|
Prof. Dr. Sinsi
|
Osmanlıca Sözlük (K Harfi)-Osmanlıca Sözlük (K Harfi)İle İlgili Kelimeler...
RE: Osmanlıca Sözlük (K Harfi) KELİME Gr: Mânası olan en küçük söz veya cümlenin yapısını teşkil eden unsurlardan birisidir Kelime, isim, fiil ve harf olmak üzere dilbilgisinde üç kısma ayrılmıştır "Bir tek söze" kelime denir
KELİME-İ HAMKA Ahmakça söz
KELİME-İ MENHUTE Aslı iki kelime olan bir tâbirin bir kelime ile söylenişi: "El Hamdüllilâh" yerine "Hamdele" söylenmesi gibi "Bismillâh" yerine "Besmele" denmesi gibi
KELİME-İ ŞEHÂDET şehâdet ifâdesini hülâsa eden (Eşhedü en Lâ ilâhe illâllah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Resuluh) cümlesi
KELİME-İ TAYYİBE Allah ve Resulullah kelâmı Dua, niyaz ve salâvatlar gibi kelâmlar Meselâ (Sübhânallah velhamdülillah ve Lâilâhe illâllah vallahü Ekber) kelime-i tayyibedir
KELİME-İ TEVHİD Tevhid-i İlahîyi ifade eden "Lâilahe illallah Muhammedür Resulullah" cümle-i kudsiyesidir (Bak: Tevhid)(Bütün esmâ-i hüsnânın ifâde ettiği mânalar ile bütün sıfât-ı kemaliyeye, Lâfza-i Celâl olan "Allah" bil'iltizam delâlet eder Sair ism-i haslar yalnız müsemmâlarına delâlet eder Sıfatlara delâletleri yoktur Çünki sıfatlar müsemmâlarına cüz olmadığı gibi aralarında lüzum-u beyyin de yoktur Bu itibarla ne tazammunen ve ne iltizamen sıfatlara delâletleri yoktur Amma Lâfza-i Celâl bil'mutâbakat Zât-ı Akdese delâlet eder Zât-ı Akdes ile sıfât-ı kemaliyye arasında lüzum-u beyyin olduğundan, sıfatlara da bil'iltizam delâlet eder Ve keza, Uluhiyet ünvanı sıfât-ı kemaliyeyi istilzam etmesi ism-i has olan "Allah"ın da o sıfâtı istilzam ettiğini istilzam ediyor Ve keza, "Allah" kelimesi de, nefiyden sonra sıfatlar ile beraber düşünülür Binaenaleyh "Lâilâhe illâllah" kelâmı, esmâ-i hüsnânın adedince kelâmları tazammun ediyor Bu itibarla, şu kelime-i tevhid kelâmı, delâlet ettiği sıfatlar itibariyle bin kelâm iken bir kelâm oluyor "Lâ Hâlika İllallah", "Lâ Fâtıra, Lâ Râzıka, Lâ Kayyume İllâllah" gibi  Binaenaleyh, terakki etmiş olan zâkir bir zât, bu kelâmı söylerken içindeki binlerce kelâmları söylemiş oluyor M N )
KELİMULLAH "Cenab-ı Hakk'ın hitab eylediği zat" (meâlindedir) Hazret-i Musa'nın (A S ) bir ünvanıdır Çünkü O, Tur-u Sina'da Cenab-ı Hakk'ın kelâmını, hitabını duymak mazhariyetine erişmiştir * Resul-i Ekrem (A S M ) mi'rac-ı şerifinde Cenab-ı Hak ile tekellüme mazhar olduğundan bir ismi de Kelimullah'tır
KELİNG f Şaşı
KELK f Koltuk (insanda)
KELKÂHYA Mc: Vazifesi olmayan şeylerle alâkadar olan Her şeye karışan
KELKEL (KELKÂL) (C : Kelâkil) Göğüs, sadr
KELL (C : Külul) Ağırlık * Yorgunluk * Ufak taneli yağmur * Yetim * Semizlik, besililik * Cibinlik dedikleri ince örtü
KELLÂ Öyle değil Aslâ
KELLA Geminin durup demirlediği yer
KELLAB İt tutan kimse Köpeğe av tâlim eden kimse
KELLE f Kafa, baş * Ekinlerde başak * Baş gibi yuvarlak olan nesne
KELLEPUŞ f Başa giyilen şey * Bir cins başörtüsü
KELLİT (KİLLİT) Sırtlanın yataklandığı inin ağzını kapattıkları taş
KELLUB (C : Kelâlib) Kerpeten * Çengel
KELM (C : Külum-Kilâm) Cerâhat
KELS Hamle etmek Cür'et etmek
KELSEME Cem'olmak, toplanmak
KELT Ahmaklık * Toplamak
KELUL (KELÂL-KELÂLE) Kütelip kesmez olmak * Göz nuru zayıf olmak * Çocuğu ve anası olmayan şahıs
KELZ Cem'etmek, toplamak
KEM Gr: Ne kadar? Kaç? (Mikdar için soru ifâdesinde kullanılır ) (Farsçada: Çend)
KEM f Az, noksan, eksik * Kötü Fenâ Ayarı bozuk * Fakir, hakir
KEMÂ (Ke ile Mâ edatlarından mürekkebdir) "Gibi" mânâsına gelir
KEMÂ BİŞ f Aşağı yukarı Takriben
KEMÂ Fİ-L-EVVEL Evvelki gibi
KEMÂ Fİ-S-SÂBIK Eskisi gibi
KEMÂ HİYE (Kemâ hüve) Onun gibi, nitekim, olduğu gibi
KEMÂ HİYE HAKKUHÂ Gereği gibi
KEMÂ-HÜVE (Bak: Kemâ hiye)
KEMÂ HÜVE-L-MUTAD Mutad olduğu ve alışıldığı üzere
KEMAİN (Kemin C ) Pusuya gizlenmiş adamlar
KEMÂ KÂNE Eskiden olduğu gibi, eski tarzda
KEMÂ KÂNE Fİ-S-SÂBIK Eskisi gibi, eskisindeki gibi
KEMAKL (Kem-akl) Aklı kıt Ahmak, ebleh
KEMAL Kâmillik, olgunluk Olgunlaşma Erginlik Bütün güzel sıfatlarla muttasıf olmak Fazilet * Değer, baha * Fazlalık * Sıdk ile yapılan güzel iş
KEMAL-İ DİRAYET Dirayetin son derecesi
KEMAL-İ İHTİMAM Son derece dikkat ve ihtimâm
KEMAL-İ METANET Tam sağlamlıkla, sarsılmadan
KEMAL-İ RAHMET Rahmet ve merhametin nihayet kemalde olması
KEMAL-İ VÜSUK Tam bir itimad ve inanç
KEMALÂT (Kemal C ) Faziletler, iyilikler, mükemmellikler Ahlâk ve huy güzellikleri Terbiyelilik, edeblilik (Mâdem mevcudat, zeminin yüzünde büyük bir nehir gibi, kemalâtın lem'alariyle parlar geçer; o nehir, güneşin cilveleriyle parladığı gibi, şu seyl-i mevcudât dahi, hüsün ve cemal ve kemalin lem'alarıyla muvakkaten parlar gider Arkalarından gelenler aynı parlamayı, aynı lem'aları gösterdiklerinden anlaşılıyor ki: Cereyan eden suyun kabarcıklarındaki cilveler, güzellikler, nasıl kendilerinden değil; belki bir güneşin ziyasının güzellikleri, cilveleridir Öyle de şu seyl-i kâinattaki muvakkat parlayan mehasin ve kemalât, bir Şems-i Sermedî'nin lemaat-ı cemal-i esmasıdır  S )
KEMALÂT-PERVER f Kâmil ve olgun insan Kemalât sahibi
KEMAN f Yay Kavis * Yayı andırır her şey * Keman
KEMAN-DÂR f Yay tutan, yay tutucu
KEMANE f Keman veya kemençe yayı * Güreşte bir çeşit oyun
KEMAN-EBRU Kaşları yay gibi olan Keman kaşlı
KEMAN-GER f Yay yapan san'atkâr
KEMANÎ f Kemancı Keman çalan çalgıcı
KEMAN-KEŞ f Keman çalan * Ok atmakta usta olan Yay çeken
KEM-ASL f Aslı ve nesli bozuk
KEM-AYAR f Ayârı doğru olmayıp bozuk olan Hileli, kalp
KEMA YENBAGÎ İcabettiği gibi, uygun olduğu üzere, lâyıkı gibi
KEM-BAHA f Kıymetsiz, değersiz, âdi
KEM-BAHT f Tâlihsiz, bahtsız, şansız
KEM-BİDAA f Sermayesi az * Bilgisi zayıf, câhil Az okumuş
KEMC (KEMH) Atı dizgini ile durdurmak
KEM'E Yer mantarı
KEMED Gam, tasa
KEMENAN (Kemin C ) Pusuya gizlenmiş askerler * Pusular
KEMENÇE f Çiftçilerin tarlalara kimyevi gübre atmak için kullandıkları bir nevi âlet * Tırnağı tellerine değdirmekle ses çıkaran kemana benzer küçük bir çalgı âleti
KEMEND f Eskiden idam için boyna geçirilen yağlı kayış * Uzakta bulunan herhangi bir nesneyi yakalayıp çekmek için üzerine atılan ucu ilmekli uzunca ip * Geyik ve benzeri hayvanların yuları * Güzelin saçı
KEMER f Yay gibi eğik olan yapı * Bele bağlanan kuşak * İç çamaşırın bele rastlayan kısmı
KEMERBEND f Kemer bağı * Kemeri takılmış Belinde kemer olan * Mc: Derviş
KEMERBESTE f Kuşak bağlamış, hazır olmuş Hazır olup emri bekler hâlde olan
KEMERBESTE-İ UBUDİYET Cenab-ı Hakkın huzuruna çıkıp, kollarını önden bağlar şekilde, emre hazır vaziyette bekleyip, kulluğunu ifâde ve ilân etmek (Namazdaki gibi)
KEMERDECE Yab yab yürümek
KEMERGÂH f Kemer takılan yer Bel
KEM-FEHM Anlayışı kıt İdrâki az
KEM GÖZ Kötü niyetle bakan göz
KEMGÛ f Az konuşan Az söyleyen
KEM-GÜFTAR f Az konuşan Az söyliyen
KEMH Gözsüzlük
KEMHA f Bir cins ipek kumaş
KEM-HARF f Az söyliyen kimse, az konuşan kişi
KEM-HAVSALA f Tahammülü az olan kişi, tahammülsüz kimse
KEMÎ (C : Kümât) Yiğit, kahraman, bahadır Savaşçı, cengâver
KEMİ' Bir yerde ve bir döşekte beraber yatan kişi * Düz yer
KEMİN f Pek küçük, çok ufak Çok az
KEMİN (C : Kemâin) Pusuya saklanmış adam * Pusu * Belirsiz Gizli yer
KEMİNE Hakir Aşağı Dûn Âciz Noksan Eksik
KEMİNGÂH f Pusu yeri Tuzak kurulan yer
KEMİNGÜŞA Pusu kuran Tuzak kuran
KEMİNSAZ f Pusu tutmuş olan Tuzak kurmuş olan
KEMİŞ Tez yürüyüşlü at * Zekeri küçük at * Memesi küçük koyun
KEMİŞE Küçük emzikli deve
KEM-İYAR f Ayarı bozuk Hileli Kalp altun veya gümüş
KEMİYET (Bak: Kemmiyet)
KEMİYY Bahadır kişi * Kahraman, şucâ
KEMKADR f İtibar ve kıymeti düşük Adi, bayağı
KEMKAİM f Anlayışsız İdrakten âciz
KEMKÂM Katı yüzlü, kaba ve tıknaz kimse * Pelit ağacına benzer bir ağacın zamkı veya kabuğu
KEMKIYMET f Değersiz, kıymetsiz
KEMLUL Yabâni hıyar
KEMMEN Sayıca azlık veya çokluk cihetiyle Sayıca
KEMMÎ Azlık veya çokluğa dair Kemmiyete âit ve müteallik Cesur Yiğit Silâhlı
KEMMİYAT (Kemmiyet C ) Kemiyetler
KEMMİYET (Kemiyet) Miktar, sayı, nice oluş Az veya çok oluş
KEMMUN Kimyon
KEMN Gizlemek, gizlenmek
KEMNAM f Adı sanı belirsiz Namsız, şöhretsiz
KEMNE Tıb: Karasu adı verilen bir göz hastalığı
KEMPAYE f Rütbe ve derecesi düşük Pâyesi düşük olan
KEMRA f Mandıra, ağıl
KEMRE Gübre * Pul pul kalkmış deri
KEMSAL f Genç Yaşı küçük
KEMSERE Cem'olmak, toplanmak * Bazısı bazısına girmek * Yab yab yürümek
KEMSUHAN f Az konuşan Az söyleyen
KEMŞ Kesmek
KEMTER f Aciz Fakir İtibarsız * Başka şeylere göre daha az olan Pek aşağı * Noksan, eksik
KEMTERANE f Fakirce Acizce Çok küçük nisbette
KEMTERÎN f Pek âciz ve güçsüz Çok hakir * En küçük, en âşağı Pek çok noksan veya eksik
KEMY Gizlemek, ketmetmek
KEMYAB Az bulunan Nâdir Bulunmayacak kadar az olan
KEMZEBAN f Az konuşan kimse Az söyleyen kişi
KEMZEDE f Tâlihsiz, şanssız, bahtsız
KEMZEN f Tâlihsiz, şanssız
KEN f "Kazan, kazıcı, koparan, yıkan, söken " anlamlarına gelir ve kelimelere katılır Meselâ: (Kuh-ken: Dağ deviren, tünel açan) gibi
KEN' (C : Kün'ân) Tilki eniği * Cem'etmek, toplamak * Yakın olmak * Mülâyemet * Alçaklık yapmak * Firar, kaçmak
KENA' Parmakların sinirleri çekilip yumulmak
KEN'AD (C : Kenâıd) Balık kılçığı
KENAİN (Kinâne C ) Ok kılıfları, okluklar, sadaklar
KENAİS Keniseler, kiliseler
KENAK f Karın ağrısı Buruntu
KEN'AN Filistin Hz Yâkub'un (A S ) memleketi
KENANE (KİNÂNE) (C : Kenâyin) İçine ok ve yay konulan ve beylik adı verilen kap
KENAR f Çevre, kıyı, Sâhil, deniz kıyısı * Köşe, uç * Son, nihâyet * Çember * Etrâfı çevrilen şey * Kucaklama Kucağa alma
KENAR-I ÂSMÂN Ufuk
KENARE f Kıyı, kenar * Kucak * Kasap çengeli Kayış asılan çengel
KENAR-GİR f Fıçı çemberi
KEN'AT Bir balık cinsi
KENAZ Zahire vakti
KENB İş yapmaktan ellerin iri iri olması
KENBUR (Kenbure) f Yalan, hile
KEND Kesmek, kat'etmek * Bir kimsenin nimetini ve iyiliğini bilmeyip inkâr etmek
KENDE f Hendek, çukur * Biçilmiş, kesilmiş * Kokmuş, ağır kokulu
KENDE-HÂYE f "Hayası kesilmiş: Hadım ağası
KENDEŞ Bir nevi devâ
KENDİDE f Kokmuş
KENDU f Epey genişçe toprak
KENDUC Yer altında giyecek eşya koymak için yapılan oda
KENDURE f Peşkir * Deriden yapılmış büyük sofra
KENDÜM f Buğday
KENE Hayvanın etine yapışıp kanını emen küçük bir böcek
KENEF (C : Eknâf) Yön, taraf * Sığınılacak yer Korunulacak mekân * Tuvâlet, helâ, ayakyolu
KENEHBÜL Bir cins ağaç
KENEHVER Büyük beyaz bulut
KENET (Esâsı: Kinet) İki sert cismi birbirine bağlamak için çakılan iki ucu kıvrık madeni parça
KENF Hıfzetmek * Örtmek, setretmek
KENFİLE (KENFELİK) Kaba ve uzun sakal
KENİF (C : Künüf) Hıfzedici, koruyan * Örtücü * Kalkan * Deve ağılı * Ayakyolu, tuvalet
KENİN Örtülü, gizli, mahfuz
KENİSA (Kenise) (C : Kenâis) Kilise
KENİZ f Esir kadın Hayalık, câriye
KENİZEK f Küçük cariye
KENKER Enginar
KENN Örtülüp gizlenme
KENNAS Süpürgeci
KENNE (C : Kınât-Kenâyin-Kenânin) Bir kimsenin gelini, oğlunun hanımı
KENNÎ (C : Ekniyâ) Lâkabdaş kimse, isimleri aynı olan
KENS Süpürge ile süpürme
KENTA Bir ot cinsi
KENTAL Fr Yüz kilogram ağırlığında bir tartı birimi
KENUD Çok küfran-ı nimet eden kimse Çok levm ve küfreden cahud * Birşey yetiştirilemiyen verimsiz arazi * Kocasının hukukuna ve iyiliklerine küfran eden nankör kadın * Yemeğini misafirden sakınarak yalnızca yiyen cimri * Kölesini, uşağını çok döven kimse (E T )
KENZ şiddet, zorluk, meşakkat
KENZ Define, hazine Yer altında saklı kalmış kıymetli eşya, para veya altın gibi şeyler
KENZ-İ MAHFÎ Gizli hazine
KENZ SURESİ Fâtiha Suresi
KEPADE-KEŞ f Okçuluğa yeni başlıyan
KEPAN f Büyük terazi
KEPAZE İtibarsız, âdi, mübtezel, kıymetsiz kimse Haysiyetsiz, ********, rezil Hürmet ve saygıya müstahak olmıyan * Tâlim için kullanılır yay
KEPENEK f Çobanların giydiği kolsuz ve dikişsiz, keçeden dövülerek yapılan giyecek
KER' (C : Küru') Suyu yerinden ağız ile içmek * Yağmur suyu * (Kız) erkek istemek
KER f Sağır, işitmez * Kudret, kuvvet * Maksad ve meram KERA' : Baldırları ince olmak * Yağmur suyu
KERA Uyku, nevm
KER'A Çocuk seven kadın
KERA Turna kuşunun erkeği * Hafif uyku
KERABİS (Kirbâs C ) Kumaşlar Bezler
KERAD(E) f Yırtık ve eski elbise
KERAHE (Kerâhiye) Meşakkat, zahmet, şiddet
KERAHET İğrenme, iğrençlik, mekruh oluş İslâmiyetçe iyi sayılmayan şey * İstenmiyerek, zorla *Fık: Şer'an yapılmaması sevablı ve hayırlı olan bir şeyin terk edilmeyip yapılması (Bak: Mekruh)
KERAHETEN Kerahet olarak, makbul olmayarak, istenmiyerek
KERAHET VAKTİ Güneşin doğuş, batış ve zeval vakti
KERAHİYYET Mekruh oluş Kerih ve çirkin olan işin hâli
KERAİH (Kerihe C ) Nefret edilecek ve iğrenç şeyler
KERAKER f Kuzgun * Karga
KERAMAT (Keramet C ) Kerametler
KERAME İzzet, şeref Küp ağzına koydukları tabak
KERAMEND f Münasib, muvafık, lâyık, uygun, şayeste
KERAMET Allah (C C ) indinde makbul bir veli abdin (yâni, âdi beşeriyyetten bir derece tecerrüd edebilen zatların) lütf-u İlâhî ile gösterdiği büyük mârifet Velâyet mertebelerinde yükselen bir abdin hilaf-ı âdet hâli * Bağış, kerem * İkram, ağırlama
KERAMET-İ ALEVİYE (R A ) Hz Ali Efendimize âid keramet (Bak: Kaside-i Ercuze)
KERAMET-İ İLMİYE İktisab suretiyle olmayıp, vehbi yani Cenab-ı Hakk'ın atiyyesi olarak geniş bir ilme mazhariyyetten hâsıl olan ilmi keramet *İlim tahsili ile çok büyük ilim sâhibi olan bir allâmeden çok daha yüksek vâsi' ve hârikulâde bir ilme mazhar bulunan, hem ilmî dehâsı ve fart-ı zekâsı tecrübelerle ve harika eserleri ile sâbit ve müsellem olarak bir ferd-i ferid-i zaman hâlinde zuhur ve iştihar eden ender evliyâullahtan vücuda gelen ve zuhur eden, nur-efşân, hikmetfeşan ilmi kerâmet, ilmî harika (Z Gündüzalp)(Velilerde zuhur eden kerametler de Peygamber'in (A S M ) Hak olduğuna bir delildir Çünkü bu veliler ona tabi' olmakla böyle harika hâllere mazhar olurlar Ş )
KERAMET-İ KEVNİYE Kudret-i Rabbaniyenin ihsanı ile letâfet kesbedip havada uçmak, uzun yolu kısa zamanda gitmek, bir mü'minin bir sıkıntısı hâlinde Cenab-ı Hakk'a dua edip ind-i İlâhîde makbul bir zâttan yardım istemekle, o zatın, izn-i İlâhi ile o muztar kimsenin imdadına yetişmesi, kale gibi muhkem bir yerde üzerinden kilitli muhkem bir hücresinde hapis olan bir zatın, orada ibadet ve taatla meşgul olduğu bir zamanda görüldüğü halde, aynı zat aynı zamanda çarşıda halk arasında veya câmide görülmesi ve bir zâta şiddetli ve kesretli zehirlemelerle su-i kasdlar yapıldığı halde, ona zehir tesir etmemesi ve ona düşmanları tarafından kurşun isâbet ettirilememesi ve tayy-ı mekân ve bast-ı zaman gibi hârika hallere mazhar olması gibi hadiselere o zatın "keramet-i kevniyesi" denilmektedir Bu gibi hârika haller Cenab-ı Hak indinde ve Resul-ü Ekrem (A S M ) yanında makbul ve mahbub olan ender velilerde zuhur eder (Z Gündüzalp)
|