|
Prof. Dr. Sinsi
|
Osmanlıca Sözlük (D Harfi)-Osmanlıca Terimler Sözlüğü-Osmanlıca Kelimeler Sözlüğü...
RE: Osmanlıca Sözlük (D Harfi) DAİ
Dua eden, duacı * Sebep * Davet eden Muktazi (Meselâ: Yemek yemek, iştihadan gelen bir lezzet, bir iştiyaktır Onu yemeğe sevk eder Buna dai denir ) Resul-ü Ekrem'in (A S M ) bir ismi de daidir * Çağıran Müezzin
DÂİB
Âdet ve usulünde devam eden (Bak: De'b)
DÂİBEYN
Âdet ve usulünde devam eden iki şey
DAİL
İçen Şârib * Mahvolan * Zaif
DAİL
Arık, zayıf, küçük hacimli
DAİM
Devam eden (Daimî, daima, daimen şeklinde de söylenir )
DAİMA
(Devam dan) Her vakit, bir düziye, daimî suretde
DAİMÎ
(Devam dan) Sürekli, devamlı
DAİN
(Dâyin) Ödünç veren, borca veren * Alacaklı İkraz eden
DAİN
Asıl * Mâden * Doğruluk
DAİN
(C : Daân) Yünlü olan koyun
DAİR
Devreden Dolaşan Dönen Bir şeyin etrafını kuşatan * Belli bir şey hakkında olan Alâkalı, müteallik
DAİRE
Resmi hükümet makamlarından her biri * Yazıhane * Büyük bir idare adamının makamı * Ev veya apartman katı * Bir manevi te'sirin hükmü geçtiği mahal * Sınır içi * Büro, büyük ev, konak * Çember, düz yuvarlak şekil * Mat: Merkezden aynı uzaklıktaki noktaların çevirdiği düzlük parçası * Hezimet ve musibet Beliye-i muhita * Dönüp dolaşıp meydana gelen hâdise ve inkılâb
DAİRE-İ ÂFÂK
Ufuklar dairesi Çok geniş ve büyük dâire, kâinat
DAİRE-İ EHADİYET
Allah'ın ehadiyetle tecelli ettiği dâire (Bak: Ehadiyet)
DAİRE-İ ESBAB
Sebepler dâiresi Sebep ve kanunların bulunduğu yer olan maddi âlem
DAİRE-İ ESMÂ
Cenab-ı Hakk'ın isimlerinin sahası ve dairesi
DAİRE-İ İMKÂN
Kâinat İmkân âlemi Mükevvenat Mümkün olan, şartların müsait olduğu âlem (Daire-i mümkinat da aynı mânada kullanılır )
DAİRE-İ MÜMKİNAT
(Bak: Daire-i imkân)
DAİRE-İ RESMİYE
Hükûmet dairesi, resmi daire
DAİRE-İ VÜCUB
Tebeddül ve tagayyür etmeyen ve mümkinat âleminden olmayan âlemler Esmâ ve Sıfât-ı İlâhiyye gibi (Bak: Vücub âlemi)
DAİRE-İ VÜCUD
Vücud ve varlık dairesi ve sahası
DAİREVÎ
Daire şeklinde Daire gibi
DAİREZEN
Mehter takımında def çalan
DAİYAN
(Dâi C ) Dua edenler, duacılar
DÂİYE
İnsanı bir şeye candan bağlamağa sürükleyen iç duygusu * Mücib ve sebep * Bâis olan husus, vakit ve zamanın bir hâleti * Arzu, hırs * Dava * Bahane
DÂİYE-İ TEFEVVUK
Üstünlük iddiası
DAİYY
Şu kimseye derler ki, bir kişi ona "oğlumdur" demiş olsun
DA'K
Ovmak * Bir şeyi yumuşatmak
DAKA'
Varmak Ulaşmak * Buluşmak
DAK'A
Toprak
DAKA'
Fakirlik
DAKAİK
(Dakayık) (Dakik C ) İncelikler Anlaşılması çok dikkat isteyen incelikler Çok ince Anlaşılması dikkat isteyen keyfiyetler
DAKAİK-I FENNİYE
f İlmî incelikler Fennin ince ve güç anlaşılan noktaları
DAKAİK-İ UMUR
f Üzerinde gayet dikkatle durulması lâzım gelen işlerin ince ve mühim noktaları
DAKAİK-AŞİNA
f İlmî incelikleri bilen, anlaşılması ve tefhimi müşkül, yüksek ve ince ilmî mes'elelere vâkıf olan
DAKAL
Hurmanın iyi olmayan cinsi * Gemi oku * Boya
DAKDAK
(C : Dakâdık) Kısa boylu ve katı yürüyen kişi
DAKDAKA
Davarın tırnağının taşa dokunup ses çıkarması
DAKDAKE
Tez tez yürümek, hızlı yürümek
DA'KE
Deve sürüsü
DA'KESE
Mecusiler oyunundan bir oyun ("destibend" de derler )
DAKİK
(Ekseri mânevi mânalar için) Pek ince Nâzik Ufak
DAKİKA
(C : Dakaik) Zaman mikyası olarak bir saatin bölündüğü altmış parçadan beheri Altmış saniyelik zaman * İnce fikir, mülâhaza, nükte * Daire dereceleriyle başka ölçülerde her derecenin bölündüğü parçalar ki bunlar da saniyelere ayrılırlar
DAKİKA-BİN
f İncelikleri bilen, ince noktaları gören
DAKİKA-ŞİNAS
İnce işleri ve nükteleri anlayan, bir işin incelikleriyle uğraşabilen
DAKİS
Bir kimsenin aksırdığında ağzından saçılan tükrük
DAKK
Vurmak * Çekmek Çok yemekten dolayı vücudun ağırlaşması * Kapı çalma
DAKK-ÜL BÂB
Kapı çalmak
DAKM
Kırmak, kesr
DAKR
Vurmak, darb
DAKVA(N)
Sütü çok içtiğinden dolayı bedeni ağırlaşan kuzu
DAL
Ağacın ilk verdiği kol * Kur'ân hattiyle yazılan () harfinin okunuşu (Ebcedi değeri dörttür ) Noktasız olduğundan "dâl-i mühmele" de denir
DAL(L)
Kur'ân ve imân yolundan sapan Dalâlete giden, azan * Azdırıcı, sapkın * Şaşkın
DAL'
Meyl Eğrilik Kuvvet * Ağır yük götürmek
DA'L
İçmek, şirb
DAL
Semiz avrat Şişman kadın
DAL
Yaban sediri denen bir ot
DALAA
Kuvvet * Eğrilik * Şiddet
DALAL
Sapıklık * Sapmak Doğrudan, imân ve İslâmiyyet yolundan sapmak
DALALET
İman ve İslâmiyetten ayrılmak Azmak Hak ve hakikatten, İslâmiyet yolundan sapmak Allah'a isyankâr olmak * Şaşkınlık (  Nevâfil kısmında, emr-i istihbabî ile yine ehl-i iman mükelleftir Fakat, terkinde azab ve ikab yoktur Fiilinde ve ittibaında azîm sevaplar var; ve tağyir ve tebdili, bid'a ve dalâlettir ve büyük hatadır     Sünnete ittiba etmiyen, tenbellik eder ise, hasaret-i azîme; ehemmiyetsiz görür ise, cinayet-i azîme; tekzibini işmam eden tenkid ise, dalâlet-i azîmedir L )
DALALETPİŞE
Sapıklığı tâkibeden Sapıklığa giden İslâmiyetten başka yol tâkib eden
DALDAL(E)
Taşlı sert yer
DALGAKIRAN
t Bir limandaki tekneleri dalgaların te'sirinden muhafaza etmek için denizde yapılan set
DALGIÇ
t Mercan, inci ve saire avlamak veya denizin dibine düşmüş olan şeyleri çıkarmak için denizin dibine dalmaya alışık adam
DALI'
Kavi, kuvvetli * Muhkem, sağlam, sert * Eğri
DALİF
(C : Düllef) Nişandan öteye düşen ok * Ağır yük getirip adımlarını birbirine yakın atan adam
DALİL
Sert, sağlam, muhkem yer * Yolu azmış kişi
DALİYE
(C : Devâli) Hayvanla döndürülüp su çekilen dolap (Suyun döndürdüğü dolaba "nâurâ" derler )
DALKAVUK
t Eline maddî menfaatler, para vesaire geçirmek için yaltakçılık ve soytarılık edip kendi vakar ve haysiyetini muhafaza etmeyen adam
DALL
Azan Azıcı, azdırıcı Dalalette olan
DALL
Delil olan, delâlet eden Yol gösterici * Bildiren
DÂLL-İ Bİ-L FEHVÂ
(Dâllibilfehvâ) Fık: Söylenen sözün veya ifâdelerin hülâsasından çıkan mânaya göre delil ve işaret olmak
DÂLL-İ Bİ-L İBARE
(Dâllibilibâre) Fık: Bir ifade veya sözden muayyen bir mânanın ve hükmün anlaşılması Meselâ: "Zekât, müslümanların fakirlerine verilir, hiçbir zengine verilmez" ibaresi zekâtın yalnız müslüman fakirlere verileceğine delâlet-i mutabıkıyye ile delâletidir Zengin olan belli şahıslara da verilemeyeceğine delâlet-i tazammuniye ile delâlet eder Zekât hususunda, zenginler ile fakirler arasında fark bulunduğuna da delâlet-i iltizamiye ile delâlet eder (Ist Fık K )
DÂLL-İ Bİ-L İKTİZA
(Dâllibiliktiza) İktizası ile delâlet eden * Ist: Şer'an muhtacun ileyh olan bir lâzime delâlet eden lâfızdır Başka bir tâbir ile; vaz'olunduğu mânadan mukaddem isbatına şer'an lüzum ve ihtiyaç mevcud olan bir medlule delâlet eden ibaredir Meselâ: Bir kimse bir şahsa hitaben: "Evini şu kadar liraya benim nâmıma medrese yap" deyip o şahıs da evini medrese yapsa, o ev o kadar lira mukabilinde o kimse nâmına medrese yapılmış olur Çünkü bu söz ile: "Evini şu kadar liraya bana sat" sonra "onu benim nâmıma medrese yap" denilmiş olur "Evini medrese yap" emri bir muktezîdir Evin satılması da muktezâdır Bu muktezâ olmadıkça öyle bir mânanın emri hükümsüz kalır Artık öyle bir emrin sıhhatı için evvelce bu muktezânın vücuduna lüzum ve ihtiyaç vardır Binâenaleyh, o emir bu muktezaya bi-l iktiza delâlet etmektedir
DALL-İ Bİ-L İŞARE
(Dâllibilişâre) Sözdeki mânanın işâretine göre delil olmak Üç nevi delâletten biri ile sevkedildiği mânanın gayrisine yâni; söylenince maksud-u asli olmayan bir mânaya delâlet eden lâfızdır Meselâ: "Cenab-ı Hak bey'i helâl, ribâyı haram kılmıştır " ibâresi, bey', yani alış-veriş ile ribâ (fâiz) arasında fark bulunduğunu beyan için sevk olunmuştur Bundan asıl murad budur O hâlde bu ibâre meşru alışverişle faiz arasında fark bulunduğuna "delâlet-i mutabıkıyye" ile delâlet ettiği gibi, bey'in helâl, fâizin haram olduğuna da yine "delâlet-i mutabıkıyye" ile "bi-l işâre" delâlet etmiş olur Yine bunun gibi bir malın abde verilmesini veya verilmemesini isteyen bir kimseye karşı "Bu malı hiç bir şahsa vermem" sözü bu malın abde verilmeyeceğine "delalet-i tazammuniye ile" "bi-l işare" delâlet eder )"Evlâdın nafakaları mevludün leh üzerinedir" ibâresi de çocukların neseblerinin, babalarından sâbit olacağına delâlet-i iltizâmiye ile bil-işâre delâlet eder Çünkü, babanın mevlüdün leh olması, nesebin kendisinden sübutunu müstelzimdir " (İst Fık K )
DALLE
Evini bilmeyip başka yere giden davar
DALLÎN
(Dâllûn) Sapkınlar Müslümanlıktan ayrılanlar Kur'an hakikatlerinden ayrılıp sapanlar
DALLİYET
Delil oluş İsbata vâsıta olmak
DAM'
(C : Dümu-Edmu) Helâk olmak * Göz yaşı
DÂM
f Tuzak ağ, hile
DÂM-I ANKEBUT
f Örümcek ağı Örümcek tuzağı
DÂM-I BELÂ
Bela tuzağı
DAMA
Deniz, bahr
DAMACANA
Su veya başka sıvıları taşımaya mahsus dar ağızlı, şişkin gövdeli çoğu hasırla sarılı veya sepetli büyük şişe
DAMAR
t İstidad Huy, tabiat, inat * İnsan bedeninde kanın dolaştığı yollar, şiryan * Irk * Toprağın içindeki maden filizleri ve su tabakası * Damar veya köke benzeyip bir cismin her tarafına uzanan yollar * Mermer ve ona benzer dalgalı şeylerdeki çizgiler
DAMD
Yaranın üstüne bez bağlamak, merhem sürmek
DAMECMEC
Katı, şedid * Uzun boylu bahil kimse
DAMED
Hışım etmek, öfkelenmek, hiddetlenmek, kızmak
DÂMEN
f Etek Kenar Taraf Zeyl Elbise veya dağ eteği
DÂMEN-İ MUALLÂ
Yüksek şerefli dâmen, muallâ etek * Mc: Yüksek namus sâhibi
DAMEN-BUS
f Etek öpen
DAMENE
f Dağ eteği, dağın çevresi
DAMEN-GİR
f Eteğe yapışan, etek tutan * Dâvacı, hasım, şikâyetçi
DAMENÎ
f Eteklik * Kadın başörtüsü
DAMEN-KEŞ
f Feragat eden, eteğini çeken
DAMGA
Bir şeyin üzerine işaret veya alâmet koymak * İşaret vurulan âlet Mühür
DAMGA-İ VAHDET
f Birlik damgası Cenab-ı Hakkın birliğini gösteren delil
DAMHAR
Mütekebbir, kibirli, terbiyesiz kimse
DAMIZ
Hayvan üretmeye mahsus dam Hayvan yetiştirilecek ahır
DAMİA
Yavaş olarak ve damla damla kan sızdıran yara
DÂR Ü GİR
Kavga, savaş, muharebe, harp, ceng
DARA'
Zayıf Zelil, hakir * Muti, itâat eden, boyun eğen
DARA
f Eski Fars hükümdarlarından dokuzuncusu Keykubat'ın bir ismi * Hükümdar * Cenab-ı Hakk'ın bir ismi
DAR'A'
Başı siyah, gövdesi beyaz olan davar (Müz: Edrâ )
DARA'
Düz yer * Birbirine girmiş olan sık bitmiş ağaçlar
DARAA
Tevazu etmek, alçak gönüllü olmak * Emre uymak, muti olmak * Zayıf ve zelil olmak
DARAB
Koyu beyaz bal
DARABAN
Vurma, vuruş Çarpış, çarpıntı, çarpma
DARABAN-I KALB
Kalb çarpıntısı, kalbin vuruşu
DARABÂT
(Darbe C ) Vuruşlar Çarpmalar Vurmalar
DARABÂT-I ANİFE
Şiddetli vuruşlar
DARABİNE
Kapı bekçileri
DARAFE
Çokluk, kesret
DARAGIM
(Dırgam C ) Arslanlar, esedler, dırgamlar
DARAĞACI
t İdama mahkûm olanların asıldıkları sehpa
DARAKA
(C : Derk- Edrâk-Dırâk) Deriden yapılmış olan kalkan * Gırtlağın hançereyi meydana getiren kıkırdaklarından kalkan şeklinde olanı
DARAME
Ucu ateşli kuru ot ve odun
DARARE
Gözsüzlük
DARAS
Ekşi yemekten dolayı dişin kamaşması
DARAT
f Debdebe, tantana, şan, gösteriş, çalım
DARAVET
Adet, alışıklık, alışkanlık
DARAYÎ
f Sahib, mâlik olma * Hüküm sürme, hâkimiyet kurma * Bir nevi kumaş
DARB
(C : Dürub) Kapı, bâb * Büyük, geniş sokak * Dâr-ı İslâmla dâr-ı harp arasında olan sınır ve hudut
DARB
(C : Durub-Edrub) Vurmak, vuruş, çarpmak * Beyan etmek * Seyretmek * Nev, cins * Benzer, nazir * Eti hafif olan
DARB-I HİYÂM
Çadır kurma
DARB-I SİKKE
Para basma
DARB-I UNK
Boyun vurma
DARBAM
f Direk, kiriş
DAR-BAZ
f Canbaz
|