|
Prof. Dr. Sinsi
|
Osmanlıca Sözlük (M Harfi)-Osmanlıca Sözlük (M Harfi)İle İlgili Kelimeler...
RE: Osmanlıca Sözlük (M Harfi) MEVT Ölüm Âhirete göç Dünyadan gitmek * Mevt, mü'minler için dünya vazifelerinden ve imtihanından bir paydostur (Sual: Furkan-ı Hakîm'de $ gibi âyetlerde: "Mevt dahi, hayat gibi mahluktur, hem bir ni'mettir " diye ifham ediliyor Halbuki zâhiren mevt, inhilâldir, ademdir, tefessühtür, hayatın sönmesidir, hâdim-ül-lezzattır  Nasıl mahluk ve ni'met olabilir?Elcevab: "Birinci Suâl"in cevabının âhirinde denildiği gibi, mevt, vazife-i hayattan bir terhistir, bir paydostur, bir tebdil-i mekândır, bir tahvil-i vücuddur, hayat-ı bâkıyeye bir dâvettir, bir mebde'dir, bir hayat-ı bâkıyenin mukaddimesidir Nasılki hayatın dünyaya gelmesi bir halk ve takdir iledir; öyle de, dünyadan gitmesi de bir halk ve takdir ile, bir hikmet ve tedbir iledir Çünki, en basit tabaka-i hayat olan hayat-ı nebâtiyenin mevti, hayattan daha muntazam bir eser-i san'at olduğunu gösteriyor Zira meyvelerin, çekirdeklerin, tohumların mevti tefessüh ile, çürümek ve dağılmakla göründüğü halde, gayet muntazam bir muamele-i kimyeviye ve mizanlı bir imtizâcat-ı unsuriye ve hikmetli bir teşekkülât-ı zerreviyeden ibaret olan bir yoğurmaktır ki, bu görünmeyen intizamlı ve hikmetli ölümü, sünbülün hayatiyle tezahür ediyor Demek çekirdeğin mevti, sünbülün mebde-i hayatıdır; belki ayn-ı hayatı hükmünde olduğu için, şu ölüm dahi hayat kadar mahluk ve muntazamdır Hem zihayat meyvelerin yahut hayvanların mide-i insaniyede ölümleri, hayat-ı insaniyeye çıkmalarına menşe' olduğundan; "o mevt, onların hayatından daha muntazam ve mahluk" denilir İşte en edna tabaka-i hayat olan hayat-ı nebatiyenin mevti; böyle mahluk, hikmetli ve intizamlı olsa, tabaka-i hayatın en ulvisi olan hayat-ı insaniyenin başına gelen mevt, elbette yer altına girmiş bir çekirdeğin hava âleminde bir ağaç olması gibi, yer altına giren bir insan da, âlem-i berzahta elbette bir hayat-ı bâkıye sünbülü verecektir M )(Sizlere müjde! Mevt: İdam değil, hiçlik değil, fena değil, inkıraz değil, sönmek değil, firâk-ı ebedî değil, adem değil, tesâdüf değil, fâilsiz bir in'idam değil; belki, bir Fâil-i Hakîm-i Rahim tarafından bir terhistir, bir tebdil-i mekândır Saadet-i ebediyye tarafına, vatan-ı aslîlerine bir sevkiyattır Yüzde doksandokuz ahbabın mecmaı olan âlem-i berzaha bir visal kapısıdır M )
MEVT-İ AHMER Kızıl ölüm Kanlı ölüm Öldürülmek * Tas: Nefse karşı koymak
MEVT-İ EBYAZ Ani ölüm * Açlık
MEVT-İ ESVED Boğazı sıkılmak veya suya atılmak suretiyle husule gelen ölüm
MEVT-İ HÂİL Korkunç ölüm
MEVTA Ölüler Ölmüşler Cenâzeler
MEVTA' Ayağın bastığı yer
MEVTAÎ Ölü gibi, ölüye benzer
MEVT-ALUD f Ölüm gibi Ölümlü Korkunç Ölü gibi
MEVTAN (Mevetan) Cansız * Baygın
MEVTIN (C : Mevatın) Yerleşip oturulan, yurt edinilen yer
MEVTÎ Ölümle ilgili, mevte ait
MEV'UD Söz verilmiş Vaadedilmiş Vâdeli Vadesi muayyen ve mukadder olan * Evvelden takdir olunmuş
MEV'UDE Küçükken diri diri gömülüp öldürülen kızcağız
ME'VUM Koca başlı ve gövdeli kimse
MEV'ÜF Afete uğramış nesne
MEVVAC Çok dalgalanan Çok dalgalı Fırtınalı * Radyo
MEVVAR Seri, çabuk, hızlı, sür'atli
MEVZ Muz ağacı
MEVZİ' Bir şey konulacak yer
MEVZU' Bahis Üzerinde durulan mes'ele * Aşağılanmış olan * Konulmuş Vaz olunmuş * Uydurma Doğru ve hakikat olmayan * Geçer olan, muteber, işlemekte olan, câri
MEVZU-U BAHS Kendisinden bahsedilen Bahis konusu
MEVZUA Kabul edilmiş esas İlk önce ele alınan fikir Müsellem ve âşikâr olan kaziyye, hüküm
MEVZUAT Bahsedilen hususlar Bir şeyin esasını teşkil eden hususat Tatbikat halinde olan hükümler ve kaideler
MEVZUAT-I BEŞER İnsanların koyup kabul ettikleri hükümler ve kanunlar
MEVZUN Vezinli Ölçülü Tartılı Düzgün * Yakışıklı * Her bir vasfı ölçülü ve i'tidal üzere bulunup, sırf iyi ve güzel şeylere nâil olan
MEVZUNAT (Mevzun ve Mevzune C ) Vezinli ve tartılı şeyler
MEVZUNEN Vezinli olarak Ölçülü olarak
MEVZUNİYET Düzgün, hesaplı ve düzenli * Mevzun olma hâli
MEY f şarap, içki (Bak: şarab)
MEY' Eriyip akma
MEY'A (Mey'at) Yiğitlik başlangıcı * Atı koşuya alıştırmak * Erimiş sıvı madde * Yere dökülen bir sıvının akıp gitmesi * Bir şeyin ilk zamanı Tâzelik vakti
MEYADİN (Meydan C ) Meydanlar Geniş yerler Arsalar
MEYADİN-İ HARB Savaş meydanları Muhârebe alanları
MEYAMİN (Meymenet C ) Bereketler, mutluluklar, uğurlar
MEYAMİN (Meymun C ) Bereketliler, uğurlular * Maymunlar
MEYAN (Bak: Miyân)
MEYASİR (Meysere C ) Ordunun sol kanatları Sol cenahlar * Zenginlikler, servetler
MEYASİR (Meysur C ) Kolaylaştırılmış şeyler
MEYASİR Acem merkepleri (Atlas ve ipek ile süslenen eşeklerdir )
MEY-AŞAM f İçki içen Şarap içen
MEYAZİB Oluklar Su yolları
MEYD Deprenmek Sallanmak * Ziyaret etmek * Hareket etmek * Kırağı çalmak * Meyletmek * Neşv ü nemâ bulmak * Başı dönüp midesi bulanmak
MEYDAN Arsa * Geniş yer * Etrafı çevrilmiş, üstü açık geniş yer
MEYDAN-I HARB Savaş meydanı, muhârebe alanı, harp meydanı
MEYDAN-I HAŞİR Haşir meydanı Haşrin yeri (Sual: Meydan-ı Haşir nerededir?Elcevab: $ Hâlik-ı Hakîm'in herşeyde gösterdiği hikmet-i âliye, hatta tek küçük bir şey'e, çok büyük hikmetleri takmasiyle tasrih derecesinde işaret ediyor ki: Küre-i Arz; serseriyane, bâd-ı heva azim bir dâireyi çizmiyor belki mühim bir şey etrafında dönüyor ve meydan-ı ekberin daire-i muhitasını çiziyor, gösteriyor Ve bir meşher-i azimin etrafında gezip, mahsulât-ı mâneviyesini ona devrediyor ki, ileride o meşherde, enzar-ı nâs önünde gösterilecektir Demek, yirmibeş bin seneye karib bir daire-i muhitanın içinde, rivayete binaen Şâm-ı Şerif kıt'ası bir çekirdek hükmünde olarak o daireyi dolduracak, bir meydan-ı haşir bastedilecektir Küre-i Arzın bütün mânevi mahsulâtı, şimdilik perde-i gayb altında olan o meydanın defterlerine ve elvahlarına gönderiliyor ve ileride meydan açıldığı vakit, sekenesini de yine o meydana dökecek; o mânevi mahsulâtları da, gaibden şehadete geçecektir Evet Küre-i Arz; bir tarla, bir çeşme, bir ölçek hükmünde olarak o meydan-ı ekberi dolduracak kadar mahsulât vermiş ve onu istiab edecek mahlukat ondan akmış ve onu imlâ edecek masnuat ondan çıkmış Demek Küre-i Arz bir çekirdek ve meydan-ı haşir, içindekilerle beraber bir ağaçtır, bir sünbüldür ve bir mahzendir Evet, nasılki nurani bir nokta, sür'at-i hareketiyle nurani bir hat olur veya bir daire olur Öyle de: Küre-i Arz; sür'atli, hikmetli hareketiyle bir daire-i vücudun temessülüne ve o daire-i vücud mahsulâtiyle beraber, bir meydan-ı haşr-i ekberin teşekkülüne medardır $ M )
MEYDAN-I İMTİHAN-I İNS Ü CÂN İnsan ve cinlerin imtihan meydanı, yani dünya
MEYDAN-I MAHŞER Mahşer meydanı
MEYDAN DAYAĞI Eskiden askeri mekteblerle kışlalarda tatbik edilen cezalardan biridir Meydanda tatbik edildiği için bu adı almıştır Arkadaşını yaralamak, hoca ve zâbitine hakarette bulunmak gibi büyük kabahatlerden dolayı verilen bu dayak cezası, saf saf dizilen bütün talebelerin; asker ise kışladaki askerlerin huzurunda atılırdı Cezaya çarpılacak talebe yahut asker, meydana getirilerek cezayı icab ettiren kabahatle meydan dayağının tatbiki için verilen karar okunduktan sonra serilen bir battaniye üzerine yüzükoyun yatırılır, başının ucuna ve ayaklarının üstüne kuvvetli birer hademe yahut asker oturtulur, okulun inzibât subayı, asker ise bölüğün subaylarından biri ince kızılcık sopasıyla kaba etlerine vururdu Bu gibi cezalar, herkes ibret alıp bu suçlar işlenmemesi için herkesin gözü önünde icra edilirdi
MEYEH Su, mâ
MEYELAN Bir tarafa eğilmiş olma Ziyâde meyil gösterme İltizam (Fıtrat yalan söylemez Bir çekirdekteki meyelân-ı nümuvv der: "Ben sünbülleneceğim, meyve vereceğim " Doğru söyler Yumurtada bir meyelân-ı hayat var Der: "Piliç olacağım " Biiznillâh olur Doğru söyler Bir avuç su, meyelân-ı incimad ile der: "Fazla yer tutacağım " Metin demir onu yalan çıkaramaz; sözünün doğruluğu demiri parçalar Şu meyelânlar, iradeden gelen evâmir-i tekviniyenin tecellileridir, cilveleridir M )
MEYEZD f Düğün veya işret meclisi
MEY-FÜRUŞ f Şarap satan, meyhâneci, şarapçı
MEY-GUN f Şarap renginde olan, kırmızıya yakın olan
MEY-GÜSAR f İçki arkadaşı Birlikte içki içen
MEYH şefâat etmek * Vermek * Avuçta su tutmak * Sallanarak yürümek
MEYH Kuyunun suyunun çok olması
MEY-HANE f İçki satılan ve içilen yer
MEY-HAR (Mey-hâre) f İçki içen, içkici, ayyaş
MEYHEM "Hâlin nedir, nasılsın?" mânasına kullanılır
MEY-HOŞ f Ekşimtrak, mayhoş
MEY-KEŞ f İçki içen, şarap içen
MEYL Ortadan bir tarafa eğik olmak * İstek Yönelme Arzu * Sevme, tutulma, âşık olma * Gönül akışı
MEYL-İ TAHADDÎ Meydan okuma meyli Üstünlüğünü göstermek fikri
MEYL-ÜT TAHRİB Bozma ve yıkma isteği, meyli
MEYL-ÜT TEFEVVUK Üstünlük elde etmek meyil ve arzusu (Bak: Himmet)
MEYL-ÜT TEVESSÜ' Genişleme isteği Genişleme meyli
MEYL-ÜT TEZEYYÜD Tekellüfle sözü uzatma, artırma arzusu
MEYLA' Otsuz sahra, çöl * Acele, hızlı, seri
MEYLA Çok budaklı ağaç
MEYLAB Za'ferân
MEYLAK Seri ve aceleci kimse
MEYLEN Eğilerek, meylederek O taraftan olarak
MEYLETMEK Bir tarafa doğru eğilmek Bir tarafa yönelmek * Sevgisini vermek, eğilmek Gönül vermek
MEYLİYAT Bir tarafa meyleden istekler
MEYMENE Sağ kol, sağ taraf * Meymenet, yümn-ü bereket Bereket Kuvvetlilik Uğurluluk Kutluluk
MEYMUM Denize atılmış olan
MEYMUN Bereketli, uğurlu Kuvvetli Kutlu
MEYN (C : Müyun) Yalan Yalan söyleme
MEY-PEREST (C: Meyperestân) f Devamlı şarap içen
MEYS Ceviz ağacı * Sallana sallana yürümek
MEYSA (C: Miyes) Yumuşak yer
MEYSAN Sallana sallana yürümek
MEYSEME (Vesm den) Damga, damgalanmış
MEYSERE (C : Meyâsir) Ordunun sol cenâhı Sol cenâh * Zenginlik, servet
|