Konu
:
Atatürk'ün Sosyal Bilimlerin Gelişmesine Yönelik Yaptığı Çalışmalar Nelerdir ?
Yalnız Mesajı Göster
Atatürk'ün Sosyal Bilimlerin Gelişmesine Yönelik Yaptığı Çalışmalar Nelerdir ?
09-11-2012
#
1
Prof. Dr. Sinsi
Atatürk'ün Sosyal Bilimlerin Gelişmesine Yönelik Yaptığı Çalışmalar Nelerdir ?
Atatürk'ün Sosyal Bilimlerin Gelişmesine Yönelik Yaptığı Çalışmalar Nelerdir ?
Atatürk'ün Sosyal Bilimlerin Gelişmesine Yönelik Yaptığı Çalışmalar Nelerdir ?
Atatürk'ün sosyal bilimlerin gelişmesine yönelik yaptığı çalışmalar nelerdir,
Atatürk'ün sosyal bilimlerin gelişmesine yönelik yaptığı çalışmalar Hakkında Bilgi
ATATÜRK VE SOSYAL BİLİMLER
Mustafa Kemal Atatürk Sosyal Bilimlere çok önem vermiştir
Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni çağın uygarlık seviyesine ulaştırmak için çalışmalar yapmıştır
Eğitime bilime teknolojiye sanata araştırmaya öğrenmeye önem vermiştir
Atatürk döneminde; Türkiye'den Avrupa ülkelerine farklı alanlarda öğrenim görmesi için öğrenciler gönderildi
Bunlar arasında Afet İNAN Jale İNAN Burhan TOPRAK gibi kişiler vardı
Avrupa da kendi alanlarında öğrenim görerek Türkiye'ye geldiler
Türkiye'de bu kişilerin önderliğinde çalışmalar yapılmıştır
Atatürk döneminde Sosyal Bilimler alanında yapılan çalışmalar arasında Tük Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nin kurulmasının önemli büyüktür
1931 yılında kurulan Türk Tarih Kurumu(TTK)'nun en önemli amacı; Türk Tarihini araştırmak bilimsel araştırmalar yapmaktır
Türk Tarih Kurumu yaptığı çalışmaları Belleten dergisinde yayınlamaktadır
1932 yılında kurulan Türk Dil Kurumu(TDK)'nın en önemli amacı; Türk Dilini incelemek yabancı kelimelerden arındırmak ve Türk Dilini geliştirmektir
TÜRK DİL ÇALIŞMALARI
Bir milletin birlik ve varlığını sürdürebilmesinde dilin çok önemli bir yeri vardır
Bunu çok iyi bilen Atatürk Türk Dili'nin zenginleşmesi ve sadeleşmesi için çalışmalar yaptı
Osmanlı Devleti'nin ilk zamanlarında sade bir Türkçe kullanılıyordu
Zamanla Arapça ve Farsça'dan birçok kural ve kelime dilimize girdi
Böylece Arapça Farsça ve Türkçe kelimelerden oluşan Osmanlıca karma bir dil olarak ortaya çıktı
Yöneticiler ve aydınlar Osmanlıca'yı kullanırken halk Türkçe konuşuyordu
Dildeki bu ayrılık Türkçe'nin gelişmesini ve mîllî bütünlüğün kurulmasını engelliyordu
On dokuzuncu yüzyılın ortalarından itibaren dilin sadeleşmesi ile ilgili çalışmalar yapıldı
Fakat olumlu bir sonuç alınamadı
Cumhuriyetin ilânından sonra Türkçe'nin yabancı dillerin etkisinden kurtarılması çalışmalarına hız verildi
Türk dili ile ilgili çalışmalar yapmak üzere Atatürk'ün emriyle Türk Dilini Tetkik Cemiyeti (Türk Dil Kurumu) kuruldu (1932)
Bilim ve fikir adamlarının katıldığı bir dil kurultayı toplandı
Bu kurultayda halkın anlamadığı özellikle Arapça ve Farsça'dan Türkçe'ye geçmiş olan kelime ve deyimlerin Türkçe karşılıklarını bulmak üzere çalışmalar yapılmasına karar verildi
Bu çalışmalar sayesinde yazı dili ile konuşma dili arasındaki fark
ortadan kaldırıldı
Türk diline gereken önemin verilmesini Atatürk şu sözleriyle ifade etmiştir "Türk dilinin kendi benliğine aslındaki güzellik ve zenginliğine kavuşması
için bütün devlet teşkilâtımızın dikkatli ve alâkalı olmasını isteriz
" Türkçe'nin milletimiz için önemini de "
Türk Dili Türk Milleti için kutsal bîr hazinedir
Türk Dili Türk Milleti'nin kalbidir zihnidir" diyerek belirtmiştir
MİLLİ KÜLTÜR
Kültür kelimesi Türkçe'ye Fransızca'dan girmiştir
Toprağı sürmek ürün elde etmek ve onları geliştirmek anlamındadır
Kelime daha sonra insan vücudunu ve ruhunu terbiye etme sanat ve fikir eserlerini geliştirme anlamlarım da içine alan geniş bir mana kazanmıştır
Kültür maddî ve manevî her şeyi işlemek ve geliştirmek demektir
Millî kültür ise bir millete kimlik kazandıran diğer milletlerle arasındaki farkı belirlemeye yarayan tarih boyunca meydana getirilen o millete ait maddî ve manevî değerlerin uyumlu bir bütünüdür
Bir toplumu millet yapan ve onun bütünlüğünü sağlayan millî kültürdür
Tarih bir milletin bütün fertlerinin bilmesi benimsemesi koruması ve geliştirmesi gereken kültür hazinelerinden biridir
Tarih milletin geçmişteki varlığı onun mirası ve bugüne kalan hatırasıdır
Türk Milleti'nin bugün üzerinde yaşadığı topraklar onu vatan yapmak için şehit olan koruyan işleyen atalarımızın yani tarihindir
Bunların bilinmesi ve korunması her Türk için bir vazifedir
Dil bir milletin kültürel değerlerinin başında gelir ve bir milletin temelini oluşturur
Dil duygu ve düşünceyi insana aktaran bir vasıta olduğu için duygu ve düşünce birliği dil ile gelişir
Kendi milletinin tarih ve kültürünü öğrenmek ve incelemek isteyen her Türk dilini bilmek zorundadır
Türkiye'de Türkçe bilmeyen hiçbir vatandaş kalmamalıdır
Atatürk Türkiye için ekonomik kalkınma yanında sosyal ve kültürel kalkınmaya da aynı ölçüde yer verilmesi gerektiğine inanmıştır
Bir milletin haysiyetli bir şekilde varlığını devam ettirmesinde bir toplumun millî şuura erişmesinde en büyük rolü kültür oynar
Bunu çok iyi bilen Atatürk "Millî şuurun ayakta kalabilmesi ve uyanık bulunması için dil ve tarih uğrunda çalışmaya mecburuz
" diyerek millî şuur konusunda ne kadar duyarlı olduğunu ortaya koymuştur
Yine Atatürk kültür birliğinin bir milleti millet yapan ona yaşama gücü veren diğer milletler arasında kişilik kazandıran başlıca unsur olduğunu çok iyi bilmekteydi
Bununla ilgili şu sözleri çok önemlidir: "Millî kültürün her çığırda açılarak yükselmesini Türk Cumhuriyeti'nin temel direği olarak temin edeceğiz"
"Türkiye Cumhuriyeti'nin temeli Türk kahramanlığı ve Türk kültürüdür
"
Bu sözler Cumhuriyet Türkiye'sinin millî kültüre dayalı olarak yükselip gelişeceğinin bir ifadesidir
Atatürk millî kültür konusunda hedeflerin neler olduğunu da şöyle belirtmiştir: "Yüksek bir insan cemiyeti olan Türk Milleti'nin tarihî bir vasfı da güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir
Bunun içindir ki milletimin yüksek karakterini yorulmaz çalışkanlığını yaratıcı zekâsını ilme bağlılığını güzel sanatlar sevgisini ve millî birlik duygusunu sürekli ve her türlü incelemelerle besleyerek geliştirmek millî ülkümüzdür
"
MİLLİ TARİH
Tarih bir milletin birikim ve tecrübelerinin yeni nesillere aktarılmasını sağlayan bir bilimdir
Tarih bilimi insanların zaman içinde geçirdikleri gelişmeleri sebep sonuç ilişkileri kurarak araştırıp değerlendirir
Geçmişteki olaylardan ders almayan milletler kendilerini günün şartlarına uydurmakta zorluk çekerler
Bu nedenle tarih bir millet için en faydalı bir kaynak en sağlam bir hazinedir
Tarihi zengin bir millet manevî miraslara sahip güçlü bir millettir
Osmanlı Devleti'nin eğitim sisteminin birlikten yoksun oluşu tarih alanında da farklı tarih anlayışları ortaya çıkarmıştı
Medreselerde genellikle İslâm tarihi okutulurken diğer okullarda da yalnız Osmanlı Tarihi okutuluyordu
İslâmiyet öncesi Türk tarihine önem verilmiyordu
İnsanlık tarihi kadar eski olan Türk Milleti'nin tarihi ihmal ediliyordu
Ayrıca Avrupalılar da Türk Tarihi hakkında asılsız iddialarda bulunuyorlardı
Atatürk haksız düşmanca ve bilimsellikten uzak bu tarih iddialarının yanlış olduğuna inanıyordu
Bu konudaki yanlış görüşlerin düzeltilmesi gerekiyordu
Bu amaçla çalışmalar yapmak üzere bilim adamları görevlendirildi
Önce Türk Tarihi'yle ilgili yabancı dillerde çıkan kitaplar Türkçe'ye çevrildi
1930 yılında Türk Milleti'nin dünya tarihindeki yerini ve rolünü kısaca belirten bir kitap yazıldı
Bir yıl sonra Türk Tarihi'ni her yönüyle araştırmak üzere Atatürk'ün direktifleri ile Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti (Türk Tarih Kurumu) kuruldu (1931)
Bu cemiyetin çalışmalarıyla Türk Tarihi büyük ölçüde gün ışığına çıkarıldı
1931 yılında okullar için dört ciltlik bir genel tarih kitabı çıkarıldı
1932'de bilim adamları ve öğretmenlerin katılımıyla Türk Tarih Kongresi toplandı
Atatürk yeni bir görüş olarak Türk Tarih Tezi'ni ortaya koydu
Bu tezin özü şudur: "Türk Milleti'nin tarihi şimdiye kadar tanıtılmak istenildiği gibi yalnız Osmanlı Tarihi'nden ibaret değildir
Türk'ün tarihi çok daha eskidir ve bütün milletlere kültür ışığını saçmış olan millet Türk Milleti'dir
" Bu tezle millî tarihimiz gerçek karakterini kazandı
Bir toplumun millet hâline gelmesinde ortak tarihin büyük bir yeri vardır
Türk Tarihi uzun bir geçmişe dayanır
Orta Asya'dan dünyanın çeşitli yerlerine dağılmış olan atalarımız gittikleri yerlerde birçok devlet kurup yüksek bir medeniyet meydana getirdiler
Tarih boyunca Büyük Hun Göktürk Büyük Selçuklu ve Osmanlı Devleti gibi birçok devlet kurmuş olan Türk Milleti köklü ve zengin bir tarihe sahiptir
Orta Doğu'da Balkanlar'da ve Afrika'da Türk kültürünün izleri hâlâ varlığını sürdürmektedir
Türkler'in en belirgin özelliği hür ve bağımsız yaşama dünyaya hâkim olma düşüncesidir
Türk tarihinde bunun pek çok örneği vardır
Fakat Türkler münasebette bulundukları veya idareleri altına aldıkları kavimlere saygılı ve adâletli davranmışlardır
Türk'ün bu başarısını sadece kaba kuvvetle izah etmek çok yanlış bir görüştür
Türkler Avrupalılar'ın iddia ettiği gibi idare ettikleri milletlerin medeniyetlerini yok etmemişler aksine onları koruyarak günümüze kadar ulaşmalarını sağlamışlardır
Türkler'in Anadolu'da ve Balkanlar'da meydana getirdikleri kültür ve medeniyet tarihin en güzel ve en üstün en insanî ve en ince medeniyetlerinden biridir
Türk âdetleri Türk yemekleri giyim tarzı Balkan Milletleri'nin çoğunu etkilemiştir
Bugün dünyadaki devletlerin ordularında kullanılan onlu sistem (Askerî birliklerin 10 100 1000 10
000 kişilik birlikler hâlinde teşkilâtlanması) Hun Türkleri'nin bulduğu bir sistemdi
Türk Milleti dünya medeniyetine her alanda büyük katkılarda bulunmuş bir millettir
Bu gerçeklerin ortaya çıkarılması Atatürk'ün başlıca hedefi olmuştur
O bu konuda şöyle demektedir: "Büyük devletler kuran atalarımız büyük ve geniş kapsamlı medeniyetlere de sahip olmuştur
Bunu aramak incelemek Türklüğe ve dünyaya bildirmek bizim için bir borçtur
Türk çocuğu atalarını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır
"
Bir milletin gücünü tarihten aldığını çok iyi bilen büyük Önder şu sözleriyle tarihin önemini dile getirir: "Türk kabiliyet ve kudretinin tarihteki başarıları meydana çıktıkça bütün Türk Çocukları kendileri için gerekli atılım kaynağını o tarihte bulabilecektir
Bu tarihten Türk Çocukları bağımsızlık fikrini kazanacaklar o büyük başarıları düşünecekler harikalar yaratan adamları öğrenecekler kendilerinin aynı kandan olduklarını düşünecekler ve bu kabiliyetle kimseye boyun eğmeyeceklerdir
"
Atatürk'ün tarih görüşü medenî ve birleştiricidir
O insanlığı geniş bir aile kabul eder
Aralarında anlaşarak mutluluk yolunda beraberce çalışmaları gerektiğini belirtir
Onun: "İnsanları mutlu edecek tek vasıta onları birbirine yaklaştırmak birbirlerini sevdirmek karşılıklı maddî ve manevî ihtiyaçlarını sağlamaya yarayan hareket ve enerjidir
" sözü ile Türk Milleti'nin mutluluğuna verdiği değeri diğer milletler için de vermiş olduğu açıkça belirtilmektedir
Atatürk Türk Tarihi'ne büyük önem verdi
O Türk milliyetçiliği görüşüne dayanan bir millî tarih anlayışını benimsedi
Atatürk bu görüşünü "büyük devletler kuran atalarımız büyük ve kapsamlı medeniyetlere de sahip olmuştur
Bunu aramak tetkik etmek Türklüğe ve cihana bildirmek bizler için bir borçtur" ve "Türk Çocuğu atalarını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır
" sözleriyle dile getirmiştir
GÜZEL SANATLAR
Sanat kültürü meydana getiren unsurlardan biridir
Atatürk Türk sanatının araştırılmasını Türk toplumuna ve dünyaya tanıtılmasını istiyordu
Bunun için imkânlar sağladı yol gösterdi teşvik etti
Sanatı ve sanatçıyı övücü sözler söyledi
Bu sözlerinden bazıları şunlardır: "Hepiniz mebus olabilirsiniz vekil olabilirsiniz hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz fakat bir sanatkâr olamazsınız
" "Yüksek bir insan cemiyeti olan Türk milletinin tarihî bir vasfı da güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir
"
Güzel sanatlar bir milletin duygu düşünce görgü ve zevkinin bir yansımasıdır
Bu nedenle güzel sanatlar bir milletin tanınmasında önemli rol oynar
Sanat milletleri birbirine yaklaştıran önemli bir kültürel etkinliktir
Bir milletin güzel sanatlarda ileri gitmesi o milletin diğer milletler tarafından kolayca tanınmasını sağlar
Bir milletin kültür seviyesi meydana getirdiği sanat eserleri ile ölçülür
Güzel sanatlara önem veren milletlerin dünya görüşleri de değişir
Güzel sanatlar alanında eserler veren milletler diğer milletler karşısında saygınlık kazanırlar
Bu nedenle sanat alanındaki başarılar millî kültürün yükselmesinde önemli rol oynar
Sanatkârlarına önem veren toplumlar her zaman gelişmişler ve yükselmişlerdir
Sanat ve sanatçıya çok önem veren Atatürk "Hayatlarını büyük bir sanata vakfeden bu çocukları sevelim
" diyerek toplumların sanata ve sanatkârlara önem vermeleri gerektiğini vurgulamıştır
Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren güzel sanatların bütün dallarında gelişmeye önem verildi
İstanbul'da Güzel Sanatlar Akademisi ile Devlet Resim ve Heykel Müzesi açıldı
Avrupa'ya resim heykel ve müzik öğrenimi için öğrenci gönderildi
1936'da Ankara Devlet Konservatuvarı kuruldu
Tiyatro için yurt dışından uzmanlar getirildi
Böylece çağdaş Türk sanatının oluşması sağlandı
EKONOMİ
Yeni Devletin Kuruluşu olan 1923 yılında kişi başına düşen milli gelir 50 $’dır
Bu dönemde (1920-1933) devlet müteşebbis olarak iktisadi hayata katılmamış olmakla beraber geniş ölçüde ekonomiye müdahalede bulunduğundan klasik devlet hizmetleri ötesinde ekonomik sosyal ve kültürel alanda hizmet gördüğünden mutedil devletçilik devletin sıfatını niteliğini özelliğini teşkil etmiştir
1933-1938 Yılları Türkiye’nin Ekonomik Durumu : İlk beş yıllık kalkınma planı 1933’de hazırlanmış 1934’de yürürlüğe girmiştir
Çok başarılı bu planın ardından hazırlanan II
Beş yıllık kalkınma planı II
Dünya Savaşı’nın çıkışı nedeniyle uygulanamamıştır
Bu dönemde devletin ekonomik hayata müteşebbis olarak katılması yanı sıra fevkalade önemli millileştirme (devletleştirme) girişimlerinde de bulunulmuştur
1933-1938 yılları arasındaki döneme Türk Sanayii’nin ilk ve planlı kuruluş safhası olarak bakılabilir
Bu devrede yapılan yatırımlar hep devletçilik ilkesi adı altında yapılmıştır
Programın finansmanı geniş ölçüde vergiler iç istikraz ve devlet bankalarının kredileri tarafından karşılanmıştır
Bu dönemde sadece iki dış yardımdan faydalanılmış 1934 yılında Rusya’dan 8 milyon dolar 1938’de de İngiltere’den 13 milyon sterlin borç sağlanmıştır
Cumhuriyetin ilk yıllarında nüfusun % 80’i tarımla uğraşıyor ve milli gelirin yaklaşık yarısı tarımdan sağlanıyordu
1925 yılında aşar kaldırıldı ve köylüye bedeli 20 yılda ödenmek üzere toprak dağıtıldı
1927 yılında sanayi kuruluşlarını teşvik ve koruma amacıyla Teşvik-i Sanayi Kanunu çıkartıldı
1933 yılında SÜMERBANK kurulmuştur
1935’te MTA kuruldu
Karayollarındaki asıl gelişmeler 1948 ve onu izleyen yıllarda olmuştur
Bunun nedeni ise demiryolu politikasına önem verilmiş olmasıdır
Lozan ile Türk karasularında gemi işletme hakkı Türklere bırakılmıştır
Yolcu taşıma devlet tekelin bırakılmış yük taşıma ise devlet ve özel teşebbüs tarafından gerçekleştirilmiştir
1938’de Denizbank 1939’da Devlet Denizyolları Umum Müdürlüğü ve daha sonra da Denizcilik Bankası kurulmuştur
Cumhuriyet döneminde ilk açılan Hemşire Okulu (1925) Kızılay Hemşire Okulu’dur
Prof. Dr. Sinsi
Kullanıcının Profilini Göster
Prof. Dr. Sinsi Kullanıcısının Web Sitesi
Prof. Dr. Sinsi tarafından gönderilmiş daha fazla mesaj bul