Yalnız Mesajı Göster

Almanya'nın Kültürel Zenginlikleri İle Türklerin Kültürel Zenginlikleri Nelerdir?

Eski 09-11-2012   #1
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Almanya'nın Kültürel Zenginlikleri İle Türklerin Kültürel Zenginlikleri Nelerdir?



Almanya'nın Kültürel Zenginlikleri İle Türklerin Kültürel Zenginlikleri Nelerdir?
Almanya'nın Kültürel Zenginlikleri İle Türklerin Kültürel Zenginlikleri Nelerdir?

Alman kültür tarihi Türkiye'de kullanılan bu kavram Almanca "Deutsche Kulturgeschichte" kavramından biraz farklıdır Bu kavram Almanya'da daha çok "düşünce tarihi" olarak anlaşılırken bizde Almanca eğitim veren yüksek öğrenim kurumlarında Türk tarihini bilen öğrencilere Alman edebiyatı ve Alman dili öğretilirken tarih boyutu ön plana çıktığı için Alman tarihini öğretmenin bir aracı olarak işlev görmüştür ve görmektedir
Almanların Kültür Tarihini Avrupa'nın kültür tarihinden ayırmak oldukça güçtür Çünkü Avrupa'nın merkezinde bulunan bu ülke, tarih boyunca İngiltere, Fransa, Avusturya ve Rusya ile birlikte Avrupa'nın, dolayısıyla dünyanın kaderini belirleyen ülkelerden birisi olmuştur Ayrıca, herhangi bir Avrupa ülkesini (kültür) tarihi ancak diğer ülkelerle ilişkisi içinde anlaşılabilir Bu nedenle burada anlatılanlar Avrupa Kültür Tarihi olarak da görülebilir
Aslında Alman Kültür Tarihi bugünkü Almanya'nın siyasi sınırları tarafından belirlenen alandan çok daha büyük bir alanı kapsar Düşünce tarihi açısından Almanca konuşulan ülkeler olarak Almanya, Avusturya ve İsviçre birbirleriyle çok yakın ilişkiler içindedir Ayrıca, Almancanın Avrupa'nın diğer ülkelerinde yaşayan birçok azınlık tarafından da kullanıldığı göz önüne alındığında "Alman Kültür Tarihi" kavramının neredeyse bütün Avrupa'yı kapsadığı ileri sürülebilir Bu nedenle bu maddede kullanılan "Alman" kavramı Almanca konuşulan bütün ülkeleri ve azınlıkları kapsamaktadır

Alman kültürünün tarihsel kökenleri

Antik kültür

Batı kültürünün, dolayısıyla Alman kültürünün de ilk kaynağı Antik kültürdür Antik dönem ise antik Yunan ve Roma Dönemlerini kapsar Antik Yunan düşünsel ve felsefi açıdan belirleyiciyken Roma Dönemi hukuk ve devlet yönetimi açısında belirleyici olur Antik Yunan



Antik Yunan kültürünün ilk kaynakları Homer'e kadar uzanır (MÖ 800) Homer yazdığı Ilyada ve Odisse adlı destanlarında Antik Yunan kültürünü oluşturur Homer, dönemin insanları tarafından da bir öğretmen olarak görülür Kültürel gelişmenin bu ilk aşaması aristokrat tavır tarafından belirlenir Destanlardan sonraki aşamada trajedi öne çıkar Aichilos, Sophokles ve Euripides tarafından yazılan oyunlar aracılığıyla siyasal ve dinsel dünya düzeni kavranmaya çalışılır Avrupa kültürünün temelini oluşturan felsefe işte bu koşullar altında ortaya çıkar Yunan filozofların en önemlililerinden birisi de Sokrat'tır ve gerçeğe ulaşmak için "sorgulama" yöntemini kullanır Dönemin önemli filozoflarından Aristoteles (Aristo) ve Platon (Eflatun) da kendi anlayışlarınca düşünsel dünya düzenini kavramak isterler Platon'un diyalogları sayesinde düşünce, özgürlük, ölümsüzlük, akıl, eros, yasa ve siyasal düzen gibi felsefenin temel kavramları şekillenir Aristoteles ise varlık alanlarını gözönüne almak suretiyle felsefeyi sistematik hale getirir Yunan felsefesi insan aklının önemini keşfeder ve bilimin insan için öneminin farkına varır
Felsefeyle birlikte, hatta onunla içiçe gelişen bir diğer alan da Sofistlerin retorik sanatıdır Hitabet sanatı olan retorik, kamu yararına olmak üzere gençlere bilgi ve deneyimlerin aktarılma bir aracı olarak kullanılır Eğlencelerde, toplantılarda ya da mahkemelerde yapılan konuşmalarda demokratik yaşam biçimlerinin izleri görülür Toplumsal ve kültürel faaliyetler yeri Polislerdir Polis, bütün kültür, edebiyat, bilim ve siyaset sanatının merkezidir Polisler arasında ise Atina özellikle Perikles döneminde öne çıkar Atina'nın tarihinde neredeyse bütün siyasal sistemler ortaya çıkar, hatta günümüz eşit haklara sahip vatandaşlık anlayışının (demokrasi) temel ilkeleri de orada oluşmuştur

Antik Roma



Antik Roma Döneminde düşünsel alanlardan çok uygulama alanlarında önemli gelişmeler yaşanır Romalılar dünyayı kavramaktan çok, geniş kapsamlı bir devlet düzeni oluşturmayı düşünce sistemlerinin merkezine yerleştirmişlerdir Bu nedenle Batı dünyasındaki hukuk ve adalet kavramları zamanla Roma döneminde oluşmuştur
Dönemin düşünsel ve kültürel merkezi, tarihi çok eskilere dayandığı için "Roma aeterna" (ebedi Roma) diye adlandırılan Roma kentidir Roma giderek büyüyen bir dünya imparatorluğunun merkezi olmuştur Böylece, tarihsel gelişimin belirleyicisi olarak kavimler ya da kentler ya da ülkelerin ötesinde, bünyesinde birçok topluluğu barındıran imparatorluk düşüncesi ortaya çıkmıştır
Romalıların devlet yönetimindeki becerisi sayesinde ticaret ve ekonomi gelişmiş, düşünsel alanda yapılan karşılık alışverişler sonucunda Antik uygarlığın geniş çerçevesi oluşmuştur Bugün bile Roma kentlerinde Romalıların caddelerinin ve su yollarının ne kadar başarıyla inşa edildiğini görmek mümkündür Limanlar ve deniz fenerleri ile deniz ulaşımının güvenliği sağlanmaya çalışılmıştır Gümüş ve altının değişim aracı olarak kullanılması pazar ekonomisinin gelişmesini sağlamıştır
Böylesine büyük bir imparatorluğun ayakta kalabilmesi için belirli siyasal ve dinsel kuralların uygulanması gerekir Uzunca bir süre Roma vatandaşları kırsal özellikler tarafından belirlenmiştir Ama Roma vatandaşları kendilerini res publika (toplum) içinde özgür bireyler olarak görür ve Antik Kültür kapsamındaki dünyada içsel ve dışsal barışı (pax Romana) korumayı en önemli görevi sayar İşte bu düşünce bütün çalkantılı Roma dönemi boyunca sabit kalmış ve kültürel gelişmede sürekliliği sağlamıştır
Roma kültürü Yunan kültürü üzerinde şekillenir, hatta öyle ki Helenistik dönemde Roma'da Latince yerine Yunanca konuşulmaya başlanmıştır Ama daha sonraki dönemlerde ortaya çıkan Vergil, Cicero, Tacitus gibi büyük şair, yazar ve tarihçiler Latinceyi sanatsal düzeye yükseltmiştir

Hıristiyanlık



Avrupa kültürünü derinden etkileyen bir din olarak Hıristiyanlık tarihsel olarak kendisinden önce gelen Musevilik ile birlikte kavranmalıdır, çünkü Eski Ahit'i de (Eski Antlaşma) içinde barındırır Avrupalılar Hıristiyanlık ile Antik kültürden çok farklı bir dünya anlayışıyla karşılaşır İnsanın kaderinin tanrının elinde olduğu bilinci Bütün tek tanrılı dinler gibi Hıristiyanlık da insanlığın tarihinde tanrının müdahalesini görür; yani tarih suçlar ve bağışlamalardan ibarettir
Kutsal kitaplardan oluşan ve Eski Ahit'i de kapsayan Yeni Ahit kitapların kitabı, yani İncil olarak adlandırılır İncil, kutsal kitaplardan birisi olmasının yanısıra kültür tarihi açısından dünya edebiyatının önemli belgelerinden birisi olarak da görülebilir Nasıralı İsa'nın hayatı ve yaptıkları Hıristiyanlık için din anlayışında önemli bir dönüm noktasıdır Hıristiyanlar İsa için sadece bir peygamber değildir, hakkındaki bilgiler din hakkındaki bilgilerin aktarılmasını sağlamıştır Bu nedenle, İsa hakkındaki bilgiler artıkça yorumlar da çoğalır ve tanrının oğlundan sosyal devrimciliğe kadar uzanan farklı yorumlar getirilir
Hıristiyan tanrı anlayışındaki ödünsüzlük mutlaklık ve evrensellik düşüncelerini engeller Hıristiyanlığın dünya anlayışı, dünya üzerindeki olaylardan insanları sorumlu tutar Bu nedenle Hıristiyanlık kendi anlayışına uygun olarak dünyayı biçimlendirmeye çalışır ve mevcut otoriteye teslim olmadıkları için Hıristiyanlar ilk başlarda Roma İmparatorluğu'nda takibe uğramışlardır
Hangi tabakadan olursa olsun diğer insanlara duyulması gereken sevgi, topluluk oluşturmada itici güç olmuştur Antik kültürün aksine acı ve ölüm düşüncesi, İsa'nın çarmıha gerilmesi ile etkisinin son bulmadığı göz önüne alınarak kutsanma ve kurtuluş olarak görülür Bu nedenle ilk yüzyılda ortaya çıkan ve bugün de kutlanan Hıristiyan bayramları (Noel, Paskalya, Pantkot) İsa'nın yaşamı ile ilgilidir
Romalılar Dönemi Roma’nın sınırlarını belirlemesinden sonra ticaret ve kültür ilişkileri de en az çatışmalar kadar önem kazandı İS 50’de Ren kıyılarındaki kabileler Roma parasını kullanmayı öğrendi Seramik, cam ve metal işi gibi lüks Roma malları Germen zenginlerine, kehribar, deri gibi hammaddelerle pek çok köle de Roma’ya ulaşmaya başladı Roma ordularında Germen askerleri yer aldı Sınır çatışmalarıysa zaman zaman büyük hareketlere dönüştü 150’de Germen kabilelerinden Markomanlar güneye, Orta Tuna boylarına, ilerlediler; hatta 167’de İtalya’ya akın ettiler Bu hareket tekil değildi 150-200 yılları arasında Germen kabileleri akın akın Orta ve Doğu Avrupa’ya ilerlediler ve 3 yüzyılda sınır boyunda yıkıma yol açtılar Galya Tuna bölgesini yağmaladılar, hatta 251’de İmparator Decius’u öldürdüler Yaklaşık 280’de Ren ve Tuna havzalarında yeniden istikrar sağlandı Roma ordusu ve başını Frankların, Almanların ve Gotların çektiği bir Germen ittifakı yaklaşık 370’e kadar sınırını korudu
Bu arada Germen dünyası dönüşüme uğruyordu Avrupa’daki güç dengeleri açısından bu gelişmelerin en önemli yanı, daha büyük ve tutarlı Germen siyasal birimlerinin ortaya çıkmasıydı Roma’yla savaşlar Germenlere büyük toplulukların yaşama şansının daha fazla olduğunu öğretmişti 4 yüzyılda iki güçlü Germen konfederasyonu vardı: Ren boylarında Almanlar ve Tuna boylarında Gotlar Bunları ayakta tutan savaşçı sınıfın kabile üzerindeki denetimi gittikçe artıyordu 3 yüzyılda Germenler Romalılardan yeni tarım teknikleri ve çömlekçi çarkını öğrendiler Germen edebiyat dillerinin eskisi olan Got dili, yaklaşık 350’de Ulfilas’ın çalışmalarıyla ortaya çıktı Roma’nın desteklediği bir misyoner olan Ulfilas Kitabı Mukaddes’in Got diline çevirisini yaptı
Hunların batıya doğru hareketinin yol açtığı Kavimler Göçü Germen kabilelerini dalgalar halinde Roma imparatorluğuna itti İlk kez 376’da İmparator Valens, isteksizce de olsa Vizigotlara sığınma hakkı tanıdı, ama çok geçmeden aralarında çatışma çıktı 378’de Vizigotlar Adrianopolis’te (Edirne) kesin bir zafer kazanarak Valens’i öldürdülerse de izleyen dört yıl içinde Roma’ya boyun eğmek zorunda kaldılar Hunlar batıya ilerledikçe Roma sınırları Germenlerin ve başka halkların artan baskısı altında kaldı; 386, 395, 405 ve 406 yıllarında büyük akınlar yaşandı Germen halklarından Vandallar ve Suevler İspanya ve Kuzey Afrika’da güçlendiler Karışıklıktan yararlanan Vizigotlar ayaklandılar; İtalya’ya yürüyerek daha iyi koşullarda anlaşma istediler ve istekleri yerine getirilmeyince 24 Ağustos 410’da Roma’yı yağmaladılar
Roma ve Hun imparatorlukları karşısında Germen siyasal birimleri daha da büyümüştü Ayrıca Roma İmparatorluğu güçsüzleştikçe eyalet halkları çoğu kez oralara yeni yerleşen Germenlerin korumasına sığınmış, bu arada Germenler de egemen oldukları Romalı nüfusun etkisinde kalmaya başlamıştı Romalıların eğitim düzeyi Germen krallarının düzenli vergi toplamasına ve yasal iktidarlarını genişletmesine olanak verdiBöylece Batı Roma İmparatorluğu’nun yerini alan Germen askeri gücüyle Roma eyaletlerindeki soylu sınıfın yönetim bilgilerinin birleştiği siyasal birimler oldu Germen askeri sınıfıyla Romalı eyalet seçkinleri arasındaki evlilikler de dönüşüm sürecini tamamlayarak Ortaçağ Avrupa’sını biçimlendirecek yeni bir aristokrasinin doğmasını sağladı

Romalılar Dönemi

Roma’nın sınırlarını belirlemesinden sonra ticaret ve kültür ilişkileri de en az çatışmalar kadar önem kazandı Güçlü kalelerle korunmasına karşın sınır hiçbir zaman ticareti ve insanları engellemedi İS 50’de Ren kıyılarındaki kabileler Roma parasını kullanmayı öğrendi Seramik, cam ve metal işi gibi lüks Roma malları Germen zenginlerine, kehribar, deri gibi hammaddelerle pek çok köle de Roma’ya ulaşmaya başladı Roma ordularında Germen askerleri yer aldı
Sınır çatışmalarıysa zaman zaman büyük hareketlere dönüştü 150’de Germen kabilelerinden Markomanlar güneye, Orta Tuna boylarına, ilerlediler; hatta 167’de İtalya’ya akın ettiler Bu hareket tekil değildi 150-200 yılları arasında Germen kabileleri akın akın Orta ve Doğu Avrupa’ya ilerlediler ve 3 yüzyılda sınır boyunda yıkıma yol açtılar Galya Tuna bölgesini yağmaladılar, hatta 251’de İmparator Decius’u öldürdüler Yaklaşık 280’de Ren ve Tuna havzalarında yeniden istikrar sağlandı Roma ordusu ve başını Frankların, Almanların ve Gotların çektiği bir Germen ittifakı yaklaşık 370’e kadar sınırını korudu
Bu arada Germen dünyası dönüşüme uğruyordu Avrupa’daki güç dengeleri açısından bu gelişmelerin en önemli yanı, daha büyük ve tutarlı Germen siyasal birimlerinin ortaya çıkmasıydı Roma’yla savaşlar Germenlere büyük toplulukların yaşama şansının daha fazla olduğunu öğretmişti 4 yüzyılda iki güçlü Germen konfederasyonu vardı: Ren boylarında Almanlar ve Tuna boylarında Gotlar Bunları ayakta tutan savaşçı sınıfın kabile üzerindeki denetimi gittikçe artıyordu 3 yüzyılda Germenler Romalılardan yeni tarım teknikleri ve çömlekçi çarkını öğrendiler Germen edebiyat dillerinin eskisi olan Got dili, yaklaşık 350’de Ulfilas’ın çalışmalarıyla ortaya çıktı Roma’nın desteklediği bir misyoner olan Ulfilas Kitabı Mukaddes’in Got diline çevirisini yaptı
Hunların batıya doğru hareketinin yol açtığı Kavimler Göçü Germen kabilelerini dalgalar halinde Roma imparatorluğuna itti İlk kez 376’da İmparator Valens, isteksizce de olsa Vizigotlara sığınma hakkı tanıdı, ama çok geçmeden aralarında çatışma çıktı 378’de Vizigotlar Adrianopolis’te (Edirne) kesin bir zafer kazanarak Valens’i öldürdülerse de izleyen dört yıl içinde Roma’ya boyun eğmek zorunda kaldılar Hunlar batıya ilerledikçe Roma sınırları Germenlerin ve başka halkların artan baskısı altında kaldı; 386, 395, 405 ve 406 yıllarında büyük akınlar yaşandı Germen halklarından Vandallar ve Suevler İspanya ve Kuzey Afrika’da güçlendiler Karışıklıktan yararlanan Vizigotlar ayaklandılar; İtalya’ya yürüyerek daha iyi koşullarda anlaşma istediler ve istekleri yerine getirilmeyince 24 Ağustos 410’da Roma’yı yağmaladılar
Roma İmparatorluğu’nun hala Avrupa’da önemli bir güç olması Hunlardan kaçan Germenleri barış istemeye yöneltti; 418’de Vİzigotlar bile Galya’ya yerleştirilmeyi kabul etti Bu dönemde Germen kabilelerinde bir ‘ulus’ bilinci yoktu; dolayısıyla da birbirlerine karşı kullanılabiliniyorlardı Yaklaşık 450’ye kadar Hun korkusu Roma’nın hiç değilse Vİzigotları,Frankları ve bu 439’da Galya’ya yerleştirilen Burgonları kendi savunması için seferber etmesine olanak verdi 435’te Attila’nın ölmesinden ve Hun imparatorluğu’nun parçalanmasından sonra ise Roma bu diplomatik silahını yitirdi Ayrıca toprak kayıplarıyla gelirleri azaldıKoşulların yardım ettiği Germenler zamanla Roma’dan bağımsızlaştı 470’lerde Galya’nın güneybatısında Vizigot, güneydoğusunda Burgonya krallıkları kuruldu Kuzey’de Clovis Frank Krallığı‘nı kurdu, Kuzey Afrika Vandalların, İspanya’nın bir bölümü Suevlerin denetimindeydi 489-493 arasında Ostrogotlar İtalya’yı fethetti Tuna boylarına Gepid ve Lombard krallıkları egemen oldu Böylece Batı Roma İmparatorluğu ortadan kalktı
Roma ve Hun imparatorlukları karşısında Germen siyasal birimleri daha da büyümüştü Ayrıca Roma İmparatorluğu güçsüzleştikçe eyalet halkları çoğu kez oralara yeni yerleşen Germenlerin korumasına sığınmış, bu arada Germenler de egemen oldukları Romalı nüfusun etkisinde kalmaya başlamıştı Romalıların eğitim düzeyi Germen krallarının düzenli vergi toplamasına ve yasal iktidarlarını genişletmesine olanak verdiBöylece Batı Roma İmparatorluğu’nun yerini alan Germen askeri gücüyle Roma eyaletlerindeki soylu sınıfın yönetim bilgilerinin birleştiği siyasal birimler oldu Germen askeri sınıfıyla Romalı eyalet seçkinleri arasındaki evlilikler de dönüşüm sürecini tamamlayarak Ortaçağ Avrupa’sını biçimlendirecek yeni bir aristokrasinin doğmasını sağladı

Karolinler İmparatorluğu

476’ da Batı Roma İmparatorluğu yıkıldığında Ren’in batısındaki Germen toplulukları arasında siyasal bir birlik yoktu Ama bu Germen kabileleri ortak bir dilin lehçelerini konuşuyor, aynı siyasal ve toplumsal geleneği paylaşıyorlardı Yüzyıllarca Roma dünyasıyla ilişki içinde yaşamaları geleneklerini etkilemişti İmparatorluğa bağlı kabilelerde güçlü askeri yapılı, başında kral ya da dük denen bir komutanın yer aldığı toplumsal örgütlenme ortaya çkmış, bu yapı imparatorluk sınırlarının dışındaki Germen kabileleri arasında da yaygınlaşmıştı Benzer biçimde İtalya’daki Ostrogot kralları da Alpler’in kuzeyinde kalan Germen topraklarının büyük bölümünü etkileri altına almıştı
Romalılaşmış Galya ve Batı Almanya’da yerleşmiş bulunan Franklar Ostrogotlar'ın liderliğini tanımayarak krallıklarını doğuya doğru genişletmeye başladılar Clovis’in Otodoks Hıristiyanlığı benimsemesi hem doğudaki hem de güneydeki Vizigotlara açıkça meydan okuyan bir tutumu yansıtıyordu Clovis ve ardılları, özellikle de ITheodebert daha sonra Almanya’yı oluşturacak toprakların büyük bölümü üzerinde Frank denetimini kurmayı başardı; Orta Almanya’daki Thüringlilerle güneydeki Alman ve Bavyeralılar gibi çeşitli topluluklara üstünlük sağladı Bu toplulukları yöneten yerel dükler Frank kralını temsil ediyor, ama merkezi iktidarın iç savaş ve çekişmelerle zayıfladığı dönemlerde büyük ölçüde özerk davranabiliyorlardı Örneğin İtalya’daki Lombard kraliyet ailesiyle yakın akraba olan Bavyeralı yöneticiler, 8 yüzyıla gelindiğinde krallar kadar başına buyruktu Kuzey’de Frizler ve Saksonlar 8 yüzyılın başlarına kadar Frank denetiminin dışında kaldılar; siyasal ve toplumsal yapılarını korudukları gibi, genellikle Hıristiyanlığı da benimsediler Frank bölgesinde ise Hıristiyanlık İrlandalı misyonerlerin, Alpler’de yerli Raetialıların ve manastır kuruluşlarını destekleyen Frank soylularının etkisiyle yaygınlaştı

Frank-Cermen İmparatorluğu ve Büyük Karl (Şarlman)

Harita:Şarlman'ın Fetihleri

Şarlman(Karl IGrosse) Frank ve Lombard kralıdır Kutsal Roma Germen İmparatorluğunun kurucusu olarak kabul edilir
Şarlman'ın babası Frankların kralıydı Öldüğünde krallığın topraklarını iki oğlu arasında paylaştırdı Şarlman kardeşinin ölümüyle krallığın tek hakimi olduAyrıca Lombardiya ve Saksonya'yı da kattı Batıda Endülüslerle, doğuda ise Avar ve Macarlar'la çarpışarak ülkesinin sınırlarını genişletmiştir
Şarlman 800 yılının noel günü Papa III Leon tarafından Roma İmparatoru ilan edilmiştir Alman kültür tarihi esas itibariyle Fransızların Charlemange, Almanların 'Büyük Karl' adıyla andıkları IKarl ile başlar Büyük Karl kırk altı yıl süresince imparatorluğu yönetti Karl, devletin sınırlarını genişleterek bütün Cermen boylarını kendi egemenliği altında toplama çabası içindeydi, ancak bu gerçekleştirilmesi o kadar da kolay bir plan değildi, çünkü imparatorluğun güneyinde Araplar ve kuzeyinde de Hristiyanlığı henüz benimsememiş olan Saksonya vardı Bu iki güç impraratorluğunun sınırlarını genişletmek için fırsat kollayan Karl'ı zorlayan bir etkendir Devlet yaklaşık otuz yıl boyunca fetih politikasını izlediSaksonya ile yaptığı savaşlardan ancak 804 yılında zafer elde ettiSavaş ve fetih politikasının sebeplerini antik çağın kilise öğreticisi olan Kuzey Afrikalı Piskopos Augustinus'un önemli bir eserine dayandırmaktaydıOna göre iki dünya vardı:Tanrı yurttaşları topluluğu(De civitate Dei:Über den Gottesstaat)İkincisi ise şeytanın dünyası idi(civitas diaboli)İnsanlık tarihi Augustinus'un bu düşüncelerinden yola çıktılar,fakat farklı yorumlarda bulunarak "aydınlığın çocukları" ile "karanlığın çocukları" arasında sıkı bir mücadele başlattıAydınlığın çocukları ebedi selamete ulaşacak,diğerleri de sonsuz lanetle yaşayacaklardıBu düşünceye göre de bir hükümdarın asıl görevi yeryüzünde tanrı devleti kurmak onu genişletmektiBöyle bir devletin de dini merkezi Roma ve onun lideri papa idiKarl da bu düşüncelerden yola çıkarak kafirlerle savaşıyor ve onları bir hıristiyan hükümdarın egemenliği altına almayı tanrının kendisine verdiği bir görev olarak düşünüyorduKendince tanrı devletini oluşturuyorduSaksonya'nın Hıristiyanlaştırılmasılya birlikte bu bölgede manastırlar kurularak Hıristiyanlığın merkezleri oluşturuldu Karl'ın zamanına kadar yazı dili olarak insanlar sadece Latince kullanıyorlardıPapazlar Büyük Karl'ın emriyle Almanca Gramer kitabı hazırladıLatinceki örnekler göz önünde bulundurularak Almanca yazı biçimiyle kahramanlık destanları yazıldı Büyük Karl,imparatorluğunu doğuya ve güneye kadar genişlettiİtalya'da Langobardlara karşı savaşan papayı desteklediBu zaferden sonra Roma'da kendisine 800 yılında papaya taç giydirttiBöylelikle Roma imparatorlarının halefi oldu
Kutsal Roma Germen İmparatorluğu, 843 yılında Verdun Anlaşması ile Almanya, İtalya ve Burgonya'da kurulan ve 1806 yılında Napolyon Savaşları ile yıkılan Orta Avrupa'da 963 yıl hüküm sürmüş olan bir imparatorluktur Bu imparatorluk en geniş sınırlarına ulaştığında Almanya, İsviçre, Lihtenştayn, Lüksemburg, Çek Cumhuriyeti, Slovenya, Avusturya, Hırvatistan, Belçika, Hollanda'nın tamamını ve Polonya, Fransa ile İtalya'nın bir kısmını kapsıyordu İmparatorluk çöküş dönemine girdiğinde Voltaire "Kutsal Roma İmparatorluğu artık ne kutsaldır, ne Romalıdır, ne de imparatorluktur" demiştir
Kutsal Roma Germen İmparatorluğu'nun yöneticilerinin hepsi Almandı Bütün Kutsal Roma İmparatorları katolikti Ama soylu aileler ve üst seviyelerdeki devlet görevlilerinin çoğu Almanca konuşmayan ırklara mensuptu Ülkede sadece Almanca değil Slav dilleri, Fransızca, Flemenkçe ve İtalyanca da konuşuluyordu Büyük sayılarda dini azınlık gruplar bulunmaktaydı Bunlar; Yahudiler ve Ortodokslardı Ayrıca imparatorluk Protestanlığın ortaya çıktığı ülkedir
Büyük Otto'nun 2 Şubat 962'de taç giymesinden sonra, bu imparatorluk Batı Roma İmparatorluğu'nun mirasını resmen devralmış oluyordu; "Romanorum İmperium" terimi ancak Konrad II döneminde kullanılmaya başlandı Friedrich I, imparatorluk unvanının Sancta Ecclesia karşısındaki kutsal niteliğini vurgulamak amacıyla "Sacrum İmperium" kavramını getirdiyse de (Besançon diyeti,1157), bu terim krallık belgelerine ancak 1254'te girdi Nihayet, "Nationis Germanicae" nitelemesi, Almanların imparatorluk üzerindeki ulusal haklarını belirtmek için 15 yüzyılda kondu, ama tam anlamıyla 17 yüzyılda yaygınlık kazandı Cermenler hakkındaki ilk bilgilerimiz bize bir Roma tarihçisi olan Publius Cornelius Tacitus tarafından verilmiştir Tacitus yazdığı Germania adlı eserde Germenlerin yaşayış biçimlerine ve Avrupa'daki nerede yaşadıklarına dair zengin bilgiler vermektedir
Bugünkü Almanların dedeleri olan Germenler, bundan 2000 yıl önce Ren Nehrinin batısında yaşıyordu Germenler, savaşçı ve barbar bir kavimdi Genellikle avcılık ve basit ziraatla geçinirlerdi O çağda Romalılar Orta Avrupa'ya düzenli ordular göndererek buraları istila etmek istiyorlardı Germenler Romalıların bu istila hareketlerini durdurabilmek için onlarla bir çok savaşlar yaptılar ve Romalıları yenerek Orta Avrupa'yı almalarını önlediler Daha sonra Romalılar zayıflamaya yüz tutunca, Germen kabileleri sel gibi Roma'ya akmaya başladılar Bunun bir sebebi de Hunların Avrupa'ya yayılmaya başlamalarıdır Roma İmparatorluğu topraklarını işgal eden Germen kabileleleri Romalıların geleneklerini, kültürlerini ve hatta dinlerini benimsediler Yalnız Ren ile Elbe nehirleri arasına yerleşmiş olan asıl Germenler kendi dillerini geleneklerini koruyabildiler Büyük Karl (Şarlman) zamanında Saksonlar, Büyük Karl'ın 800 yılında papa tarafından Roma İmparatoru ilan edilmesiyle zorla Hıristiyan yapıldılar
Cermenler, Kavimler Göçü sonucu İS6yy'a kadar Almanya'nın ilk sakinleri olan Keltlerle, Ortaçağ boyunca da Doğu Almanya'daki Slavlar ile karışarak Alman halkını oluşturmuşlardır 476’ da Batı Roma İmparatorluğu yıkıldığında Ren’in batısındaki Germen toplulukları arasında siyasal bir birlik yoktu Ama bu Germen kabileleri ortak bir dilin lehçelerini konuşuyor,aynı siyasal ve toplumsal geleneği paylaşıyorlardı Yüzyıllarca Roma dünyasıyla ilişki içinde yaşamaları geleneklerini etkilemişti
İmparatorluğa bağlı kabilelerde güçlü askeri yapılı, başında kral ya da dük denen bir komutanın yer aldığı toplumsal örgütlenme ortaya çkmış,bu yapı imparatorluk sınırlarının dışındaki Germen kabileleri arasında da yaygınlaşmıştı Benzer biçimde İtalya’daki Ostrogot kralları da Alpler’in kuzeyinde kalan Germen topraklarının büyük bölümünü etkileri altına almıştı Romalılaşmış Galya ve Batı Almanya’da yerleşmiş bulunan Franklar Ostrogotların liderliğini tanımayarak krallıklarını doğuya doğru genişletmeye başladılar Clovis’in Otodoks Hıristiyanlığı benimsemesi hem doğudaki hem de güneydeki Vizigotlara açıkça meydan okuyan bir tutumu yansıtıyordu Clovis ve ardılları, özellikle de ITheodebert daha sonra Almanya’yı oluşturacak toprakların büyük bölümü üzerinde Frank denetimini kurmayı başardı; Orta Almanya’daki Thüringlilerle güneydeki Alman ve Bavyeralılar gibi çeşitli topluluklara üstünlük sağladıBu toplulukları yöneten yerel dükler Frank kralını temsil ediyor, ama merkezi iktidarın iç savaş ve çekişmelerle zayıfladığı dönemlerde büyük ölçüde özerk davranabiliyorlardı Örneğin İtalya’daki Lombard kraliyet ailesiyle yakın akraba olan Bavyeralı yöneticiler 8 yüzyıla gelindiğinde krallar kadar başına buyruktu Kuzey’de Frizler ve Saksonlar 8 yüzyılın başlarına kadar Frank denetiminin dışında kaldılar; siyasal ve toplumsal yapılarını korudukları gibi, genellikle Hıristiyanlığı da benimsediler Frank bölgesinde ise Hıristiyanlık İrlandalı misyonerlerin, Alpler’de yerli Raetialıların ve manastır kuruluşlarını destekleyen Frank soylularının etkisiyle yaygınlaştı

I Alman İmparatorluğunun Kuruluşu

919 yılında alman imparatorluğnun kurucusu olarak bilinen 1Heinrich öldüyaşamı boyunca yaptığı savaşlarla imparatorluğunun sınırlarını macaristana ve doğuya doğru genişlettiÖlümünden sonra vasiyeti yerine getirildi ve oğlu prensler tarafından kral olarak seçildiBu olayla mirasın en büyük erkek çocuğa kalması kabul edilmiş olduHeinrich'in yerine sonralarda büyük lakabını alan 1 Otto geçtiKendisi cok otoriter bir kişiliğe sahipti ve çok güçlü bir kraldı ve büyük kralın yolunu izleyerek Aachen'deki tahtında taç giydibir papaz tarafından takdis edilen kral Ortaçağ görüsüne göre papaz gibi özel bir yere sahip olacaktı Aynı zamanda bu çağdaki krallar kendilerini tanrının görevlendirdiğine inanıyordu ve sonraki krallarda aynı görüş doğrultusunda ilerledi
Otto krallığı süresince prensleri kendine bağlı kişiler olmasınık ıstedi fakat prensler buna karşi çıktı,sonuç olarak prensler ve kral arasında ikilem ortaya çıktı Otto zamanında din adamları devlet işlerinde görevlendiriliyorduBöylece din adamlarıda dünyevi bir güç kazanmış olduBüyük Otto'nun imparatorluğu yaklaşık 40 yıl sürdüalman imparatorluğu 1806 yılındaki napolyonun istilasına kadar devam ettikrallık boyunca kültürel alanda mimari alanda yenilikler oldu almanca bu dönemde geçerliliğini artırsada latince almancayı bastırdı ve aydınlar tarafından da latince kullanıldıMimari alanda manstır ve kilise inşaatına ayrıca kitap süslemelerine onem verilmiştir

Orta Çağda Almanya (1150-1450)

Halkların, ortaçağın başındaki karmaşasından, yavaş yavaş yeni milliyetler çıktı, - bilindiği gibi, eski Roma eyaletlerinin çoğunda, yenilenlerin yenenleri, köylü ve kentlinin Cermen beyi özümledikleri süreç Demek ki, modern milliyetler de, ezilen sınıfların ürünleridirler Menke'nin orta Lorraine bölgeleri haritası,şurada kaynaşmanın, burada ayrılmanın gerçekleşme biçimi üzerine anlamlı bir fikir verir Belçika ve Aşağı-Loren bakımından, bu sınırın esas olarak, daha bundan yüz yıl önce Fransızca ve Almanca arasında varolan dil sınırı ile düşümdeş olduğunu görmek için, bu harita üzerinde Latin ve Cermen yer adları sınırını izlemek yeter Hâlâ, şurada burada, iki dilin üstünlük için savaştıkları dar bir bölge görülebilir; ama, genel olarak, neyin Alman ve neyin Latin kalacağı sağlamca saptanmıştır Ama, haritadaki yer adlarından çoğunun, Aşağı-Frankonca ya da eski Almancadan türetilmiş biçimi, bu adların, 9, en geç 10 yüzyıla çıktıklarını, buna göre, Karolenjiyenler çağının sonuna doğru, sınırın esas olarak çizilmiş bulunduğunu gösterir
Latin tarafında, özellikle dilsel sınırın yakınlarında, Cermanik bir kişi adı ile Latin bir topografik adlandırmadan bileşmiş karma adlar görülür: Örneğin, Meuse'ün batısında, Verdun yakınlarında, bugün Ippecourt, Récourt-la-Creux, Amblaincourt-sur-Aire, Thier-ville haline gelmiş bulunan Eppone curtis, Rotfridi curtis, Inqolini curtis, Treudegisilio villa gibi Bunlar, Frank feodallerine ait alanlar, Latin topraklarında, ergeç latinleşmekten kurtulamayan küçük Alman kolonileridir Kentlerde ve yalıtık kırsal bölgelerde, dillerini daha oldukça uzun süre koruyan daha güçlü Alman kolonileri yerleşmişlerdi; örneğin, daha 9 yüzyılın sonunda, Ludwigslied,) işte bu kolonilerin birinden fışkırdı; ama Frank beylerinden büyük bir bolümü, daha önce latinleşmiş bulunuyordu, ve Latincenin (Roman) daha o zamandan Fransa'nın resmi dili olarak ortaya çıktığı 842 krallar ve ulular yemin formülleri, bunun böyle olduğunu gösterir
Basımcılığın yayılması, İlkçağ yazınının irdelenmesinin yeniden başlaması 1450'den sonra gitgide güçlenen ve evrenselleşen tüm kültür hareketi, feodaliteye karşı savaşımlarında, burjuvazi ve krallığın işini kolaylaştırdı Bu nedenlerin, aynı yönde gitgide daha ileri giden, birbirleri üzerindeki artan karşılıklı etkileri ile yıldan yıla daha da pekişmiş birleşik etkisi, 15 yüzyılın ikinci yarısında, feodaliteye karşı, burjuvazinin değilse de, en azından krallığın utkusunu sağladı Avrupa'da her yerde, feodal durumdan geçmemiş uzak ikincil ülkelere kadar, krallık iktidarı birdenbire üste çıktı
İberik yarımadasında, Latin dil soylarından ikisi, İspanya krallığını kurmak üzere birleştiler; ve Provans dilini konuşan Aragon krallığı, yazılı dil olarak Kastilya dilini kabul etti; üçüncü soy, Portekiz krallığını kurmak üzere, Galiçya dışında, kendi dil alanını birleştirdi; İberik Hollandası, içe döndü, ve deniz etkinliği aracıyla, ayrı bir varlık hakkını tanıtladı Fransa'da, Burginyon devletinin çöküşünden sonra, Louis XI, sonunda ulusal birliği öylesine güçlü bir biçimde kurma başarısını gösterdi ki, henüz çok parçalanmış bir durumda bulunan Fransız toprağı üzerinde krallığı temsil ediyor, ardılı daha o zamandan İtalyanlar arasındaki çekişmelere burnunu sokabiliyor, ve bu birlik, Reform tarafından, ancak bir kez, ve o da az bir zaman için, tehlikeye düşürülebiliyordu; İngiltere, sonunda, uzun erimde kendisini kan içinde bırakacak Fransa'daki donkişotça fetih savaşlarından vazgeçmişti; feodal soyluluk Çifte Gül savaşlarında bir ödünleme aradı ve aradığından çoğunu da buldu; kendi kendini yıprattı ve tahta, krallık iktidarı tüm öncelleri ve tüm ardıllarının erkliğini aşan Tudorlar hanedanını oturttu
İskandinav ülkeleri, birliklerini uzun süreden beri gerçekleştirmiş bulunuyorlardı; Litvanya ile birleşmesinden sonra, Polonya, henüz hiç bir saldırıya uğramamış bir krallık iktidarı ile, yükseliş dönemine doğru gidiyordu ve, hatta Rusya'da bile, küçük prenslerin yıkılışı ile Tatar boyunduruğundan kurtuluş elele yürümüş ve İvan III tarafından kesin bir sonuca bağlanmıştı Tüm Avrupa'da, krallığın, ve o sıralarda krallık olmaksızın varlığı olanaksız ulusal birliğin bulunmadığı, ya da ancak kâğıt üzerinde bulunduğu sadece iki ülke vardı: İtalya ve Almanya

Yeni Çağa Geçiş ve Otuz Yıl Savaşları (1450-1648)

1453 yılında Türkler Fatih Sultan Mehmet komutasında İstanbul'u arkasından da Atina'yı alarak Balkanlarda, Önasya'da ve Kuzey Afrika'da egemenliklerini kurdularIIIFriedrich,1452 yılında Roma'da taç giyen son Alman İmparatoru oldu1453 yılında İngiltere ve Fransa arasında süren Yüzyıl Savaşları sona erdiBu üç olayla birlikte Avrupa'nın siyasi tarihinde yeni bir dönem başladı
Dönemin Almanya adına en büyük olayı Otuz Yıl Savaşlarıdır1618-1648 yılları arasında yapılan bu savaşlar Hıristiyanların,Almanya'da ki mezhep savaşlarıdırAugsburg Anlaşması ile bir takım serbestlikler ve yeni haklar kazanan protestanlar,bu hakları yeterli görmemiş ve uygulamadaki bazı aksaklıklar ve Fransa'nın da kışkırmasıyla,Otuz Yıl Savaşları başlamıştırSavaşı protestanlar kazanmıştır ve sonucunda Vestfalya Barışı imzalanmıştır
Bu antlaşma uluslararası ilişkiler tarihi içinde çok önemlidir,lakin bu antlaşma ile uluslararası düzenin temelleri atılmıştırEn önemli özelliklerinden biri Papa'ya imzalatılmamış olmasıdır
Almanya açısından sonuçları çok ağır olmuştur300 kadar prenslik bağımsızlığını ilan etmiştir ve Avrupa'nın ortası,Almanya parçalanmıştırBu durum Otto von Bismarck'ın 3 Ekim 1871 tarihinde Alman Birliğini sağlamasına kadar devam edecektirBu antlaşma ile,prensliklere sorulmadan savaş kararı alınamayacak,asker ve vergi toplanamayacaktır
1555 yılında yapılan Augsbourg barışının uygulamasındaki başarısızlık sonucu protestan devletler haklarını korumak için bir birlik oluşturmuşlardır ve bu savaşı alevlendiren de bu birlik olmuştur Otuz yıl savaşları katolik ve protestanlar arasında geçmiş bir alman iç savaşıdır,ama bunun dışında Kutsal Roma İmparatorluğu ile bağımsızlık mücadelesi veren devletler arasındaki bir iç savaştı Fransa 1562-1598 yıllarında verdiği iç savaşından dini nitelikte bir bütünlük ile çıkmıştır,ama Almanya 1618-1648 yılları arasında bu savaştan parçalanarak çıkmıştırBunu takip eden 2 yüzyıl boyunca bütün Avrupa siyaseti Fransa'nın bu bütünlüğü ile Almanya'nın bölünmüşlüğü üzerinde dönecekti

Mutlakiyet ve Barok Dönemi (1648-1770)

Barok sözcüğü, birbirinden ayrı iki şeyi tanımlar: bir yandan, sanat tarihinde, Rönesans ile klasikçilik arasında kalan bir dönemi; öte yandan bütün çağlarda verilmiş bazı eserlerin tarzını Her iki halde de, hareket, biçim özgürlüğü, süslemede aşırılıkla dolu bir sanat söz konusudur: belirli kuralların katılığına başkaldıran bir şenlik sanatı
Başlangıçta bu sözcüğe alçaltıcı bir anlam verilmişti ama çok geçmeden anlaşıldı ki, aşırılıklarına karşılık, barok sanat çoğu zaman, insana kıvançlarını veya kaygılarını sanatçı anlatımın çeşitli biçimlerinde ve olanca parıltısıyla verme olanağını sağlamaktadır: her şeyden önce mimarlıkta ve heykelcilikte; ama resimde, müzikte, *edebiyatta da
Barok sanatın büyük dönemi, 1570 ile 1750 yılları arasıdır Bu dönemde, bütün Avrupa, kiliseler ve anıtlarla donanmıştır Bu yapılardaki fantezi, Rönesans yapılarının sadeliğiyle ve klasik beğenide ağır basacak olan katılık ve ölçüyle çelişkili düşmektedir
Taşta yaratılan bu devrim, İtalya'da, Roma'da Protestan Reformu'nun yalınlığına tepki olarak patlak vermiş (bu yüzden «Karşıt Reform» diye adlandırılmıştır) Papalar, Katolik anlayışının yüceliğini görkemli biçimde belirtmek istiyorlardı Bu bakımdan büyük sanatçıları bulma talihine eriştiler ve zevk sahibi olduklarını gösterdiler; bu sanatçılar, Michelangelo'nun ardından, Roma'yı baştan başa değiştiren mimarlar (Borromini, Maderno), ressamlar (Cortona'lı Pietro, Luca Giordano) ve heykeltıraşlardı (aynı zamanda büyük bir mimar olan Bernini)
Bu yeni tarz çok geçmeden İspanya'ya, Portekiz'e, Flandres'a, Avusturya'ya, Güney Almanya'ya ve Çekoslovakya'ya yayıldı Fransa bu akımın biraz uzağında kaldıysa da barok sanat, buna karşılık, Atlas Okyanusu'nu aşıp cizvit misyonerlerin peşinden Latin Amerika'ya yerleşti
Barok tarz her şeyden önce dekor üzerinde ısrarla durur Roma'nın bazı alanları (sözgelimi Navona Alanı), sonsuz şenlikler için hazırlanmış büyük tiyatro sahneleri gibidir Kiliselerin cepheleri, binanın önüne, salt süsleyici olarak yapıştırılır, roman sanatında veya gotik sanatta olduğu gibi, binayla bir bütün oluşturmaz
Tiepolo gibi Venedik ressamları, Rubens ile Flaman ressamlar, Ribera ile İspanyollar, bu hareket ve ışık oyunları coşkusunu tablolarına veya fresklerine aktaracaklardır
Louis XIV zamanında Fransa'ya egemen olan klasik sanat anlayışının zaferinden epey sonra bile, barok sanat, yaşantısını sürdürecek, giderek daha karmaşık nitelik kazanacak ve XVIII yyda, özellikle Almanya'da rokoko adıyla anılan tarza dönüşecektir: bu deniz kabuklarını andıran aşırı yüklü bezeme tarzı, ancak kiliselere ve saraylara, zaman zaman zarafet ve fantezi dolu bir çekicilik kazandırmıştır

Alman Edebiyatının Yapısı ve Özellikleri

Diğer Avrupa edebiyatlarıyla genel anlamda karşılaştırıldığında Alman Edebiyatının daha fazla yerel farlılıklar gösterdiğini görmek mümkündürBu sebeplerden bir tanesi:1800'lerde Berlin'in ortaya çıkmasına kadar Almanca konuşan toplulukların diğer Avrupa ülkeleri gibi örneğin:Fransa'nın Paris'i İngiltere'nin Londra'sı varken Almanya'nın bir başkenti yokturDiğer yandan Almanya uzun yıllar bölünmeler ve parçalanmalar yaşamıştırAlmanya reform diye adlandırılan dini hareketlerin merkezi olması nedeniyle 1500'lerde Protestanlığın ortaya çıktığı yerdirReform hareketinde önemli olan içsel dünyadırAlman Edebiyatı'nın şekillenmesinde en büyük etken de bu içsellik ve felsefi yansımadır


Alıntı Yaparak Cevapla