nın yanında savaşa katılacaktır
Almanya Fransa’nın Paris kentinin yanı sıra Norveç Danimarka Belçika Lüksemburg’u işgal edip İtalya ile beraber Yunanistan ve Afrika’da Mısır’a kadar ilerlediler
ABD 1941’de Japonya’ya savaş ilan edince Almanya ve İtalya da ABD’ye savaş ilan ettiler Savaş 1945 yılının ortalarına kadar devam etti Savaşın çok uzaması ve geniş bir alana yayılması nedeniyle zayıflayan Almanya ve taraftarları yenilerek teslim oldular Japonya bir süre daha savaşı sürdürmesi üzerine ABD iki atom bombasını Hiroşima ve Nagazaki kentlerine attı İki şehir yok olup yüz binlerce insan öldü Japonya teslim olmak zorunda kaldı
|