Yalnız Mesajı Göster

Performans Ödevi Türkiye Selçuklu Devletinden Ünlü Düşünürler Kimlerdir?

Eski 09-11-2012   #4
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Performans Ödevi Türkiye Selçuklu Devletinden Ünlü Düşünürler Kimlerdir?



a Has arazi: Geliri hükümdara ayrılan topraklara has arazi denirdi Hükümdar bu topraklarda istediği tasarrufu yapabilirdi

b İkta arazi: Ordu mensuplarına ve devlet memurlarına hizmet ve maaşlarına karşılık olarak verilen toprak geliridir İktalar göreve bağlıydı; görevden ayrılan kişinin iktası elinden alınıp başkasına verilirdi Ordu mensuplarına ayrılan bu topraklar, hizmetlerini sürdürmeleri şartı ile babadan oğula geçebilirdi, îkta sahipleri, topladıkları vergi gelirinin bir kısmı ile geçinirken geri kalanıyla da sipahi denilen atlı asker beslemek zorundaydı

c Mülk arazi: Devlet adamlarına başarılarından dolayı verilen topraklardır Bu topraklara sahip olanlar toprak üzerinde satma, devretme, vakfetme ve miras yoluyla çocuklarına bırakma gibi her türlü tasarrufa sahiptiler

d Vakıf arazi: Mirî veya mülk arazilerinden gelirleri ilmî veya sosyal kuruluşların masraflarına ayrılan topraklardır Vakıfların özel şartnamelerine vakfiye denilirdi Vakıf toprakları, amaçları dışında kullanılamaz ve alınıp satılamazdı

7 FİKİR, DİL VE EDEBİYAT

Anadolu Selçukluları ve Beylikler Döneminde Fikir HayatıAnadolu Selçukluları ve Beylikler döneminde yaşayan başlıca fikir adamları şunlardır;

Muhyiddin Arabi: Anadolu Selçukluları döneminde Anadolu'ya gelmiş ve Konya'ya yerleşmiştir Yazdığı pek çok kitapla, İslâm dünyasında şeyh-i ekber (en büyük şeyh) adıyla ün kazanmıştır Anadolu'da tasavvufun gelişmesinde büyük rolü olmuştur Muhyiddin Arabî, vahdet-i vücut görüşü ile gerçek varlığın tek olduğunu, onun da Allah olduğunu söylemiştir

Sadreddin Konevî:Sadreddin Konevî, Muhyiddin Arabî'nin öğrencisidir Arabi'nin fikirlerinin yayılması ve anlaşılması için Ekberîlik adında bir tarikat kurmuştur

Mevlâna Celâleddin-i Rumî: Anadolu Selçukluları döneminde yetişen büyük mutasavvıflardan birisi de Mevlâna'dır Mevlâna, 1207 yılında, Horasan'ın Belh şehrinde doğdu Babası Bahaeddin Veled'dir Anadolu Selçuklu hükümdarı I Alâeddin Keykûbat döneminde, davet üzerine Konya'ya gelerek yerleşti Derin tasavvufi fikirleri, engin hoşgörüsü ile büyük ün kazandı Şems-i Tebrizî ve Muhyiddin Arabî’den etkilendi Mevlâna, eserlerinde Allah ve insan sevgisi, hoşgörü gibi konuları işledi Yanında sadece Müslümanlar değil, başka din ve mezhepten olanlar da bulunuyor; kendisine büyük saygı ve hürmet gösteriliyordu Onun düşünceleri, Moğol istilâsından bunalan Anadolu insanına, direnç kazandırdı; onların dayanma güçlerini artırdı Mevlana’nın görüş ve düşünceleri kendisinden sonra kurulan Mevlevîlik tarikatı yoluyla yaşamaya devam ettiMevlâna, insanları zengin-fakir, siyah-beyaz, Müslüman-Hıristiyan diye ayırt etmedi Mevlâna'ya duyulan sevgi ve saygı, günümüzde de artarak devam etmektedir Konya'ya her yıl on birlerce değişik din ve milletten insanlar gelip onun türbesini ziyaret etmektedir

Hacı Bektaş Veli: Horasan’dan Anadolu'ya gelen bir Türk mutasavvıfıdır (1209–1271) Hacı Bektaş Veli, kurduğu Bektaşîlik tarikatıyla, hoşgörü ve insan sevgisini yaymaya çalışmıştırXIV yüzyıldan itibaren gittikçe yaygınlaşan Bektaşîlik, Türkmen babalan ve abdallarını da bünyesine almış ve Yeniçeri Ocağı’nın resmî tarikatı olmuştur Hacı Bektaş Veli Bektaşîliğin temel kitabı olan Makâlât'ı yazmıştır Bektaşîlik tarikatı Anadolu'nun Türkleşmesinde büyük bir rol oynamıştır

Anadolu Selçuklu Devleti ve Beylikler Döneminde Yaşayan Bilim Adamları

a) Seyfeddin Amidî: Diyarbakır'da doğdu Felsefe, mantık ve fen bilimlerinde çeşitli eserler yazdı

b) Kutbeddin Şirazî: Sadreddin Konevî'nin öğrencisidir Felsefe, coğrafya ve astronomi bilimleriyle uğraştı

c) Hacı Paşa: Aydınoğulları Beyliği döneminde yaşadı Zamanının en ünlü tabiplerinden biriydi

d) Kadı Sirâceddin: I Alâeddin Keykûbat döneminde yaşadı; mantık, kelam gibi ilim dallarında birçok eserler verdi

e) Mehmet Ravendi: Anadolu Selçuklu döneminin tarihçilerindendir Rahat'üssudûr adlı eserinde Anadolu Selçuklu tarihini anlatır

f) İbn-i Bîbî: I Alâeddin Keykûbat döneminde yaşadı Yazdığı El-Evamirü'l Alâiye adlı eseri Anadolu Selçuklu tarihini anlatır

g) Kerimûddin Aksarayî: Moğolların Anadolu'yu işgalini anlatan Müsameretü'l-Ahbar isimli eseriyle ünlüdür

h) Eflâkî: XIII yüzyılın ikinci yarısı ve XIV yüzyılın başındaki Türk kültür hayatını yansıtan Menakibü'l-Ârifin adlı eseri ile ünlüdüri)

Caca Bey: Anadolu Selçuklularının zayıfladığı yıllarda Kırşehir'i yönetmiş ve kendi adıyla anılan ünlü bir medrese yaptırmıştır Bu medresede astronomi çalışmaları yapılmış; fizik, kimya ve matematik bilimlerine de büyük önem verilmiştir

Dil ve EdebiyatMalazgirt Savaşı'nın kazanılmasından sonra Anadolu'ya yapılan göçlerin sonucunda bu coğrafyanın nüfusu hızla artmaya başladı Moğol istilâsı ve baskısıyla Anadolu'ya gelen Türkmenler, zaman içerisinde Anadolu'nun her yerinde köyler, kasabalar ve şehirler kurdular Böylece Anadolu nüfus olarak hızla Türkleşirken, yerleşim yerlerine de Türkçe isimler verilmeye başlandı Anadolu Selçukluları ve Anadolu Türk beylikleri döneminde, halk Türkçe konuşurdu Ancak, Anadolu Selçuklularında bilim dili Arapça, edebiyat dili de Farsça idi Beylikler döneminde ise hem bilim ve edebiyat hem de resmî dil Türkçe oldu Anadolu beylerinin çoğu Türkçe’den başka bir dil bilmedikleri için Arapça ve Farsça eserler Türkçe’ye tercüme edildiÖzellikle Kösedağ yenilgisinden sonra Anadolu'daki Moğol baskısı ve zulmü tarikatların kurulmasında etkili oldu Tarikat şeyhleri ve diğer Türk sûfîler, dini halka Türkçe anlatıyorlardıKaramanoğlu Mehmet Bey, 1277 yılında Konya'yı ele geçirdiğinde bir ferman yayınlayarak herkesi Türkçe konuşup yazmaya davet etti Anadolu'da, Türkçe’nin XII yüzyılda hâkim olmasının en önemli sebebi Yunus Emre, Aşık Paşa, Gülşehrî gibi şairlerin eserlerini Türkçe yazmalarıydı Anadolu Selçuklularında ve beylikler döneminde edebiyat; Halk edebiyatı, Tasavvuf edebiyatı, Divan edebiyatı olmak üzere üç dalda gelişmiştir

Halk edebiyatı: Anadolu'ya gelen Oğuzlar, Türkçe’den başka dil bilmediklerinden Farsça ve Arapça yazılan şiirlerden anlamıyorlardı Bu yüzden kendi dilleriyle şiirler söyleyen ozanlara karşı büyük sevgi ve saygı gösteriyorlardı Halk edebiyatı, ozan denilen halk şairlerinin saz eşliğinde şiirler okumaları ile doğmuştur Konusunu günlük olaylardan alan bu edebiyatın ilk eserleri, destanlar olmuştur Horasanlı Ebu Müslim, Hz Hamza, Hz Ali ile ilgili menkıbeler halk arasında büyük ilgi görmüştür Bu destanlardan en önemlileri Battalname ve Danişmentname'dir Battalname XII ve XIII yüzyıllarda Danişmentli topraklarında söylenen ve yazıya geçirilen Türkçe bir destandır Danişmentname'de ise; başta Danişment Ahmet Gazi olmak üzere birçok Da-nişmentli devlet adamı ve komutanın kahramanlıkları anlatılmaktadırAyrıca edebiyat tarihimizde büyük önemi olan Dede Korkut Hikâyeleri, XIV yüzyılda yazıya geçirilmiştir Bu hikâyelerde Türklerin Gürcü, Abaza ve Trabzon Rumları ile yaptıkları savaşlar anlatılmaktadırAnadolu'da halk edebiyatı ürünlerinin bir diğer örneği de fıkralardır Bektaşî tarikatına mensup olanların söylediği fıkralar, o dönemden günümüze kadar gelmiştirFıkralarındaki hazırcevaplılığıyla tanınan Nasrettin Hoca XIII yüzyılda yaşadı Sivrihisar'ın Hortu köyünde 1209 yılında doğan Nasrettin Hoca, devrinin değerli ilim adamlarından dersler alarak kendisini yetiştirdi O, halk zekâsını yansıtan kendine has güldürü üslubuyla günümüze kadar hep sevildi ve yaşatıldı Halka zulüm yapanlar ve halkın hakkını yiyenler, daima karşılarında onun nüktesini ve zekâsını buldular Onun fıkraları Batı dillerine de çevrildiXIV yüzyılda Anadolu'da millî bir edebiyat doğmuştur Bu dönemde Şeyh Ahmet Gülşehri, Feridüddin Attar'ın Mantıku't Tayr (Kuşların Dili) adlı eserini genişleterek Türkçeye çevirmiştir Bu dönemdeki halk edebiyatının diğer ünlü simalarından birisi de Aşık Paşa'dır (1272–1333) Onun en büyük eseri olan Garipname, Türklere hak yolunu göstermek, tasavvufun inceliklerini aktarmak ve onların yanlış yola gitmelerini engellemek amacıyla yazılmıştır Şeyh Ahmet Gülşehrî ve Aşık Paşa'nın ısrarla Türkçe söylemeleri ve yazmaları, bu edebiyatın gelişmesinde büyük bir rol oynamıştır

Tasavvuf edebiyatı: Anadolu'da Türk tasavvuf edebiyatı, XIII yüzyılda büyük gelişme göstermiştir Özellikle Kösedağ yenilgisi ve Moğol istilâsından sonra Anadolu'da siyasî ve ekonomik hayat alt üst oldu Devlet otoritesinin sarsılması ve iç isyanlar, gerek göçebe Türklerin gerekse şehir halkının kendilerine huzur ve ümit veren tekke ve zaviyelerin etrafında toplanmalarına sebep olduXIII yüzyılda, tekkelerde büyük tasavvuf şairleri yetişti Mevlâna, Türk edebiyat ve düşünce hayatının bu dönemdeki en büyük şahsiyetlerinden biridir Mevlâna, eserlerinde "en büyük hakikat" dediği Allah'a ulaşmanın yollarını gösterdi Devrinin diğer sûfîlerini de etkileyen Mevlâna, şiirde tasavvuf edebiyatının ölümsüz mısralarını meydana getirdi Ölümünden sonra oğlu Sultan Veled tarafından kurulan Mevlevîlik tarikatı, onun fikirlerinin geniş kitlelere ulaşmasında önemli rol oynadı Mevlâna'nın başlıca eserleri şunlardır:

Mesnevi: Farsça yazılmış altı ciltlik bir eserdir Mesnevi, birçok hikâye üzerine kurulmuştur Tasavvuf! fikirler, bu hikâyelerden yola çıkılarak açıklanmıştır Bu eser, insanlara sevgiyi, hoşgörüyü ve inanç yolunun gerçek mutluluk yolu olduğunu öğretmiştir Mevlâna'nın bu ünlü eseri günümüzde pek çok dile çevrilmiştir

Divan-ı Kebir: Yedi ciltten meydana gelen bu eserdeki gazellerde sevgi ve aşk konuları işlenmiştir

Fihî Mâfih: Mevlâna'nın rubaî tarzında söylediği şiirlerdir

Mektûbât (Mektuplar): Selçuklu devlet adamlarına ve yakınlarına yazdığı mektupların derlenmesinden oluşmuşturAhmet Fakih, Şeyyad Hamza ile Mevlâna'nın oğlu Sultan Veled bu dönemin ünlü tasavvuf şairlerindendirXIII yüzyıldan itibaren Anadolu'da millî bir tasavvuf edebiyatı doğmuştur Bu edebiyatın en büyük şairi Yunus Emre'dir (1240–1320) Büyük bir şair olan Yunus, tasavvuf aşkıyla Türkçenin şaheserlerini meydana getirdi Bütün insanlığa hitap eden ve çağım aşan Yunus Enire, çok sade ve anlaşılır bir dille şiirler söyledi Şiirlerini, Divan ve Risaletü'n-Nushiye adlı eserlerinde topladı Yunus'un şiirleri, yedi yüzyıla yakın bir süredir devamlı artan bir ilgiyle okunmaktadır O, Türkçeyi kullanarak millî bilincin gelişmesine yardımcı olmuştur Dervişlikten şeyhliğe kadar yükselen Yunus Emre, diyar diyar gezerek okuduğu şiirlerinde, insan ve Allah sevgisini işlemiştir Yunus Emre'ye göre dünya yalandır ve tek gerçek ise ölümdür İnsan, önce kendini bilmelidir Yunus Emre, aşağıdaki şiirinde, "kişinin kendini bilmeden Hakk'ı bilemeyeceğini" söyler

Divan edebiyatı:

Anadolu Selçuklularında Divan edebiyatı, XIII yüzyıl sonlarına doğru gelişmeye başladı Bu dönemin ilk divan şairi Hoca Dehhânî'dir Hoca Dehhânî, Türkçeyi çok sade ve akıcı bir şekilde kullanmıştır En önemli eseri Farsça kaleme aldığı Selçuklu Şehname-si'dir XIV yüzyılda, Germiyanlı Ahmedî de Divan edebiyatının en güzel örneklerini vermiştir En önemli eserleri; Türkçe yazdığı Divan, İskendername ve Cemşîd û Hurşid'dir Divandaki kasidelerin birçoğu, Yıldırım Bayezıt'm oğlu Süleyman adına yazılmıştırHoca Mesud, Şeyhoğlu Mustafa, Meddah Yusuf ve İzzettin Ahmed de bu dönemin önemli temsilcilerindendir

8 EKONOMİK HAYAT

Anadolu Selçukluları sosyal ve e-konomik yönden kendilerine özgü bir politika izlediler Maveraünnehir ve Horasan'dan Anadolu'ya gelen Türklerin büyük bir bölümünü yerli halkın boşalttığı yerlere yerleştirdiler Uzun süren savaşlar ve yerli halkın Bizans topraklarına göç etmesi üretimin düşmesine ve vergi gelirlerinin azalmasına sebep oldu Anadolu Selçuklu hükümdarları hem üretimi artırmak hem de vergi gelirlerini düzenli hâle getirebilmek amacıyla, isteyen gayrimüslimlere Selçuklu topraklarında yerleşme izni verdiler XIII yüzyıldan itibaren Anadolu'da ticarî hayat canlandı Özellikle I Alâeddin Keykûbat döneminde Anadolu, dünyanın ekonomik bakımdan en zengin ülkelerinden biri durumuna geldiAnadolu Selçuklu Devleti'nin ekonomisi tarım ve hayvancılık, sanayi ve madencilik ile ticarete dayanıyordu

Tarım ve Hayvancılık:

Türkler Anadolu'ya geldikleri zaman köylerin boşalmış olduğunu gördüler Anadolu'ya gelen Türkler kısa sürede kırsal bölgelere hâkim oldular Uzun süren savaşlar nedeniyle yakılıp yıkılan köyleri imar ettiler Köylere yerleşen Türkmenler tarım ve hayvancılıkla uğraşarak ekonomiyi canlandırdılarSelçuklular, Bizans yönetiminin baskılarından ve ağır vergilerinden bunalan Hıristiyan halkı kendi topraklarında yaşamaları için teşvik etti Bu uygulama ile Anadolu'nun yeniden imar edilmesi ve üretimin artırılması amaçlandı Selçuklu sultanları tarımın gelişmesi için çiftçilere vergi affı, tohumluk ve çiftçilikle ilgili araç gereç konularında destek sağladılar Anadolu, I Alâeddin Keykûbat döneminde güçlü ve bayındır bir ülke hâline geldi Hatta Celâleddin Harzemşah'ın Ahlat'ı tahrip etmesi üzerine Sultan Alâeddin, müstevfi (maliye bakanı) ve pervaneyi (arazi işleriyle uğraşan) hemen Ahlat'a gönderdi Zarar tespiti yaptırdı; halkın zararını tazmin ettirerek, onlara tekrar üretici olabilmeleri için gerekli yardımı yaptıBu dönemde buğdayın dışında pirinç, yulaf ve pamuk tarımı da yapıldı Her türlü tarımsal üretim arttı ve Anadolu tahıl ambarı hâline geldi Ayrıca meyvecilik ve bağcılık da halkın önemli gelir kaynaklan arasında idiAnadolu'da bu dönemde koyun, keçi, sığır ve at besleniyordu Hayvancılık, halkın gıda ihtiyacının karşılanmasının yanında ülke ekonomisi bakımından da önemli bir yere sahipti Yetiştirilen büyük hayvan sürüleri ve bunlardan elde edilen ürünler önemli miktara ulaşmıştı XIII yüzyılda Ankara keçilerinden elde edilen tiftikler, en ünlü ihraç ürünlerindendi Özellikle göçebe Türkmenlerin yetiştirdiği atlar, İslâm ülkelerinde ve Avrupa'da çok meşhurdu

Sanayi ve Madencilik

Anadolu Selçuklu Devleti ve beylikler döneminde tarım ve hayvancılığın yanında sanayi de gelişti Türkler kısa zamanda demircilik, bakırcılık, dokumacılık, dericilik ve silâh sanayisinde ileri bir düzeye ulaştılar Bu dönemde kâğıt imalâtı ve çinicilik sanatında önemli gelişmeler yaşandı Türklerin dokuduğu halı, kilim, ipekli ve yünlü kumaşlar, Avrupa pazarlarında çok rağbet görüyordu Anadolu Selçukluları döneminde Konya, Ankara, Kayseri ve Denizli önemli birer dokuma merkezi hâline geldi Bu sırada Konya, Malatya ve Erzincan'da dokunan perdelik kumaşlar ülkenin bütün ihtiyacını karşılıyordu İpek ise Diyarbakır, Siirt ve Balıkesir gibi merkezlerde işlenip ihraç ediliyordu Dokumacılıkta kullanılan şap madeni, Kütahya ve Giresun'dan çıkarılarak büyük ölçüde yurt dışına gönderiliyordu Anadolu Selçukluları demir, tuz ve bakır gibi madenleri işleterek dış ticaretin artmasını ve sanayinin gelişmesini sağladılar Ordunun ihtiyacı olan silâh, zırh ve benzeri savaş araç ve gereçlerini de kendileri imal ettiler Bunların dışında diğer sanayi kollarında kullanılan boyalar, temizlik maddeleri ve aydınlatma yağlan da ülke içinde üretiliyordu

TicaretT

icareti geliştirmek ve ticaret yollarının güvenliğini sağlamak, Anadolu Selçuklu Devleti'nin ana politikalanndan birisi olmuştur Selçuklu sultanları, Anadolu'nun coğrafî konumu dolayısıyla bu bölgeyi kıt'alar arası bir ticaret merkezi hâline getirmeye gayret ettiler İzledikleri askerî ve ekonomik politikalar çerçevesinde Sinop, Antalya ve Alanya şehirleri fethedildi Zamanla bu şehirlerdeki limanlar geliştirilerek önemli ithalât ve ihracat merkezleri durumuna getirildi Selçuklular dış ticareti geliştirmek için çok düşük gümrük vergisi almayı kabul ederek; Venedik, Çeneyiz ve Floransa gibi İtalyan şehir devletleriyle antlaşmalar yaptılar Selçuklu sultanları bazı askerî seferlerini bile ticarî amaçla yaptılar Kara ve deniz yolları bakımdan ö-nemli bir mevkide bulunan Sinop ve Suğdak şehirlerinin alınması da bu amaca yönelikti Yine ticaretin geliştirilmesi için, soyulan kervanların ve zarar gören tüccarların kaybının ödenmesi de Anadolu Selçuklu Devleti tarafından sağlandı Bu uygulamayla ilk defa devlet sigortacılığını başlattılar Anadolu'da ticarî hayatın canlandırılmasında kervansarayların ayrı bir yeri ve önemi vardı Selçuklular ticaret yollarının güvenliğini sağlamak için belli aralıklarla kervansaraylar ve hanlar yaptırdılar Kervansaraylara gelen tüccarlar ve yolcular hiçbir ücret ödemeden buralarda konaklayabilirlerdi Kervansarayların ihtiyaçları ve giderleri vakıflar tarafından karşılanırdıAnadolu'nun büyük şehirlerindeki açık pazarlar, ticaret hanları ve dükkânlar, iç ticaretin yapıldığı önemli mekânlardı Köylüler, ürettikleri malları açık pazarlara getirirler ve buralarda satarlardı Hükümetçe atanan şıhne, şehirlerdeki ticarî hayatı kontrol eder ve devlete ait pazarlardaki vergileri toplardı Anadolu Selçuklularında para ile yapılan alış verişin dışında göçebe Türkmenlerin değiş tokuş yoluyla da ticarî hayatı canlandırdıkları bilinmektedir

Anadolu'da kervan ticaretinin yapıldığı yollar şunlardır:

1) Antalya limanından başlayan Konya, Sivas, Erzincan üzerinden Gürcistan’a ve Sivas’tan sonra Malatya, Diyarbakır üzerinden Bağdat’a ve Basra’ya uzanan yol

2) Antalya limanından başlayarak Konya, Ankara, Sinop üzerinden kuzeye çıkarak Kırım’a giden yol

3) İstanbul’dan başlayarak İznik, Konya, Adana, Halep Şam üzerinden Mısır’a; yine aynı yol üzerindeki Halep’ten ayrılarak Musul üzerinden Bağdat ve Basra’ya giden yol Bu ticaret yolları, beylikler devrinde de önemini korudu Anadolu Selçuklu Devleti'nin kültür ve medeniyetinin gelişmesinde, ülkeden geçen ticaret yollarının getirdiği maddî gelirin payı büyüktür Sinop, Alanya ve Antalya limanlarının alınmasından sonra Anadolu Selçukluları bir kara devleti olmaktan çıktı Bu limanlar sayesinde Akdeniz ve Karadeniz'de Türk malları pazar buldu ve halkın refah düzeyi arttı Ayrıca bu dönemde İran'dan gelen mallar Venedik, Ceneviz, Floransa gibi İtalyan şehir devletlerine ihraç edildi Anadolu Selçukluları, Karadeniz'deki Suğdak liman kentini fethederek kuzey ticaretini Rusya'ya kadar genişlettiler Genellikle Arap ülkeleri, İran, Bizans, Venedik, Ceneviz ve Floransa ile ticarî ilişkilerde bulundular Kösedağ yenilgisi (1243) ve ardından gelen Moğol istilâsı ile Anadolu Selçukluları, ekonomik açıdan büyük bir durgunluğa girdi Bunun sonucu olarak ülkede üretim azaldı Moğollar Anadolu'nun zenginliklerini yıllarca İran'a taşıdılar Anadolu halkı, önceki zengin ve mutlu dönemlerine bir daha ulaşamadıBatı Anadolu'da bulunan Aydınoğulları, Menteşeoğulları ve Karesioğulları gibi sahil beylikleri döneminde ise Avrupalılarla olan ticarî ilişkiler devam etti Kuzey Anadolu'da Sinop ve çevresini ele geçiren Candaroğullan ise Karadeniz ticaretinden faydalandılar

Maliye ve para

Anadolu Selçuklularında maliye işlerine Divan-ı istifa bakardı Devletin bütün gelirleri, hazinede saklanırdı İki türlü hazine vardı: Bunlar, devlet gelirlerinin konulduğu hazine-i âmire (devlet hazinesi) ile hükümdarların şahsına ait olan hazine-i hassa (iç hazine) idiDevletin başlıca gelir kaynaklan gümrük, cizye, öşür ve haraç vergileri, maden gelirleri, hayvan sürülerinden alınan vergiler, pazaryerlerinde alım satımdan alınan vergiler, tâbi devletlerin ve beyliklerin gönderdiği vergiler ve hediyeler ile savaşlarda elde edilen ganimetlerden meydana geliyordu Devlet bu gelirleri ile memurların maaşlarını, ordunun ihtiyaçlarını ve bayındırlık giderlerini karşılardı Gelir ve giderler düzenli bir şekilde devlet hazinesindeki deftere işlenirdiTürkler, Anadolu’ya geldiklerinde, bir süre yerli halkın kullandığı Bizans parasını kullanmak zorunda kaldı Çünkü Anadolu Selçuklu Devleti henüz kendi kurumlarını oluşturamamıştı Selçuklu ekonomisinde para (sikke) her ülkenin ekonomisinde olduğu gibi önemli rol oynardı İlk Selçuklu paraları, önce bakır sonra gümüş ve altından basıldı Bunlardan gümüş paraya dirhem, altın paraya ise dinar denilmiştir Anadolu Selçuklularında ilk para Sultan Mesut tarafından bastırılan bakır paradırSelçuklular Moğol hâkimiyetine girince sikkeler İlhanlı paralarına göre ayarlandı Selçuklu sikkeleri daha sonra Moğollarca basılmaya başlandı Türkmen beyliklerinden Artuklu, Mengücekli ve Saltuklu hükümdarları da kendi adlarına para bastırmışlardırAltın paraların XIII yüzyılda basılması, Anadolu'da Türklerin bu dönemde refah seviyelerinin yüksek olduğunu ve dış dünyayla ticaret hayatına iyice girdiklerini de göstermektedir 9 BİLİM VE SANAT

Büyük Selçuklularda olduğu gibi Anadolu Selçukluları ve beylikler döneminde de eğitim ve öğretim kurumları medreselerdi Medreseler, çağının en önemli bilim ve eğitim merkezleriydi Anadolu Selçuklularında ilk medrese 1193 tarihinde açılan Kayseri Koca Hasan Medresesi'dir Anadolu Selçukluları ve beylikler döneminde açılan medreseler, fikir ve bilim hayatının gelişmesinde önemli katkı sağladılar Anadolu Selçukluları ve beylikler döneminde açılan medreselerde eğitim ve öğretim, tıpkı Büyük Selçuklu medreselerindeki gibiydi Medreselerde Kur'ân, hadis, kelâm, fıkıh gibi din bilimleri verilirken, Arapça, matematik, hukuk, dil, hendese, tarih, mantık, astronomi gibi dersler de okutuluyordu Bu medreselerden yetişenler Anadolu'nun ilim ve fikir hayatının gelişmesini sağladılar Moğol baskısı sonucu Asya'dan A-nadolu'ya çok sayıda bilgin ve sanatkâr göç etti Gelenler, Selçuklu sultanları ve devlet adamlarından büyük saygı ve hürmet gördüler I Alâeddin Keykûbat'ın daveti üzerine Mevlâna Celâleddin'in ailesi ile birlikte Konya'ya gelip yerleşmesi buna örnektirBeylikler döneminde medreseler o kadar yaygın hâle geldi ki küçük köylerde bile birçok medrese kurulduAnadolu Selçukluları ve beylikler dönemi, sanat hareketleri bakımından benzeri görülmedik canlılık göstermiştir Büyük Selçuklu sanatının gelişmesinde Karahanlılarm ve Gaznelilerin önemli etkileri oldu Büyük Selçukluların devamı olan Anadolu Selçukluları, Türk sanat anlayışını Anadolu'ya taşıdılar Anadolu Selçuklu ve beylikler dönemi, yüzlerce yıllık bir tarihten süzülüp gelen Türk sanatının olağanüstü gelişme gösterdiği bir devir oldu Haçlı seferlerinin ve Moğol istilâsının yıkıcı etkilerine rağmen sanat ve bayındırlık alanındaki faaliyetler gelişerek devam etti Beylikler döneminde Anadolu hâkimiyetinin beyler arasında bölünmüş olması, Türk sanatını olumlu yönde etkiledi Zira, Anadolu'nun dört bir yanında kurulan beylikler, adeta birbirleriyle yarışırcasına, başta merkezleri olmak üzere pek çok yeri mimarî eserlerle süsledilerTürkler, çevreden aldıkları sanat unsurlarını kendi zevk ve yaratıcılıkları ile kaynaştırarak en güzel örnekleri yaratmışlardır Anadolu Selçukluları da atalarından aldıkları sanat mirasını, yerli unsurlardan da yararlanarak geliştirdiler Böylece Türk sanatı, İslâm sanatı içinde Anadolu'ya özgü bir üslûp olarak yerini aldı Genellikle vakıf gelirleriyle gelişen Selçuklu mimarîsi dinî, sivil ve askerî mimarî olmak üzere üç ana grupta toplanır:

9 MİMARÎ

a Dinî mimariBu gruptaki eserler arasında camiler, mescitler, kümbetler, tekke ve zaviyeler yer almaktadır

Camiler: Anadolu Türklerinin yaptığı ilk mimarî eserler, camiler olmuştur Değişik plânlarda yapılan camilerin çoğu çok sütunludur Bunların içinde en önemlileri Konya ve Niğde'deki Alâeddin camileri, Sivas ve Malatya'daki Ulu camilerdir Ayrıca, Saltuklular döneminden Erzurum Ulu Camii, Mengüceklilerden Divriği Ulu Camii, Kayseri Ulu Camii ve Artuklulardan Mardin Ulu Camii, ilk beylikler dönemine ait önemli mimarî eserlerdendir Ana malzeme olarak taş ve tuğlanın kullanıldığı camiler yanında, ağaç direkler üzerine yapılmış ahşap camiler de vardır Bunlar, zengin ahşap işlemeciliğinin görüldüğü önemli yapılardır

Mescitler: Mescit, minberi olmayan küçük camilerdir Tek kubbeli olan Selçuklu mescitlerinin yanında düz çatılı olan mescitler de vardır Erdemşah Mescidi, Küçük Karatay Mescidi, Taş Mescit ve Sırçah Mescit Konya'da bulunan örnek yapılardır Bunun dışında, Akşehir'de Güdük Minareli Mescit, Har-put'ta Alaca Mescit ve Çankırı'da Taş Mescit önemli yapılardandır

Medreseler: Türk-İslâm devletlerinde bilim ve düşünce hayatının merkezi medreseler olmuştur Medreseler Anadolu Selçuklu ve beylikler döneminin en önemli eğitim ve öğretim kurumlarıydı Anadolu'da şehirlerin gelişmesine paralel olarak medreseler de çoğalmaya başlamıştır Bu nedenle ilk medreseler, Anadolu'yu bayındır hâle getirmeye başlayan ilk Türk beylikleri döneminde görülür Danişmentliler tarafından yaptırılan Tokat ve Niksar'daki Yağıbasan medreseleri, bilinen ilk medreselerdirGünümüze kadar ulaşan Selçuklu medreseleri şunlardır: Sırçah Medrese, Gök Medrese, Erzurum Çifte Minareli Medrese, Konya'da Karatay Medresesi, İnce Minareli Medrese, Sivas'ta Gök Medrese, Şifaiye, Buruciye, Kırşehir'de Çaça Bey Medresesi, Kayseri'de Hunat Hatun Medresesi Beylikler dönemine ait medreseler ise şunlardır: Eğirdir'de Dündar Bey Medresesi, Niğde'de Ak Medrese, Karaman'da Hatuniye Medresesi ve Kastamonu'da Köşk Medresesi

Türbe ve kümbetler: Türbe ve kümbetler, Anadolu'da dinî mimarînin ne kadar gelişmiş olduğunu gösteren önemli mezar anıtlardır Bunlardan, dört duvarının üzeri kubbe ile örtülenlerine türbe; silindirik, çokgen gövdeli, konik vey^a piramit çatılı olanlarına da kümbet denir Esasını Türkmen çadırlarından alan kümbetler Anadolu'da geliştirilerek, değişik tarzdaki örnekleri meydana getirilmiştirXII ve XIII yüzyıllarda Danişmentli, Mengücekli, Saltuklu, Artuklu ve Anadolu Selçuklu hâkimiyet alanlarında bu yapıları çok miktarda görmek mümkündür En önemlileri arasında Divriği'deki Sittemelik, Erzurum'daki Emir Saltuk, Kayseri'deki Melik Danişment Gazi, Erzincan Tercan'daki Mama Hatun kümbetleri sayılabilir Bunların dışında Konya'da II Kılıç Arslan Kümbeti, Kayseri'de Döner Kümbet, Kırşehir'de Çaça Bey Kümbeti, Ahlât’ta Ulu Kümbet, Niğde'de Hüdavend Hatun Kümbeti, Anadolu Selçukluları dönemine ait kümbetler arasında sayılabilir

Külliyeler: Külliye, camiyle birlikte kurulan medrese, kütüphane, imaret, hastahane ve hamam gibi yapıların bütünüdür İlk Selçuklu külliyesi, Kayseri'deki Hunat Hatun Külliyesi'dir Cami, medrese, kümbet ve hamamdan ibarettir Malzeme olarak taşın kullanıldığı bu külliye, Alâeddin Keykûbat'ın eşi Mahperi Hatun tarafından yaptırılmıştır Selçuklulara ait bir başka külliye ise, Kayseri'deki Hacı Kılıç Külliyesi'dir Bu külliye, cami ve medreseden ibarettir Anadolu'nun en eski külliyesi olan Divriği Külliye'si Mengücekliler tarafından yaptırılmıştır Bu eser cami, dürüşşifa ve türbeden oluşmaktadır Yine Anadolu Selçuklularına ait Konya'da Sahip Ata külliyesi cami, dergâh ve hamamdan meydana gelmiştir

Alıntı Yaparak Cevapla