Yalnız Mesajı Göster

Servet-İ Fünun Edebiyatı Yazarlarının Yaşam Tarzları Nasıldı? Servet-İ Fünun Edebiyat

Eski 09-11-2012   #3
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Servet-İ Fünun Edebiyatı Yazarlarının Yaşam Tarzları Nasıldı? Servet-İ Fünun Edebiyat



Türk edebiyatında batı medeniyetinin etkisiyle meydana gelen yenilik akımı (1896–1901)

Temsilcileri haftalık Servetifünün dergisinin çevresinde toplandığı için «Servetifünün edebiyatı» da denir

Edebiyatı Cedide hareketi, Tevfik Fikret`in (1867-1915) Servetifünün dergisinde yazı işlerini üzerine almasıyla (sayı: 256, 7 şubat 1896) başladı; «Edebiyat ve Hukuk» başlıklı tercüme bir yazıda geçen «Fakat bir gün geldi ki 1789 idaresiyle Fransa`da talâk teessüs etti» cümlesinin Fransız ihtilâlini işa

Edebiyat-ı Cedide 1896’da Servet-i Fünun dergisini çıkaran şair ve yazarların meydana getirdiği canlı bir akımdır

İmparatorluğun baskıları sonucu dağılan bu şair ve yazarlar ayrı ayrı bağlı bulundukları fikirleri yaymaya devam etmişlerdir

Edebiyat-ı Cedide şairleri, yalnız aydınlara seslenmişler, (sanat için sanat) ilkesini benimsemişlerdir

Fransız romantiklerini, parnasyonleri ve sembolist şairleri örnek almışlardır
Tevfik Fikret,

Cenap Şahabettin,
1870 yılında Manastır`da doğdu Askerî okullarda okudu Askerî Tıbbiyeyi bitirdi Paris`te ihtisasını tamamladı

Çeşitli yerlerde hekimlik yaptı Emekli olduktan sonra Dârülfünun’da Türk Edebiyatı Tarihi derslerini okuttu

Fransız sembolizmi etkisinde kaldı Servet-i Fünûn dergisinde yazdı1934 yılında öldü

ESERLERİ
İlk şiirleri Tamat adıyla basıldı Şiirleri, ölümünden sonra "Cenab Şahabettin`in Bütün Şiirleri" adıyla yayımlandı

Halit Ziya Uşaklıgil,

Süleyman Nazif,
Süleyman Nazif Servet-i Fünun şairi 1869 senesinde Diyarbakır`da doğdu Babası şair ve tarihçi Said Paşadır

Tahsile 1874`te Maraş`ta başladı Maraş`tan Diyarbakır`a döndüklerinde, Nazif rüştiye (ortaokul)de tahsiline devam etti

1879`da Mardin`e babasının yanına döndüğünde, babasından dersler almaya ve bir ermeni papazından Fransızca öğrenmeye başladı

1892 yılında babasını kaybettikten sonra, Sırrı Paşanın valiliği sırasında Diyarbakır`da bazı görevlerde bulundu ve 1893 yılında Meclis-

Mehmet Rauf,
12 Ağustos 1875 tarihinde İstanbul`da doğdu İlk ve orta öğrenimini Balat`daki mahalle mektebiyle, Soğuk çeşme Askeri Rüştiyesi’nde gören Mehmet Raûf, Bahriye mektebini bitirerek (1893) deniz subayı oldu

1894`de staj için Girit`e, 1895`de Kiel kanalının açılış merasiminde bulunmak üzere Almanya`ya gönderildi ve dönüşünde Tabya’da elçilik gemilerinin irtibat subaylığına atandı

Üç kez evlenen (ilki Tevfik Fikret`in halasının kızıdır) ve çeşitli gönül maceraları peşinde sürüklenen Mehmet
Hüseyin Cahit Yalçın tarafından yürütülen bu akım, Serveti-i Fünun dergisini sürdüren, kendilerine Fecr-i Ati’ciler denilen

Ahmet Haşim,

Refik Halid, Hüseyin Rahmi Gürpınar,
19 Ağustos 1864 tarihinde İstanbul`da doğdu Hünkâr yaveri Mehmet Sait Paşa`nın oğlu olan Hüseyin Rahmi, üç yaşında iken annesinin ölümü üzerine Girit`te bulunan babasının yanına gönderildi

İlkokula başladı ancak babasının evlenmesi üzerine altı yaşında tekrar İstanbul`a anneannesinin yanına gönderildi ve eğitimine burada devam etti

Ahmet Mithat ve Ahmet Rasim gibi yazar ve şairler tarafından aynı ilkelerle izlendi

Her iki grup da eserlerinde Arapça ve Farsça sözcükleri bol bol kullanmışlar ve bu bakımdan genç kuşaklar tarafından şiddetle eleştirilmişlerdir

Servet-i Fünun Edebiyatını Hazırlayan Siyasal ve Sosyal Sebepler

Avrupai Türk edebiyatının ikinci ve toplu hareketi 1895 yılında, Servet-i Fünûn mecmuasında toplanan genç edebiyatçılar tarafından yapıldı

Abdülhamit’in saltanat dönemi edebiyatı üç bölümde incelenmektedir:

# Dönem: Tanzimat edebiyatı ile Servet-i Fünûn edebiyatı arası

# Dönemi: Servet-i Fünûn edebiyatı oluşturur Bu da ancak beş altı yıl devam edebildi

# Dönem: Bu dönem Servet-i Fünûn’dan sonra II Meşrutiyet’in ilanına kadar süren dönem

Servet-i Fünûn batı etkisindeki Türk edebiyatının II önemli safhasıdır Bu edebiyat, Sultan Abdülhamit zamanında doğmuş, gelişmiş ve yine bu devirde son bulmuş bir edebiyattır

Türk edebiyatı aşağıda bahsedeceğimiz ideolojiler etrafındaki mücadeleleriyle mühim bir rol oynar Bazen de bizzat hazırladığı bu vakaların kuvvetli tesiri altında kalır

Gelişen ideolojileri şu başlıklar halinde ele alabiliriz:

• Osmanlıcılık
• İslamcılık
• Medeniyetçilik
• Türkçülük

Her biri cemiyetin ayrı bir realitesini karşılayan bu ideolojilerin etrafındaki mücadele, belki de Modern Türk Edebiyatının asıl tarihini yapar

Medeniyetçilik ideolojisiyle hareket eden şair ve yazarlardan, Hamit ve Recai zade şu fikirleri ileri sürüyorlardı:

• İslam medeniyeti devrini tamamlamıştır

• Batıda düşüncesiyle, sosyolojisiyle ve tekniği ile yeni bir medeniyet çıkmıştır

• Osmanlı devletini bu medeniyet er-geç yıkacaktır

Bu açıklamalarla Avrupa’nın tablosunu çiziyorlardı Bu tablo karşısında bizde durum nasıldı?

Bu dönem özellikle imparatorluk üzerinde kötü emeller besleyen, Avrupalı devletlerin bu emellerini gerçekleştirmek için, içte ve dışta çeşitli oyunlar sergilemeye çalıştıkları bir devredir

İmparatorluk ise, kendisine ‘hasta adam’ gözüyle bakılan devleti bir müddet daha ayakta tutabilmek için birtakım sıkı tedbirler almak zorunda kalır
Bu dönemin sert görünüş hürriyet anlayışını adeta bir fikri sabit hale getiren bu devir gençlerinde ruhi bir bunalım yaratmıştır

Özellikle devletin içten ve dıştan maruz kaldığı bu tehlikeleri önleyebilmek için alınan tedbirler, Tanzimatçıların sahip oldukları hürriyet havasına imkân vermiyordu

Bu imkânsızlık gençleri ruhi bunalımlara sevk ediyordu1877 Osmanlı-Rus harbinin kötü sonuçlanması üzerine,1876’da açılan Meclis-i Mebus an tekrar kapatılır Devlet Rumeli’de istiklalini kazanmaya çalışan azınlıklar karşısında bile zayıf duruma düşer

Dünyayı kaplayan hürriyet, milliyet ve istiklal cereyanlarının, özellikle batılı büyük devletlerin gayretleriyle hızla gelişmesi, devlet yönetimini de bunaltır Bu yüzden alınan tedbirlerin dozu biraz daha artar

Kendi tebası olan yabancı toplulukların dıştan desteli isyan teşebbüslerini önleme imkânı daralır Büyük devletlerin her zengin coğrafyaya sahip olma istekleri gittikçe bir ihtiras halini alır

Kendi aydınları tarafından bile desteklenme talihini kaybeden imparatorluk yönetiminin alınan bu sıkı tedbirlerin sebebini açıklayamaması, yönetimi gençlerin gözünde tek suçlu durumuna düşürüyordu

İdealist fikirlerle ortaya çıkan Jön Türklerin dış tehlikeler karşısında tam bir milli bütünlük içerisinde bulunulmak yerine, işi Ermenilerle iş birliği yapacak kadar ileri götürmeleri, yönetimin aldığı tedbirleri daha da arttırmasına yol açar

Bu arada saray yönetimi içinde, hoşnutsuzluğu gittikçe nefrete dönüşen bu gençleri dış tehlikeler karşısında uyanık olmaya çağıracak tecrübeli ve bilgili kişiler bulunmamaktaydı
Devletin maruz kaldığı bu tehlikeler karşısında bir kısım münevverler hadiselere kayıtsız kalırken, bir kısmı ise kendisini koyu bir Avrupa perestliğin kucağına atıyordu

Babıâli’nin nüfusunu Abdülhamit, tamamıyla ortadan kaldırıp, Yıldız’ı hâkim vaziyete getirmiş, iktidar mevkilerine kendine uygun adamları geçirmek suretiyle, mutlak bir disiplin mekanizması kurmuştu

Bu hâkimiyetini kontrol altında tutabilmek için bir hafiye teşkilatı kurmuştu Bu öyle yaygınlaştı ki herkes padişaha yaranmak için birer hafiye kesilmişti

Çizdiğimiz bu siyasi tablonun karşısına medeniyetçiler şu görüşlerini ileri sürdüler:

• Batıdaki düşünceleri, yaşayışları, tekniği aynen almalıyız

• Bir Avrupalı gibi olursak, onlara benzediğimiz için Avrupalılar bize saldırmazlar

Medeniyetçiler, daha önce açıkladıkları gibi ‘İslam medeniyeti devrini tamamlamıştır’ derlerken, Avrupalıların (Hıristiyan) medeniyet ve tekniğinin hızla geliştiğini ileri sürmekteydiler

Hâlbuki şunu unutuyorlardı, hayran oldukları bu medeniyet, bir zamanlar Osmanlı devletinin himmetine muhtaç ve Osmanlı-İslam medeniyeti hayranı idi Onlar Orta çağ engizisyonunu yaşarken, bizde ilim ve fen canlı bir şekilde devam ediyordu

Batı; düşüncede, sosyolojide ve teknikte bir gelişme göstermiştir Ama Servet-i Fünûn gençliğine göre biz bunların hepsini aynen almalıyız Ama şunu akıl edemediler ki; her milletin düşünce, yaşayış ve sosyal yapısı farklıdır

Bu bunalımlı ve buhranlarla dolu zor dönem 1908’de son bulur Devlet yönetimi İttihat ve Terakki cemiyetinin eline geçer Fakat felaketler zinciri yine de son bulmaz Devlet İttihat ve Terakkinin tecrübesiz hareketi sonucu Balkan harbinin getirdiği başarısızlıklarla sürüklenir

Bu edebiyat o dönemin siyasi durumu, anlatırken d belirtildiği gibi, hürriyetsizlik anlayışının o dönem gençlerince bir bunalım olarak görüldüğü devrede kuruldu Bu dönem, batının sadece edebiyat kaynağı olarak görüldüğü gibi, hürriyet kaynağı olarak ta görüldüğü devredir

Bu dönemde batıya olan hayranlık had safhaya ulaşmıştır Bu siyasi dönemde yetişip edebiyat yapmaya çalıştırlar Böyle bir durum bütün millette doğurduğu hastalık, melankoli, hayattan bezginlik ve kaygısızlık şüphesiz onlarında ruhunda aynı tesiri uyandıracaktı

Bu cereyanın edebiyatçıları, şark kültüründen evvel ve şark edebiyatından önce batı edebiyatını tanımışlardır Hatta aralarında bunu bir iftihar vesilesi sayanlar da vardır

Sosyal meselelerin serbestçe konuşulamayışı, bu hususta kendini göstermek isteyen iradelerin susturuluşu, herkeste bir neme lazımcılık hissi doğurmuştu

Herkes kendi derdine ve kendi keyfine düşmüş, sosyal sorumluluk duygusu tamamen yok olmuştu Meseleleri söz söylemek olan edebiyatçılar başka mevzular aramaya başlamışlardı

Şu fikirleri ileri sürdüler:

a-Avrupa imparatorluk ve derebeylik dönemini aşmıştır(1789 Fransız ihtilali ile)

b-Avrupa da (bilhassa Fransa’da) burjuvazi adı verdiğimiz şehirlilerle işçiler gibi iki tabaka vardır

Bu iki tabakanın çekişmesiyle iki edebiyatta buna bağlıdır

Bizde de benzeri yapılar gerçekleşmediği takdirde, edebiyatımızın gelişmesi mümkün değildir

==Servet-i Fünun Sanat Anlayışının Başlangıcı==

Tevfik Fikret ve Ahmet İhsan Recai zade Mahmut Ekrem’in talebeleri olmak dolayısıyla onunla yakından temasta idiler Halid, İzmir’de üstadı eserlerinden tanıyor, hatta görüşüp konuşuyorlardı

HCahit ise daha birleşmeden önce Fikret’i tanıyordu Kısaca bu edebiyat cereyanı içindekiler birbirlerini daha önceden tanımış ve kaynaşmışlardı

Servet-i Fünûncuların düzenli tahsil görmeleri, okudukları Avrupai mekteplerde, Avrupalı edipleri yakından öğrenmeleri ve hemen hemen hepsinin orta tabaka ailelerden gelmeleri, onlarda ortak bir sanat zevkinin doğmasına yol açmıştır

Fakat aynı sanat zevkine sahip olmalarına rağmen bu zevki aksettirişleri farklıdır

Bu edebiyatta Tanzimat’ta olduğu gibi bir siyasi ve aktif bir fonksiyon yoktur Aşırı alafrangalılık bu edebiyatın en çok kınanan özelliklerindendir

Memleket meseleleri ve Anadolu insanının yaşayışı, bazı küçük denemeler dışında bu edebiyatta mevcut değildir

Yaşadıkları siyasi devir onları hakikatten kaçmalarına, günlük meselelerle ilgilenmemelerine sebep olmuş

Hüzne düşkünlük ferdiyetçilik gibi duygularını beslemiştir

Solgun çiçeklerden, düşmüş sarı yapraklardan bahseden ve kadın denince bunun bile veremlisinin makbul sayıldığı bu dönemin özelliği, onların özel hayatlarına girmiştir

Verem, intihar, kimsesizlik ve inziva, aşkı ölümle neticelenmek, sarı-siyah gibi daha çok hastalığı ve ölümü temsil renkler, karanlık mevzular onların ortak sanat çizgileridir

Servet-i Fünûn Edebiyatı 1895 yılında başladı Bu yılın sonlarında Recai zade’nin teşvik ve aracılığıyla, Servet-i Fünûn mecmuasının başmuharrirliği, onun en kıymetli talebesi Tevfik Fikret’e verildi

Bu sanat çizgisine dâhil olup başka dergilerde (Mektep, Maarif, Hazine-i Fünûn, Mirsat ve Malumat) yazan birçok şair ve yazar Servet-i Fonûnda toplandı

Hep birden Servet-i Fünûn edebiyatı denilen bir edebi çığırı açtılar
Servet-i Fünun Edebiyat Anlayışı

• Çağdaş Fransız edebiyatına benzer eserler vermek ve bu eserlerde sanat için sanat anlayışına bağlı kalmaktır

• Servet-i Fünûncuların örnek aldıkları Fransız yazarları, realistlerle natüralistlerdir Aynı edebiyatın şiirde yaptığı yeniliklerde kısmen
Ahmet Rasim gazeteci, yazar ve milletvekili

Posta ve telgraf memuru olan Behaeddin Efendinin oğlu olup, [[1864]] yılında [[İstanbul]]`da doğdu Doğmadan anne ve babası ayrıldığı için sıkıntılar içinde büyüdü

Annesinin ve akrabalarının yardımıyla, ilk mektebi sonra da 1883`te [[Darüşşafaka Lisesi]]ni birincilikle bitirdi

Parnasse, kısmen Symbolisme akımlarının izleri vardır
• Bu edebiyatın bir diğer özelliği, Avrupa tipi eserler vermek yolunda Tanzimat edebiyatından daha becerikli, daha çalışkan oluşudur

• Servet-i Fünûncular, kendilerinden önceki Avrupaî Türk edebiyatını hem iptidaî, hem yetersiz buluyorlardı Onlara göre, Tanzimat edebiyatı: J-J Rousseau’dan beş on sayfa,

La Fontaine` den birkaç efsane,
Jean de La Fontaine, Fransız şairi (1621–1695) Orman ve Sular idaresi yöneticilerinden birinin oğlu olan La Fontaine, babasının yerine aynı görevi almıştı; görevi ona çok boş zaman bırakıyordu, ama buradan aldığı para geçimine yetmiyordu

O da bu yüzden edebiyata atıldı ve her telden çalmağa başladı: şiir, roman, hikâye, güldürü, opera yazdı

Yazdığı çeşitli eserler kısa bir süre içinde ona ün kazandırdı (özellikle Rabelais ve Boccaccio tarzında yazdığı Hikâyeler); maliye nazırı Fouquet onu

Vefik Paşa`nın Moliere adaptasyonları, sayısı onu geçmediği halde sanat bakımından hiç de başarılı sayılamayacak birkaç hikâye`den ibaretti Servet-i Fünûncular, Türkiye`ye tam anlamıyla Avrupai bir edebiyat getirdiklerine inanıyorlardı

Servet-i Fünûncular, herhangi bir halk sınıfına hitap etmekten uzak kalmışlardır Servet-i Fünûncular, yurt çoğunluğunun bedii-içtimai ihtiyaçlarını düşünmemiş:

Yurdun, İstanbul dışı hayatiyle çok az ilgilenmiş, mevzularını Avrupalılaşmış aydınların hayatından almış ve yine onlar için yazılmış bir salon edebiyatı meydana getirmişlerdir

• Eserlerini mübalağalı derecede aristokrat bir dille yazmaları, baskısı yüzünden hiç bir sosyal hareketin başına geçmek imkânı bulamayışları; nihayet, karakter bakımından toplumcu olmaktan çok, sanatkâr bir ruh taşımaları, onları daha çok yüksek sanat eseri oluşturma anlayışına bağlı bırakmıştır

Servet-i Fünun Edebiyatında Dil Anlayışı

• Servet-i Fünûn yazarları, Namık Kemal`den çok, Abdül hak Hamil’in eserlerindeki yeni ve göz alıcı Osmanlı Türkçesini beğenmişlerdir

• Servet-i Fünûn lisanı fazla külfetli ve aristokrat bir dildir

Yazılarında süslü cümleler kullanarak, zarif, ahenkli, fakat işitilmemiş kelimeler sıralamak hevesindedirler

• Onlar, bilhassa Farsça kelimelerin söylenişinde âdeta bir alafrangalık buluyor, Farisî terkiplerle birleşik sıfatları, Fransızca söyleyişleri andırdıkları ve herkesçe bilinmeyen sözler oldukları için, zevk ve hevesle kullanıyorlardı

• Fransızcada rastladıkları Neige d`or (Altın kar) terkibini Farsça, berf-i zerrin ifadesiyle, Frisson iamineux (Işıklı titreyiş) terkibini, lerze-i rûşen şekliyle Farisîleştirmekte özel ahenk buluyorlardı

• Dilde milliyetçilik hareketlerinin kuvvetli bir çığır halini almadığı o devirde, halk Türkçesinin inceliklerini bilmeyen Servet-i Fünûncular için, Servet-i Fünûn dilinden başka bir lisan kullanmak kolay değildi

• Servet-i Fünûn lisanı, sade Türkçe bakımından zararlı olmuş, fakat edebiyat sanatının gelişmesine ve daha zengin bir ifade vasıtası bulmasına hizmet etmiştir

• Fikret`in, Cenab`ın, Süleyman Nazif`in şiir ve nesirlerinde örneklerini gördüğünüz ve Halid Ziya`nın yazılarında süslü cümleleriyle karşılaştığınız Servet-i Fünıın dili, sanatkârlarının zevkle, hatta sevgiyle kullandıkları bir lisandı

• Bu dil, aşırı bir şekilde Farisî terkipleri ve birtakım Edebiyat-ı Cedîde vasf-ı terkibîleri ile, yani Fars kaidesiyle yapılan birleşik sıfatlarla süsleniyor, kolaylığını, ahengini ve akıcılığını bu güzel, fakat yabancı unsurlardan alıyordu

• Zaman zaman: Saat-ı semenfâm = Yasemin renkli saatler gibi, devrin klasik lisan kurallarına ve klasik söyleyiş mantığına aykırı olarak yapılan bu yabancı terkiplerin Servet-i Fünûn diline -bütün itirazlara rağmen- bir vecize zarifliği ve bir vecize zenginliği verdiği meydandadır

10 Servet-i Fünûn Edebiyatı`nın en önemli başarısı, edebiyat türlerinde yaptığı yeniliklerde ve bu türlere daha Avrupaî bir görüşle bakmasındadır

Bu sebeple, Edebiyat-ı Ceride’yi, belli başlı edebiyat türlerine göre gözden geçirmek yoluyla tanıtmak daha yerinde olur
Servet-i Fünun Şiiri

• Edebiyat-ı Cedide şiiri, gerek dil, gerek şekil, gerek şiir anlayışı bakımından Tanzimat şiirinden epey farklıdır Servet-I Fünûn şiirinde her şeyden önce, bir musiki zevki ve kuvvetli bir musiki lisanı vardır

Bu lisan, dış musikisi, vezin ve şekil kusurluğu bakımından en ziyade Fikret`in nazmında gelişmiş; iç musikisi, yani doyurucu şiir olabilmek özelliğini de en çok Cenab`ın şiirlerinde göstermiştir

• Edebiyat-ı Cedide şairleri, açık ve kapalı hecelerden kurulu Türkçeye Divan edebiyatı yüzyıllarının kazandırdığı üçüncü heceyi, yani, uzun heceyi mısralarında Türkçenin tabiî bir sesi gibi kullanmışlardır

• Servet-i Fünûn şairleri, aruzun Türk dili musikisine en uygun kalıplarına zevkle ve ihtimamla seçerek kullanmış, Türkçeyi bu vezinlere yerleştirmekte ustalık göstermişlerdir

• Edebiyat-ı Cedide şairlerinin nazım şekilleri bakımından yaptıkları değişiklik, Avrupa şiirinin klasik bir nazım şekli olan sonnet`yi kullanmaları ve yine aruz vezniyle bir serbest nazım hareketi yapmalarıdır

• Onların, Divan şiirindeki müstezat şeklini genişleterek yaptıkları bir serbest nazım cereyanı, bilhassa Fikret ve Cenab gibi şairler tarafından başarıyla yürütülmüştür

• Kafiye anlayışları da şekilden çok ses benzerliğine dayanır Servet-i Fünûncular bu anlayışı, Recai zade Ekrem`in, kafiye göz için değil, kulak içindir• cümlesiyle ifade ediyorlardı

• Divan şiirinde bir mısra, ya da bir beyitte tamamlanan manzum cümle anlayışı da, kesin olarak Servet-i Fünûncular tarafından değiştirilmiştir

Bir sözün bir beyitte başlayıp, diğer bir -veya birkaç- beyit boyunca devam ederek, bir başka beytin ortalarında bitmesi tarzındaki serbest söyleyişi, kesin olarak -ve âdeta kendi şiirlerinin karakteristik vasfı halinde- tatbik eden şairler, Servet-i Fünûn şairleridir

• Edebiyat-ı Ceridecilerin şiirde yaptıkları diğer bir yenilik de, onun mevzuunu genişletmiş olmalarıdır: Şiirimizde önce Hamit’in eserlerinde başlayan bu çeşitlilik, Servet-i Fünûncuların elinde hızla yayılmış ve Türk dilini hayatın iyi, kötü, çirkin, güzel, her hali, her duygusu, her düşüncesi, her sesi, her hadisesi için

Şiir söylemek yolunda bir gelişmeye ulaştırmıştır Ancak bu çeşitlilik, şiirleşen heyecanların yüceliğine engel olmamış, Servet-i Fünûncular, adî duyguları, adî sözlerle söyleyip, şiiri bayağılığa düşürmemişlerdir
Servet-i Fünun Hikâye ve Romanı

• Bu edebî tür, daha Tanzimat yıllarında bile, yeni şiirin gördüğü ölçüde itiraz görmemiş, bünyesindeki Avrupaî yenilikleri Türk hayat ve edebiyatına daha kolay kabul ettirmiştir

Bunun başlıca sebebi, gazeteciliğin kuruluşundan beri edebiyatta nesrin daha geniş bir rağbet görmesi, nazmın ise hemen yalnız şiirde kullanılan bir ifade vasıtası haline gelmesidir

• MOLIERE (1622–1673) Fransız oyun yazarı ve oyuncu Moliere, sarayın döşemelerini yapan bir mobilyacının oğluydu Paris`in en iyi okullarından College de Clermont`da öğrenim gördü

1643`te Illustre- Theatre adlı bir tiyatro topluluğu kurdu, sahne adı olarak Moliere`i seçti Moliere`in bilinen ilk yapıtları, 1655`te Lyon`da sahnelenen L`Etourdi ou contretemps (oynanışı Savruk, 1876; yayımlanışı Şaşkın yahut Beklenmedik Engeller, 1944) Moliere ve topluluğunun ilk başarılı temsili is

Roman, Türk edebiyatında âdeta yepyeni bir edebî tür diye karşılanmış, onun, eski ve manzum Şark hikâyelerinin yerini aldığı, muhafazakârlarca fark edilmemiştir

Bu sebeple, önce tercüme eserlerle başlayan Avrupaî Türk romanı, kısa zamanda telif eserlerin yazılmasını teşvik eden, geniş bir rağbet görmüştür

• Servet-i Fünûn romancıları arasında ilköğrenimlerinden beri, Avrupa dillerini ve edebiyatlarını öğrenmiş bulunanlar vardı

Bunlar, roman zevkini ya doğrudan doğruya Batı edebiyatından yahut yine Batı tesiri altında gelişen Tanzimat romanından almış bulunuyorlardı

Yeni romancılar, eski Türk edebiyatına zevk, şekil ve edebî anlayış bakımından bağlı bulunmadıkları için, Türkiye`de Avrupaî roman ve hikâyenin gelişmesi yolunda tam bir cesaretle ve geriye bakmadan çalışabilmişlerdir

• Tanzimat`ın hikâye ve romanı, Fransız romantiklerinden biraz da realistlerden örnek almıştı Servet-i Fünûn romancılarına örnek olanlar da, genel olarak realist ve natüralist Fransız edebiyatıyla, yine Fransa`da bir psikolojik roman çığırı açan yazarlardır

• Batı`ya dönüşün kuvvetli oluşu ve eski Doğu`dan hatıra taşımayışı yüzünden, Servet-i Fünûn romanının yalnız roman mimarîsi değil, hayatı ve kahramanları da biraz Avrupaî dir

Bununla beraber, Edebiyat-ı Cedide romancılarının roman dünyamıza içinde bulundukları sosyal hayattan bazı kuvvetli tipler ve sahneler getirdikleri inkâr olunamaz

Halid Ziya`nın Mai ve Siyah romanındaki Ahmet Cemil tipi, Aşk-ı Memnu`daki Firdevs Hanım, Nihal ve Bihter, o devir İstanbul`unda yaşamışlardı

• Servet-i Füsun’un küçük hikâyesi, daha çok, Sami Paşazade Sezai’nin ulaştığı merhaleden harekete geçmiş durumdadır Servet-i Fünûn yazarlarının kitaplar dolusu küçük hikâyeler yazmaları çok önemlidir,

Bu yazarların yaşadıkları çağlar, Türkiye`de küçük hikâye edebiyatının altın devri sayılır

Küçük hikâyenin, yazarlar ve okuyanlar arasında gördüğü rağbet, Servet-i Fünûn`dan sonra da yeni birtakım küçük hikâyecilerin yetişmesini sağlamıştır

Ek bilgi
Edebiyat-ı Cedide
Roman olmuş veya olması muhtemel olayların anlatıldığı uzun yazılardır

İlk örneklerini 15yy da Fransız yazar Rabelais vermiştir Ancak asıl niteliklerini Romantizm ve Realizm akımları döneminde kazanmıştır

Roman belli bir olay etrafında gelişir ve olaylar ayrıntılarıyla anlatılır Çoğu zaman şahıs kadrosu geniştir Kişiler ayrıntılı olarak tanıtılır Çevrenin tanıtımına özen gösterilir

Türk edebiyatında batı medeniyetinin etkisiyle meydana gelen yenilik akımı (1896–1901) Temsilcileri haftalık Servetifünün dergisinin çevresinde toplandığı için "Servetifünün edebiyatı" da denir

Edebiyatı Cedide hareketi, Tevfik Fikret`in (1867–1915) Servetifünün dergisinde yazı işlerini üzerine almasıyla (sayı: 256, 7 Şubat 1896) başladı;

«Edebiyat ve Hukuk» başlıklı tercüme bir yazıda geçen «Fakat bir gün geldi ki 1789 idaresiyle Fransa`da talâk teessüs etti» cümlesinin Fransız ihtilâlini işaret ettiği gerekçesiyle Abdülhamit II sansürü tarafından Servetifünun`un kapatıldığı tarihe (16 Ekim 1901) kadar devam etti…

Edebiyatı Cedide topluluğunun meydana gelişini, Tanzimat edebiyatının son dönem sanatçılarından Recai zade Mahmud Ekrem (1847–1914) çevresinde meydana gelen edebiyat yeniliği tartışmaları hazırladı:

Hasan Âsaf`ın «Burhan-ı Kudret» şiirinin Musavver Malûmat dergisinde yayımlanmasından sonra, bu şiirde geçen abes ve muktebes kelimelerinin kafiye olup olamayacağı konusu, eski ve yeni edebiyat anlayışlarına bağlı olanlar arasında geniş bir tartışmaya yol açtı

Eski edebiyat taraftarları, Arap alfabesine göre bu kelimelerin sonlarındaki «s» harflerinden ilk ise, ikincisi sin olduğu için kafiyenin söz konusu olamayacağını ileri sürdüler Hasan Âsaf kendisini, «Kafiye göz için değil, kulak içindir» diyen Recai zadenin düşüncelerine dayanarak savundu

Recaizade Ekrem, Maarif dergisinde, «Sanat müşkül ise de Muaheze Asan değildir» başlıklı yazısıyla, kafiyenin yazılışa göre değil, sese göre olması gerektiği görüşünü ileri sürmüştü

Tartışmanın genişlediği bir sırada, Recai zade’nin tavsiyesiyle Servetifünun dergisinin başına Galatasaray sultanisinde öğrenci olan Tevfik Fikret getirildi

Recai zade’nin görüşlerini destekleyen genç yazarlar eserlerini bu dergide yayımlamağa başladılar

Tevfik Fikret`in şiir tenkit yazılarını Cenab Şahabeddin`in (1870–1934) şiirleri, Hüseyin Cahit`in (Yalçın) [1874–1957], Hüseyin Suad`ın (Yalçın) [1867–1942], Hüseyin Siret`in (özsever) [1872–1959],

Müftü oğlu Ahmed Hikmet`in (1870–1927), Mehmet Rauf`un (1875–1931), Ahmed Şuayib`in (1876–1910) vdnin şiirleri ve yazıları takip etti Bu yazarların meydana getirdiği yeni edebiyat anlayışı, Edebiyatı Cedide diye adlandırıldı

Edebiyatı Cedide akımında Fransız edebiyatının geniş etkisi görülür Şiirde sembolizm ve Parnasçılık, roman ve hikâyede realist ve natüralist akım Edebiyatı Cedidecileri etkiledi

Abdülhamit II`nin istibdat yönetimi sırasında eser veren Edebiyatı Cedideciler, toplum meseleleriyle ilgilenmekten uzaklaştılar «Sanat için sanat» düşüncesini benimsediler; aydınlar için yazdılar

Alıntı Yaparak Cevapla