Yalnız Mesajı Göster

Osmanlıca Sözlük (D Harfi)-Osmanlıca Terimler Sözlüğü-Osmanlıca Kelimeler Sözlüğü...

Eski 09-10-2012   #5
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Osmanlıca Sözlük (D Harfi)-Osmanlıca Terimler Sözlüğü-Osmanlıca Kelimeler Sözlüğü...



RE: Osmanlıca Sözlük (D Harfi) DAİ
Dua eden, duacı * Sebep * Davet eden Muktazi (Meselâ: Yemek yemek, iştihadan gelen bir lezzet, bir iştiyaktır Onu yemeğe sevk eder Buna dai denir) Resul-ü Ekrem'in (ASM) bir ismi de daidir * Çağıran Müezzin

DÂİB
Âdet ve usulünde devam eden (Bak: De'b)

DÂİBEYN
Âdet ve usulünde devam eden iki şey

DAİL
İçen Şârib * Mahvolan * Zaif

DAİL
Arık, zayıf, küçük hacimli

DAİM
Devam eden (Daimî, daima, daimen şeklinde de söylenir)

DAİMA
(Devam dan) Her vakit, bir düziye, daimî suretde

DAİMÎ
(Devam dan) Sürekli, devamlı

DAİN
(Dâyin) Ödünç veren, borca veren * Alacaklı İkraz eden

DAİN
Asıl * Mâden * Doğruluk

DAİN
(C: Daân) Yünlü olan koyun

DAİR
Devreden Dolaşan Dönen Bir şeyin etrafını kuşatan * Belli bir şey hakkında olan Alâkalı, müteallik

DAİRE
Resmi hükümet makamlarından her biri * Yazıhane * Büyük bir idare adamının makamı * Ev veya apartman katı * Bir manevi te'sirin hükmü geçtiği mahal * Sınır içi * Büro, büyük ev, konak * Çember, düz yuvarlak şekil * Mat: Merkezden aynı uzaklıktaki noktaların çevirdiği düzlük parçası * Hezimet ve musibet Beliye-i muhita * Dönüp dolaşıp meydana gelen hâdise ve inkılâb

DAİRE-İ ÂFÂK
Ufuklar dairesi Çok geniş ve büyük dâire, kâinat

DAİRE-İ EHADİYET
Allah'ın ehadiyetle tecelli ettiği dâire (Bak: Ehadiyet)

DAİRE-İ ESBAB
Sebepler dâiresi Sebep ve kanunların bulunduğu yer olan maddi âlem

DAİRE-İ ESMÂ
Cenab-ı Hakk'ın isimlerinin sahası ve dairesi

DAİRE-İ İMKÂN
Kâinat İmkân âlemi Mükevvenat Mümkün olan, şartların müsait olduğu âlem (Daire-i mümkinat da aynı mânada kullanılır)

DAİRE-İ MÜMKİNAT
(Bak: Daire-i imkân)

DAİRE-İ RESMİYE
Hükûmet dairesi, resmi daire

DAİRE-İ VÜCUB
Tebeddül ve tagayyür etmeyen ve mümkinat âleminden olmayan âlemler Esmâ ve Sıfât-ı İlâhiyye gibi (Bak: Vücub âlemi)

DAİRE-İ VÜCUD
Vücud ve varlık dairesi ve sahası

DAİREVÎ
Daire şeklinde Daire gibi

DAİREZEN
Mehter takımında def çalan

DAİYAN
(Dâi C) Dua edenler, duacılar

DÂİYE
İnsanı bir şeye candan bağlamağa sürükleyen iç duygusu * Mücib ve sebep * Bâis olan husus, vakit ve zamanın bir hâleti * Arzu, hırs * Dava * Bahane

DÂİYE-İ TEFEVVUK
Üstünlük iddiası

DAİYY
Şu kimseye derler ki, bir kişi ona "oğlumdur" demiş olsun

DA'K
Ovmak * Bir şeyi yumuşatmak

DAKA'
Varmak Ulaşmak * Buluşmak

DAK'A
Toprak

DAKA'
Fakirlik

DAKAİK
(Dakayık) (Dakik C) İncelikler Anlaşılması çok dikkat isteyen incelikler Çok ince Anlaşılması dikkat isteyen keyfiyetler

DAKAİK-I FENNİYE
f İlmî incelikler Fennin ince ve güç anlaşılan noktaları

DAKAİK-İ UMUR
f Üzerinde gayet dikkatle durulması lâzım gelen işlerin ince ve mühim noktaları

DAKAİK-AŞİNA
f İlmî incelikleri bilen, anlaşılması ve tefhimi müşkül, yüksek ve ince ilmî mes'elelere vâkıf olan

DAKAL
Hurmanın iyi olmayan cinsi * Gemi oku * Boya

DAKDAK
(C: Dakâdık) Kısa boylu ve katı yürüyen kişi

DAKDAKA
Davarın tırnağının taşa dokunup ses çıkarması

DAKDAKE
Tez tez yürümek, hızlı yürümek

DA'KE
Deve sürüsü

DA'KESE
Mecusiler oyunundan bir oyun ("destibend" de derler)

DAKİK
(Ekseri mânevi mânalar için) Pek ince Nâzik Ufak

DAKİKA
(C: Dakaik) Zaman mikyası olarak bir saatin bölündüğü altmış parçadan beheri Altmış saniyelik zaman * İnce fikir, mülâhaza, nükte * Daire dereceleriyle başka ölçülerde her derecenin bölündüğü parçalar ki bunlar da saniyelere ayrılırlar

DAKİKA-BİN
f İncelikleri bilen, ince noktaları gören

DAKİKA-ŞİNAS
İnce işleri ve nükteleri anlayan, bir işin incelikleriyle uğraşabilen

DAKİS
Bir kimsenin aksırdığında ağzından saçılan tükrük

DAKK
Vurmak * Çekmek Çok yemekten dolayı vücudun ağırlaşması * Kapı çalma

DAKK-ÜL BÂB
Kapı çalmak

DAKM
Kırmak, kesr

DAKR
Vurmak, darb

DAKVA(N)
Sütü çok içtiğinden dolayı bedeni ağırlaşan kuzu

DAL
Ağacın ilk verdiği kol * Kur'ân hattiyle yazılan () harfinin okunuşu (Ebcedi değeri dörttür) Noktasız olduğundan "dâl-i mühmele" de denir

DAL(L)
Kur'ân ve imân yolundan sapan Dalâlete giden, azan * Azdırıcı, sapkın * Şaşkın

DAL'
Meyl Eğrilik Kuvvet * Ağır yük götürmek

DA'L
İçmek, şirb

DAL
Semiz avrat Şişman kadın

DAL
Yaban sediri denen bir ot

DALAA
Kuvvet * Eğrilik * Şiddet

DALAL
Sapıklık * Sapmak Doğrudan, imân ve İslâmiyyet yolundan sapmak

DALALET
İman ve İslâmiyetten ayrılmak Azmak Hak ve hakikatten, İslâmiyet yolundan sapmak Allah'a isyankâr olmak * Şaşkınlık( Nevâfil kısmında, emr-i istihbabî ile yine ehl-i iman mükelleftir Fakat, terkinde azab ve ikab yoktur Fiilinde ve ittibaında azîm sevaplar var; ve tağyir ve tebdili, bid'a ve dalâlettir ve büyük hatadır Sünnete ittiba etmiyen, tenbellik eder ise, hasaret-i azîme; ehemmiyetsiz görür ise, cinayet-i azîme; tekzibini işmam eden tenkid ise, dalâlet-i azîmedir L)

DALALETPİŞE
Sapıklığı tâkibeden Sapıklığa giden İslâmiyetten başka yol tâkib eden

DALDAL(E)
Taşlı sert yer

DALGAKIRAN
t Bir limandaki tekneleri dalgaların te'sirinden muhafaza etmek için denizde yapılan set

DALGIÇ
t Mercan, inci ve saire avlamak veya denizin dibine düşmüş olan şeyleri çıkarmak için denizin dibine dalmaya alışık adam

DALI'
Kavi, kuvvetli * Muhkem, sağlam, sert * Eğri

DALİF
(C: Düllef) Nişandan öteye düşen ok * Ağır yük getirip adımlarını birbirine yakın atan adam

DALİL
Sert, sağlam, muhkem yer * Yolu azmış kişi

DALİYE
(C: Devâli) Hayvanla döndürülüp su çekilen dolap (Suyun döndürdüğü dolaba "nâurâ" derler)

DALKAVUK
t Eline maddî menfaatler, para vesaire geçirmek için yaltakçılık ve soytarılık edip kendi vakar ve haysiyetini muhafaza etmeyen adam

DALL
Azan Azıcı, azdırıcı Dalalette olan

DALL
Delil olan, delâlet eden Yol gösterici * Bildiren

DÂLL-İ Bİ-L FEHVÂ
(Dâllibilfehvâ) Fık: Söylenen sözün veya ifâdelerin hülâsasından çıkan mânaya göre delil ve işaret olmak

DÂLL-İ Bİ-L İBARE
(Dâllibilibâre) Fık: Bir ifade veya sözden muayyen bir mânanın ve hükmün anlaşılması Meselâ: "Zekât, müslümanların fakirlerine verilir, hiçbir zengine verilmez" ibaresi zekâtın yalnız müslüman fakirlere verileceğine delâlet-i mutabıkıyye ile delâletidir Zengin olan belli şahıslara da verilemeyeceğine delâlet-i tazammuniye ile delâlet eder Zekât hususunda, zenginler ile fakirler arasında fark bulunduğuna da delâlet-i iltizamiye ile delâlet eder (Ist Fık K)

DÂLL-İ Bİ-L İKTİZA
(Dâllibiliktiza) İktizası ile delâlet eden * Ist: Şer'an muhtacun ileyh olan bir lâzime delâlet eden lâfızdır Başka bir tâbir ile; vaz'olunduğu mânadan mukaddem isbatına şer'an lüzum ve ihtiyaç mevcud olan bir medlule delâlet eden ibaredir Meselâ: Bir kimse bir şahsa hitaben: "Evini şu kadar liraya benim nâmıma medrese yap" deyip o şahıs da evini medrese yapsa, o ev o kadar lira mukabilinde o kimse nâmına medrese yapılmış olur Çünkü bu söz ile: "Evini şu kadar liraya bana sat" sonra "onu benim nâmıma medrese yap" denilmiş olur "Evini medrese yap" emri bir muktezîdir Evin satılması da muktezâdır Bu muktezâ olmadıkça öyle bir mânanın emri hükümsüz kalır Artık öyle bir emrin sıhhatı için evvelce bu muktezânın vücuduna lüzum ve ihtiyaç vardır Binâenaleyh, o emir bu muktezaya bi-l iktiza delâlet etmektedir

DALL-İ Bİ-L İŞARE
(Dâllibilişâre) Sözdeki mânanın işâretine göre delil olmakÜç nevi delâletten biri ile sevkedildiği mânanın gayrisine yâni; söylenince maksud-u asli olmayan bir mânaya delâlet eden lâfızdır Meselâ: "Cenab-ı Hak bey'i helâl, ribâyı haram kılmıştır" ibâresi, bey', yani alış-veriş ile ribâ (fâiz) arasında fark bulunduğunu beyan için sevk olunmuştur Bundan asıl murad budur O hâlde bu ibâre meşru alışverişle faiz arasında fark bulunduğuna "delâlet-i mutabıkıyye" ile delâlet ettiği gibi, bey'in helâl, fâizin haram olduğuna da yine "delâlet-i mutabıkıyye" ile "bi-l işâre" delâlet etmiş olur Yine bunun gibi bir malın abde verilmesini veya verilmemesini isteyen bir kimseye karşı "Bu malı hiç bir şahsa vermem" sözü bu malın abde verilmeyeceğine "delalet-i tazammuniye ile" "bi-l işare" delâlet eder)"Evlâdın nafakaları mevludün leh üzerinedir" ibâresi de çocukların neseblerinin, babalarından sâbit olacağına delâlet-i iltizâmiye ile bil-işâre delâlet eder Çünkü, babanın mevlüdün leh olması, nesebin kendisinden sübutunu müstelzimdir" (İst Fık K)

DALLE
Evini bilmeyip başka yere giden davar

DALLÎN
(Dâllûn) Sapkınlar Müslümanlıktan ayrılanlar Kur'an hakikatlerinden ayrılıp sapanlar

DALLİYET
Delil oluş İsbata vâsıta olmak

DAM'
(C: Dümu-Edmu) Helâk olmak * Göz yaşı

DÂM
f Tuzak ağ, hile

DÂM-I ANKEBUT
f Örümcek ağı Örümcek tuzağı

DÂM-I BELÂ
Bela tuzağı

DAMA
Deniz, bahr

DAMACANA
Su veya başka sıvıları taşımaya mahsus dar ağızlı, şişkin gövdeli çoğu hasırla sarılı veya sepetli büyük şişe

DAMAR
t İstidad Huy, tabiat, inat * İnsan bedeninde kanın dolaştığı yollar, şiryan * Irk * Toprağın içindeki maden filizleri ve su tabakası * Damar veya köke benzeyip bir cismin her tarafına uzanan yollar * Mermer ve ona benzer dalgalı şeylerdeki çizgiler

DAMD
Yaranın üstüne bez bağlamak, merhem sürmek

DAMECMEC
Katı, şedid * Uzun boylu bahil kimse

DAMED
Hışım etmek, öfkelenmek, hiddetlenmek, kızmak

DÂMEN
f Etek Kenar Taraf Zeyl Elbise veya dağ eteği

DÂMEN-İ MUALLÂ
Yüksek şerefli dâmen, muallâ etek * Mc: Yüksek namus sâhibi

DAMEN-BUS
f Etek öpen

DAMENE
f Dağ eteği, dağın çevresi

DAMEN-GİR
f Eteğe yapışan, etek tutan * Dâvacı, hasım, şikâyetçi

DAMENÎ
f Eteklik * Kadın başörtüsü

DAMEN-KEŞ
f Feragat eden, eteğini çeken

DAMGA
Bir şeyin üzerine işaret veya alâmet koymak * İşaret vurulan âlet Mühür

DAMGA-İ VAHDET
f Birlik damgası Cenab-ı Hakkın birliğini gösteren delil

DAMHAR
Mütekebbir, kibirli, terbiyesiz kimse

DAMIZ
Hayvan üretmeye mahsus dam Hayvan yetiştirilecek ahır

DAMİA
Yavaş olarak ve damla damla kan sızdıran yara

DÂR Ü GİR
Kavga, savaş, muharebe, harp, ceng

DARA'
Zayıf Zelil, hakir * Muti, itâat eden, boyun eğen

DARA
f Eski Fars hükümdarlarından dokuzuncusu Keykubat'ın bir ismi * Hükümdar * Cenab-ı Hakk'ın bir ismi

DAR'A'
Başı siyah, gövdesi beyaz olan davar (Müz: Edrâ)

DARA'
Düz yer * Birbirine girmiş olan sık bitmiş ağaçlar

DARAA
Tevazu etmek, alçak gönüllü olmak * Emre uymak, muti olmak * Zayıf ve zelil olmak

DARAB
Koyu beyaz bal

DARABAN
Vurma, vuruş Çarpış, çarpıntı, çarpma

DARABAN-I KALB
Kalb çarpıntısı, kalbin vuruşu

DARABÂT
(Darbe C) Vuruşlar Çarpmalar Vurmalar

DARABÂT-I ANİFE
Şiddetli vuruşlar

DARABİNE
Kapı bekçileri

DARAFE
Çokluk, kesret

DARAGIM
(Dırgam C) Arslanlar, esedler, dırgamlar

DARAĞACI
t İdama mahkûm olanların asıldıkları sehpa

DARAKA
(C: Derk- Edrâk-Dırâk) Deriden yapılmış olan kalkan * Gırtlağın hançereyi meydana getiren kıkırdaklarından kalkan şeklinde olanı

DARAME
Ucu ateşli kuru ot ve odun

DARARE
Gözsüzlük

DARAS
Ekşi yemekten dolayı dişin kamaşması

DARAT
f Debdebe, tantana, şan, gösteriş, çalım

DARAVET
Adet, alışıklık, alışkanlık

DARAYÎ
f Sahib, mâlik olma * Hüküm sürme, hâkimiyet kurma * Bir nevi kumaş

DARB
(C: Dürub) Kapı, bâb * Büyük, geniş sokak * Dâr-ı İslâmla dâr-ı harp arasında olan sınır ve hudut

DARB
(C: Durub-Edrub) Vurmak, vuruş, çarpmak * Beyan etmek * Seyretmek * Nev, cins * Benzer, nazir * Eti hafif olan

DARB-I HİYÂM
Çadır kurma

DARB-I SİKKE
Para basma

DARB-I UNK
Boyun vurma

DARBAM
f Direk, kiriş

DAR-BAZ
f Canbaz

Alıntı Yaparak Cevapla