|
Prof. Dr. Sinsi
|
Osmanlıca Sözlük (C Harfi)-Osmanlıca Kelimeler Sözlüğü...
RE: Osmanlıca Sözlük (C Harfi) CEM
Hükümdar, melik, şah * Hz Süleyman'ın (A S ) nâmı * İskender'in bir ismi
CEM'
(C : Cümu) Hurmanın iyi olmayanı Farklı şeyleri bir yere getirmek mânasına mastar * Az olarak cemaat için isim olur * Toplama Bir yere getirme, biriktirme Yığma * Gr: Arabçada (ve tesniye olmayan dillerde) ikiden çok olan şeylere delâlet eden kelime (Kitabın başındaki cemi' hakkındaki izahata bakınız) * Tas: Bütün eşyayı Cenab-ı Hak ile görerek kendi havl ve kuvvetinden teberri etmek
CEM-ÜL CEM
Gr: Bir defa cemi'olan kelimenin tekrar bir defa daha cemi olması (Evliya; Evliyalar gibi ) * Tas: Vahdet-i vücuda dalmak Bekabillah, Cenab-ı Hak'ta fâni olmak
CEM-İ MÜENNES
Gr: Müfredinin şeklini bozmadan sonundaki müennes alâmeti olan (e "t") kaldırılıp yerine (ât) getirilir Müslime(t) : Müslimât gibi
CEM-İ MÜENNES-İ SÂLİM
Gr: Sonu ( $ ât) eki ile biten cemi'ler Meselâ: Müminât: (Kadın mü'minler, mümineler) Sâdıkât, Hafiyyât, Sâlihât gibi
CEM-İ MÜKESSER
Gr: Cemi yapılacağı zaman müfredinin şekli bozularak yapılan cemi Kaide dışı yapılan, kaideye uymadan yapılan cemi Kitab; kütüb, gibi
CEM-İ MÜZEKKER
Gr: Müfredinin şeklini bozmadan sonuna (în, ûn) getirilerek yapılan cemi: Müslimîn, müslimûn gibi
CEM-İ SAHİH (SÂLİM)
Gr: Bu cemi yapıldığı zaman müfredinin şekli bozulmaz İki türlüdür Cem-i müzekker, Cem-i müennes * Mat: Toplama
CEM-İ ZIDDEYN
İki zıddın birlikte bulunması (Bak: İçtima-ı zıddeyn)
CEMAAT
Topluluk Bir yere toplanmış insanlar Takım, bölük * Fık: Bir imama uyup namaz kılan müslümanların heyeti Bir mezhebe tâbi bir heyet teşkil eden ahali * Aralarındaki münasebetleri din, örf ve âdetlere göre tanzim eden, akrabalık, komşuluk, hemşehrilik gibi rabıtalarla birbirine bağlı insan topluluğu
CEMAAT-İ ÇİLİNGİRÂN-I HÂSSA
Tar: Saraydaki çilingirlik işlerini yapmakla muvazzaf sanatkârlar zümresi
CEMAAT-İ HADEME-İ EHL-İ HİREF
Tar: Saray işlerini yapmakla vazifelendirilmiş sanatkârlar zümresi
CEMAAT-I MÜCELLİDÂN-I HÂSSA
Tar: Saraydaki kitabları ciltlemekle vazifeli sanatkârlar
CEMAD
Cansız ve kurumuş olmak * Yağmur yağmayan yer * Sütü olmayan deve * Donmuş, katı cisim
CEMADAT
Katı cisimler, cansızlar
CEMADÎ
f Ruhu olmayan, cansız madde Câmid cisim
CEMAET
Her nesnenin şahsı ve cüssesi
CEMAHİR
(Cumhur C ) Cumhuriyetler
CEMAHİR-İ MÜTTEFİKA
Birbiriyle anlaşmış, ittifak etmiş devletler Müttefik cumhuriyetler
CEMAHİR-İ MÜTTEHİDE
Birleşmiş devletler Müttehid cumhuriyetler
CEMAL
Yüz güzelliği Fertteki güzellik * Cenâb-ı Hakk'ın lütuf ve ihsânı ile tecellisi * Hak ile söylenen doğru söz * Hüsün (  Bir cemal sâhibi, dâima hüsn ü cemalini görmek ve göstermek ister Bu ise, âhiretin vücudunu ister Çünkü dâimi bir cemâl, zâil ve muvakkat bir müştaka razı olmaz Onun da devamını ister Bu da âhireti ister M N )
CEMAL-İ BÎ-MİSAL
Misâli, benzeri olmayan güzellik (Bak: Celâl)
CEMALULLAH
Allah'ın cemâli CEMAM : Rahat olmak Dinlenip yorgunluğu gidermek İstirahat etmek
CEMAMİH (CEMÛH)
Başı sert, yavuz at
CEM'AN
Bir yere toplamak suretiyle, toplanmış olarak
CEM'ARE
Galiz, kaba nesne Yüksek taşlar * Kabile ismi * Küçük kuş
CEMAŞ
Kadın ile oynaşan kişi
CEMAZİYEL AHİR
Arabi ayların altıncısıdır (Arabi aylar: Muharrem, Safer, Rabiyy-ül-evvel, Rabiyy-ül-âhir, Cemaziyel-evvel, Cemaziyel-ahir, Receb, şaban, Ramazan, şevval, Zilkade, Zilhicce'dir)
CEMAZİYEL EVVEL
Arabi ayların beşincisidir * Bir kişinin mazisi, geçmişi
CEMCEME
Sözü gizli söyleme, harfleri tâne tâne söyleyip açık beyan edememe
CEMD
Donmak
CEMDER
f Bir cins bıçak veya kama
CEMED
Dondurmak * Buz, kar
CEMEDÎ
(Cemed den) Buz gibi, çok soğuk, bârid
CEMEL
Erkek deve İbil
CEMEL VAK'ASI
Müslümanlar arasında vuku bulan elem verici ilk muharebedir Peygamber Efendimizin (A S M ) Zevcesi Hz Aişe (R A ) ile Aşere-i Mübeşşereden Talha ve Zübeyr'in (R A ) Hz Ali'ye (R A ) karşı kıyamlarından doğmuştur Bu harpte Hz Aişe ile Talha ve Zübeyr'in maiyetinde otuzbin; ve Hz Ali'nin refakatinde yirmibin kişi olduğu hâlde karşı karşıya gelinmiş ve muhârebe sonunda her iki taraftan içlerinde sahabeden birçok zatla beraber onbin kişi şehid edilmiştir Bu muharebede Hz Talha ve Zübeyr de şehâdete nâil olmuşlardır Bu muhârebeye Cemel Vak'ası denilmesinin sebebi: Hz Aişe'nin mahfelini bir deve üzerine koydurarak ve kendisi ve bu mahfelde gayet mestûre bir şekilde oturup harp yerine maiyetindeki sahabelerle beraber gittiği için ve harbin en şiddetlisi bu devenin etrafında meydana geldiği içindir (Bak: Sahabe)(Hazret-i Ali (R A ) zamanında başlayan muharebelerin mâhiyeti nedir? Muhariblere ve o harpte ölen ve öldürenlere ne nam verebiliriz?Elcevap: Cemel Vak'ası denilen Hazret-i Ali ile Hazret-i Talha ve Hazret-i Zübeyr ve Aişe-i Sıddıka (Radıyallahü Teâlâ Aleyhim Ecmain) arasında olan muharebe; adâlet-i mahzâ ile, adâlet-i izâfiyenin mücadelesidir Şöyle ki:Hazret-i Ali, adâlet-i mahzâyı esas edip, Şeyheyn zamanındaki gibi o esas üzerine gitmek için içtihad etmiş Muârızları ise: Şeyheyn zamanındaki safvet-i İslâmiye adâlet-i mahzâya müsaid idi, fakat mürur-u zamanla İslâmiyetleri zaif muhtelif akvam hayat-ı içtimaiye-i İslâmiye'ye girdikleri için adâlet-i mahzânın tatbikatı çok müşkil olduğundan, "ehvenüşşerri ihtiyar" denilen adâlet-i nisbiye esası üzerine içtihad ettiler Münâkaşa-i içtihadiye siyasete girdiği için, muharebeyi intaç etmiştir Mâdem sırf "Lillâh" için ve İslâmiyet'in menâfii için içtihad edilmiş ve içtihaddan muharebe tevellüd etmiş; elbette hem katil, hem maktûl ikisi de ehl-i Cennettir İkisi de ehl-i sevaptır diyebiliriz Her ne kadar Hz Ali'nin içtihadı musib ve mukabilindekilerin hata ise de, yine azâba müstahak değiller Çünki: İçtihad eden hakkı bulsa iki sevab var Bulmazsa, bir nevi ibadet olan içtihad sevabı olarak bir sevab alır Hatâsından mâzurdur Bizde gayet meşhur ve sözü hüccet bir zât-ı muhakkik Kürdçe demiş ki: $Yâni: Sahabelerin muharebesinde kıyl ü kal etme Çünki hem katil ve hem maktûl ikisi de ehl-i Cennettir Adâlet-i mahzâ ile adâlet-i izafiyenin izâhı şudur ki: $Âyetin mâna-yı işârisiyle; bir masumun hakkı, bütün halk için dahi ibtal edilmez Bir ferd dahi, umumun selâmeti için fedâ edilmez Cenâb-ı Hakk'ın nazar-ı merhametinde hak haktır, küçüğüne büyüğüne bakılmaz Küçük, büyük için ibtal edilmez Bir cemaatin selâmeti için bir ferdin rızâsı bulunmadan hayatı ve hakkı fedâ edilmez Hamiyet namına rızasıyla olsa, o başka mes'eledir Adâlet-i izâfiye ise, küllün selâmeti için, cüz'ü feda eder Cemaat için, ferdin hakkını nazara almaz Ehven-üş-şer diye bir nevi adâlet-i izafiyeyi yapmağa çalışır Fakat, adâlet-i mahzâ kabil-i tatbik ise, adâlet-i izâfiyeye gidilmez, gidilse zulümdür İşte İmam-ı Ali Radiyallahü Anh, adâlet-i mahzâyı şeyheyn zamanındaki gibi kabil-i tatbiktir deyip, hilâfet-i İslâmiyeyi o esas üzerine bina ediyordu Mukabilleri ve muârızları ise, "Kabil-i tatbik değil, çok müşkilâtı var " diye adâlet-i izâfiye üzerine içtihad etmişler Tarihin gösterdiği sâir esbab ise, hakiki sebep değiller, bahanelerdir M )
CEMEN
f Çardak
CEMERAT
(Cemre C ) Cemreler Şubat ayında azar azar artan sıcaklıklar
CEMH
Sür'at yapmak, hız yapmak * Huruç etmek, çıkmak
CEMH
Gururlanmak, kibirlenmek
CEMİ'
Cümle, hep, bütün * Gr: Çokluk bildiren kelime Çoğul
CEM'Î
(Cem' den) Cemiyete mahsus, cemiyetle alâkalı
CEMİAN
Bütün, hep
CEM-İ EZDAD
Birbirine zıd şeylerin bir arada bulunması
CEMİL
Güzel * Cenab-ı Hakk'ın isimlerinden biri
CEMİL-İ ALE-L ITLAK
(Cemil-i alelıtlak) Her cihetle çok güzel ve mükemmel
CEMİL-İ ZÜLCELAL
Celal sâhibi, cemil olan Cenab-ı Allah (C C )
CEMİLE
Hoşa gitmek için yapılan hareket
CEMİLEKÂR
f İyilik sever, güzel ahlâk ve huy sâhibi olan
CEMİR
Zaman, dehr
CEMİŞ
Saçı yolunmuş * Ot bitmeyen yer
CEM'İYYAT
(Cemiyet C ) Cemiyetler
CEM'İYYET
(Cemiyet) Topluluk, birlik Hey'et * Bir yere cem' olma * Mânevi birlik teşkil eden cemaat * Huk: Kazanç paylaşmaktan başka bir maksadla, ikiden ziyade şahsın ilim ve mâlumâtlarını ve faaliyetlerini devamlı bir şekilde birleştirmek suretiyle bir esas nizamnameye müsteniden ve hükmî şahsiyyeti hâiz olarak kurdukları teşekkül (T H L ) * Tas: Zihnin yalnız Cenab-ı Hak ile meşguliyet hali * Edb: Tenasübü veya tezadı dolayısıyla birbirine uyan kelimeleri veya zıd olan kelimeleri beraber aynı ifade içinde bulundurmak (Edebiyat Lügatı'ndan bir misal:Bir tâir-i kudsîyi uçurdun yuvasından Bir lâne-i sevdayı tebah eyledin ey mevt Bir tûde türaba çevirip cism-i latifin Bir haclegehi hâk-i siyah eyledin ey mevt "Tair, uçurdun, lâne, tûde, türab, hâk" lâfızları arasında tenasüb vardır "Bir tûde türab" ile "Cism-i latif" "haclegeh" ile "hâk-i siyah" arasında tezad vardır Buna, sözün cem'iyyetli olması denilir
CEM'İYYET-İ AKVÂM
(Milletler Cemiyeti) Birinci Dünya Savaşından sonra kurulan ilk Birleşmiş Milletler Cemiyetinin bizdeki adıdır
CEM'İYYET-İ HATIR
Zihin ve fikrin dağınık olmayıp toplu bulunması Hasr-ı fikir etmek
CEM'İYYET-İ KELÂM
Kelâmın câmi olması Müteaddid mânası bulunan kelâm, söz
CEM'İYET-İ MUHAMMEDÎ
(Bak: İttihad-ı Muhammedî Cemiyeti)
CEM'İYYETGÂH
f Toplantı yeri, toplanılacak yer
CEML
Yağ eritmek
CEMM
Çokluk Mecmu * Kuyuda biriken su * Hırs ve tama ile mal biriktirmek
CEMM-İ GAFİR
Büyük cemâat, insan kalabalığı Ekseriyet * Muhâfızlar
CEMMA
Boynuzsuz koyun
CEMMAL
Deveci, deve süren, deve sürücüsü
CEMMAZ
Hızlı giden
CEMMAZ-SÜVAR
f Hızlı giden bineğe binen kimse
CEMR
İnsanların bir araya toplanması * Atın sıçrayarak yürümesi * Ateş ve küçük taş vermek * Bir kimseyi def etmek, kovmak
CEMRA
Kuvvetli dişi deve
CEMRE
(C : Cimâr) Şiddetli karanlık * Ateşli kömür parçası, kor * İlkbaharda suya, yere, havaya düştüğü söylenen sıcaklık * Hacıların Mina Vâdisinde şeytan taşlamaları
CEMRE-İ SÂLİSE
Üçüncü cemre ki, toprağa düşer
CEMRE-İ SÂNİYE
İkinci cemre ki, suya düşer
CEMRE-İ ULÂ
Birinci cemre ki, havaya düşer
CEMREVİYYE
Divân şairleri tarafından bayramlar, baharlar gibi cemre sebebiyle, muasır olan büyük makamlı ve rütbeli kişiler için yazılan şiirler
CEMR-ÜL GADA
Ateşi çok devam eden ağacın ateşinin koru
CEMŞ
Saçı yolmak veya traş etmek * Gizli ses * Parmaklarının uçları ile çekmek * Gazel söylemek * Oynaşmak
CEMŞASB
f Hz Süleyman Peygamber (A S )
CEMUM
Yorga at * Yürürken eşinen at
CEM-UL CEVAMİ'
Eski medreselerde okutulan Dört Hak Mezhebin fıkıh usûlünü içine alan, Usûl-i Fıkh'ın en son kitabı Müellifi Şâfiî âlimlerinden İbn-üs Sübkî'dir
|