|
Prof. Dr. Sinsi
|
Osmanlıca Sözlük (K Harfi)-Osmanlıca Sözlük (K Harfi)İle İlgili Kelimeler...
RE: Osmanlıca Sözlük (K Harfi) KAVMİYETÇİLİK İslâmiyetin âyet-i kerime ve hadis-i şerifle men'ettiği, soy sop üstünlüğü ileri sürerek, kendi kavminden olmayanlardan ayrılmak ve onları hakir görmek (Bak: Asabiyet-i câhiliye)
KAVNES (C : Kavânis) Atın iki kulağı arası * Başa giyilen miğferin tepesi
KAVRA Geniş yer
KAVS Yay * Eğri, yay biçiminde olan şey * Dokuzuncu burcun adı
KAVS-I KUZAH (Kavs-i kuzeh) Gök kuşağı Alâim-i semâ Ebem kuşağı
KAVSAF Kadife
KAVSARRA Kamıştan yapılan hurma sepeti * Şeker yükü
KAVSEYN İki yay
KAVSÎ Yay biçiminde olan, yay gibi olan
KAVS-PARE f Küçük yay, küçük kavs
KAVT (C : Akvât) Koyun sürüsü
KAVT İhtiyaç miktarı yemek vermek
KAVVAD Arsız, pezevenk, deyyus, kaltaban, gayretsiz
KAVVAL (Kavl den) Geveze, çok konuşan, çok söyliyen * Sözü yerinde söyliyen Lâf ebesi
KAVVAM Nezaret ve muhafaza eden kimse İşlerin mes'uliyetini üzerine alıp iyi idare eden
KAVVAS (Kavs dan) Oklu asker * Ok imâl eden kimse Okçu
KAVZ (C : Akvâz-Akâviz-Kızân) Küçük kum tepesi * Düşmek * Bağlamak
KAVZ Bozmak Yıkmak
KAY Kusma, istifrağ Hastalıktan dolayı ağızdan çıkan hazmolmamış gıdâ maddesi (Âlim-i mürşid koyun olmalı; kuş olmamalı Koyun, kuzusuna süt; kuş, yavrusuna kay verir M )
KAY Yağmurlu hava
KAY' Kedi, sinnevr
KAY'AM (C : Kayâım) Kedi
KAYANE Demircilik
KAYASİRE (Kayser C ) Kayserler Eski Bizans ve Roma İmparatorlarının lâkapları
KAYD Kelepçe, bağ * Bağlamak * Bir şeyi bir yere yazmak * Deftere geçirmek * Sınırlamak * Şart
KAYD-I HAYAT Ömür boyunca, yaşadığı müddetçe
KAYDAHR Halkın her işine karşı gelen * İri gövdeli deve
KAYDEHUR Yaramaz huylu
KAYDETMEK Yazmak * Bağlamak * İlgilenmek, alâkalanmak
KAYDİYYE Deftere kaydetme ücreti
KAYDUM Her nesnenin önü
KAYH (C : Kuyuh) İrin
KAYID (C : Kıvâd-Kâde-Kavâyid) Çekici, çeken * Çavuş * Koyunların önünde yürüyen "kösem" dedikleri koyun
KAYIF Ferasetle bir kimsenin nesebini bilen kişi
KAYIM Durucu, duran * Kılıç kabzası
KAYIN Kadının veya kocanın erkek kardeşi
KAYINÇO Kayın Kayınbirader
KAYISA (C : Kavâsi) Derenin son bulduğu yer
KAYİLE (Bak: Kaylule)
KAYKA' Tavuk avazı, tavuk sesi
KAYKABAN İğde yemişi gibi akça yemişi olan bir ağaç
KAYL (C : Akyâl) Ulu şerif kimse * Öğle vakti şarap içmek
KAYLULE Kerâhet vakti olmayan kuşluk vakti uykusu, öğle uykusu (Re'fet, $ âyet-i celilesindeki $ kelimesinin mânasını merak edip sorması münasebetiyle ve hapiste sabah namazından sonra sairler gibi yatmasından gelen rehavet dolayısıyla, elmas gibi kalemini atâlete uğratmamak için yazılmıştır Uyku üç nevidir:Birincisi: Gayluledir ki, "fecirden sonra tâ vakt-i kerahet bitinceye kadardır " Bu uyku, rızkın noksaniyetine ve bereketsizliğine Hadisçe sebebiyet verdiği için, hilâf-ı Sünnettir Çünkü; Rızk için sa'yetmenin mukaddematını ihzar etmenin en münasip zamanı, serinlik vaktidir Bu vakit geçtikten sonra bir rehavet ârız olur O günkü sa'ye ve dolayısıyla da rızka zarar verdiği gibi, bereketsizliğe de sebebiyet verdiği, çok tecrübelerle sabit olmuştur İkincisi : Feyluledir ki, "İkindi namazından sonra mağribe kadardır " Bu uyku ömrün noksaniyetine, yâni uykudan gelen sersemlik cihetiyle o günkü ömrü nevm-âlud, yarı uyku, kısacık bir şekil aldığından maddi bir noksaniyet gösterdiği gibi, mânevi cihetiyle de o gün hayatının maddi ve manevî neticesi ekseriya ikindiden sonra tezahür ettiğinden, o vakti uyku ile geçirmek, o neticeyi görmemek hükmüne geçtiğinden, güya o günü yaşamamış gibi oluyor Üçüncüsü: Kayluledir ki, bu uyku Sünnet-i Seniyyedir Duha vaktinden, öğleden biraz sonraya kadardır Bu uyku, gece kıyamına sebebiyet verdiği için Sünnet olmakla beraber, Ceziret-ül-Arabta vakt-üz-zuhr denilen şiddet-i hararet zamanında bir tâtil-i eşgal, âdet-i kavmiye ve muhitiye olduğundan, o Sünnet-i Seniyyeyi daha ziyade kuvvetlendirmiştir Bu uyku, hem ömrü, hem rızkı tezyide medardır Çünkü: Yarım saat kaylule, iki saat gece uykusuna muadil gelir Demek, ömrüne hergün bir buçuk saat ilâve ediyor Rızk için çalışmak müddetine, yine bir buçuk saati ölümün kardeşi olan uykunun elinden kurtarıp yaşatıyor ve çalışmak zamanına ilâve ediyor L )
KAYN (C : Kuyun) Demirci, haddad, * Kul, köle
KAYNAN At ve deve ayaklarının ip bağlanacak ve bukağı vuracak yeri
KAYNATA Karı ve kocaya göre birbirlerinin babası * Kayınpeder
KAYS Leylâ ile Mecnun hikâyesinin erkek kahramanı olan Amirinin adı * Süngü miktarı
KAYS Düşmek, sukut
KAYSER Eski Roma ve Bizans İmparatorlarının lâkabı
KAYSERÎ f Hükümdarlık, imparatorluk, kayserlik
KAYSERÎ (C : Kayâsir, Kayâsire) Büyük şeyh * Büyük deve
KAYSUM Marsama denilen ot
KAYTAS Balina balığı * Kadırga balığı
KAYTUN (C : Kayâtin) Hazine Kiler Ziyâfethâne
KAYTUS Bir yıldız kümesi
KAYY Fakirlik
KAYYIM İnsanları birbirine kardeşlikte ve sevgide bir araya toplayıp dünya ve âhirette necat ve iyilikler yolunda cem' edici olduğundan; bütün iyilikleri haseneleri toplayıcı ve muhtaçlara çok ihsan edici mânasında Peygamberimiz Resul-i Ekrem'e (A S M ) verilen bir isim
KAYYİME Müstakim, âdil Çok değerli
KAYYUM Başlangıç, nihayet ve yeniden oluş gibi hallerden münezzeh ve ezelden ebede kaim, dâim ve var olan Allah (C C ) Bütün eşyanın ancak kendisi ile kaim olduğu Cenab-ı Hak (  Sırr-ı kayyumiyetin cilvesine bu noktadan bakınız ki; bütün mevcudatı ademden çıkarıp, herbirisini bu nihayetsiz fezada $ sırrıyla durdurup, kıyam ve beka verip, umumunu böyle sırr-ı kayyumiyetin tecellisine mazhar eyliyor Eğer bu nokta-i istinad olmazsa; hiçbir şey kendi başıyla durmaz Hadsiz bir boşlukta yuvarlanıp ademe sukut edecek Hem nasıl ki bütün mevcudat, vücudları ve kıyamları ve bekaları cihetinde Kayyum-u Zülcelâl'e dayanıyorlar; kıyamları onunladır  Öyle de, mevcudatın keyfiyat ve ahvalinde binler silsilelerin; (temsilde hata olmasın) telefon, telgraf silsilelerinin merkezi ve santral direği hükmünde olan sırr-ı kayyumiyette $ sırriyle, uçları bağlıdır Eğer o nurani nokta-i istinada dayanmazlarsa, ehl-i akılca muhâl ve bâtıl olan binler devirler ve teselsüller lâzım gelecek; belki, mevcudat adedince bâtıl olan devirler ve teselsüller lâzım gelir Meselâ: Bu şey (hıfz veya nur veya vücud veya rızık gibi) bir cihette buna dayanır; bu da ötekine; o da ona  gitgide herhalde nihayetsiz olamaz, bir nihayeti bulunacak İşte bütün böyle silsilelerin müntehâları; elbette sırr-ı kayyumiyettir Sırr-ı kayyumiyet anlaşıldıktan sonra, o mevhum silsilelerde birbirine dayanmak rabıtası ve mânâsı kalmaz, kalkar; herşey doğrudan doğruya sırr-ı kayyumiyete bakar L )
KAYYUM (Kıyâm dan) Camilerde iş gören kimse Cami hademesi
KAYYUMİYET Allah'ın ezelî ve ebedî oluşu, dâimî mevcudiyeti, bâkiliği (Bak: Kayyum)
KAYZ Yaz mevsiminin en sıcak zamanları
KÂZ (Gâz) f Makas
KAZ' Kesmek * Kahretmek * Çiğnemek * Fuhşiyat söylemek Sövmek
KA'Z Keçi ve sığırın, ağacın başını çekip kendine eğmesi
KAZA Birdenbire olan musibet Beklenmedik belâ * Vaktinde kılınmayan namazı sonradan kılmak * Allah'ın takdirinin ve emrinin yerine gelmesi * Hâkimlik, hâkimin hükmü * İstemeden yapılan zarar * Hükmeylemek, hüküm * Bir şeyi birbirine lâzım kılmak * Beyan eylemek * Ahdini yerine getirmek * Ödemek, edâ etmek * İcab * Ölüm (L R ) * Şeriat hâkimi olan Kadı'nın hükümetinin hududu olan memleket (Yâni, eskiden bir hâkimin şeriat şeriat namına da'valara baktığı memlekete "kaza merkezi" denirdi )Fık: İnsanlar arasında vuku bulan dâva ve muhasamayı şer'î hükümler dairesinde fasletmek, halletmek (Fetvanın kazadan farkı, mevzuu âmdır; gayr-i muayyendir, hem mülzim değil Kaza ise; muayyen ve mülzimdir )
|