|
Prof. Dr. Sinsi
|
Performans Ödevi Türkiye Selçuklu Devletinden Ünlü Düşünürler Kimlerdir?
ANADOLU SELÇUKLULARI VE BEYLİKLER DÖNEMİNDE KÜLTÜR VE UYGARLIK
1 TOPLUM YAPISITürklerin Anadolu’ya Yerleşmeleri ve Toplumsal Sonuçları
Türklerin Anadolu'yu yurt edinmesinden önce Anadolu'nun birçok yeri Bizans-Arap mücadeleleri ile harap olmuştu Burada yaşayan yerli halk özellikle Toroslara yakın ve savunulması daha kolay olan dağlık alanlara göç etti Malazgirt Zaferi'nden sonra Türklerin Anadolu'ya yerleşmeleri, toplum yapısı açısından önemli değişikliklere yol açtı Anadolu'ya ilk yerleşenlerin büyük çoğunluğunu Türkmenler oluşturuyordu Bizans'ın içinde bulunduğu sosyal bunalımlar, ekonomik sıkıntılar ve askerî durum, Türklerin Anadolu'yu yurt edinmelerini kolaylaştırdı XI ve XII yüzyıllar, Anadolu Selçukluları ile Haçlılar ve Bizans İmparatorluğu arasındaki mücadelelerle geçti XII yüzyıl sonlarına doğru Anadolu'da huzur ve güven ortamı tam olarak sağlandı Bu dönemde Hıristiyan yerli halk (Rum, Ermeni, Süryanî) ile Müslüman Türk halkı bir arada yaşıyorlardı Çünkü Selçuklu Devleti Müslüman ve Hıristiyan ayrımı yapmaksızın âdil bir yönetim kurmuştu Selçukluların bu tutumu pek çok Hıristiyan halkın Türk yönetimini tercih etmesine sebep oldu Rumlar Karadeniz, Akdeniz sahilleri ve Batı Anadolu'da; Ermeniler Doğu ve Güney Anadolu'da; Süryanîler ise Güneydoğu Anadolu'da Selçuklu hâkimiyeti altında yaşıyorlardı Anadolu'nun Türkleşmesinde ve Müslümanlaşmasında ikinci devre XIII yüzyılda başlamaktadır Moğol İmparatorluğu'nun kurulup batı yönünde ilerlemesi, Oğuzların kalabalık gruplar hâlinde Anadolu'ya gelip yerleşmelerinde etkili oldu Bu durum, Anadolu'nun Türkleşmesini sağladı Oğuz boylarının Anadolu'ya yerleşmeleriyle ilgili araştırmalarda yer adları büyük önem taşır Anadolu'nun değişik yerlerine yerleşen Türkmenler, ait oldukları boy ve oymak adlarını yerleştikleri alanlara vermişlerdir Bugün, yurdumuzdaki pek çok yerleşim yeri Oğuz boylan ve oymaklarının adlarını taşımaktadır Hatta Oğuzlar, daha önceki yaşadıkları yerlerdeki köy, nehir, dağ adlarını da Anadolu'da kullandılar Bunun yanında çeşitli Türkmen oymakları, Anadolu'da farklı adlarla da anılmaya başladılar: Tekeliler, Çubuklular, Yınallılar, Karakeçililer, Sankeçililer gibi
Anadolu Selçuklu Devleti ve Beylikler Döneminde HalkAnadolu Selçukluları döneminde halkın çoğunluğunu Türkler oluşturuyordu Rum, Ermeni ve Süryanîler ise azınlıkta idi Türklerin Anadolu'da sağladıkları huzur ve güven ortamı ile tarım ve ticaret gelişti Buna bağlı olarak üretim arttı ve nüfus çoğaldı Anadolu Selçuklu ve beylikler döneminde halk, yaşadığı yerler ve yaşayış biçimleri bakımından şehirliler, köylüler ve konargöçerler olmak üzere üç gruba ayrılıyordu
Şehirliler: Türkler, Anadolu'ya geldikten sonra köyler ve kasabalar kurarak yerleşik hayata geçmeye başladılar Bu arada Bizans'a ait boşalan şehirlere de yerleştiler Eski şehirlere yerleşen ve gittikçe sayıları artan Türkler, şehirlerin Hıristiyan halkı arasına karışmadılar Bunlar, şehirlere yerleşir yerleşmez kendi mahallelerini kurarak, buralarda cami, tekke gibi sosyal kurumlan oluşturdular Şehirler büyüklüğüne göre melik, subaşı veya subaşı naibi tarafından idare edilirdi Şehirlerde tahsildarlar, askerler, asayişçiler, kale erleri, bölük zabitleri gibi görevliler bulunurdu Şehirde yaşayan halkın en itibarlı sınıfım oluşturan bu görevlilere ehlî örf denilmekteydi Şehrin diğer bir grubunu din ve bilim adamları meydana getirirdi Bu sınıf şeyhler, müderrisler, kadılar, nakipler, imamlar, hatipler, müezzinler ve medrese öğrencileri ile yazar ve şairlerden oluşuyordu Şehirde bulunan din adamları, içlerinden en bilgili ve yaşlısını kendilerine reis olarak seçerdi Buna müftü denirdi Müftüler, bulunduğu şehirdeki bilim ve din adamlarının hükümetle olan ilişkilerini düzenlerdi Bu topluluğa Ehli ilim denilmekteydi Bunların dışında esnaf ve zanaatkârlar şehirlerde yaşayan diğer bir sınıfı oluşturuyordu XII yüzyıldan itibaren Anadolu'daki ticarî hayatın canlılığı, kalabalık esnaf ve zanaatkâr sınıfının oluşmasını sağladı XIII yüzyılın ikinci yarısında şehirlerde dinî ve iktisadî bir özellik taşıyan ahilik örgütleri ortaya çıktı Ahilik, esnaf ve zanaatkârların meslekî kuruluşu idi Aynı zamanda ahi loncaları, getirdikleri ahlâkî kurallarla topluma öncülük ettiler Kısa zamanda Anadolu'nun pek çok şehrinde ahi teşkilâtlan kuruldu Terziler, saraçlar, ayakkabıcılar, dericiler; gibi her esnafın ayrı çarşısı ve sokağı bulunmaktaydı Her esnaf grubunun şeyhi, yiğitbaşısı, kethüdası vardı Ahiler usta çırak düzeni içinde çalışırlardı Bunlar hem ticarî hayatı canlı tutarlar hem de şehrin güvenliğini sağlarlardı Ahi teşkilâtının temelleri XII yüzyılda Abbasîler zamanında düzenlenen fütüvvet teşkilâtına kadar uzanmaktadır Fütüvvet teşkilâtını Anadolu'da ahi şeyhleri temsil ettiğinden, burada ahilik adıyla ortaya çıkmıştır Anadolu ahiliğinin kurucusu Ahi Evran aynı zamanda bir debbağ (derici) idi Ahi teşkilâtlarının üstlendiği görevler ise; aynı meslekten olan üyeler arasında dayanışmayı sağlamak, üyelerini eğitmek, üretimde kalite ve standardı yükseltmek ve denetlemekti Ayrıca bu teşkilât devletle esnaf arasındaki ilişkileri de düzenlerdi
Köylüler: Orta Asya bozkırlarında kalabalık kitleler oluşturan göçebe topluluklarının yerleşik hayata geçmelerinde ilk durakları, şehirlerden çok köyler oldu Göçebelerin köylere yerleşmesinde, Anadolu'nun tarıma elverişli olmasının yanında Selçuklu devlet adamlarının aldığı özendirici tedbirlerin de etkisi oldu Anadolu Selçuklularında köylüler tarım ve hayvancılıkla uğraşırlardı Ekip biçtikleri topraklar, devlete ait (mirî arazi) olduğundan ikta sahibinin yönetimi altındaydılar Toprak, işledikleri sürece çiftçinin elinden alınmazdı Toprağı işleyenler elde ettikleri ürün karşılığı olarak vergi öderlerdi Her köyün başında bir köy kethüdası bulunurdu Bunlar günümüzdeki mahalle ve köy muhtarlarının görevlerini yaparlardı
Konargöçerler: Göçebeler, Anadolu'nun batı uçlarında, Güney ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde çoğunlukta idiler Konargöçerler yaz mevsimini Torosların yüksek yaylalarında ve daha iç kısımlardaki dağlık alanlarda, kış mevsimini de Çukurova, Göller yöresi ve Menderes vadisinde geçirirlerdi Bir kısmının yerleşik hayata geçmesine rağmen, göçebe yaşantısı Osmanlılarda da devam etmiştir Konargöçerlik az da olsa günümüzde de sürmektedir Bunlara halk arasında Yörük denilmektedir Konargöçerlerin başlıca geçim kaynakları hayvancılıktı Hayvanlarından elde ettikleri süt, yağ, peynir, yapağı, kıl ve deri gibi ürünlerin üretimi yanında canlı hayvan ticareti de yaparlardı Bunların dışında halı, kilim, heybe gibi dokuma eşyalarından elde ettikleri gelirleri de bulunmaktaydı
Sosyal hayat :Türkler, Anadolu'ya geldikleri zaman kırsal kesimin ve köylerin âdeta boşalmış olduğunu gördüler Buralara yerleşerek köylerin ve şehirlerin canlanmasını sağladılar Şehirler zamanla büyüyerek ticaret, bilim, sanat ve kültür merkezleri hâline geldi Yeni köyler, kasabalar ve şehirler kuruldu Türkler, sosyal hayatlarında İslâmî kuralların yanı sıra Orta Asya'dan getirdikleri eski âdetlerini de sürdürdüler Cenaze ve evlenme törenlerinde İslâmî kuralların yanı sıra Türk âdetlerinin de uygulanması bunun açık bir örneğidir Bu dönemde Anadolu'ya gelen mutasavvıflar halkı dinî ve sosyal açıdan eğitmek amacıyla tekke ve zaviyeler kurdular Bu tekke ve zaviyeler, pek çok sosyal etkinliğin yapıldığı kurumlardı Bu kurumların başında bulunan şeyhler ve dervişler, halk üzerinde büyük bir etkiye sahiptiler Özellikle Anadolu Selçuklu Devleti'nin zayıflama dönemi ve Beylikler döneminde hem bu kurumların hem de kurum yöneticilerinin nüfuzları arttı Kanun önünde herkes eşitti Büyük Selçuklularda olduğu gibi, Anadolu Selçuklularında da fertlerin devlet yönetiminde en üst basamağa kadar yükselmeleri mümkündü Anadolu Selçukluları ve Beylikler döneminde toplumda sıkı bir dayanışma vardı Eski Türk geleneklerine uygun olarak sultanlar, halkın malını ve canını korumak; onları aç ve açık bırakmamakla yükümlüydüler Bu amaçla, başta hükümdarlar ve çevresi olmak üzere varlıklı insanlar, Anadolu'nun her yerinde öğrencilere, yolculara ve fakir halka sabah akşam yemek dağıtan imaretler kurdular Yolcular yol boyunca inşa edilen kervansaraylarda üç güne kadar parasız olarak yedirilir ve yatırılırdı Anadolu Selçukluları döneminde darüşşifa denilen hastanelerde muayene ve tedavi ücretsizdi Hamam, köprü, çeşme gibi toplum yararına sayısız eserler yapıldı Bu eserlerin masraflarını karşılamak amacıyla vakıflar kuruldu Anadolu Selçukluları ve Beylikler döneminde vakıflar o derece yaygınlaştı ki, kuşlar için bile vakıflar kuruldu
2 DEVLET YÖNETİMİ Anadolu Selçuklularında devlet yönetimi Büyük Selçuklulardan örnek alınarak düzenlenmiştir Diğer Türk Beylikleri de Anadolu Selçuklu devlet yönetimi örgütüne benzer birimler oluşturmaya çalışmışlardır
a Hükümdar ve Saray
Hükümdarlar: Birçok Türk devletinde olduğu gibi Anadolu'da kurulan devletlerde de taht ve iktidar, hükümdar ailesinin (hanedanın) ortak malı sayılırdı Hükümdar, hanedana mensup kişiler arasından seçilirdi Taht, hanedanın ortak malı sayıldığı için, hükümdar ailesinin bütün erkekleri tahtta hak iddia edebiliyordu İşte bu yüzden şehzadeler arasında taht kavgaları hiç eksik olmamıştır Bazen hükümdar, yerine geçecek şehzadeyi veliaht tayin edebilirdi Genellikle buna uyulmaz; devlet adamlarının ve emirlerin (ordu komutanlarının) desteğini alan şehzade, tahta çıkardı Şehzadeler, melik unvanıyla çeşitli bölgelerde atabeylerin gözetiminde eğitilir ve yöneticilik yaparlardı Bunun amacı ise ileride tahta çıkacak olan şehzadenin ülkeyi yakından tanımasını ve yönetimde başarılı olabilmesini sağlamaktı Anadolu Selçuklu hükümdarları, devletin kuruluşundan yıkılışına kadar sultan unvanı ile birlikte Rükneddin, Keykûbat, Sultanü'1-Âlem, Sultan-ı Galip, Emir ü'1-Müminin gibi unvanları da kullanmışlardır Bazı beyliklerin başında bulunan beylerin de sultan unvanını kullandıkları bilinmektedir İslâmiyet’ten önceki Türklerde mevcut olan kut anlayışı, Anadolu Selçuklularında da devam etmiştir Bu anlayışa göre sultan, hükümdarlık yetkisini Tanrı'dan alıyordu Yaptığı işlerden ancak Tanrı'ya karşı sorumluydu Hükümdarın halkına karşı en önemli görevi; Müslüman Hıristiyan ayrımı yapmaksızın halkını koruyup gözetmek ve adaletle yönetmekti Hükümdar, ülkenin mutlak hâkimiydi Fakat gelişigüzel emir veremez; töre ve din kurallarına uyarak ülkeyi yönetirdi Anadolu Selçuklularında, ülkenin her yerinde sultan adına hutbe okutulur ve para bastırılırdı Sultanlar, diğer Türk-İslâm devletlerinde olduğu gibi halifeyi manevî otorite olarak tanırlardı Anadolu Selçuklu sultanları, hâkimiyet sembolleri olarak Büyük Selçuklu hükümdarları gibi nevbet, sancak, tuğra, sikke, otağ, saray gibi hükümdarlık alâmetlerini kullanırlardı Anadolu'da kurulan Mengücekli, Artuklu ve Saltuklu hükümdarları alp, kutluk, inanç, tigin gibi Türkçe unvan ve lâkaplar kullanırlardı Daha küçük beyliklerin liderlerine d/e bey denirdi Melik veya emir unvanı da Anadolu Selçuklularına bağlı hükümdarlar ve beyler için kullanılırdı
Saray: Anadolu Selçuklularında saray teşkilâtı, Büyük Selçuklulardan örnek alınarak oluşturulmuştu Sultanlar sarayda oturur, devlet işlerini buradan yürütürlerdi Sarayda sultanlara devlet işlerinde yardımcı olan birçok memur ve saray hizmetlerini gören görevliler bulunurdu Sarayda bulunan başlıca görevliler şunlardı:
Hacibulhüccap:Hacibülhüccap (haciplerin başkanı): Sarayın genel sorumlusuydu Sultan ile diğer devlet adanılan arasındaki irtibatı sağlıyordu Hacip denilen yardımcı memurları vardı
Emir-i silâh: Sarayda bulunan silâhhanenin sorumlusuydu
Emir-i alem: Devletin sancağım taşıyıp, muhafaza eden görevli idi
Camedar: Sultanların elbise ve giyimlerinden sorumluydu
Şarabdar: Hükümdarların sofralarına konacak her türlü içeceklerden sorumluydu
Havayic-i sâlar: Saray aşçısıydı
Emir-i ahur: Saraydaki seyislerin başıydı
Emir-i meclis; Sultanın ziyafetlerinde hizmet görenlerin başkanına yerilen isimdir
Emir-i mahfil: Sultanin protokol görevlisidir
Taştdar: Hükümdarın ellerini yıkamasına yardım eden leğen ve ibrikleri taşıyan kişidir
Çaşnigirler: Hükümdarın sofrasında hizmet eden kişilerdir
Çavuş (serhenk): Merasimlerde yol açan kimsedir Anadolu beylikleri de, Selçuklulardaki saray teşkilâtını örnek aldılar
b Divan teşkilâtı (Hükümet)Anadolu Selçuklu Devleti ve beylikler döneminde ülkenin sosyal, ekonomik kültürel ve siyasî işlerini yürüten organa Divan-ı Saltanat (Büyük Divan) denilirdi Büyük Divanda, başta vezir olmak üzere çeşitli divan üyeleri bulunmaktaydı Büyük Divanın başı sultandı Ancak, sultanın gelmediği zamanlarda bu divana vezir başkanlık ederdi Bu divanda memleket işleri görüşülür, barış ve savaş kararları verilir ve halkın davalarına bakılırdı Selçuklularda divan her gün toplanırdı Divanda kâtipler, tercümanlar bulunmaktaydı Vezir en üst derecede divan üyesiydi Büyük Divana bağlı divanlar şunlardı:
Niyabet-i Saltanat: Bu makamı idare edene naib-i sultan adı verilirdi Naib-i sultan devlet idaresinde vezirden sonra gelirdi Önde gelen devlet adamları ve komutanlar arasından seçilirdi Naibin görevi, hükümdar başkentte olmadığı zamanlarda ona vekâlet etmekti Sultanın bütün yetkilerine sahipti
Divan-ı Tuğra: Devletin her türlü yazışmalarından sorumluydu Bu divanda yabancı dil ve diplomasi bilgisine sahip kişiler bulunurdu Bu divanda hükümdarın nişan ve tuğrasını £eken kimselere tuğraî veya münşiî denirdi
Divan-ı Arz: Devletin merkezdeki askerlerinin ihtiyaçlarım karşılamak bu divanın göreviydi Ordunun her türlü yiyecek, giyecek ve teçhizat ihtiyaçları bu divan tarafından tespit edilir ve karşılanırdı Bu divanın başkanına ârız veya emir-i ârız denirdi Ârızlar, ordunun ihtiyacının karşılamak, askerin maaşını zamanında vermek ve ordunun yoklamasını yapmaktan sorumluydular
Divan-ı İstifa: Devletin gelir ve gider hesaplarına bakan divandır Vergilerin toplanmasını sağlar ve devletin diğer malî işleriyle uğraşırdı Bu divanın başkanına müstevfî denirdi
Divan-ı İşraf: Ülkede askerî ve adlî işler dışındaki idarî ve malî teşkilâtın işleyişini kontrol eder ve denetimini yapardı Başkanına müsrif denirdi
Divan-ı Pervane: Arazi defterlerinde tutulan has ve iktâların (tımar) düzenlenmesinden sorumluydu Bu divanın başkanına pervaneci denirdi Beylerbeyi ve atabeyler ile soruşturma ve tutuklamalardan sorumlu olan emir-i dâd (adalet bakanı) da gerekli durumlarda divana katılırdı Anadolu Selçuklularında Divan-ı Saltanattan başka, Meşveret Meclisi de bulunmaktaydı Bu mecliste, hükümdar olacak kişilerin belirlenmesinden devletin iç ve dış politikalarına kadar pek çok konu konuşulurdu Bu özelliği ile Meşveret Meclisi Orta Asya Türk devletlerinde görülen kurultay geleneğinin devamı niteliğindeydi,
c Taşra TeşkilatıAnadolu Selçuklularında ülke, yönetiminde kolaylık sağlamak amacıyla bir takım idari birimlere ayrılmaktaydı Bu birimler şunlardı:
a) Merkeze bağlı vilâyetler: Yönetim ve gelirleri ile Büyük Divana bağlı vilâyetlerdi Bu vilâyetlerin başındaki idareciler sultan tarafından atanırdı Vilâyetlerin başında bulunan bu kişilere subaşı denirdi Subaşılar, bulundukları vilâyetin her türlü düzen ve asayişini sağlarlar ve vilâyetlerindeki askerlere komutanlık ederlerdi Vilâyetlerde devleti temsil eden başka görevliler de bulunmaktaydı Önemli şehir merkezlerinde şıhne adı verilen askerî valiler bulunurdu Bunlar güvenlik ve zabıta işlerini yürütürlerdi Şehrin adalet işlerine kadı, din işlerine imam, yönetim işlerine naip ve vergi toplama işlerine de vergi tahsildarları bakardı Ayrıca belediye işlerine bakan muhtesip de vardı
b) Meliklerin yönettiği vilâyetler: Selçuklu ailesinden gelen melikler tarafından yönetilen vilâyetlerdi Bunlar Büyük Divana değil, doğrudan sultana bağlıydılar Vilâyetlerdeki meliklere yönetim ve devlet işlerinde bir atabey yardım ederdi Yarı bağımsız olan bu melikler kendi adlarına para bastırır ve kendi divanlarını kurarlardı
c) Uç eyaletleri: Anadolu Selçuklu Devleti, Bizans ile sınır olan üç ayrı bölgede uç eyaletleri oluşturmuştu Bunların başında uç beyleri bulunurdu Uç beylerinin temel görevleri, sınır boylarında güvenliği sağlamaktı Bu eyaletlerin başlıca merkezleri Denizli, Kastamonu ve Antalya idi Anadolu Selçuklu Devleti'ne bağlı beylik ve devletler de vardı Bunlar iç işlerinde bağımsızdılar Selçuklulara yıllık vergi verirler ve gerektiğinde asker gönderirlerdi Mengücekliler, Saltuklular, Artuklular, Eyyubî melikleri, Ermeni Krallığı, Trabzon Rum İmparatorluğu bunların başlıcalarıydı
3 ORDUAnadolu Selçuklu Devleti ve beyliklerin askerî teşkilâtlan birbirinden farklı bir özellik göstermezdi Anadolu Selçukluları, Büyük Selçuklulardan farklı olarak merkeziyetçi bir anlayışla gulam sistemini güçlendirip, Türkmenlerin etkisini ortadan kaldırmak istediler Ancak, Türkmenleri etkisiz kılma konusunda fazla başarılı olamadılar Subaşsıların geniş yetki ve görevlerini azaltarak; onları sadece askerî vali niteliğinde görevliler hâline getirdiler
Anadolu Selçuklu Devleti'nde ordu, başlıca şu bölümlerden oluşuyordu:
1) Gulamân-ı saray: Hükümdara bağlı olan bu askerler değişik milletlerden küçük yaşlarda satın alınan veya toplanan çocuklardan meydana gelirdi Bunlar gulâmhane denilen ocaklarda yetiştirilirlerdi
2) Hassa askerleri: Savaşta hükümdarın yanında bulunan bu askerler, Selçuklu ordusunun çekirdeğini oluşturuyordu Bu kuvvetlere sipahi adı da veriliyordu Fakat bunlar tımarlı sipahilere benzemiyordu Tımarlı sipahiler kendilerine ayrılan dirliklerde oturdukları halde bunlar başkente yakın garnizonlarda otururlardı
3) Sipahiler: Kendilerine maaş yerine ikta (dirlik) verilen atlı askerlerdi (tımarlı sipahiler)
4) Bağlı devlet ve beylik askerleri: Anadolu Selçuklularına bağlı olan devlet ve beyliklerin istenildiği zaman gönderdikleri askerlerdir
5) Türkmen birlikleri: Sınır boylarında savaşa hazır durumda bulunan kuvvetlerdir Bu kuvvetler, başlarında bulunan beylerin yönetiminde savaşırlardı
6) Ücretli askerler: Anadolu Selçuklu Devleti'nin yükselme döneminde topladığı Rum, Frank ve Ruslardan oluşan kuvvetlerdi Devlet, Baba İshak Ayaklanması'nın bastırılmasında bu askerlerden yararlanmıştır
7) Gönüllüler: Genellikle savaş bölgelerine yakın sınır boylarından orduya katılan kuvvetlerdi Anadolu beyliklerinde orduların tamamına yakın bir kısmı, Türkmen birliklerinden oluşurdu Anadolu Selçuklularında olduğu gibi, askerler yaya ve atlı olmak üzere iki bölüme ayrılsa da, ordunun çoğunluğunu atlılar oluştururdu Ordu komutanına Emirü'l-Ümera denirdi
Donanma:Büyük Selçuklu Devleti bir kara devleti niteliğinde olduğu için denizciliğe fazla önem vermemişti Ancak, Anadolu Selçukluları, üç tarafı denizlerle çevrili olan Anadolu'da denizciliğe önem vermenin gerekliliğini kısa sürede kavradılar Bu amaçla Karadeniz kıyılarındaki Samsun ve Sinop, Akdeniz kıyılarındaki Antalya ve Alanya'yı fethederek, donanmayı güçlendirmek için buralarda tersaneler kurdular Beylikler döneminde ise; Aydınoğulları,Menteşeoğulları, Karesioğulları, Candaroğulları ve Pervaneoğulları denizcilikte önemli başarılar elde ettiler Denizcilik, Anadolu Selçuklularına askerî açıdan olduğu kadar, ticarî açıdan da büyük yararlar sağladı Donanma komutanına Meliküs-sevâhil (sahiller meliki) veya Reisül bahr (deniz reisi) denirdi
4 DİNAnadolu Selçukluları ve beylikler, Büyük Selçuklularda olduğu gibi, İslâm dininin Sünnî inanç kurallarını benimsemişlerdi Sünnî mezhepler içinde Anadolu'da en yaygın olanı Hanefîlik idi Abbasîlerin de aynı mezhepten olmaları, iki devleti birbirine yaklaştırmıştır Anadolu Selçuklu Devleti, İslâmiyet’in gaza inancı ile Türkmenlerin fetih anlayışını birleştiren bir siyasî kuruluş oldu Bu nedenle Anadolu'da fetih hareketi, alp erenlik ve İslâmı yayma anlayışında olan fütüvvet hareketiyle paralel yürümüştür Büyük Selçuklu Devleti ile başlayıp, Anadolu Selçuklu Devleti ile devam eden Anadolu'ya yönelik seferlerin tek amacı Bizans'tan toprak almak değildi Alınan yerlerde İslâmiyet’in yayılması da ulaşılmak istenen hedeflerden biriydi Ele geçirilen topraklar, kısa sürede Türk İslâm karakterine sahip oldu Anadolu'ya göç edenler arasında daha önce Horasan ve İran'da kurulmuş olan tarikatların üyeleri de bulunuyordu Bunlara Horasan erenleri, alp erenler deniliyordu Türkistan'ın alplık (kahramanlık) geleneğini İslâmiyet’le birlikte sürdüren bu derviş alp erenler gazi olarak anılmaya başlandılar Hıristiyanlarla savaşan kahramanların adlarına "alp" veya "gazi" unvanlarının eklenmesi bu yüzdendir Anadolu'ya gelen alp erenler, tarikatlar kurarak İslâmiyet’i yayma çalışmalarını burada da sürdürdüler Kösedağ Savaşı'ndan sonra Moğolların Anadolu'daki baskıları ve ayaklanmalar, Türkmenleri ekonomik ve siyasî sıkıntı içine itmişti Bu baskıdan bunalan halka derviş alp erenler çıkış yolları gösterdiler Türkçe’den başka dil bilmeyen ve okuma yazması olmayan Türkmenlere sade bir şekilde İslâmiyet’i anlattılar Bu gelişmeler, Anadolu'da kurulan tarikatların Türkmenler arasında ilgi görmesine ve kısa sürede yayılmasına neden oldu Bektaşîlik ve Babaîlik gibi tarikatlarda eski Türk inançlarının etkisinin görülmesi, Türkmen kültürünün de bu tarikatları etkilemesi nedeniyledir
Anadolu Selçuklu Devleti ve TarikatlarAnadolu Selçuklularında tarikat ve medrese arasında meydana gelen bazı görüş farklılıkları, zaman zaman siyasî boyut da kazanmıştır Medreseye karşı olan bazı tarikat üyeleri, medreseyi asıl eğitim kurumu sayan devletle mücadeleye girmişlerdir Tarikatlarla devlet arasındaki çatışmaların temelinde siyasî ve ekonomik bunalımlar vardır Buna bazı tarikat üyelerinin siyasî emellerini de eklemek mümkündür XIII yüzyılda çıkan Babaîler Ayaklanması buna örnek olarak verilebilir Buna rağmen, medrese ile uyum içinde olan ve kendini yenileyen tarikatlar, ülke için yararlı hizmetler vermeye devam etmişlerdir Mevlevîlik bunun en güzel örneğidir Moğol istilâsı sonrasındaki iç isyanlar ve Moğol baskısı Anadolu halkını yılgınlığa ve ümitsizliğe düşürdü Telkin ve zikir yoluyla Allah'a ulaşma düşüncesi anlamına gelen tasavvuf hareketleri bu dönemde Anadolu halkının sığınağı oldu Tasavvuf düşüncesinin Anadolu'daki önderleri olan Mevlâna, Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli ve Muhyiddin Arabî gibi şahsiyetler, bunalan halka çıkış yolları göstererek liderlik yaptılar Tasavvuf düşüncesini benimseyen ve yaşayanlara sûfî denirdi Sûfîler, Allah'a giden yol anlamına gelen tarikatları kurdular Bu yolda gidenlere derviş veya mürit denirdi Tarikatların başında bulunanlar ise pir, baba ve dede gibi unvanlar alırdı Anadolu'daki Türk devletlerinin ve beyliklerinin kurulmasında, Anadolu'nun Türkleşmesi ve Müslümanlaşmasında tarikatların önemli rolü oldu Tarikatlar ülkede millî birlik ve beraberliğin sağlanmasına da katkıda bulundular
Selçuklular ve beylikler döneminde Anadolu'da faaliyet gösteren başlıca tarikatlar şunlardır:
a) Yesevîlik: Ahmet Yesevî'nin kurduğu bir tarikattır Ahmet Yesevî, İslâmiyet’i Türkçe olarak öğretmeye çalışan bir sûfîdir Divan-ı Hikmet adlı eserinde Türklere İslâmın ve dervişliğin basit yollarını öğretmeyi amaçladı Anadolu'ya gelen Ahmet Yesevî'nin takipçileri görüşlerini burada da yaymaya devam ettiler Çok sayıda taraftar toplayan bu tarikat mensupları aynı zamanda sınırlardaki fetih hareketlerine de katıldılar
b) Babaîlik: Moğol istilâsı sırasında Anadolu'ya gelen Baba İlyas tarafından kurulmuştur Ölümünden sonra yerini Baba İshak aldı O, Babaîlik tarikatını Anadolu'da güçlendiren kişi oldu Fikirleri daha çok Amasya, Tokat ve Malatya çevresinde yayıldı Alınan ağır vergiler, yapılan haksızlıklar, göçebe Türkmenlerin sorunları karşısında ilgisiz kalınması, devlete duyulan güveni azalttı Bu durum, Türkmenlerin Baba İshak'ı bir kurtarıcı gibi görüp onun etrafında toplanmalarına neden oldu Giderek güçlenen Baba İshak ve taraftarları, Anadolu'da dinî ve siyasî nitelikli ilk ayaklanma olan Babaî Ayaklanması'nı başlattılar Güçlükle bastırılan bu ayaklanma, devleti zayıflattı ve toplumda derin yaralar açtı Etkileri uzun yıllar devam etti
c) Bektaşîlik: Bektaşîliğin kurucusu Hacı Bektaş Veli'dir (1209-1271) İslâmiyeti son derece hoşgörülü bir şekilde yorumlaması geniş bir taraftar kitlesi kazanmasını sağladı Tasavvuf inancını temsil eden tarikat üyeleri; Türkmen yaşantısına uygun olarak, sınır boylarındaki fetih hareketlerinde de yer aldılar Bu nedenle askerî sınıf içinde de oldukça taraftar buldular Osmanlı Devleti'nin kuruluşunda ve yeniçeri teşkilâtının örgütlenmesinde de Bektaşî tarikatının önemli rolü oldu d) Ekberîlik: Muhyiddin Arabî, büyük İslâm düşünürü ve mutasavvıflarındandır Anadolu'ya gelip Konya'ya yerleşmiş ve Selçuklu sultanlarından büyük itibar görmüştür Pek çok kitap ve risale yazmıştır Onun düşüncesine göre, tasavvuf inancında gerçek varlık tektir ve o da Allah'tır (Vahdet-i vücut) Dünya ve çevresindekiler Allah’ın gölgesi, insanlar da onun dış görünüşünden ibarettir Evrendeki her şey ayrı ayrı cephelerden Allah'ı ifade etmektedir Muhyiddin Arabi'nin ölümünden sonra öğrencisi Sadreddin Konevî, onun fikirlerini devam ettirdi ve Ekberîlik adında bir tarikat kurdu Bu tarikat, Anadolu dışında Arabistan ve Hindistan'a kadar yayıldı Kudbeddin İznikî, İbrahim Gülşenî ve Abdal Ganî bu tarikatta yetişen önemli safîlerdendir
e) Mevlevîlik: Mevlâna Celâleddin-i Rumî (1027–1273) Belh'te doğmuştur 1228 yılında, babası ile beraber Konya'ya gelip yerleşmiştir Konya'da bulunan yüksek dereceli medreselerde müderrislik yapmıştır O dönemde Anadolu'ya "Diyâr-ı Rum" denildiğinden, kendisine de Anadolulu anlamında Rumî denilmiştir Eserlerini Farsça yazdığından dolayı genelde yüksek tabakadaki insanlara hitap etmiştir En büyük eseri Mesnevi'dir Mevlevi tarikatının asıl kurucusu Mevlâna'nın oğlu Sultan Veled'dir Mevlevîlerin Türk kültürüne pek çok hizmetleri olmuştur Çok sayıda bilgin, şair, müzisyen ve devlet adamı bu tarikat içinde yetişmiştir Anadolu'da bu tarikatlardan başka Nakşibendîlik, Kadirîlik, Rufaîlik, Kübrevîlik gibi birçok tarikat faaliyet göstermiştir Söz konusu tarikatlar dışında Anadolu'da faaliyet gösteren dinî nitelikte başka örgütler de kurulmuştur Moğol istilâsı sırasında Anadolu halkını koruyup kollayan bu teşkilâtların başlıcaları; Abdalân-ı Rum (Anadolu dervişleri teşkilâtı), Bacıyân-ı Rum (Anadolu kadınları teşkilâtı), Feteyân-ı Rum (Anadolu gençler teşkilâtı) ve Gaziyân-ı Rum (Anadolu gazileri teşkilâtı) 'dur Anadolu Selçuklu sultanları, dindar oldukları kadar da engin bir hoşgörüye sahiptiler Sultan II Gıyaseddin Keyhüsrev'le evlenen Gürcü prensesin papazını ve kutsal eşyalarını da beraberinde getirmesi bu hoşgörüye en güzel örnektir Ayrıca II Kılıç Arslan ve Alâeddin Keykûbat'ın çeşitli mezhep mensuplarını tartıştırması, din ve inanç konusunda taassup içinde olmadıklarını gösterir Anadolu Selçuklu Devleti sultanları, beyleri ve melikleri, âlimlere ve din adamlarına büyük değer vermişler; medreseler başta olmak üzere din ve eğitim ile ilgili pek çok kurum meydana getirmişlerdir Toplumda ikilik yaratan, devleti ve halkı bölmeye yönelik faaliyetlerde bulunan mezheplerle de mücadele etmişlerdir
5 HUKUKOrta Asya'daki ilk Türk devletlerinde toplum düzenini töre adı verilen ve yazılı olmayan kurallar sağlardı, İslamiyet döneminde şer'î kuralların hayata geçirilmesiyle Türk hukukunda önemli değişiklikler meydana geldi Türk İslâm devletlerinde adalet teşkilâtı ve hukuk kurallarının dayandığı esaslar hemen hemen aynıydı Bu nedenle Anadolu Selçuklu hukuku, kendilerinden önceki Türk-İslâm devletlerinin devamı niteliğindeydi Anadolu Selçuklu hukuku, Büyük Selçuklu hukukunda olduğu gibi, şer'î ve örfî hukuk olarak ikiye ayrılıyordu
a ) Şer’i yargı
Evlenme, boşanma, miras, nafaka, alacak ve vakıflar ile ilgili davalar şer'î yargı kuralları ile çözümlenirdi Bu konularla ilgili davalara da şer'î mahkemeler bakardı Şer'î mahkemelerin başında kadı bulunurdu Kadılar genellikle medrese eğitimi görmüş olanlar arasından hükümdar veya vezir tarafından atanırdı Aynı zamanda kadılar, bulundukları yerlerde merkezî idarenin de temsilcisi durumundaydılar Kadılara vereceği kararlarda hiç bir kişi veya kuruluş müdahale edemezdi Ancak, verilen kararlara usulüne uygun olarak itiraz edilirse; karar, kadılardan oluşan bir kurul tarafından tekrar gözden geçirilirdi Şer'î mahkemelere bakan kadıların başı olan kadi'l-kudat, Konya'da otururdu
b) Örfi Yargı
Anadolu Selçukluları ve Türk beyliklerinde, şer’i mahkemelerin görev alanları dışındaki anlaşmazlıkları görüşen ve çözümleyen ayrı mahkemeler bulunuyordu Bu mahkemelerde, kanunlara uymayanlar ve güvenliği bozanlar yargılanırdı Örfî yargı sisteminin başında bulunan yetkiliye emir-i dâd denirdi Bir nevi adalet bakanı ve başsavcı olan emir-i dadın yetkileri çok genişti Gerektiğinde divan üyelerini ve veziri yargılama ve tutuklama yetkisine sahipti Anadolu Selçuklu Devleti’nde bu mahkemelerden başka, askerî davalara bakan mahkemeler de bulunurdu Bu mahkemelerin başkanı kadı asker idi Türk-İslâm devletlerinde ağır siyasî suçlar, sultanın başkanlığındaki Divan-ı Mezalim adı verilen mahkemede görüşülerek karara bağlanırdı Bu divan, haftanın belli günlerinde toplanır ve halkın şikâyetlerini dinlerdi Divan-ı Mezalim, Anadolu Türk beyliklerinde de bulunuyordu Anadolu Türk beylikleri, diğer alanlarda olduğu gibi hukuk alanında da teşkilâtlar kurarak Anadolu Selçuklu Devleti'ni örnek aldılar
6 TOPRAK YÖNETİMİ
Anadolu Selçuklularında toprakların çoğu, Büyük Selçuklularda olduğu gibi devletin malı kabul edilmiştir Devlete ait bu topraklara mirî arazi denilirdi Devlet, toprağın boş kalmaması için çeşitli tedbirler almış ve toprakları halkın kullanımına açmıştır Böylece devlet hem tarımsal faaliyetleri desteklemiş ve artırmış, hem de ikta arazileri sayesinde hazineye yük olmadan binlerce asker beslemiştir Anadolu Selçukluları ve beylikler döneminde topraklar has arazi, ikta arazi, mülk arazi ve vakıf arazi olmak üzere dörde ayrılmıştır
|