|
Prof. Dr. Sinsi
|
Osmanlıca Sözlük (D Harfi)-Osmanlıca Terimler Sözlüğü-Osmanlıca Kelimeler Sözlüğü...
RE: Osmanlıca Sözlük (D Harfi) DIR'
(C : Dırâ'- Duru') Cevşen Cenkte, muharebede giyilen zırh
DIRAB
Erkek dişiye aşmak * Küçük dağlar
DIRAHŞAN
f Parlak Parıldayan Parlaklık Münevver, ziyâdar
DIRAHT
f Ağaç Şecer
DIRAK
(Daraka C ) Deriden mâmul kalkanlar
DIRAM
Ateşin alevlenmesi * Ateşin alevi * Odun parçası, tahta parçası (tezcek ateş tutuşup alevlenir )
DIRAR
Ziyân yetiştirmek
DIRAZ
f Uzun
DIRAZ-DEST
f El uzatan El uzunluğu
DIRAZÎ
f Uzunluk
DIREFS
İpek * Katı, sağlam nesne * Büyük iri yapılı adam * Büyük deve
DIRGA
Sıvı, balçık
DIRGAM
(C : Darâgım) Arslan, esed, gazanfer, şir, leys, haydar
DIRHAMİ
Bir dirhem
DIRR
Avret üzerine avret almak, evli iken bir daha evlenmek
DIRRE
(C : Direr) Sütün çokluğu * Sütün akanı * Turra * Kırbaç
DIRRİZ
Bahil kimse * Kısa boylu, âdi kadın
DIRS
Azı dişi * Katı, muhkem yer * Az yağmur * Kötü huy
DIRS
(C : Derâsa-Edrâs) Kertenkele, fare ve kedi gibi hayvanların eniği
DIRV(E)
Av öğrenmiş olan köpek yavrusu * Dağ ağaçlarından pelit ağacına benzer bir ağaç
DI'S
Kum * Kumdan yığılmaş yumuşak tepe
DI'VE
Nesep dâvâsı etmek * Yalan dâvâ etmek
DIYA
Helak olmak, telef olmak
DIYK
(Bak: Dîk)
DI'ZABE
Kısa boylu ve eti çok olan kimse
Dİ
f Dün, dünkü gün, bugünden bir evvelki gün
DİABE
Davet
DİAE
Şehadet parmağı
DİAM(ET)
Binaya vurulan destek, direk, payanda * İleri gelen, makamca yüksek olan baş başkan, reis, şef
DİBAC
(C : Debâbic) Atlas dedikleri kıymetli ipek bez
DİBACE
f Mukaddeme, başlangıç, önsöz
DİBAGAT
Tabaklama Deriyi kullanılır ve temiz hale koyma işi
DİBARE
(C : Dibâr) Bir evlek yer
DİBBÎC
Bir, ehad
DİBBÎH
Bir, ehad
DİBG
Dibâgat etmek Arınıp pâk olmak
DİBL
Belâ ve zahmet
DİBR
Çokluk
DİBRE
Çokluk
DİBS (DİBİS)
Pekmez Hurma pekmezi Bal * Çok cemaat
DİBSA' (DEBSÂ)
Dişi çekirge
DİCAC
Ummanda yetişen büyük bir dikenli ağacın suyudur ve sabun gibi kiri izâle eder
DİDA'
Devenin şiddetle yelmesi ve sıçraması * Ay sonu
DİDAKTİK
yun Mevzuu, hikmet ve nasihattan ibaret olan söz Öğretici
Dİ'DAN
Devenin çok yelmesi * Bir şeyi örtmek
DİDAR
f Mülâkat, görüş * Görünme * Yüz Çehre * Görüş kuvveti, göz * Açık, meydanda
DİDAR-I HÜRRİYET
Hürriyetin güzel yüzü
DİDAR-I PÂK
Temiz yüz
DİDE
f Göz, ayn, çeşm * Görmek * Gözcü * Göz bebeği * Göz ucu
DİDE-BÂN
Gözcü, bekçi, nöbetçi
DİDE-GİRYAN
Teessürle ağlayan göz Ağlayarak
DİF
(C : Edfâ) Çok hararet * Derin duvar * Deveden gelen fayda, menfaat
DİFAF
Hazırlandırmak
DİLDİL-KÜNÂN
İnleyenler, acı çekenler, ıztırab çekenler
DİL-DUZ
f Kalbe batan, gönül delen
DİL-DÜZD
f Gönül çalan
DİLE
f Dil, gönül, kalb yürek * Gönül sahibi
DİL-EFRUZ
(Dilfiruz) f Kalbi yakan, gönül parlatıcı
DİL-ÂRÂ
Gönül avutan, gönül süsleyen
DİL-ÂVER
Gönül alıcı
DA'
Arabçada "bırak" mânasına emirdir Meselâ:
DA' MÂ KEDER
Keder veren şeyi bırak
DÂ'
(C: Edvâ) Maraz, hastalık * Meşakkat, zahmet
DÂ-ÜL-EFRENC
Frengi hastalığı
DÂ-ÜL-KALB
Tıb: Kalb hastalığı, yürek çarpması
DÂ-ÜS-SILÂ
Sıla hasreti Vatan hasreti Kavuşma hasreti
DA'
Def'etmek, kovmak Terketmek
DAA
Telef etmek, ziyan etmek
DAAC
Gözün çok siyah ve büyük olması
DÂDHAH
f Adalet isteyen
DÂDİSTAN
f Bir işte ortak olma * Bir işe razı olma
DÂDRAD
f Allah (C C ), Cenab-ı Hak
DÂD-RES
f Yardımcı, yardıma yetişen
DAELE (DUULE)
Zayıf ve ince olmak * Hor ve zayıf olmak
DAF'
Necis, pis
DAFADİ
Kurbağa
DA'FAK
Bol ve geniş olan şey Vâsi
DAFATE
Ayağa giydikleri bir cins pabuç * Kişinin aklı ve reyi zayıf olmak * Bir oyun çeşidi
DAFEF
Çoluk çocuğun fazla oluşu * Şiddet * Darlık * Hâcet * Acele etmek
DAFEN
Kısa boylu, ahmak adam * İri gövdeli ahmak kimse
DAFENDED
şişman, ahmak adam
DAFF
Dar, zıyk
DAFFAT
Devesini kiraya veren deveci
DAFFATA
Metâ ve kumaş götüren deve * Çokluk, cemaat
DAFFE
Yan, taraf
DAFİ'
Def'eden, menedici Ortadan engeli kaldıran * Cenâb-ı Hak (C C )
DAFİA
Def eden, muhafaza eden
DAFİK
Atılarak dökülen Su ve emsali gibi akarak dökülen
DAFİT
Ahmak
DAFN
Ayakla tekme vurmak ve atmak
DAFR
Saçı ve ona benzer şeyleri enlice örmek ve dokumak * Vakarla yürümek * Def'etmek, kovmak
DAFUF
Sütü çok olan davar
DAFV
Tamam olmak * Malın çok olması
DÂG
f Yanık yarası * İnsan veya hayvan vücuduna kızgın demirle vurulan damga
DÂG-I DİL
Gönül yarası
DAGAL
f Hile * Geçmez akçe, kalp para * Hileci, hile yapan, dolandırıcı * Çerçöp
DAGAL-BÂZ
f Hileci
DAGAS
Çok yemekten dolayı midenin dolması
DAGB
Harislik, hırslı oluş * Ovmak
DAGBUS
(C : Dagabis) Küçük hıyar * Sirkeyle ve zeytin yağıyla yenen bir ot
DAĞDAĞA
Gürültü Iztırab Boş yere telâş ve zorluklar * Tereddüt etmek, karar verememek * Gıcıklamak
DAGDAGA
Dişi olmayan kadın * Kurdun et yemesi * Yemeği iki çene arasında geve geve yemek
DAĞDAR
f Pek acıklı, üzüntülü * Gönlü yaralı * Kızgın demirle nişan vurulu Damgalı (Milletimde ihtilâf u tefrika endişesi Kûşe-i kabrimde hattâ bi-karar eyler beni, İttihadken savlet-i a'dâyı def'a çâremiz, ittihad etmezse millet, dağdar eyler beni ) Yavuz Sultan Selim Hân
DAĞDAR-I TEESSÜF
Çok acı olup, teessüf edilen
DAGF
Almak
DAGFASA
Semizlik, şişmanlık, besililik, etlilik * Bol geniş nesne
DAGISA
(C: Devâgıs) Diz üstünde hareket eden yuvarlakça kemik * Sâfi su
DAĞISTAN
f Dağlık yer * Kafkasya'nın kuzeydoğusunda ve Hazer Denizi'nin batı kıyılarında bulunan bir bölgedir ki, eskiden buraya Albanya denirdi
DAĞIT
Emin * Nâzır, bakan * Şiddet veren * Üzüm toplamada kullanılan âlet
DAGI(YYE)
Azgın, başkaldıran, isyan eden, âsi, anarşist
DAGİ
(Bak: Tâgi)
DAGİB
Tavşan sesi
DAGÎGA
Sıvı hamur
DAGİT
Yanında bir kuyu daha olduğundan suyu çekilip kokan kuyu
DAGM
Isırmak
DAGMA'
Yüzünün rengi siyaha yakın olan dişi koyun
DAGMİRE
Karıştırmak, halt
DAGN
Meyletmek, yönelmek * Kin tutmak
DAGR
şiddetle def'etmek * Bir yere girmek
DAGRE
Bir şeyi kapıp almak
DAGS
(C : Adgas) Rüyâ karışıklığı * Karışık olmak
DAGŞ
Hücum etmek
DAGT
Zahmet Meşakkat * Bir şeyi bir yere zorla sıkıştırmak Sıkışmak
DAGUL
f Dolandırıcı, hileci, hile yapan
DAGV
Kedi veya tilki çağırmak
DAĞVARİ
f Dağ gibi, dağ cesametinde Dağ büyüklüğünde Dağa benzer surette
DAGVE
(C : Degavât-Degayât) Huyu yaramaz olmak, hulku çirkin olmak
DAGZ
Yutmak * Defetmek * İğrenmek * Cimâ etmek
DAG-ZEN
f Damga vuran, nişan koyan * Kalb kıran, gönül kıran
|