|
Prof. Dr. Sinsi
|
Osmanlıca Sözlük (V Harfi)-Osmanlıca Sözlük (V Harfi) Kelimeler...
RE: Osmanlıca Sözlük (V Harfi) VAHİY Bir fikrin, bir hakikatın veya emrin Allah (C C ) tarafından Peygambere bildirilmesi * Lügatte vahiy: Kelâm, kitap, işaret, irsal, ilham, ifham, emir, teshir, bir şeyi harfiyyen i'lâm, bazı hususi maksadları tebliğ gibi mânalara gelir * Şeriatta vahiy: Dilediği ahkâmı, esrar ve hakaikı Peygamberan-ı Zişanına rüya, ilham, kitap, irsal-i melek yollarından biriyle Cenab-ı Hakk'ın bildirip ifham buyurması demektir (Vahiy ve ilhamın farkları: Birincisi: İlhamdan çok yüksek olan vahyin ekserisi melâike vasıtası ile ve ilhamın ekserisi vasıtasız olmasıdır Meselâ: Nasıl ki, bir padişahın iki suretle konuşması ve emirleri var Birisi: Haşmet-i saltanat ve hâkimiyyet-i umumiyye haysiyetiyle bir yâverini bir vâliye gönderir O hâkimiyetin ihtişamını ve emrin ehemmiyetini göstermek için bazan vasıta ile beraber bir içtima yapar Sonra ferman tebliğ edilir İkincisi: Sultanlık ünvanı ile ve padişahlık umumi ismiyle değil, belki kendi şahsı ile hususi bir münasebeti ve cüz'î bir muamelesi bulunan has bir hizmetçisi ile veya bir âmi raiyyetiyle, hususi telefonu ile hususi konuşmasıdır Öyle de Padişah-ı Ezelî'nin umum âlemlerin rabbi ismiyle ve kâinat Hâlıkı ünvanı ile vahy ile ve vahyin hizmetini gören şümullü ilhamları ile mükâlemesi olduğu gibi; her bir ferdin, her bir zihayatın Rabbi ve Hâlıkı olmak haysiyetiyle hususi bir surette fakat perdeler arkasında onların kabiliyyetine göre bir tarz-ı mükâlemesi var İkinci fark: Vahiy gölgesizdir, safidir, havassa hastır İlham ise; gölgelidir, renkler karışır, umumidir Melâike ilhamları ve insan ilhamları ve hayvanat ilhamları gibi çeşit çeşit, hem pekçok envaiyle denizlerin katreleri kadar kelimat-ı Rabbâniyenin teksirine medar bir zemin teşkil ediyor Ş )(Vahiy iki kısımdır:Biri: "Vahy-i Sarihî" dir ki, Resul-i Ekrem (A S M ) onda sırf bir tercümandır, mübelliğdir, müdahalesi yoktur Kur'an ve bazı ehadis-i kudsiye gibi İkinci kısım: "Vahy-i Zımnî" dir Şu kısmın mücmel ve hülâsası, vahye ve ilhama istinad eder; fakat tafsilâtı ve tasviratı, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'a aittir O vahiyden gelen mücmel hâdiseyi tafsil ve tasvirde Zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm, bazan yine ilhama, ya vahye istinad edip beyan eder; veyahut kendi ferasetiyle beyan eder Ve kendi içtihadiyle yaptığı tafsilât ve tasviratı ya vazife-i risalet noktasında ulvi kuvve-i kudsiye ile beyan eder veyahut örf ve âdet ve efkâr-ı âmme seviyesine göre, beşeriyeti noktasında beyan eder İşte her hadiste bütün tafsilâtına, vahy-i mahz noktasıyla bakılmaz Beşeriyetin muktezası olan efkâr ve muamelâtında, risaletin ulvi âsârı aranılmaz Mâdem bazı hâdiseler mücmel olarak mutlak bir surette O'na vahyen gelir, o da kendi ferasetiyle ve teârüf-ü umumi cihetiyle tasvir eder Şu tasvirdeki müteşabihata ve müşkilâta bazan tefsir lâzım geliyor, hattâ tabir lâzım geliyor Çünki bazı hakikatlar var ki, temsil ile fehme takrib edilir Nasıl ki bir vakit huzur-u Nebevîde derince bir gürültü işitildi Ferman etti ki: "Şu gürültü, yetmiş senedir yuvarlanıp, şimdi Cehennem'in dibine düşmüş bir taşın gürültüsüdür " Bir saat sonra cevap geldi ki: "Yetmiş yaşına giren meşhur bir münafık ölüp, Cehennem'e gitti " Zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm'ın beliğ bir temsil ile beyan ettiği hâdisenin te'vilini gösterdi M )
VAHİYE (Bak: Vahi)
VAHL Sıvı çamur Balçık Tîn-i rakik
VAHL-GÂH f Bataklık
VAHŞ (C : Vuhuş - Vahşân) İnsandan kaçan, yabani ve ürkek hayvan * Tenha ve ıssız yer
VAHŞÂN (Vahş C ) Issız, tenha yerler * Yabani hayvanlar
VAHŞET (Vahş - Vahiş) Yabanilik * Issızlık, tenhalık * Vehim, ürküntü Korku Vahşilik * Tenha, ıssız, korkunç yer * Elbise ve silâhını çıkarıp atmak * Aç kimse
VAHŞET-ÂBÂD f Issız, korku ve ürkeklik veren yer
VAHŞET-ÂGİN Çok ıssız, korkulu yer, korkunç
VAHŞET-ÂMİZ f Vahşetle karışık
VAHŞET-ÂVER f Korku veren, ürküten
VAHŞET-ENGİZ f Korkulu
VAHŞET-GÂH f Korku yeri Issız yer
VAHŞET-NÂK f Korku veren yer Issız ve korkulu yer
VAHŞET-ZÂR f Yabani, ıssız yer
VAHŞİ(YE) Medeni olmayan İnsanlardan kaçan Alışık ve ehlî olmayan * Merhametsiz, duygusuz * Ürkek, korkak
VAHŞİYÂNE Vahşice Vahşiye yakışır şekilde
VAHŞUR f Peygamber, nebi
VAHY (Bak: Vahiy)
VAHY-İ MAHZ Kuvvetli ve sarih mertebede olan vahiy Sırf vahiy olup, içinde Allah'ın bildirdiğinden başka bir şey katılmamış vahiy
VAHY-İ SARİHÎ Hem sözü, hem mânası tam vahiy olan (Âyetler ve kudsi hadisler gibi) Resul-ü Ekrem burada sırf tebliğ edendir Müdahalesi yoktur
VAHY-İ SEMAVÎ Beşerin düşünerek yapmasına inkân olmayan, Allah (C C ) tarafından melek vasıtasıyla Peygambere gönderilen vahiy
VAHY-İ ZIMNÎ Mücmel ve hulâsası vahye ve ilhama istinad eden; tasvirât ve tafsilatı Resul-ü Ekrem'e (A S M ) âit olan vahiydir
VAHZ Sivri bir şey batırarak acıtma * Çimdikleme * Isırma * Sokma
VAÎ (C: Vuât) Hâfız
VAÎD İyiliğe sevk veya kötülükten kurtarmak için ileride olacak kat'i hâdiseleri haber vererek korkutmak * Cehennemi haber vermek (Bak: Va'd)
VAİF Davar yürüdüğünde karnından işitilen ses
VÂİZ Nasihat veren Dinî mes'eleler üzerinde öğüt veren (Ben vâizleri dinledim Nasihatları bana tesir etmedi Düşündüm Kasavet-i kalbimden başka üç sebep buldum:Birincisi: Zaman-ı hâzırayı zaman-ı sâlifeye kıyas ederek yalnız tasvir-i müddeâyı parlak ve mübalâğalı gösteriyorlar Tesir ettirmek için; isbat-ı müddea ve müteharri-i hakikatı ikna' lâzım iken ihmal ediyorlar İkincisi: Bir şeyi tergib veya terhib etmekle ondan daha mühim şeyi tenzil edeceklerinden muvazene-i Şeriatı muhafaza etmiyorlar Üçüncüsü: Belâgatın muktezası olan hale mutabık, yani ilcâat-ı zamana muvafık, yani teşhis-i illete münasib söz söylemezler; güya insanları eski zaman köşelerine çekiyorlar, sonra konuşuyorlar Hâsıl-ı kelâm: Büyük vâizlerimiz hem âlim-i muhakkik olmalı, tâ isbat ve iknâ etsin Hem hakîm-i müdakkik olmalı, tâ muvazene-i Şeriatı bozmasın Hem beliğ-i mukni' olmalı, tâ mukteza-yı hal ve ilcâat-ı zamana muvafık söz söylesi ve mizan-ı Şeriatle tartsın Ve böyle olmaları da şarttır İk M ) (Bak: Hissiyat)
VAİZÎN (Vâizûn) Vâizler Halka nasihat verenler
VAJGUN (Vâjgune) f Ters, tersine dönmüş Uğursuz
VAK' Ağırbaşlılık Ağırlık * Yüksek yer
VA'K Sıtma ve harareti
VAK' Yüksek mekân * Etki, tesir * Düşmek
VA'K(A) Yaramaz huylu kişi
VAK'A Hâdise Olup geçen şey Mes'ele * Birini bir defada yere düşürmek * Muharebe * Vuku bulan
VAK'A-İ HAYRİYE Tar: Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılması münasebetiyle kullanılan bir tabirdir İlk önceleri büyük hizmetleri görülen Yeniçeriler, zamanla nizam ve intizamlarını kaybettikleri gibi, son zamanlarda uygunsuz hareket ve isyanlarla memleketin başına belâ kesildikleri için, ocağın lağvı hayırlı sayılmış ve bu sebeple bu tabir meydana gelmiştir (O T D S )
VAKA' Yufka bulut * Taş * Yerin taşlı olmasından ayak incinmek * Cefa, eza * Vurma, darp
VAKAD Alevlenen ateş
VAKAD (Ateş) yanmak ve tutuşmak
VAKAH Katı yüzlü, utanmaz, hayırsız kimse * Sağlam ve sert tırnak
VAKAHAT Arsızlık Utanmazlık Katı yüzlülük Açıklık ve saçıklık * Pek sağlam ve metin
VAKAHET (Vakhe) İbadet, taat * Bir adamın sözünü dinleyip itaat ve imtisal etmek, ona uymak * Bir şeyi bırakıp feragat etmek * Büyük papaz olmak
VAK'A-NÜVİS f Osmanlı İmparatorluğu devrinde, zamanın hâdiselerini kaydetmekle vazifeli olan resmi devlet tarihçisi
VAKAR Ağırbaşlılık Halim ve heybetli oluş Nâmusu muhafazayı mucib haslet Temkinlilik Azamet ve izzet
VAKAS Boynun kısa olması Ateşe attıkları ufacık değnekler * İki nisap zekâtın arasındaki zekâtı olmayan hayvanlar
VAKAYİ' (Vak'a C ) Vâki olup zuhur eden hususlar * Kıtaller Öldüresiye vuruşlar
VAKB (VÜKUB) Duhul etmek, dâhil olmak, girmek * Kaybolmak
VAKD (Vakdân) Ateşin yanması, tutuşması
VA'KE Cenk yeri, dövüş alanı
VAKF Bir kimseyi veya bir şeyi alıkoymak, durdurmak Kımıldatmamak * Hareketten fariğ olmak, imsak etmek Hapsetmek Aslâ satılmamak, başka şeye tebdil olunmamak şartı ile bir mülkü Allah yoluna vermek Menfaatı hayır nevilerinden birisine âit olmak üzere bir mülkü ilelebed vermek * Tecvidde: Durmak ve durdurmak mânalarına gelerek, nefesle beraber sesin kesilmesine denir Yâni: Kur'an-ı Kerimi tilâvet ederken herhangi bir kelime üzerinde bir müddet sesi kesip, nefes alarak dinlenme halidir
VAKF-I HAYAT Hayatını vakfetme * Ömrünü tamamen din hizmetine vermek
VAKFE Bir hareketin geçici olarak durdurulması * Durak Durulacak yer * Hacıların Hac esnasında Arafat'taki tevakkufları olup, eda etmeğe mecbur oldukları şartlardan birisidir
VAKFE-İ HAYRET Hayret duraklaması
VAKFEGÂH f Durak yeri
VAKFETMEK Fık: Bir malı veya bir şeyi bir işe bağlayıp o yolda devamlı kılmak * Bir şeyi karşılıksız olarak Allah yoluna vermek
VAKFÎ Vakfa âit, vakıfla alâkalı
VAKFİYE Mülkün vakıf olmak keyfiyyeti
VAKH (VEKAHE) Taat, ibadet
VÂKIA' Vuku bulmuş, olmuş, var olan mevcud bir hâdise * Olan olmuş * Rüya, düş * şiddetli hâdise * Meşakkat, musibet * Kıyamet * Cenk, savaş
VÂKIA SURESİ Kur'an-ı Kerim'in 56 suresidir Mekkîdir
VÂKIÂT (Vâkıa C ) Vâkıalar Baştan geçen hâdiseler
VÂKIF Bilen, haber sahibi Aşina Bir işten iyi haberi olan * Vakfeden * Duran, ayakta duran
VÂKIF-I AHVAL Durumdan haberli olan, işlere vâkıf bulunan
VÂKIF-I ESRAR Gizli şeyleri, sırları bilen
VÂKIFANE f Bilen kimseye yakışır surette, bilerek Vâkıf şekilde Anlamak ve bilmek suretiyle
VAKIYYE Dörtyüz dirhemlik tartı
VÂKİ' Olan, düşen, konan Mevcud ve var olan * Geçmiş olan, geçen
VÂKİ-İ HÂL Hâlin hakikatı, o işin hakikatı
VÂKÎ (Vikaye den) Saklayan, koruyan, vikaye eden, esirgeyen * Önleyici tedbir veya ilaç
VAKÎA Kıtal Öldüresiye vuruşmak * Vak'a
VÂKİB Ayak üstüne duran kişi
VAKÎB At yürürken karnı içinden işitilen ses
VAKÎH Hayâsız, utanmaz, edepsiz
VAKİN Oturucu, oturan
VAKİR Yuvasına girmiş kuş
VAKKAS Okçu İyi muharebe eden Savaşçı
VAKL Yükselmek * Bir nesnenin üstüne çıkmak * Mukul ağacı
VAKM Reddetmek * Hor ve zelil etmek
VAKNE Her nesnenin azı
VAKR Az işitmek Sağırlık
VAKRE Davarın tırnağının taşa dokunup sürçmesi
VAKS KÜFÜR YASAK !!! kısmının fahişeliğini zikrederek anlatmak * Bedene uyuz illeti yayılması
VAKS Boynu vurup kırmak
VAKŞ His * Hareket
VAKT (Vakit) Zaman Saat Çağ Mevsim * Boş zaman * Geçim * Fırsat * Muayyen, belli bir zaman
VAKT-İ ASR İkindi vakti
VAKT-İ HÂCET İhtiyaç vakti Lüzumlu vakit
VAKT-İ HAZAR Barış zamanı
VAKT-İ MERHUN Belli edilen, muayyen bir zaman
VAKT-İ TEFRİH Tıb: Çiçek hastalığı aşısının yapılmasından te'sirini gösterinceye kadar geçen zaman
VAKT-İ ZEVAL Güneşin tam ortada, bize göre doğu ve batı ortasında bulunduğu ve gölgenin gündüzde en kısa olduğu zaman Zeval vakti
VAKT (C: Vikat) İçinde yağmur suyu biriken çukur * Su ile faydalanacak mekân * (Horoz) tavuğa binmek
VAKTAKİ f Ne vakit ki, o zaman ki, olduğu vakit
VAKTEN Vakit ve zamanca
VAKUD Odun, kömür gibi yakılacak şeyler
VAKUR Ağırbaşlı, temkin sahibi İzzetli, vakarlı
VAKURANE f Ağırbaşlılıkla Düşünce ve tedbirlilikle Temkinle
VAKVAK Korkak kişi * Hindistan'da Vakvak beldesinde yetişen bir ağaçtır Yüz zira' miktarı boyu olur, kalkan gibi yassı yaprağı olur
VAKVAKA Kurbağa, tavuk, kuş sesi veya köpek havlaması
VAKZ Galebe etmek * Şiddetle vurup ölmeye yakın etmek
VAKZ Sıklet, ağırlık
VA'L Sığınacak yer
VÂLÂ Yüksek, âlî, refi'
VÂLÂCÂH f Mevkii yüce, rütbesi yüksek olan
VÂLÂKADD f Boyu yüksek, uzun boylu
VÂLÂKADR f Değeri yüksek, kadri yüce
VÂLÂŞÂN f Şânı yüce
VÂLÂYÎ f Yücelik, yükseklik
VALİ Bir vilâyeti idare eden en büyük memur * Mâlik
VALİB Ulaşıcı, ulaşan, varan * Önüne doğru giden
VALİBE Evvelki ekinin kökünden biten ekin
VALİCE İnsanı şiddetle tutan bir hastalık
VALİD (Vilâdet den) Doğurtan Baba
VALİDAN (Bak: Vâlideyn)
VALİDAT (Vâlide C ) Anneler Vâlideler
VALİDE Ana Doğuran
|