|
Prof. Dr. Sinsi
|
Efendimizin Bilinmedik Yönleri
Hz Muhammed'in Bilinmeyen Yönleri
Hz Muhammed’in Asr-ı Saadet’te düşmanla yaptığı savaş olarak biz sadece, Bedir, Uhud, Hendek, Hayber savaşını biliyoruz Halbuki o devirde yapılan savaş sayısı bunlarla sınırlı değildi Hz Muhammed hayatı boyunca yirmiden fazla savaşa katıldı
En fazla şehit verilen savaş Uhud Savaşı idi; 70 şehit verildi Bu savaşta düşman sayısı 3 bin, Müslüman asker sayısı ise 700’dü Düşmanın kaybı ise 22 idi
Bir başka savaş; Bedir Savaşı’nda düşman gücü 950, Müslüman mücahitlerin sayısı ise 313 Savaşta 14 şehit verildi Düşman güçleri 70 kayıp verdi
Hendek Savaşı’nda düşman ordusu 12 bin; İslam gücü ise sadece 3 bindi Altı şehit verildi
Müslüman askeri gücü Huneyn ve Taif Muhasarası’nda 12 bine yükseldi Savaşanların sayısı artmış ama şehit sayısı ise epey düşmüştü: toplam yedi şehit
Bu örnekleri vermemizin nedeni var…
Hz Muhammed’in askeri gücünün çok az olmasına rağmen mucize olarak görülen savaş zaferlerinin en önemli nedeni; kurduğu istihbarat servisiydi
Sahabeye hep düşmanlara karşı dikkatli olmalarını, sır vermemelerini tembih etti Kendisi de işlerini hep gizlilik içinde yürüttü
Yazdığımız gibi savaşları kazanması tesadüf değildi; Hz Muhammed daha hicretten önce bile istihbarat faaliyetlerine gereken özeni verdi
Öyle ki hayatta kalmayı bile istihbarata borçluydu…
İstihbarat hayatını kurtardı
Mekkeliler’in Hz Muhammed’i öldürecekleri bilgisini bir rivayete göre Cebrail verdi Bir diğer rivayete göre ise, bu istihbaratı Hz Muhammed’in dedesinin torunu Rukayka binti Ebi Haşim adlı bir kadın ulaştırdı
Bu istihbarata göre, Hz Muhammed geceleyin yatağında öldürülecekti
Suikast haberini öğleyin alan Hz Muhammed, hemen Hz Ebubekir’in evine gitti Beraberce hicret planı yaptılar
Plana göre, şehrin dışındaki Sevr (halbuki bu isim günümüzde bize ne kötü olaylar anımsatıyor-) Mağarası’nda saklanacaklardı
Bu arada bir kuryeyle anlaşacaklar, Mekke’de ne olup bittiğini bu kurye aracılığıyla öğreneceklerdi Gelen sözlü raporlara göre durum sakinleşince mağaradan çıkacaklardı
Kurye; Hz Ebubekir’in oğlu Abdullah oldu Akıllı ve güvenilir bir gençti
Ayrıca -ne olur ne olmaz,yakalanır vs diye- ikinci bir kurye bulundu Bu kişi, Hz Ebubekir’in özgür ettiği köle Amir Füheyre idi O da haber toplayıp getirecekti
İkisi de yakalanmadan görevlerini başarıyla yerine getirdiler
Hz Muhammed ilk büyük tehlikeyi savuşturdu Ama zafer henüz kazanılmamıştı…
Amcası nasıl casus oldu
Hz Muhammed’in amcası Abbas Abdulmuttalib Müslümanlığı kabul etti ancak bunu gizledi
Bunu Hz Muhammed istedi Çünkü istedi ki, Mekke’nin zengin bir tüccarı olan amcası Abbas, Mekke’de neler olup bittiği istihbaratını kendisine ulaştırsın
Tüccar olan Abbas aynı zamanda Medine, Taif gibi şehirlerle daima temas halindeydi Buralardan topladığı bilgileri aracılar vasıtasıyla Hz Peygambere ulaştırdı
Hz Muhammed’e verdiği istihbaratlar şunlardı:
- Bedir Savaşı’na neden olan kervanların hareketi,
- Uhud Savaşı’ndan önce düşmanların hazırlıkları,
- Hendek Savaşı’ndan önce düşman güçlerinin Medine’yi işgal edecekleri ve bu nedenle civar kabilelerle toplantılar yaptığı bilgileri…
Kuşkusuz Hz Muhammed’in tek casusu amcası Abbas Abdulmuttalib değildi
Gizli Müslümanlar
Hz Muhammed’in istihbarat yöntemlerinden biri de takip idi
Bunun için en güvendiği sahabe Buseybese’yi görevlendirdi
Buseybese’nin görevi, tüccar Ebu Sufyan’ın kervanını takip edip gözetlemekti
Çünkü Ebu Sufyan aynı zamanda Mekke’nin ordu komutanıydı
Hz Muhammed, Buseybese’nin yanına bir de yardımcı verdi: Cüheni
Bu ikili kervanın hangi güzargahı takip ederek gittiği, nerelerde konaklandığı, kervanda kaç kişi olduğu vs bilgileri Hz Muhammed’e bildirdi
Hz Muhammed, Ebu Süfyan’ın her hareketini kontrol etmek istiyordu Kervanının Suriye’den Mekke’ye dönüşünü de Talha Ubeydillah ile Said Zeyd’e takip ettirdi
Hz Muhammed istihbarata çok önem verdi Tıpkı amcası Abbas Abdulmuttalip de olduğu gibi, kendisine düşman kabilelerden Müslümanlığı seçen bazı kişilerin dini inançlarını gizli tutmasını istedi
Örneğin; Mustalik oğulları reisi Haris Dırar’ın Müslümanlar aleyhine faaliyet gösterdiği ve Medine’ye karşı hücuma geçeceği bilgisini, istihbarat toplamak için Müslümanlığını gizleyen aynı kabileden Bureyde Huşayb’ten aldı
Keza Hendek Savaşı’nda Kureyza oğullarının ihanetini Müslümanlığını gizli yaşayan Zübeyr Avvam’dan öğrendi
Hz Muhammed’in en değerli casuslarından biri de Hubab Münzir’di Görevi düşman karargahlarına sızarak asker sayısının ne kadar olduğunu öğrenmekti
Hz Muhammed casusluk görevlerini kusursuz yerine getiren kişilere savaşlardan bolca ganimet verdi
İlk şehit istihbaratçı
Her ne kadar idealist olsalar da, hatta ucunda ganimet bulunsa da casusluk kolay iş değildi
Hz Muhammed’in casusluk için görevlendirdiği Huzeyfe Yeman, görevi aldığı gece vakti soğuk bir havada nasıl hamamda bulunur gibi terlediğini anlattı
Kureyş içine casus olarak gönderilen Ümeyye Huveylid ve Bişr Süfyan Utaki; düşman kabilelerin içine sokulan Hadred Eslemi ve Mersed Ganevi zor olsa da görevlerini başarıyla yerine getirdiler
Ancak yaptıkları işin ucunda ölüm olduğunu hepsi biliyordu
Keza 
İlk Müslüman şehit istihbaratçı ise Hubeyb Adiy Ensari oldu
Hz Muhammed’in bu şehit istihbaratçısı Mekke’de yakalandı ve hemen boynu uçurularak öldürüldü
Hz Muhammed istihbarat bilgilerini salt casuslar aracılığıyla edinmedi
Bazen düşman kuvvetlerinin askerleri kaçırılıp sorgulanarak bilgiler toplandı Bu sorgular arasında bazen şiddet de kullanıldı
Bu şekilde örneğin; Hayber’deki kalelerden birinin altında gizli geçit olduğu öğrenildi Müslümanlar bu tür zor kullanım sonucu kendilerine karşı kurulan ittifakları dağıttılar
Karşı istihbarat
Hz Muhammed karşı istihbarata yani kontrespiyonaja da önem verdi Düşmanların da istihbarat toplamak için içlerine casus yolladıklarını biliyordu
Ve bu tür casusların sonucu da pek hayırlı olmadı Yakalananların cezası ölümdü
Casusu yakalayıp öldürenler ise ödüllendirildi
Örneğin Hz Muhammed, karşı casusu öldüren Seleme Ekva’ya, casusun devesini ve eşyalarını ödül olarak verdi
Ama bazen istisnai durumlar oluyordu Hz Muhammed’i öldürmek için Ebu Süfyan tarafından gönderilen casus Amr Ümeyye Medine’de mescitte yakalandı
Fakat bu kez bir istinai durum ortaya çıktı Ümeyye Müslüman olunca ölümden kurtuldu
Gizlilik ve sır saklama konusunda Hz Muhammed çok titizdi
Hz Muhammed kim dost, kim düşman bilinmesi için parola kullanılmasını önerdi Uhud Savaşı’nda kullanılan parola; “Emit” idi; yani “öldür”!
Keza etrafı gözetlemek için devriyeler çıkarılmasını da Hz Muhammed emretti ve bu sayede düşmana yollanan erzak ve cephaneleri ele geçirdi
Keza ani düşman saldırılarına karşı nöbet sistemini de Hz Muhammed getirdi
Ve tüm bunların ötesinde Hz Muhammed’in en önemli özelliği gelen bilgileri analiz edebilmek için istişarede bulunmasıydı
Hz Muhammed kendisine muhalif olanların bile görüşlerini dinledi İstişare sonucunda verilen kararlara harfiyen uydu
Tüm bunların sonucu on yıllık iktidarı boyunca Arap Yarımadası’na hakim oldu
Sonra…
Sonrası malum…
Bu altın devrin ardından İslamiyet’i her yönde gericileştirenler istihbaratı da yozlaştırıp Müslüman’ı Müslüman’a düşman ettiler…
Hz MUHAMMED ATLETTİ
Dünya Atletizm Şampiyonası'nda Jamaikalı Usain Bolt rüzgarı esiyor Asr-ı Saadet döneminde de atletizm yarışmaları yapılırdı Hz Muhammed koşucuydu Bir seferinde Hz Ayşe'ye geçildi! Ancak rövanşı bir yıl sonraki yarışmada hemen aldı Hz Muhammed aynı zamanda güreşciydi Müslümanları yüzmeye teşvik ederdi İşte sportmen Hz Muhammed  
Gazali der ki; “ eğlence kalbe rahatlık verir; fikri yorgunlukları hafifletir; daima zorlanan ve ciddi işlerle meşgul edilen kalpler körleşir; eğlence ile kalbi rahatlandırmak ciddi iş görmesi için ona yardım etmek demektir Mesela devamlı fıkıh okuyan bir kimsenin tatil yapması icap eder ”
Yani…
Yanisi şu:
Önce kafalardaki bir tabuyu yıkalım: Hz Muhammed insandı
Hz Muhammed yorulur, dinlenir, eğlenir ve mizah yapardı
Spora meraklıydı Örneğin…
Hayvanların birbirine zarar vermeden yarıştırılmaları dinen caizdi Hz Muhammed döneminde at ve deve yarışları meşhurdu
At yarışları Hz Muhammed’in öncülüğünde yapılırdı Kazananlar ödüllendirilirdi At yarışları 6- 7 mil uzunluğundaki Hayfa ile Seniyyetü’l arasında yapılırdı Aynı “parkurda” deve yarışları da yapılırdı
Hz Muhammed’in “Abda” adında bir devesi vardı Katıldığı tüm yarışları birincilikle bitiriyordu Ancak bir gün Abda da geçildi Sahabeler çok üzüldü Bunun üzerine Hz Muhammed, “Yükselen her dünyevi şeyin alçalması, ilahi hikmet gereğidir” diyerek onları teselli etti
Hz Muhammed güreşi de severdi
Arap yarımadasının güçlü güreşçisi Rükane bir gün Hz Muhammed’e güreşme teklifinde bulundu Rükane Müslüman değildi; Hz Muhammed’i yenerek onu küçük düşüreceğini hesap etti
Ancak, Hz Muhammed, Rükane’yi yendi Ve ortaya ödül olarak konulan koyunu kazandı
Rükane yenilgiye doymayan pehlivan gibi yine aynı teklifte bulundu ve yine yenildi Hz Muhammed bu kez iki koyun kazandı Rükane, “Ya Muhammed şimdiye kadar kimse beni yenemedi, beni yenen sen değilsin, içindeki manevi güçtür” deyip Müslüman oldu Ve Hz Muhammed koyunları Rükane’ye iade etti
Asr-ı Saadet’te atletizm yarışmaları da yapıldı
Bu yarışmalara Hz Muhammed eşi Hz Ayşe ile birlikte katıldı Bir seferinde her ikisi de arkada kaldılar; ancak son gücüyle Hz Ayşe atak yapınca Hz Muhammed’i geçti
Bir yıl sonra bu kez aynı taktiği Hz Muhammed yaptı ve eşini geçti “Bu birincilik, o birinciliğe karşılıktır” diye Hz Ayşe’ye espri yaptı
Yarışmalara çoluk çocuk kadın erkek yaşlı erkek herkes ya katılır ya da izlemeye gelirdi
Ok dönemin en önemli silahlarından olduğundan Hz Muhammed, anne-babalara çocuklarına ok atmayı, ata binmeyi öğretmelerini tavsiye ederdi
Hz Muhammed yüzmeye de ayrı bir önem verirdi Çocukların mutlaka yüzmeyi öğrenmesini ve yüzmesini isterdi
Bugün…
Bazı sözüm ona Müslümanlar eğlenerek düğün yapmayı ayıp, hatta günah sayıyor Düğünlerini eğlenceden soyutluyorlar
Asr-ı Saadet’te düğünler olurdu Davul, zil gibi çalgılar çalınır, dans edilirdi Hz Ayşe’nin bir düğünde iki cariye ile def çaldığı biliniyor Hz Muhammed’in “nikahı defle kutlayın” diye hadisi var
Bakınız…
Buradaki tüm bilgileri, beş ciltlik “Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam” kitabından derledim
Bir kez daha okuyup gördüm ki, anlatılanlar ile yazılanlar arasında dağlar kadar fark var
Biz okur bir toplum değiliz Bu nedenle yobaz bir dincinin söylediklerini doğru kabul ediveriyoruz Halbuki okusak birçok sorunu halledivereceğiz
Örneğin…
Bir gelenek olan Türkçe ezana karşı çıkarız ama Allah’ın kelamı olan Kur’an-ı Kerim’in ne zaman Türkçe’ye çevrildiğini bilmeyiz! Haberimiz bile olmaz
Çünkü ezanı duyuyoruz ama evlerimizde baş üstümüze astığımız Kur’an-ı Kerim’i ne yazık ki açıp okumuyoruz…
Evlerde sayfaları açılmamış Kur’an-ı Kerimler öylece duruyor; “İslam’da ruhban sınıfı yoktur; inanç kul ile Allah arasındadır” diyoruz ama ülkemizde şeyhten, şıhtan, dervişten geçilmiyor Kendimizi kandırmayı sürdürüyoruz…
|