Konu
:
Osmanlı Devleti - Osmanlı Devleti Hakkında Bilgi
Yalnız Mesajı Göster
Osmanlı Devleti - Osmanlı Devleti Hakkında Bilgi
09-11-2012
#
5
Prof. Dr. Sinsi
Osmanlı Devleti - Osmanlı Devleti Hakkında Bilgi
Berlin Kongresi'nin sonuçlari kisa zamanda ortaya çikmaya baslamisti
Balkanlardan bir pay alamayan Fransa önceden nüfuz sahasina dahil ettigi Cezayir ile Tunus arasindaki sinir problemini bahane ederek Tunus'u isgal etti (1881)
Fransa ile Ingiltere arasinda çekismeye sahne olan Misir'da Hidiv Ismail Pasa'ya karsi baslatilan bir askerî ayaklanma ile ortaya çikan durum Istanbul'da görüsülürken Ingilizler Iskenderiye'yi topa tuttu
Osmanlilarin karsi çikmalarina ragmen Ingilizler Misir'i ele geçirdiler(1882)
Bulgaristan Prensligi Dogu Rumeli'de çikan isyani degerlendirerek (1885) bölgeyi kontrolü altina aldi
Osmanli Devleti Rusya'nin baskisi sonunda Kircaali ve Rodop disindaki Dogu Rumeli Valiligi'nin Bulgar Prensligi'nin idaresine geçmesini kabul etmek zorunda kaldi (1886)
Ikinci Mesrutiyet'in ilâni sirasinda ise Bulgarlar bagimsizliklarini ilân ettiler (1908)
Bulgar Yunan ve Arnavutlarin hak iddia ettigi Makedonya'da çikan olaylar Osmanli kuvvetleri tarafindan bastirildi
Fakat Rusya ve Avusturya devreye girerek Osmanli hâkimiyetindeki Makedonya'da ülkelerinden iki gözlemcinin görev yapmasini sagladilar (1893)
Megalo Idea adini verdigi Bizans'i diriltme çabasindaki küçük Yunanistan 1896'da çikan isyani bahane ederek Girit'i ilhaka yeltendi (1896)
Osmanlilar Dömeke Meydan Savasi ile Yunanlilari büyük bir bozguna ugrattilar (1897)
Fakat Rusya ve Avrupa devletlerinin müdahalesi ile Istanbul'da toplanan bir konferans ile Girit'te valiligine Yunan kralinin oglunun getirildigi özerk bir yönetim kurulmasi adanin fiilen Yunanistan'a birakilmasi anlamina geliyordu
93 Harbi'nden sonra sun'i bir Ermeni Meselesi ortaya çikarilmisti
Osmanli Devleti'ne bagliliklari sebebiyle "millet-i sadika" olarak adlandirilan Ermeniler önceleri Dogu Anadolu'yu ele geçirmek isteyen Rusya ve ardindan Ingiltere tarafindan kullanilmaya basladilar
Hinçak ve Tasnak tedhis örgütlerini kurarak Istanbul ve tasrada terör yaratan bazi Ermeniler özellikle Ingilizler tarafindan destekleniyorlardi
Dogu'da hiçbir zaman çogunluk olamayan Ermenilere kurdurulacak bir devlet ile Rusya Akdeniz ve Orta Dogu'ya sizabilecekti
Ingiliz himayesindeki bir Ermeni devleti ise aksine bunu önleyebilirdi
Her iki tarafinda kullandigi Ermeniler 1889'dan itibaren tedhise basladilar
Van Erzurum ve Bitlis'te çikan olaylar bastirildi
Ardindan baskentte Osmanli Bankasi'na kanli bir baskin yaparak bankayi isgal ettiler
II
Abdülhamit'e yönelik bir suikast tesebbüsünde bulundular
Iünya Savasi ve Istiklal Harbi yillarinda da Ermeniler devlet aleyhine faaliyetlerini devam ettirmislerdir
I
Mesrutiyet'in kaldirilmasindan sonra II
Abdülhamit içte ve dista meydana gelen olumsuz gelismelerin de etkisiyle kati bir yönetim sergilemeye baslamisti
Mesrutiyet taraftarlari da buna karsilik muhalefetlerinin dozunu artirmislardi
Osmanlilik fikrinin temsilcisi olan Sadrazam Midhat Pasa 1881'de ölüm cezasina çarptirilmis sonra affedilerek Arabistan'a sürgüne gönderilmis ve 1883'te öldürülmüstü
Ali Suavi Ziya Pasa ve Namik Kemal gibi kisiler de sultan tarafindan bertaraf edilmislerdi
Ancak devletin içinde bulundugu güç durum onlarin baslattigi muhalefetin güçlenerek büyümesine zemin hazirlamaktaydi
Balkanlardaki çalkantilarin yani sira Osmanli Devleti iktisadî açidan da çok zor durumda idi
Devlet iç ve dis borçlarini kapatabilmek için batililarin elindeki Osmanli Bankasi ile malî bir anlasma imzalamak zorunda kalmisti (1879 ve 1881)
Buna göre banka mali yardimlari karsiliginda devletin bazi gelirlerini devraliyordu
Ingiliz ve Fransizlarin kontrolünde bu maksatla kurulan Düyun-i Umumîye Idaresi Osmanli ülkesini âdeta bir sömürge hâline getirecektir
Genç Türkler veya Jön Türkler adi verilen ve yurt disinda ve içinde faaliyet gösteren Mesrutiyet taraftarlari Istanbul'da Ittihad-i Osmani dernegini kurmuslar ve bu dernek 1894/95'te Ittihat ve Terakki Cemiyeti adini almisti
Selanik'te Enver ve Niyazi Pasalar gibi subaylarin da katilmasiyla güçlenen Ittihatçilar Osmanli devletini ancak Kanun-i Esasî'nin yeniden kabulünün kurtarabilecegini düsünüyorlardi
Kolagasi Niyazi Bey ve ona katilan Enver Bey'in Resne'de isyan ederek daga çikmalari ve Rumeli'de halk tarafindan büyük bir destek bulmalari üzerine II
Abdülhamit anayasayi yürürlüge koyarak II
Mesrutiyet'i ilân etti ((23 Temmuz 1908)
17 Aralik 1908'de meclis yeniden açildi
Yapilan seçimlerde Ittihat ve Terakki Firkasi büyük bir basari saglamisti
Ancak bu gelismeler esnasinda Bulgaristan bagimsizligini elde etmis ve Girit meclisi Yunanistan'a ilhak karari almisti
Isgal altindaki Bosna Hersek ise Avusturya tarafindan fiilen ilhak edilmisti (5 Ekim 1908) Millî bir politika izlemeyi amaçlayan Ittihatçilar olumsuz gelismelerin de etkisiyle gittikçe otoriter bir idare olusturmaya baslamislardi
Bundan faydalanmak isteyen Mesrutiyet aleyhtarlari bazi Avrupa devletlerinin de kiskirtmasiyla isyan ettiler
Istanbul'daki Avci Taburlari'nin 13 Nisan 1909'da baslattiklari isyan sirasinda pek çok Ittihatçi öldürüldü
II
Abdülhamit olaylari önleyemedi
Bunun üzerine Mahmut Sevket Pasa komutasindaki ordu Selanik'ten yola çikti
Harekat Ordusu adi verilen bu ordunun kurmay baskani Mustafa Kemal idi
Harekat Ordusu kisa sürede duruma hâkim olarak isyani bastirdi
Isyandan sorumlu tutulan II
Abdülhamit seyhülislâmdan alinan fetva ile meclis tarafindan tahttan indirildi (27 Nisan 1909) ve kardesi V
Mehmet Resat yerine getirildi
V
Mehmed (1909-1918) devlet idaresinde inisiyatifi Ittihatçi hükûmete birakmisti
Yeni iktidar zamaninda da felâketler birbirini takip etti
Osmanli Devleti hizla dagilma devrine girmekteydi
Osmanlilarin iç isleri ve Balkanlardaki gelismelerle ugrasmasini firsat bilen Italyanlar Avusturya'nin Bosna-Hersek'i ilhak etmesi (1908) Arnavutlarin isyani (1910) gibi olaylardan da cesaretlenerek pastadan pay alabilmek için Trablusgarp'a asker çikardi
(Eylül 1911)
Italyan donanmasi denizden Ingilizler ise Misir'i ellerinde bulundurdugundan karadan Osmanlilarin bölgeye asker göndermesini imkânsiz hâle getirmisti
Bu sebeple Osmanli hükûmeti gizlice Türk subaylarini bölgeye göndererek mahallî bir direnisi örgütleme yolunu seçmisti
Derne ve Tobruk'da Mustafa Kemal Bingazi'de ise Enver Pasa Italyanlara karsi büyük basarilar kazandi
Savasi kazanamayacagini anlayan Italya Osmanlilari barisa zorlamak için Oniki Ada'yi isgal etti
Ancak bundan ziyade Balkanlarda baslayan savas Osmanlilarin barisi imzalamaya zorladi
Usi Antlasmasi ile Italyanlar isgal ettikleri yerleri muhafaza ettiler (1912)
Türk-Italyan Savasi'nin basladigi sirada Balkan devletleri aralarindaki anlasmazliklari bir tarafa birakarak Osmanli Devleti'ne karsi bir ittifak olusturdular
Rusya'nin mimarliginda gerçeklesen Bulgar-Sirp ittifakina daha sonra Yunanistan ve Karadag da katildi (1912)
Karadag ile baslayan savasa 18 Ekimde diger Balkan devletleri de istirak etti
Bu sirada Osmanli askerleri subaylarin bir kisminin politik çekismelerle mesgul olmasindan dolayi daginik bir hâldeydi
Bunun sonucunda Balkan devletleri Osmanlilar karsisinda kendilerinin de beklemedigi bir zafer kazandilar
Yunanlilar Ege adalarini ele geçirdiler
Sirplar Kumanova'da üstünlük sagladilar
Sirplarin denize çikmalarini önlemek için Avusturya'nin destegi ile Arnavutluk bagimsizligini ilan etti (28 Kasim 1912)
Bulgarlar ise Edirne'yi ele geçirerek Çatalca'ya kadar ilerlediler
(19 Kasim 1912)
16 Aralikta Londra'da baslayan görüsmeler bir ara iktidardan düsen Ittihatçilarin yeniden is basina gelmesi üzerine kesilmisti
Nihayet Mayis ayinda Londra Antlasmasi imzalanarak I
Balkan Savasi sona erdi
Gelibolu Yarimadasi hariç Trakya Bulgaristan'a verildi
Makedonya'nin büyük bir kismi Yunanistan ve Sirbistan arasinda paylasildi
Özellikle Makedonya'nin paylasimi Bulgarlari rahatsiz etmekteydi
Sirbistan ve Yunanistan Bulgarlara karsi ittifak olusturdu
Bu ittifaka Romanya da katildi
Bulgaristan ile bu ittifak savasa girince durumdan faydalanmak isteyen Osmanli Devleti de Bulgar isgalindeki topraklari geri almak için harekete geçti
Kirklareli ve Edirne kurtarildi
II
Balkan Savasi taraflarin imzaladigi Bükres Antlasmasi ile sona erdi (1913)
Bulgaristan ile imzalanan Istanbul Antlasmasi ile Meriç nehri iki ülke arasinda sinir oldu
Bulgaristan'daki Türklerin haklari belirlendi (29 Eylül 1913)
Yunanistan ile imzalanan Atina Antlasmasi ile ise Girit'in Yunanistan'a birakilmasi kabul edildi (14 Kasim 1913)
Büyük devletler bu anlasmalardan sonra Çanakkale Bogazi yakinlarindaki Bozcaada ve Imroz'u Osmanlilara geri verdiler
Balkan Savaslari Balkanlardaki Türk varliginin büyük bir kiyima ugramasina sebep olmustur
Yüz binlerce Türk savaslar sirasinda ve sonrasinda aç ve yokluk içinde buradan göç etmek zorunda kalmistir
Yıkılış Dönemi
--------------------------------------------------------------------------------
Sadrazam Mahmut Sevket Pasa'nin öldürülmesi ile (21 Haziran 1913) Ittihat ve Terakki Firkasi hükûmetin idaresini tamamen ellerine geçirmisti
Enver Talat ve Cemal Pasalar Osmanli Devleti'nin iç ve dis politikasini belirlemede en etkili nazirlardi
Balkan savaslarindan sonra ordu ve donanmayi güçlendirmek isteyen hükûmet Avrupa devletlerinden mühendisler ve askerî uzmanlar getirtmekteydi
Osmanli Devleti dis siyasetini de dengeleri gözeterek yeniden belirlemek ihtiyacini hissetmekteydi
Emperyalist devletler nüfuz alanlarini korumak veya genisletmek maksadiyla siyasî askeriî ve iktisadî açidan ittifaklar olusturmaktaydi
Ingiltere ve Fransa'ya nazaran sömürgecilige geç baslayan Almanya Afrika Avrupa ve Orta Dogu'da nüfuz sahasini genisletmek istiyor ve Osmanli Devleti'ne bu maksatla yakin durmayi yegliyordu
Avusturya-Macaristan Imparatorlugu da Balkanlarda Panislâvizmi gerçeklestirmeye çalisan Rusya'ya karsi Almanlarla is birligi içindeydi
Ingiltere ve Fransa tarafindan pay edilmis Kuzey Afrika'da gözü olan Italya da bu ittifaka yakindi
Dolayisiyla Almanya önderligindeki Üçlü Ittifak'in (Almanya Avusturya-Macaristan ve Italya) dogal rakibi Ingiltere'nin öncülügündeki Fransa ve Rusya'dan olusan Üçlü Itilâf (Anlasma) devletleri idi
Avusturya-Macaristan Veliahti Ferdinand'in Sirbistan ziyareti esnasinda bir Sirp tarafindan öldürülmesi (28 Haziran 1914) bu iki cepheyi sicak savasa sokmaya yetti
Daha sonra Romanya Japonya ve ABD Itilaf Devletleri Bulgaristan ve Osmanli Devleti ise Ittifak devletleri safinda bu savasa girdiler
Osmanli Devleti savastan önce Ingiltere ve Fransa'ya yakin bir politika izlemek istedi
Ancak hem hükûmet ve halk içerisindeki tepkiler hem de Itilaf Devletleri'nin buna sicak bakmamasi Osmanlilari Almanya'ya yanastirmaktaydi
Özellikle Enver ve Talat Pasalar Osmanli Devleti'nin yeniden silkinmesi ve kaybettikleri topraklari kazanabilmesi için Almanya'nin yaninda yer almayi uygun buluyorlardi
Hükûmet baslangiçta tarafsiz kalmayi tercih etmisti
Almanlarin II
Abdülhamit devrinden itibaren Osmanli Devleti'nin yenilesme çabalarina katkida bulunmasi ve bu maksatla gönderdikleri askerî ve sivil uzmanlarin varligi Itilaf Devletleri'nin Osmanli Devleti'nin tarafsiz kalamayacagi süphesini artiriyordu
Bu tutum dolayisiyla Almanya yanlilarinin tezini kuvvetlendirmekteydi
Enver ve Talat Pasa'nin öncülük ettigi bu grup Almanlarin yaninda savasa girmekle Kafkaslar Balkanlar ve Ege'de kaybedilen topraklarin geri alinabilecegi ve Osmanli Devleti'ni nefes alamaz hâle getiren kapitülâsyonlar ve düyun-i umumîden kurtulunabilecegini öne sürmekteydiler
Nitekim Almanya'ya ait Goben ve Breslav zirhlilarinin Türk bayragi çekilerek Rus limanlarini bombalamasi Osmanli Devleti'nin Almanya safinda savasa girmesine vesile olacaktir (1 Kasim 1914)
Osmanli Devleti I
dünya Savasi'nda tam yedi cephede mücadele etti; Kafkasya Kanal Hicaz ve Yemen Irak Suriye ve Filistin Galiçya ve Çanakkale
Bütün cephelerde Osmanli askerleri büyük bir kahramanlik örnegi gösterdiler
Ancak yedi cephede birden savasi sürdürmek zor sartlar içerisinde bulunan Osmanli Devleti için çok güçtü
Enver Pasa'nin kumanda ettigi Kafkas Cephesi'nde Osmanlilar büyük zayiat verdiler
Dogu Anadolu ve Trabzon düstü
Kanal (Süveys) cephesinde ise Cemal Pasa Fransiz ve Ingilizlere basariyla direndi
Hicaz ve Yemen'deki Osmanli birlikleri destek görmemelerine ragmen kutsal yerleri korumak ugruna harbin sonuna kadar Serif Hüseyin ve Ingilizlere karsi koydular
Basra'ya çikan Ingilizler Kuttü'l-Amare'de büyük bir bozguna ugradilar
Komutanlari General Townshend esir edildi (29 Nisan 1916) Ancak 1918'de yeni birliklerle saldiran Ingilizler ihanet eden Arap kabilelerinin de yardimiyla Basra'da oldugu gibi Suriye'de de saldirilarini artirdilar
M
Kemal Halep'te bir savunma hatti olusturdu
Galiçya Makedonya ve Romanya'da Osmanli birlikleri Avusturya ve Bulgaristan'a yardimci olmak için büyük bir özveriyle savastilar
Türkler en büyük direnmeyi Çanakkale'de gösterdiler
Itilaf Devletleri 19 Subat 1915'den itibaren muazzam bir donanma ve yüz binlerce askerle saldiriya geçtiler
18 Mart'ta Itilaf donanmasina ait pek çok gemi batirildi
Ardindan Gelibolu Yarimadasi'ndaki Settü'l-Bahir ve Ariburnu'na asker çikararak karadan da saldiriya geçtiler
Anzak ve Hint birliklerinin de katildigi kara savaslari tam bir ölüm kalim savasi oldu
M
Kemal'in de büyük bir askerî deha olarak ortaya çiktigi bu savunma karsisinda Itilaf Devletleri geri çekilmek zorunda kaldi
Bütün dünyaya ögretilen "Çanakkale Geçilmez" sözü 250 bin Türk evlâdinin sehit kaniyla yazilan bir büyük destan oldu
Itilaf Devletlerinin Çanakkale bozgunu Rusya'nin yardim alma ümitlerini suya düsürmüs ve bunun neticesinde gerçeklesen Bolsevik Ihtilâli Çarlik Rusyasi'nin sonu olmustur
Rusya'nin savastan çekilmesi üzerine 7 Aralik 1917'de imzalanan anlasmayla Dogu cephesinde Türk-Rus Savasi sona ermistir
Osmanli Devleti I
dünya Savasi'nda yedi düvele karsi muhtesem bir mücadele sergilemistir
Ancak 29 Eylül 1918'de Bulgaristan'in teslim olmasi Osmanlilar ile Almanya arasindaki irtibatin kesilmesine yol açmistir
Müttefiklerinin savastan yenik ayrilmasiyla birlikte Osmanlilar da ateskes anlasmasini imzalamak durumunda kalmislardir
Ittihat ve Terakki Firkasi'nin hükûmetten çekilmesinin ardindan kurulan Ahmet Izzet Pasa baskanligindaki hükûmet Bahriye Naziri Rauf Bey baskanligindaki bir heyeti Limni'nin Mondros limanina göndermis ve Mondros Ateskes Anlasmasi'nin imzalanmasiyla (30 Ekim 1918) Osmanlilar resmen savastan çekilmislerdir
Ateskes anlasmasiyla Itilaf Devletleri Osmanli ülkesini isgal etme hakkini elde etmislerdir
Bu durum Osmanli Devleti'nin fiilen paylasilmasi demekti
Nitekim Ingiliz Fransiz Italyan birlikleri bu anlasmaya dayanarak Anadolu'da isgallere baslamislar Asirlarca Osmanlinin hâkimiyetinde yasayan Yunanlilar da agabeylerinin müsaadesiyle Izmir'e asker çikarmislardir (15 Mayis 1919)
Isgallere karsi Anadolu Türk'ünde büyük bir infial yaratmis ve 19 Mayis 1919'da Mustafa Kemal Pasa'nin Samsun'a çikmasiyla düsmana karsi "Milli Mücadele" baslamistir
Itilaf Devletlerinin Sevr Anlasmasi'ni Istanbul hükûmetine imzalatmasi (10 Agustos 1920) Milli Mücadele'nin güçlenmesinden endise eden düsmanlarin bir an önce Türk millî varligini ortadan kaldirmayi amaçlamalarindan baska bir sey degildi
Fakat bu anlasma hükümleri hiçbir zaman uygulanamadi
Ankara'da açilan Milli Meclis'in iradesi Mustafa Kemal ve arkadaslarinin büyük ve onurlu mücadelesi bu oyunlari bozdu
Istiklâl Harbi'ni kazanilmasiyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulmus oldu
Yeni Türk devleti "Millî Hâkimiyet" ilkesinin tabii bir neticesi olarak 1 Kasim 1922'de saltanati kaldirdi
Dolayisiyla bu tarih 622 yil devam eden Osmanli Devleti'nin de resmen sonu oluyordu
Askeri Teşkilat
--------------------------------------------------------------------------------
Bir toplumun "devlet" haline gelebilmesi onun varligina vücud veren halk ve idarecilerin "bagimsizlik" (istiklâl) kavramini tanimalari ile mümkündür
Bu tanima sadece fikir ve düsüncede kalmayip fiilen tatbik edilmelidir
Bu da belli sinirlari koruyacak olan "askerî güç" denilen bir sinifin mevcudiyeti ile gerçeklesir
Disiplinli ve sistemli hareket eden bir askerî gücün ifade ettigi mâna çok iyi bilindiginden tarihte üne kavusmus bütün büyük devletler bu konu ve teskilât üzerinde hassasiyetle durarak onu muhafazaya çalismislardir
Disiplinli ve devamli bir ordunun teskili fikrinden hareketle sarf edilen çabalar milletlerin kendi bünyeleri bulunduklari cografî ortam ve zamanlarina göre degisik olagelmistir
Bu sebepledir ki hayatlarini ziraî ürünlerle kazanan milletler gibi topraga siki sikiya bagli olmayan göçebe Türklerin hayatlarinda hayvanlarinin büyük rolü vardi
Bu onlarin daha disiplinli hareket etmesini sagliyordu
Keza bu onlarin harp disiplin oyun ve usûllerine alismalarina da yardimci oluyordu
Nitekim sonbaharda yapilan büyük sürek avlarinin sebepleri bu önemli gerçek içinde yatiyordu
Uygurlarin birçok aile ve boylarinin bir araya gelerek yaptiklari bu sürek avlari Göktürkler'de oldugu gibi bir çesit savas egitimi idi
Ekonomi devlet ve ordu idaresi askerî bilgi ve eglence bu bahanelerle tatbikat sahasina konuyor yasaniyor ve deneniyordu
Ortaasya'li atli kavimlerin hayatlarinin en önde gelen özelligi hareket halinde olma idi
Fertlerin bu hareketli hayati topluma da bir dinamizm veriyordu
Bu hareket ve canliligin sonucu olsa gerek ki Islâm öncesi Türklerinde hakim bulunan anlayisa göre "kendileri bir kurt düsmanlari da bir koyun sürüsü idi
" Türklerdeki bu dinamizm Müslaman olduktan sonra daha bir kuvvetle devam etmis görünmektedir
Zira onlar tarihî kültürlerinin bir mirasi olarak devam ettiregeldikleri bu anlayisi Islâm'in "cihâd" ve "sehidlik" motifleri ile birlestirmislerdi
Düsmanlarina karsi yaniltma ani hücum ve sizma gibi taktikleri ile taninan Türklerin Müslüman Arap ordulari içinde yer almalarindan sonradir ki Islâm ordulari genis bir cografî mekânda yayilma imkânini buldular
Miislüman Türk askerlerinin Islâm ordusundaki durumundan bahs eden bir arastirici sunlari söylemektedir:
"Bazen uygulanan usûl de yürüyüs halinde olan düsman hatlarini tuzaga düsürmek veya hemen girisilen muharebe ile anlari önceden hazirlanmis tuzak bölgelerine çekmek idi
Bu taktikteki büyük avantaj saf nizaminda hücuma alismis Arap süvarileri için pek söz konusu degilse de âni hücum yaniltici çekilme kanatlara sizma her taraftan ok yagdirma ve hücumu sür'atle tekrarlamada mâhir Türkler içindi
"
Tarih sahnesinde görünen birçok millet askerî güç olarak ifade ettigimiz devamli ve disiplinli orduyu ayakta tutup kendisinden istifade edebilmek için çesitli çarelere bas vurmustur
Bu meyanda harplerin sebep oldugu nüfus azalmasini bir dereceye kadar ortadan kaldirmak için galiplerin maglup olan toplumlarin çocuklarindan yararlandigi da görülmektedir
Osmanlilarin da bas vurdugu bu sistem onlarin basarili sonuçlar almalarina sebep olmustur
Özellikle kurulus ve daha sonraki dönemlerde kullanilan sistemler ile ordunun sahip oldugu disiplin Osmanli ordusunu basarili bir hale getiriyordu
Batida bulunan Hiristiyan devletlerce de farkina varilan bu duruma isaret eden bir seyyahin su sözlerine dikkat çeken Gibbons o seyyahin ifadesini söyle nakleder:
"Osmanlilar daha önceden Hiristiyan ordularinin ne vakit geleceklerini ve kendileri ile çatisma için müsait yerin neresi oldugunu bilirler
Çünkü bunlar daima seferber bir halde idiler
Çavuslari ve casuslari kuvvetleri nasil ve nereye sevk etmek lazim geldigini biliyorlardi
Bunlar birdenbire harekete geçebilirlerdi
Yüz Hiristiyan askeri on bin Osmanlidan daha fazla gürültü yapiyordu
Trampet bir defa vurdu mu derhal yürüyüse baslarlar adimlarini kat'iyyen yavaslatmaz ve yeni bir komut verilinceye kadar kat'iyyen durmazlardi
Hafif techizatli olduklari için Hiristiyan mühasimlarinin üç günde kat edemedikleri mesafeyi bir gece içinde kat ederlerdi
"
Pek çok müessesede oldugu gibi kendinden önceki Müslüman ve MüslümanTürk devletlerinin teskilatlarindan yararlanmis bulunan Osmanlilar bu uygulamayi askerî sahada da gösteriyorlardi
Gerçekten Osmanli askerî teskilâtinin Büyük Selçuklu Anadolu Selçuklu Ilhanli ve Memlûk askerî teskilâtlan ile benzerlik arz etmesi bu ifadelerin dogrulugunu ortaya koymaktadir
Bununla beraber biz daha açik bir fikir vermesi bakimindan B
Selçuklu askerî teskilâtindan kisaca ve ana hatlari ile bahs etmek istiyoruz
Özellikle Alp Arslan ve oglu Meliksah dönemlerinde devrinin en büyük askerî gücü haline gelen Selçuklu ordusu günümüzün Milli Savunma Bakanligi durumundaki "Divan-i Arizu'l-Ceys" denilen bir teskilât tarafindan idare ediliyordu
Büyük Selçuklu ordusu çesitli kavimlerden alinarak hususi saray terbiyesi ile yetistirilmis tören usûl ve protokolü bilen ve dogrudan dogruya Sultana bagli bulunan "Gulaman-i saray" en seçkin komutanlarin egitimi altinda her an emre hazir bekleyen "Hassa ordu" su ile melik vali vezir gibi ileri gelen devlet büyüklerinin askerleri ve tabi hükümetlerin askerlerinden kurulu idi
Isimleri "Divan defteri"nde yazili bulunan "Gulaman-i saray" efradi yilda dört maas (bistgâni) alirdi
Devletin esas askerî gücünü teskil eden harplere katilan ve düsmana agir darbeler indiren "Hassa ordu"su askeri de maasliydi
Ayrica vezir Nizamülmülk (öl
485/1092) vâsitasiyle daha küçük parçalara bölünen askerî iktalarda geçimini arazi gelirlerinden temin eden ve her zaman harbe hazir kalabalik bir süvari kuvveti (sipahiyan) de vardi
Bu sâyede Selçuklu Devleti büyük bir askerî kuvvet bulundurma imkânina sahip olmustu
Buna karsilik Gazneliler ile Büveyhîler döneminde askere ikta degil maas veriliyordu
*****ik durum ve zamanlarda devletin bu maaslari ödeyemedigi oluyordu
Böyle durumlarda komutanlar vilayetlerin vergilerini kendi nâm ve hesaplarina topluyorlardi
Halkla aralarinda bir menfaat birligi olmadigindan askerin faaliyetleri zaman zaman vilayetlerin harab olmasina kadar variyordu
Halbuki askerî iktalar sayesinde Büyük Selçuklu Devleti 400 bin Türkiye Selçuklulari da 100 bin kisilik bir orduya sahip bulunuyorlardi
Prof. Dr. Sinsi
Kullanıcının Profilini Göster
Prof. Dr. Sinsi Kullanıcısının Web Sitesi
Prof. Dr. Sinsi tarafından gönderilmiş daha fazla mesaj bul