|
Prof. Dr. Sinsi
|
Osmanlıca Sözlük (K Harfi)-Osmanlıca Sözlük (K Harfi)İle İlgili Kelimeler...
RE: Osmanlıca Sözlük (K Harfi) KOLORDU t Ekseriyetle üç tümen ve diğer tamamlayıcı birliklerden kurulan askeri birlik
KOMANDO (Portekizce) Ask: Müstakil olarak çalışan ve baskın, sabotaj v b gibi özel vazifeler yapan, az sayıda askerlerden kurulu birlik, çete
KOMBİNEZON Fr Tertib, düzenlemek * Çare * Kadın iç gömleği
KOMEDİ yun Cemiyetin gülünç ve kusurlu hâllerini ortaya koyan tiyatro eseri * Uydurma, yapmacık hareket veya söz * Gülünecek hareketler
KOMEDİYEN İki yüzlü, riyakârlık gösteren * Komedi oynayan tiyatro oyuncusu Maskara
KOMİSER Fr Emniyet teşkilâtının meslek dereceleri içinde yer alan ve en az lise tahsilini yapmış, polis enstitüsünün orta ve yüksek kısmını tamamlamış üniformalı veya sivil memur
KOMİSYON Fr Meclis şubesi Hususi surette teşkil olunan meclis * Ticarette vasıtalık etme, dellâllık ücreti
KOMİTA (Slavca) Maksadına ulaşmak için ekserî silah kullanan, siyasî, gizli ihtilaki cemiyet Eşkiya
KOMİTACI Siyasi bir gayeye ulaşmak için, silâhlı mücadele yapan gizli bir topluluk veya teşkilâtın mensubu olan kimse
KOMİTE Fr Bir komisyon arasından seçilmiş âzası bulunan, bir iş için toplanan hey'et Meclis şubesi Hey'et
KOMPARTIMAN Fr Yolcu trenlerinde vagonların bölümlerle ayrılmış kısımlarından her biri
KOMPETAN Fr Bir işi iyi bilen Bir şey hakkında yerinde kararlar alabilen kimse
KOMPLEKS Fr Bir anda kavranamıyacak şekilde çeşitli sebeblerden, unsurlardan meydana gelmiş * Basit olmayan Mürekkep * İnsanların davranışlarına, ruh hâllerine yön veren birbirine bağlı şuuraltı hayallerinin bütünü
KOMPLO Fr Bir kişiye karşı toplu olarak alınan karar Tuzak Suikast
KOMPRİME Fr Toz halinde iken sıkıştırılıp ufak hap haline getirilmiş ilaç
KOMÜNİZM Fr Cemiyet içinde fertlerin her türlü mülkiyet haklarını ve aile hayatını ve dini kaldırıp materyalizmi esas alan ve bütün mülkiyeti devlete mal eden bâtıl bir nazariye (Şimalde koca bir devlet, gençlik hevesatını elde ederek, bu asrı fırtınalarıyla sarsıyor Çünki: Akibeti görmiyen kör hissiyatla hareket eden gençlere, ehl-i namusun güzel kızlarını ibahe eder Belki hamamlarında erkek kadın beraber çıplak olarak girmeleri ve izin vermeleri cihetinde bu fuhşiyatı teşvik eder Hem serseri ve fakir olanlara zenginlerin mallarını helâl eder ki: Bütün beşer, bu musibete karşı titriyor S )(Evet hariçte iki cereyana karşı bu kahraman millet, Kur'an kuvvetiyle dayanabilir Yoksa küfr-ü mutlakı, istibdad-ı mutlakı, sefahet-i mutlakı ve ehl-i namusun servetini serserilere ibahe etmesini âlet ederek, dehşetli bir kuvvetle gelen bir cereyanı durduracak, ancak, İslâmiyet hakikatıyla mezcolmuş, ittihad etmiş ve bütün mâzideki şerefini İslâmiyette bulmuş olan bu milletteki din kuvveti ve iman bütünlüğüdür  Şimâldeki dehşetli anarşilik tohumunu saçan ve nesil ve milleti mahveden ve herkesin çocuklarını kendine alıp karabet ve milliyeti izale eden ve medeniyet-i beşeriyeyi ve hayat-ı içtimaiyeyi bütün bütün bozmağa yol açan kızıl tehlike  R N ) (Bak: Anarşizm)
KONAK Menzil, yolculukta gece vakti inilen yer * Yolculukta bir yerde durma, dinlenme İki menzil arasındaki yol * Büyük ev, zengin ve mükellef ikâmetgâh * Resmi dâire
KONDÜKTÖR Fr Kılavuz, memur, müdür * Trenlerde vagon ve bilet işlerine bakan vazifeli kimse
KONFERANS Fr Dinleyicilere herhangi bir mevzu hakkında bilgi vermek gayesiyle yapılan konuşma
KONGRE Fr Çeşitli memleketlerden yöneticilerin, elçilerin ve delegelerin katılmasıyla yapılan toplantı
KONSEY Fr İdare vazifesi yüklenmiş kişilerin topluluğu * Müzakere hâlinde bulunan kimselerin meydana getirdiği kurul * Bu tarz bir toplantının yapıldığı yer
KONSOLİT (Konsolide) Fr Ana sermayenin ödeme tarihi belli olmayan ve yalnız faizi ödenen devlet tahvili
KONSOLOS İtl Yabancı ülkelerde yurttaşlarının haklarını korumak ve bağlı bulunduğu hükümete siyasî ve ticarî bilgileri vermekle vazifeli hariciye memuru
KONTENJAN Fr Alâkalıların her birine düşen miktar veya yer Pay miktarı
KONVOY ing Aynı yere giden nakil vasıtaları topluluğu * Aynı yere nakledilen insan grubu * Harb gemilerinin himayesinde sefer yapan yük gemileri katarı
KOPİL Küçük Rum çocuğu * Çapkın, külhani
KOR t Her tarafı iyice yanıp içine kadar ateş hâline gelmiş kömür veya odun parçası * Askeriyede kolordu
KORSAN itl Deniz haydutu Deniz eşkiyası * Başkaların haklarını zor kullanarak yiyen kimse * Bir hakkı izinsiz olarak kullanan
KORSAN GEMİSİ Deniz hırsızlığı ve korsanlık yapan gemiler Düşman gemilerini basarak mallarını alan bir devletin donanma gemilerine de aynı ad verilirdi
KOSTANTINİYYE İslâm dünyasında İstanbul için kullanılmış isimlerden biri
KOTRA ing Tek direkli, yelkenli, narin küçük gemi
KOY Küçük körfez Karanın içine girmiş, rüzgârdan saklı deniz parçası Deniz koyuna benzer, çevresi mahfuz yer Köşe, bucak
KOZMOĞRAFYA yun Yıldızların yerlerinden ve hareketlerinden bahseden ilim Felekiyyat İlm-i hey'et
KOZMOPOLİT Fr Her yabancı şeye karşı alâka gösteren, milliyet duygularından mahrum kimse * Çeşitli milletlerden insanları içine alan
KOZMOZ (Kozmos) yun Kâinat Bütün gökler
KÖFTEHOR (Bak: Kuftehar)
KÖHNE f Eski, eskimiş * Zamanı geçmiş Demode olmuş
KÖHNEBAHAR Sonbahar
KÖLE t Bütün tarihî devirlerde başka milletlerden, yabancılardan zorla kaçırılıp hürriyetten mahrum hale getirilerek hizmette kullanılan erkek (İslâmiyet köleliği en âdil usullerle kaldırmağa çalışmış ve Resul-i Ekrem (A S M ), insanları kölelikten kurtarmayı ibadet olarak ilân etmiştir )
KÖRÜK Ateşi havalandırmak için yapılmış bir âlet * Hava ile çalışan bazı çalgıların hava vermeğe mahsus kısmı
KÖŞE (Bak: Kuşe)
KÖŞELİ PARANTEZ t Cümleden tamamıyla ayrı "haşiye" gibi bir sözü içine alır
KRAMP Fr Adalenin kasılması
KRATER (Bak: Atmiye)
KRİTİK yun Tenkid Sıkışık durum, sıkıntılı * Tıb: Hastalığın en kötü zamanı KRUVAZÖR : Fr Daha ziyade toplarla mücehhez açık denizlerde emniyeti te'min etmek ve konvoyları korumakla vazifeli süratli harp gemisi
KUAL Üzüm çiçeği
KUAS Koyunun burnunda olan bir hastalık
KUAS Boynun içine geçik olması
KUAS Bir hastalık (ki göğüsü tutar )
KUB f "Vuran, vurucu, döven" mânâlarına gelir ve birleşik kelimeler yapılır Meselâ: (Leked-kub: Tekme vuran)
KUBA' Hınzır avazı * Büyük ölçek
KUBAA Serçe gibi küçük bir alaca kuşun adı * Avcıların giydiği hırka
KUBAKIB Acele eden kimse, aceleci * Bir yıldan sonra olan yıl
KUBALE Mukabele * Kapı önü
KUBAN (Kub C ) f Vurucular, dövücüler * Vurarak, döverek mânâlarına gelir ve birleşik kelimeler yapılır
KUBB Kürk
KUBBE Yarım küre şeklinde yapılan bina damı
KUBBE-İ ÂLİYE Yüksek kubbe
KUBBE-İ HADRÂ Yeşil kubbe
KUBBE-İ KANEK Ağzın tavanı Damak
KUBBE-İ MİNA Gökyüzü Gök kubbesi
KUBBE-İ ULYÂ Sema, gökyüzü
KUBBE-İ ZERRİN Güneş, şems
KUBBET-ÜL İSLÂM İslâmın kubbesi * Belh şehrinin başka bir adı
KUBBE ALTI Tar: Topkapı Sarayı'nda başta sadrazam olmak üzere devlet adamlarının ve vezirlerin toplanıp devlet işlerini görüştükleri yer
KUBBE-NİŞİN f İstanbulda Topkapı Sarayı'nda Kubbealtı denen yerde toplanan kabine üyeleri denebilecek toplantıya katılan vezirlerin herbiri
KUBBERE (C: Kubber-Kabbere) Turgay dedikleri küçük kuş * Bacaksız, kısa boylu kimse
KUBBİTÎ Beyaz helva satan kimse
KUBEB (Kubbe C ) Kubbeler, kemerler Tepesi yuvarlak, yarım küre şeklinde yapılan binâ damları
KU'BERE Bileği meydana getiren iki kemiğin küçüğü
KUBH Günah ve çirkin hareket Kabahat Suç * Fık: Aklen ve şer'an müstehcen olup dünyada zemme, âhirette azaba ve itaba mahal olan şey
KUBHİYYAT (Kubh C ) Çirkin hareketler ve işler Günah ve çirkin şeyler
KUBKUBA Acele etmek
KUBLE Öpme
KUBTİYYE (KIBTIYYE) (C: Kubâti) Mısırda yapılır parlak ince keten bezi
KUBU' Kirpinin büzülüp başını derisine çekmesi * Bir kimsenin başını yakasına çekmesi
KUBUB Kuruluk
KUBUL Erlerin ve kadınların önü * Evvel, önce, ilk
KUBUN Gitmek
KUBUR (Kabr C ) Kabirler, mezarlar, türbeler
KUBUS Sür'atle yürüdüğünden yere tırnağının ucundan başka yeri değmeyen at
KUBZA (KABZA) (C: Kubzât) Bir tutam nesne
KUÇE f Dar sokak, küçük sokak * Pazar, çarşı
KUDAHİS Bahâdır, kahraman, şucâ
KUDAM f Hangisi? Hangileri? (mânasına sorudur)
KUDAR Büyük yılan * Aşçı, tabbah Deve boğazlayıcı, deve kasabı
KUDAS Gümüş boncuk
KUDAT (Kadı C ) Kadılar Şeriat kanunlarıyla hâkimlik edenler
KUDDAM Ön taraf İleri taraf
KUDDAMÎ Ön
KUDDİSE "Mübarek, kudsi ve mukaddes olsun " anlamına gelen bir kelimedir
KUDDİSE SIRRUHU "Sırrı ve hakikatı muazzez ve müşerref olsun" meâlinde bir hürmet ifadesidir (S- Sahabe-i Kiram Hazeratına Radıyallahu Anh denildiğine binaen, başkalara da bu mânada söylemek muvafık mıdır?Elcevap: Evet, denilir Çünkü Resul-i Ekrem'in bir şiarı olan Aleyhissalâtü Vesselâm kelâmı gibi Radıyallahu Anh terkibi, sahabeye mahsus bir şiar değil, belki sahabe gibi Veraset-i Nübüvvet denilen Velâyet-i Kübrada bulunan ve makam-ı rızaya yetişen Eimme-i Erbaa, Şâh-ı Geylâni, İmam-ı Rabbani, İmam-ı Gazali gibi zatlara denilmeli Fakat örf-ü ulemada Sahabeye, Radıyallahu Anh; Tâbiin ve Tebe-i Tâbiine, Rahimehullah; onlardan sonrakilere, Gaferehullah; ve Evliyaya, Kuddise Sırruhu denilir M )
KUDDUS Kusur ve noksanlıklardan müberrâ olan, en mukaddes Hiç eksiği olmayan, pâk, temiz Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarındandır * Mübarekliğin hadsiz derecesini ifâde eder "En mukaddes" gibi
KUDDUSÎ Cenab-ı Hakk'ın Kuddus sıfatına dair ve müteallik Kusursuz olan Cenab-ı Hakk'a ait * Kudsi ve temiz olana ait ve ona müteallik
KUDEGÎ f Çocukluk
KUDEK (C : Kudegân) f Çocuk, sabi
KUDEK-MENİŞ f Çocuk tabiatlı Çocuk mizaclı
|