Yalnız Mesajı Göster

Buhur Nasıl Yakılır? Buhur Nedir Ve Nasıl Yakılır? Buhur Nasıl Yakılmalıdır? Buhur

Eski 09-11-2012   #3
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Buhur Nasıl Yakılır? Buhur Nedir Ve Nasıl Yakılır? Buhur Nasıl Yakılmalıdır? Buhur



BİZANS DÖNEMİNDE BUHUR GELENEĞİ VE BUHURDANLAR

Doç Dr Gülgün Köroğlu
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi
Fen Edebiyat Fakültesi
Sanat Tarihi Bölümü
Eski dönemlerden günümüze değin yaşamış pek çok kültürde, çeşitli karışımlar farklı
amaçlarla yakılarak, kokusundan ve dumanından yarar beklenmiştir Yazılı belgelerin ve
resimlerin yanı sıra günümüze ulaşabilen buhurdan veya tütsü kabı olarak adlandırılan kaplar ile
sunaklar da bunların yaygın kullanımına işaret etmektedir Eski uygarlıklarda tütsü olarak
kullanılan maddelerin neler olduğuna dair yeterli veri olmamasına rağmen, kutsal olduğuna
inanılan bitki ya da kurban edilen hayvanın bir parçasının kap içinde yakılması veya yanmakta
olan bir ateşin üzerine atılmasıyla ortaya çıkan koku ve dumanın tanrıya ulaşıp onu hoşnut
ederek yarar sağlayacağına inanılmıştır Aynı zamanda ateşin arındırıcı ve iyileştirici bir gücü
olduğunun kabul edilmesi de tütsünün anlamını güçlendirmiş olmalıdır
Çoktanrılı ve tek tanrılı dinlerde inanç farklılıkları bulunmasına rağmen ateş yakarak
buhur elde etme, güzel kokularla mekânı doldurarak istenmeyen kokuları bastırma, yakılan
maddelerin şifa verici olduğu bilinen özelliklerinden yararlanma ve belki de tanrıya yakınlaşma,
yukarıya doğru dağılan dumanın etkisiyle duaların tanrıya daha kolay ulaşması ve manevi
temizlenme sağlaması gibi ortak amaçların tümü ya da biri için kullanılmış olmalıdır İnanışa
göre buhurun güzel kokusu mekânları doldurarak melek ve iyi ruhları tütsü çevresine toplarken,
iyi şeylerden hoşlanmayan şeytan, kötü ruhlar ve diğer zararlıları da kaçırmaktadır Ancak bu özelliklerden hangilerinin insanları tütsü kullanmaya yönlendirdiği tam olarak bilinmemektedir
Bütün bunlara rağmen kokuların cinsel yaşamdan dinsel yaşama insanların ruhsal yapısını her
dönemde etkilemiş olduğu da bir gerçektir
Başlangıcı bilinmemesine rağmen, ateşe bir şeyler atarak buhur elde etme geleneğinin ilk
olarak kurban törenleriyle başlamış olması mümkündür Kurban edilen hayvanın parçalarının
yakılmasıyla tanrıların bu sunudan haberdar edilmesi amaçlanmış olmalıdır Afrika, Asya ve
Avrupa’daki eski toplumlarda da bulunmasına rağmen Anadolu'dan örnekler vererek tütsü
kaplarına değinmek, konuyu sınırlamak anlamında gereklidir
Anadolu uygarlıklarından arkeolojik buluntuları günümüze ulaşan kültürler arasında en
güzel tütsü kabı örnekleri Lidyalıların Karun Hazinesi'nde yer almaktadır Anadolu'nun Pers
işgali dönemine ait duvar resimlerinde, özellikle cenaze törenlerinde (symposium) tütsü kapları
betimlenmiştir
Romalılarında tanrıları için kutu ya da küçük bir sunak biçimindeki seramik kaplarda
tütsü yaktıkları, sunak üzerinde yaktıkları ateşe bitki karışımları attıkları bilinmektedir 4 yüzyıl
sonlarına tarihlendirilen, Londra, Victoria ve Albert Müzesi'nde sergilenen fildişi diptikonun sağ
kanadı (299 x 14 cm ölçülerinde) üzerinde, Jüpiter meşesinin altında, kabartma süslemeli sunak
üzerindeki küçük ateşe elindeki tütsüleri serpen Romalı bir rahibe betimlenmiştir Genç kızın ve
karşısında duran hizmetkârının başlarında sarmaşıklı çelenklerin bulunması Baküs kültü ile ilgili
bir dini inanışa işaret etmektedir Diptikonun üst kısmında bulunan Symmakhorum yazısı,
diptikonun Roma'nın ünlü Pagan inançlı ailesine ait olduğunu göstermektedir
Tek tanrılı inançlarda tütsüye olan ilgi giderek artmıştır Tek tanrılı dinler içinde buhur
yakmaya en fazla önem veren Museviliktir Eski Ahit'te buhurun nasıl hazırlanacağı (Mısır'dan Çıkış
30: 3438),
ne zaman yakılacağı, buhur sunağının ne şekilde yapılacağı en ince ayrıntılarına kadar
bizzat Rab tarafından tanımlanmış ve buhur dumanlarının Rabb’in öfkesini yatıştırdığı da
belirtilmiştir (Sayılar 16: 44 vd) Rabb’in Musa'ya söylediği armağanlar arasında güzel kokulu yağlar
ve güzel kokulu buhur için baharat da bulunmaktadır (Mısır'dan Çıkış 25: 6) Ürdün, Gerasa'daki bir
sinagogun döşeme mozaiklerinde hayvan tasvirlerinin yanı sıra yedi kollu şamdan (menorah) ,
palmiye dalı (lulab) , koç boynuzu (shofar) ve uzun saplı bir buhurdan (shovel) gibi Musevi
inancıyla ilişkili litürjik eşyalar tasvir edilmiştir Sardes Sinagogu'nda yapılan kazılarda da iki
adet buhurdan ele geçmiştir
Eski Ahit'te Rab için kurban parçalarının yakmalık sunu olmasından söz edilir (Mısır'dan
ÇıkışBuhur
Sunağı 30: 110)
Hıristiyanlıkta kurban ve kurban etinin yakılması söz konusu olmamıştır
Kurban geleneğinden vazgeçilmesinin sebebi ise İsa'nın kendini "Tanrı Kuzusu" olarak, insanlık
adına kurban etmesidir Kiliselerde pazar sabahları ve belirli yortu günlerinde düzenlenen ekmekşarap
ayini, İsa’nın bedenini ve kanını simgeyen ekmekşarap
ayini aslında İsa’nın
insanlık adına kendini kurban etmesi anısına düzenlenen bir kurban törenidir Hıristiyanlar en
büyük kurbanı verdiklerine inandıklarından kurban kesmeye gerek duymamaktadırlar
Hıristiyanlıkta buhurun oldukça önemli bir yeri olmuştur Buhur geleneği başlangıçta
Pagan gelenek olarak görüldüğünden kilise babalarınca hoş karşılanmamış olmasına rağmen kısa
zamanda dinsel törenlerin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir Gerçek bir Hıristiyan olup
olmadığı kesinleşmemiş olmasına rağmen Hıristiyanlığı serbest bırakan İmparator I
Konstantin'in Roma'daki iki büyük kiliseye altın buhurdanlar bağışladığı kaynaklarda yazılıdır
Hıristiyan döneme ait ilk buhurdan örnekleri 4 yüzyılda Mısır'da Koptlar tarafından
kullanılmaya başlamış, kiliselerde buhur yakma geleneği kısa süre içinde yaygınlık kazanmıştır
Bizans döneminden günümüze ulaşan buhurdanların pek çoğu 5 ile 7yüzyıllar arasına
tarihlendirilmektedir Finike yakınlarındaki Kumluca (Sion) ve KıbrısGirne’de
bulunmuş olan
67
yüzyıllara ait gümüş kilise eşyalarının olduğu definelerde tören haçı, kutsal kitap
mahfazaları, paten, kalis ve kandillerin yanı sıra buhurdanlar da ele geçmiştir
İkonoklazma döneminin (726843)
sona ermesiyle birlikte tütsü yakma bir gelenek haline
gelmiştir Bizans geleneklerine ve din kurallarına uygun olarak kiliseyi ziyaret eden imparator
veya piskoposun kilisede karşılanması onuruna buhur yakılmıştır Kentin çeşitli felaketlerden
korunması, kutsal kalıntıların taşınması, evlilik sahneleri, cenaze, ölü gömme, Meryem
ikonalarının ve röliklerin kutsanması, kent içinde yapılan dini geçit törenleri ve ekmekşarap
(ökaristi) ayini gibi dinsel törenlerin birçoğunda tütsünün vazgeçilmez yeri vardır
Ortodoks ve Katolik kiliselerindeki sözü edilen bu törenler sırasında yakılan karışımlar
tamamen kiliselere özgü mistik bir koku yarattığından dini mekânda inançlıların işitme, görme,
dokunma, tat alma duyularının yanı sıra koku alma duyusu da uyarılmaktadır
Tütsünün Değişik Kullanım Alanları
Bütün dinlerde ortak olan eylem, güzel kokulu bitki ya da ağaç kabuklarının
yakılmasıyla oluşan duman ya da buhurun mekânı doldurmasıdır Bunun için de "buhurdan" ya
da "tütsü kabı" denilen küçük kaplarda tütsü yakılmıştır Sadece dinsel mekânlarda törenler
sırasında değil, günlük yaşamda evlerde ve kötü kokuları bastırmak için boyama dükkânlarında
da tütsü kullanılmıştır Sardes'te yapılan arkeolojik kazılar sırasında Gymnasium'un bitişiğindeki
boyama dükkânlarında buhurdanlar gün ışığına çıkarılmıştır
Aromatik güzel kokuların baştan çıkarıcı etkisi olduğuna çok eski dönemlerden itibaren
inanılmıştır Bizans kültüründe, düğün gecesi yeni evlenenlerin odasının hoş kokularla
tütsülenmesi bir gelenek olmuştur Bu dönemde güzel kokularla uğraşma pek çok kişinin ilgisini çekmiş olmalıdır Mikhail Psellos, Ayasofya’nın güney galerisinde portre tasviri bulunan
İmparatoriçe Zoe'nin tatlı otlara, halis Hint baharatına ve daha pek çok nadir bulunan kokulu
bitkiye olan ilgisini ve Büyük Saray'ın ikametine ayrılan bölümünde vaktini parfüm ve merhem
yaparak geçirdiğini anlatır Psellos, Zoe'nin tamamen kendine özgü dinsel tapınışlarını da Grek
edebiyatını iyi okuduğunu belirtip çoktanrılı inanca dayandırarakparfümlerin
saçtığı buharın
kötü ruhları kovup iyi ruhları cezbettiği şeklinde yorumlamıştır
MısırKopt
dönemi (47
yüzyıllar) eserleri arasında kadın başı şeklindeki buhurdan ve
kandil örneklerinin Saba kraliçesini temsil ettiğine inanılmıştır Günlük yaşama yönelik
bronzdan yapılmış buhurdan, makyajlı yüzü, kolyesi, küpeleri ve alnındaki iri inci tanesi gibi
aksesuvarlarıyla dinsel bir kişilikten öte özellikle Hıristiyan Mısır'da kadın güzelliğinin ve
bereketin simgesi olmuştur Üzerinde küçük delikler olan sivri uçlu başlık aynı zamanda
buhurdanın kapağını oluşturur Külahın ucundaki halka ve zincir parçası da taşıma kolaylığı
sağlamaktadır Saba kraliçesi ile Kral Süleyman'ın aşkları ortaçağ masalları arasında önemli bir
yere sahiptir Efsanevi Saba kraliçesi Arabistan'ın güneyindeki (büyük ihtimalle Yemen)
ülkesinden Süleyman'ın sarayına geldiğinde altın, değerli taşlar ve bol miktarda hoş kokulu
baharat getirmiştir
Venedik’teki San Marko Kilisesi Hazinesi'nde sergilenen kubbeli minyatür yapı
şeklindeki kutu da bir buhurdandır Gümüş üzerine altın yaldızlı buhurdan, beş kubbeyle örtülü
merkezi planlı bir yapı görünümündedir Ortadaki büyük kubbenin üzerinde bir aydınlık feneri,
diğerlerinde ise haçlar vardır Haçlar ilk bakışta bu yapının bir kilise olduğunu düşündürse de
duvarların alt kısmında kabartma ve kazıma teknikleriyle işlenmiş siren, kentavros, grifon ve
kanatlı küçük melekler gibi mitolojik yaratıklar ile kapı kanatlarında genç kız görünümünde
betimlenmiş cesaret ve akıllılık alegorileri bu yapının saray yapısı olabileceğini akla
getirmektedir Haçlar ile mitolojik efsanevi figürlerin birlikte gösterilmesi de tamamen Bizans'a
özgü farklı bir bakış açısı sergilemektedir Buhurdanın üst kısımlarında ise kazıma, kabartma ve
delik işi tekniğinde stilize bitkisel desenler vardır Üst kısımdaki süslemede delik işi tekniğinin
seçilmiş olması güzel kokunun buradaki açıklıklardan kolayca dışarı çıkmasını sağlamıştır Bu
buhurdan dinsel bir eşya olmaktan çok, bir saray ya da soylunun ikametgâhına güzel koku
sağlamak için kullanılmış olmalıdır Konstantinopolis'in Latinler tarafından işgal edilmesi
sırasında Venedik'e götürülmüş olan bu nadir eser 12 yüzyıla tarihlendirilmektedir
Bizans döneminde tütsü geleneği yukarıda örnekleriyle değindiğimiz güzel koku elde
etme amacından daha çok dinsel amaçlarla tercih edilmiş, zamanla dini törenlerin ayrılmaz bir
öğesi olmuştur

Alıntı Yaparak Cevapla