Yalnız Mesajı Göster

Osmanlıca Sözlük (A Harfi)-Osmanlıca Kelimeler Sözlüğü-Osmanlıca Kelimeler Anlamları.

Eski 09-10-2012   #2
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Osmanlıca Sözlük (A Harfi)-Osmanlıca Kelimeler Sözlüğü-Osmanlıca Kelimeler Anlamları.



RE: Osmanlıca Sözlük (A Harfi) Mesaj Yazmayin AD
İsim, nam, şöhret, şan, itibar, haysiyet

ÂD
(Âdet C) Âdetler

ÂD
Hz Hud Peygambere (AS) isyan ettiklerinden gazab-ı İlâhiyyeye uğrayan ve helâk olan, Yemen tarafında yaşamış bir kavmin adı(Şirk ve küfür cinayeti, kâinatın bütün kemalâtına ve ulvi hukuklarına ve kudsi hakikatlarına bir tecavüz olduğu cihetledir ki, ehl-i şirk ve küfre karşı kâinat kızıyor ve semavat ve arz hiddet ediyor ve onların mahvına anâsır ittifak edip, kavm-i Nuh (Aleyhisselam) ve Âd ve Semud ve Fir'avun gibi ehl-i şirki boğuyor, gark ediyor $ âyetinin sırriyle cehennem dahi ehl-i şirk ve küfre öyle kızıyor ve kızışıyor ki, parçalanmak derecesine geliyor ş)

ADA
Gr : Kendinden sonra gelen ismi cerreder Harf-i cerr'dir "den başka, den gayrı" mânasına gelir (Bak: Mâadâ)

ADA
Etrafı su ile çevrili kara parçası * Etrafı yollarla çevrili arsa ve binalar takımı

A'DA
(Adüv C) Düşmanlar

A'DA
En zâlim, en çok düşmanlık eden

ÂDÂB
(Edeb kelimesinin çoğuludur) Usul, yol, yordam, davranış kaideleri, terbiye Ahlâk ve terbiyenin gerektirdiği konuşma ve hareket tarzı Adaba uymayanlara edepsiz denir"Edipler edepli olmalı" yani yazarlar, edebiyatçılar dine, ahlâka ve terbiyeye uymalı Aksi halde edebiyatçı adına lâyık olamazlar, edepsiz olurlar(Sünnet-i Seniyyenin meratibi var Bir kısmı vâciptir, terkedilmez O kısım, Şeriat-ı Garrâ'da tafsilâtiyle beyan edilmiş Onlar muhkemattır Hiçbir cihette tebeddül etmez Bir kısmı da, nevâfil nevindendir Nevâfil kısmı da iki kısımdır Bir kısım, ibadete tâbi Sünnet-i Seniyye kısımlarıdır Onlar dahi Şeriat kitablarında beyan edilmiş Onların tağyiri bid'attır Diğer kısmı, "âdâb" tabir ediliyor ki, Siyer-i Seniyye kitablarında zikredilmiş Onlara muhalefete, bid'a denilemez Fakat âdâb-ı Nebevi'ye bir nevi muhalefettir ve onların nurundan ve o hakiki edebden istifade etmemektir Bu kısım ise (örf ve âdât), muamelât-ı fıtriyede Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın tevâtürle malum olan harekâtına ittiba etmektir Meselâ: Söylemek âdâbını gösteren ve yemek ve içmek ve yatmak gibi hâlâtın âdâbının düsturlarını beyan eden ve muaşerete taalluk eden çok Sünnet-i Seniyyeler var Bu nevi Sünnetlere "âdâb" tabir edilir Fakat o âdâba ittiba eden, âdâtını ibadete çevirir O âdâbdan mühim bir feyz alır En küçük bir âdâbın mürââtı, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmı tahattur ettiriyor; kalbe bir nur veriyor Sünnet-i Seniyyenin içinde en mühimi İslâmiyet alâmetleri olan ve şeâire de taalluk eden Sünnetlerdir Şeâir, âdeta hukuk-u umumiye nev'inden cemiyete ait bir ubudiyettir Birisinin yapmasıyle o cemiyet umumen istifade ettiği gibi, onun terkiyle de umum cemaat mes'ul olur Bu nevi şeâire riya giremez ve ilân edilir Nâfile nev'inden de olsa, şahsî farzlardan daha ehemmiyetlidir Sünnet-i Seniyye, edebdir Hiçbir mes'elesi yoktur ki, altında bir nur, bir edeb bulunmasın! Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş: $ Yâni : "Rabbim bana edebi, güzel bir surette ihsan etmiş, edeblendirmiş" Evet Siyer-i Nebeviyyeye dikkat eden ve Sünnet-i Seniyyeyi bilen, kat'iyyen anlar ki: Edebin envâını, Cenab-ı Hak, Habibinde cem'etmiştir Onun Sünnet-i Seniyyesini terkeden, edebi terkeder L)

ÂDÂB-I MİLLİYE
Millete ait edep ve terbiyeler

ÂDÂB-I MUAŞERET
Beraber yaşayışta, hoş ve İslâmca yaşama ve geçinme usulleri Peygamberin (ASM) sünnetine uygun olan hareket İnsanlara karşı edebli olma, insanca ve İslâmca yaşama âdâbı Adâba dair sünnet-i peygamberiyeye uymak( İki cihanın rahat ve selâmetini iki harf tefsir eder, kazandırır: Dostlarına karşı mürüvvetkârâne muaşeret ve düşmanlarına sulhkârâne muâmele etmektir M)

ÂDÂB-I UMUMİYE
Umumi ahlâk kaideleri

ÂDÂB U ERKÂN
Edebler, kaideler ve rükünler Ahlâk ve terbiye kaideleri

A'DAD
(Adud ve Adad C) Bazular Kollar * Havuzun çevre kenarına konan taş

A'DAD
İnce ve kısa kollu adam

A'DAD
(Aded C) Adetler Sayılar

ADAHİ
(Udhiye C) Kurbanlar

ADAHİK
(Udhuke C) Şakalar, gülünç şeyler

ADAK
Nezredilen şey (Bak: Nezr)

ADAKK
İnce, dakik

ADAL
Gümüşü az olan para

A'DAL
(İdl C) Eşitler, denkler, müsaviler

ADALAT
(Adale C) Adaleler

ADALE
Tıb: Bedenin hareketini icra eden ve birbirinden, ince bir perde ile ayrılan sinirli et kısımlarından her biri Hepsine birden et (Lahm) tâbir edilir

ADALET
Zulüm etmemek Herkese hakkını vermek ve lâyık olduğu muâmeleyi yapmak Mahkeme Hak kanunlarına uygunluk Haksızları terbiye etmek İnsaf Mâdelet Dâd Cenab-ı Hakk'ın emrini emrettiği şekilde tatbik etmek Suçluya Allah'ın emrini icra etmek(Adâlet iki şıktır Biri mübet, diğeri menfidir Müsbet ise; hak sahibine hakkını vermektir Şu kısım adâlet; bu dünyada bedahet derecesinde ihâtası vardır Çünkü her şeyin istidat lisaniyle ve ihtiyac-ı fıtrî lisaniyle ve ıztırar lisaniyle Fâtır-ı Zülcelâl'den istediği bütün matlubatını ve vücut ve hayatına lâzım olan bütün hukukunu mahsus mizanlarla, muayyen ölçülerle bilmüşahede veriyor Demek adâletin şu kısmı, vücut ve hayat derecesinde kat'i vardır İkinci kısım menfidir ki: Haksızları terbiye etmektir Yâni, haksızların hakkını, tâzib ve tecziye ile veriyor Şu şık ise; çendan tamamiyle şu dünyada tezahür etmiyor Fakat, o hakikatın vücudunu ihsas edecek bir surette hadsiz işarat ve emarat vardır Ezcümle: Kavm-i Âd ve Semud'dan tut, tâ şu zamanın mütemerrid kavimlerine kadar gelen sille-i te'dib ve tâziyâne-i ta'zib, gayet âli bir adâletin hükümran olduğunu hads-i kat'i ile gösteriyor S) (Bak: Fâtih Sultan Mehmed)

ADÂLET-İ İLÂHİYE
Allah'ın adaleti

ADÂLET-İ İZAFİYE
İzafi adalet veya adâlet-i nisbiye de denir Küll'ün selâmeti için, cüz'ü feda eden adalet usulüdür(Cemaat için ferdin hakkını nazara almaz, "ehvenüş-şer" diye bir nevi adalet-i izâfiyeyi yapmağa çalışır Fakat adalet-i mahza kabil-i tatbik ise "adalet-i izafiye"ye gidilmez, gidilse zulümdür M)

ADÂLET-İ MAHZA
Adaletin tam hakikisi, tam adalet (Adâlet-i mahza ile adalet-i izafiyenin izahı şudur ki: $ âyetin mâna-yı işarisi ile : Bir mâsumun hakkı, bütün halk için dahi ibtal edilmez Bir fert dahi umumun selâmeti için feda edilemez Cenab-ı Hakkın nazar-ı merhametinde hak, haktır Küçüğüne büyüğüne bakılmaz Küçük büyük için iptal edilemez Bir cemaatin selâmeti için bir ferdin rızası bulunmadan hayatı ve hakkı feda edilmez Hamiyet nâmına, rızası ile olsa o başka meseledir M)( Adâlet-i İlâhiyenin tam mânâsı ile tecelli etmesi için haşre ve Mahkeme-i Kübrâ'ya lüzum vardır ki, biri cezasını, diğeri mükâfatını görsün İİ)

ADALETKÂR
f Adaletli, insaflı, adalet sahibi

ADÂLETKÂRANE
f Adâletlice Adalet sahibine yakışır şekilde, insaflı ve haklı surette

ADALETPENAH
f Adâletli

ADALL
Çok sapık, çok dalâlette

ADAM
İnsan * Erkek kişi * Birinin tarafını tutan kimse * İyi ve terbiyeli yetişmiş insan

ADAMET
Ahmaklık, akılsızlık

ADAN
Deniz kenarı

ADAPTASYON
Fr Tatbik etme işi Bir şeyin bir başkasına göre ayarlanması Bir canlının, yaşadığı muhite uyması işi * Yabancı dilde yazılmış bir eseri yerli adlar ile ve yerli hayata uydurarak çevirme

ADAPTE
Fr Adaptasyonu yapılmış, tamamlanmış

ADARR
En zararlı

A'DAS
(Ades C) Mercimekler

ÂDAT
Âdetler (Bak: Âdet)

ADAVET
Husumet, düşmanlık Kin buğz Garaz(Adâvet ve muhabbet, nur ve zulmet gibi zıttırlar İkisi, mâna-yı hakikisinde olarak beraber cem olmazlar Eğer muhabbet, kendi esbabının rüçhaniyetine göre bir kalbde hakiki bulunsa, o vakit adâvet mecazi olur; acımak suretine inkılâb eder Evet mümin, kardeşini sever ve sevmeli Fakat fenalığı için yalnız acır Tahakkümle değil, belki lütufla ıslahına çalışır Onun için nass-ı hadis ile: "Üç günden fazla, mü'min mü'mine küsüp kat-ı mükâleme etmeyecek" Eğer esbâb-ı adâvet galebe çalıp, adâvet, hakikatıyla bir kalbde bulunsa; o vakit muhabbet mecâzi olur; tasannu ve temelluk suretine girer M)

ADAY
(Bak: Namzed)

ADB
Kılıç * Kesmek * Sövmek* Yardımcı

ADCEM
Eğri burunlu

ÂDD
Kuvvet, salâbet

ADD
Hesablamak Saymak Sayılmak İtibar etmek

ADDAR
Denizci, gemici taifesi

ADDETMEK
Saymak İtibar etmek İttihaz etmek

ÂDE
Âdet kelimesinin arabca terkiblerdeki kısalmış şekli Meselâ: Harikulâde, alelâde, fevkalâde

A'DEB
Erkeklerden arkadaşı ve yardımcısı olmayan * Bir boynuzu kırık hayvan

ADED
Sayı Tane Rakam Miktar

ADEDEN
Sayı bakımından, sayıca

ADEDÎ
(Adediye) Adede yani miktar ve rakama, sayıya mensub

A'DEL
(Adil den) Adâletli, çok doğru

ÂDEM
İnsan İlk insan ve ilk peygamber (AS)Allah ilk insan olarak Âdem'i, sonra eşi Havva'yı yaratmıştır Bugünkü insanlar onlardan türeyip çoğalmıştır Bazı dine tâbi olmıyanlar, insanın maymun soyundan bir hayvandan türediğini iddia ederler Bu iddia kasıtlıdır, çünki ilmî isbatı yapılamamıştır Lâboratuarlarda küçük canlılar üzerinde yapılan çalışmalar göstermiştir ki, canlının genetik yapısında meydana gelen değişiklik sonucu türeyen yeni canlı, ana-babasından daha mükemmel değil; dejenere olmuş, soysuzlaşmış, bozuk bir şekil almıştır İnsan ise en mükemmel mahluktur Kaldı ki bu güne kadar bir canlının değişip başka bir canlı haline geldiğini kimse görmemiştir Bugünkü maymunlar da hâlâ insan olmamışlardır Bugünün psikoloji ve felsefi antropolojisi insanın mahiyetçe, özce hayvandan farklı olduğunu kabul etmiştir $ Yani: Cenâb-ı Hak, Âdem'i (AS) bütün kemalâtın mebadisini tazammun eden âli bir fıtratla tasvir etmiştir ve bütün maâlinin tohumlarına mezraa olarak yüksek bir istidat ile halketmiştir ve mevcudatı ihata eden ulvi bir vicdan ve ihatalı on duygu ile teçhiz etmiştir; ve bu üç meziyet sayesinde, bütün hakaik-ı eşyayı öğretmeye hazırlamıştır, sonra bütün esmayı kendisine öğretmiştir Âdem'i halketti, tesviye etti, cesedine nefh-i ruh etti, terbiye etti, sonra esmâyı tâlim etti ve hilâfete namzed kıldı Sonra vakta ki Âdem'i melâikeye tercih etmekle rüchan mes'elesinde ve hilâfet istihkakında ilm-i esmâ ile mümtaz kıldı İİ)(Hz Âdem'in (AS) Cennet'ten ihracı ve bir kısım beni-âdemin Cehennem'e idhali ne hikmete mebnidir?Elcevap: Hikmeti, tavziftir Öyle bir vazife ile me'mur edilerek gönderilmiştir ki, bütün terakkkiyat-ı mâneviye-i beşeriyenin ve bütün istidâdât-ı beşeriyenin inkişaf ve inbisatları ve mâhiyet-i insaniyenin bütün Esmâ-i İlâhiyeye bir âyine-i câmia olması, o vazifenin netayicindendir Eğer Hz Adem Cennette kalsaydı; melek gibi makamı sâbit kalırdı, istidâdât-ı beşeriye inkişaf etmezdi Halbuki yeknesak makam sâhibi olan melâikeler çoktur, o tarz ubudiyet için insana ihtiyaç yok Belki hikmet-i İlâhiye, nihayetsiz makamatı kat' edecek olan insanın istidadına muvafık bir dâr-ı teklifi iktiza ettiği için, melâikelerin aksine olarak mukteza-yı fıtratları olan mâlum günahla Cennet'ten ihraç edildi Demek Hazret-i Adem'in Cennet'ten ihracı, ayn-ı hikmet ve mahz-ı rahmet olduğu gibi; küffarın da Cehennem'e idhalleri haktır ve adâlettir M) (Bak: Terakkiyat)

ADEM
Yokluk, olmama, bulunmama * Fakirlik (Vücudun zıddı)(Bir zaman -küçüklüğümde- hayalimden sordum: "Sana bir milyon sene ömür ve dünya saltanatı verilmesini, fakat sonra ademe ve hiçliğe düşmesini mi istersin? Yoksa, bâki, fakat âdi ve meşakkatli bir vücudu mu istersin?" dedim Baktım ikincisini arzulayıp birincisinden "Âh!" çekti "Cehennem de olsa beka isterim" dedi RN)(Eğer sen dalâlette boğulup çıkamıyorsan; yine cehennemin vücudu bin derece idam-ı ebediden hayırlıdır Ve kâfirlere de bir nevi merhamettir Çünkü insan, hattâ yavrulu hayvanat dahi, akrabasının ve evlâdının ve ahbabının lezzetleriyle ve saadetleriyle lezzetlenir, bir cihette mes'ud olur Şu halde, sen ey mülhid, dalâletin itibariyle ya idam-ı ebedi ile ademe düşeceksin veya cehenneme gireceksin! Şerr-i mahz olan adem ise, senin bütün sevdiklerin ve saadetleriyle memnun ve bir derece mes'ud olduğun umum akraba ve asl ve neslin, seninle beraber idam olmasından, binler derece cehennemden ziyâde senin ruhunu ve kalbini ve mâhiyet-i insaniyeni yandırır Çünkü cehennem olmazsa cennet de olmaz; herşey senin küfrün ile ademe düşer Eğer sen cehenneme girsen, vücud dâiresinde kalsan, senin sevdiklerin ve akrabaların ya cennette mes'ud veya vücud dâirelerinde bir cihette merhametlere mazhar olurlar Demek, herhalde cehennemin vücuduna taraftar olmak sana lâzımdır Cehennem aleyhinde bulunmak ademe taraftar olmaktır ki; hadsiz dostlarının saadetlerinin hiç olmasına taraftarlıktır Evet cehennem ise, hayr-ı mahz olan dâire-i vücudun Hakim-i zülcelâlinin hakimâne ve âdilâne bir hapishâne vazifesini gören dehşetli ve celâlli bir mevcud ülkesidir Hapishâne vazifesini de görmekle beraber, başka pek çok vazifeleri var Ve pek çok hikmetleri ve âlem-i bekâya âit hizmetleri var Ve zebâni gibi pek çok zihayatın celâldarâne meskenleridir Ş)

ADEM-ÂBÂD
f Yokluk Yokluk alemi

ADEM-İ ABESİYYET
Abes olmayış Faydasız ve boş olmamak

ADEM-İ BASİRET
Basiretsizlik, görüşsüzlük

ADEM-İ DİKKAT
Dikkatsizlik

ADEM-İ EMNİYET
Emniyetsizlik Güvensizlik

ADEM-İ HÂRİCÎ
İlm-i İlâhide mevcud olup, maddi vücudu olmayan(Adem-i mutlak zaten yoktur; çünkü bir ilm-i muhit var Hem daire-i ilm-i İlâhînin harici yok ki, bir şey ona atılsın Dâire-i ilim içinde bulunan adem ise, adem-i hâricidir ve vücud-u ilmiye perde olmuş bir ünvandır Hatta bu mevcudat-ı ilmiyeye bazı ehl-i tahkik "A'yan-ı sâbite" tabir etmişler Öyle ise, fenaya gitmek, muvakkaten haricî libasını çıkarıp, vücud-u mâneviye ve ilmîye girmektir Yani, hâlik ve fani olanlar, vücud-u hâricîyi bırakıp; mâhiyetleri bir vücud-u mânevi giyer, dâire-i kudretten çıkıp dâire-i ilme girer M)

ADEM-İ İHTİLÂF
Birlik Beraberlik Uyuşma Anlaşma

ADEM-İ İKTİDAR
İktidarsızlık Güçsüzlük Kuvvetsizlikten gelen hastalık

ADEM-İ İMKÂN
İmkânsızlık Mümkün olmayış

ADEM-İ İNKÂR
İnkâr etmeme İnkârsızlık

ADEM-İ İSTİMA'
Huk: Mahkemede dâvanın dinlenmemesi

ADEM-İ İTÂAT
İtâatsizlik, emri dinlememek

ADEM-İ İTİKAD
İtikatsızlık

ADEM-İ İTİLÂF
Ülfetsizlik, anlaşmazlık

ADEM-İ İTTİFAK
İttifaksızlık Uyuşmazlık

ADEM-İ KABUL
İsbatı tasdik etmemek Şek, hükümsüzlük İman hükümlerini lâkaydlıkla karşılamak, nefy ve inkâr etmek, kabul etmemek, göz kapamak gibi câhilâne bir hükümsüzlük Bir terk, bir cehl-i mutlak (Kabul etmemek başkadır İnkâr etmek başkadır Adem-i kabul, bir lâkaydlıktır, bir göz kapamaktır ve câhilâne bir hükümsüzlüktür Bu surette, çok muhal şeyler onun içinde gizlenebilir Onun aklı, onlarla uğraşmaz Amma inkâr ise: O adem-i kabul değil, belki o kabul-ü ademdir, bir hükümdür Onun aklı, hareket etmeye mecburdur M) (Bak: Kabul-i adem)

ADEM-İ KİFÂYET
Kifâyet etmeme, kâfi gelmeme, yetmezlik

ADEM-İ MERKEZİYYET
Bir idâri taksimattaki parçaların (vilâyet, belediye ve köy) muayyen hususlarda kendi kendilerine idare yetkileri Bir yere bağlı olmaksızın veya bir yerden idare edilmeksizin olan muamele Bütün kısım ve şubelerin kendi kendilerini idare tarzı

ADEM-İ MES'ULİYET
Mes'uliyetsizlik, sorumsuzluk

ADEM-İ MEVCUDİYYET
Yokluk Olmama

ADEM-İ MUVAFAKAT
Râzı olmayış, muvâfakat etmeme

ADEM-İ MÜBÂLÂT
Dikkatsizlik

ADEM-İ MÜDÂHALE
Karışmamazlık

ADEM-İ MÜSÂADE
İzinsizlik, müsaadesizlik

ADEM-İ SALÂHİYET
Salâhiyetsizlik, yetkisizlik

ADEM-İ SIRF
Yokluk Mutlak yokluk

ADEM-İ TAHAYYÜZ
Boşlukta yer kaplamamak Mekândan münezzeh oluş Yer ile bağlı olmamak Hacmi olmayış

ADEM-İ TAKAYYÜD
Kayıtsızlık Bir şeye bağlı olmayış Kıymet vermemek Üzerine almamak

ADEM-İ TA'KİB
Takibsizlik * Huk: Muhakemeye lüzum görmemek

ADEM-İ TE'DİYE
Borcunu ödememe

ADEMÎ
Yokluğa ait Ademle ilgili (Bak: Vukuât)

ÂDEMÎ
İnsanlardan olan, insana âit, insana dair ve müteallik

ÂDEMİYÂN
(Âdem C) İnsanlar

ÂDEMİYÂT
(Adem C) Yokluklar Ademler

ÂDEMİYYET
İnsanlık Namuslu bir insana yakışır hâl ve tavır

ÂDEM-KÜŞ
f Adam öldüren, katil

ADER
Yel inmekle hayası şişen kimse

ADER
Çok su

ADES
(C Adâs) Mercimek

ADESE
Mercimek * Mercek Uzağı yakın veya yakını uzakta görmeğe yarayan dürbün veya mikroskop camı

ADESE-İ AYNİYYE
Gözleme merceği

ADESE-İ MÜTEKARİB
Yakınlaştıran mercek

ADESÎ
Mercimeğe benziyen şey

ÂDET
Usul, görenek, alışılmış davranış Huy, tabiat Toplumda nesiller boyunca uyulan ve kamuoyunda (umumî efkârda) saygı ve müeyyideye sahip hareket kaideleri (Sosyoloji) İslâm cemiyetinde âdetler de İslâmî olur, İslâma uygun olur Müslüman, İslâma aykırı âdetlere uymaz Cemiyetin yabancı âdetlerle bozulmamasına gayret gösterir

ADETÂ
Âdet olduğu üzere, her vakitki gibi, alelâde Bayağı surette, âdi bir suretle Düpedüz

ADETEN
Görenek şekliyle, âdet olarak

ÂDET-İ AGNÂM
Keçi ve koyunlar için alınan vergi

ÂDETULLAH
(Sünnetullah da denir) Tabiatta canlı cansız bütün varlıkların nasıl hareket edeceklerini belirliyen Allah'ın emirleri, O'nun koyduğu değişmez düzen Meselâ oksijenle hidrojenin birleşmesinden su meydana gelir Işık, geldiği açıya eşit bir açı ile yansır ki, bunlar birer âdetullahdır "Âdetullah" yerine "tabiat kanunu" demek yanlıştır( Esbab-ı tabiiyyenin üss-ül-esası hükmünde olan cüz-ü lâyetecezzadaki kuvve-i câzibe ve kuvve-i dâfianın ictimalarının hortumu üzerinde bir muhaliyet damgası var Fakat caizdir ki, herbir şeyin esası zannettikleri olan cezb, def, hareket, kuva gibi emirler, âdâtullahın kanunlarına birer isim olsun Lâkin kanun, kaidelikten tabiîliğe ve zihnîlikten hâricîliğe ve itibarîden hakikata ve âletiyetten müessiriyete geçmemek şartıyla kabul ederiz MN)

ADEVÂN (ADV)
Sür'atle koşmak

ADF
Yemek

ADGÂS
(Dags C) Desteler, demetler * Karışık rüyalar * Karışık söylentiler

ADGÂSU AHLÂM
Karışık rüyâlar Tâbire değmeyen rüyâlar

ADHÂ
Kurbanlar Kuşluk vakti kesilen kurbanlar Kuşluk vakti (Bak: Îd)

ADHAM
Yoğun, kaba * İri cüsseli adam

ÂDÎ
Üstünlük farkı olmayan Kıymetsiz * Her zamanki * Âd kavmine âid

ADİD
Ağaç kesmek

ADİD
Kesilmiş ağaç * Tepesine el yetişen hurma ağacı

ADİD
(Adide) Çok Bir çok sayı Çok şeyler Müteaddid Birinin dengi

ADİD
Hasım * Arkadaş * Isırma Bir ısırımlık lokma (Bak: Adûd)

ÂDİH
Sihirbaz * Soktuğu saat öldüren yılan

ADİHE
Bühtan, yalan

ÂDİL
(Âdile) Adâlet eden Allah'ın emirlerini noksansız tatbik eden Doğru Doğruluk gösteren Adâlet sahibi (Bak: Adâlet)(Meselâ bir hükümdâr-ı âdil, ihkak-ı hak için mazlumların hakkını zâlimlerden almakla ve fakirleri kavilerin şerrinden muhafaza etmekle ve herkese müstahak olduğu hakkı vermekle lezzet alması, iftihar etmesi, memnun olması; hükümdarlığın ve adaletin bir kaide-i esasiyesi olduğundan elbette Hâkim-i Hakim, Adl-i Âdil olan Zât-ı Hayy-ı Kayyumun bütün mahlukatına, hususan zihayatlara "hukuk-u hayat" tabir edilen şerait-i hayatiyeyi vermekle ve hayatlarını muhafaza için onlara cihazat ihsan etmekle ve zaifleri kavilerin şerrinden Rahimane himaye etmekle ve umum zihayatlarda bu dünyada ihkak-ı hak etmek nev'i tamamen; ve haksızlara ceza vermek nev'i ise, kısmen sırr-ı adâletin icrasından olmakla ve bilhassa Mahkeme-i Kübrâ-yı Haşirde adalet-i ekberin tecellisinden hasıl olan ve tabirinde âciz olduğumuz şuunât-ı Rabbaniye ve maâni-i kudsiyedir ki, kâinatta bu faaliyet-i daimeyi iktiza ediyor L)

ÂDİLÂNE
Adalet sahibi bir adama yakışır surette

ADİL
Eş, denk, akran, benzeri Ölçüde, miktarda eşit olan

ADÎM
Mâlik ve sahib olmayan Yok olan Birşeyi olmayan Fakir

ADÎM-ÜL İMKÂN
İmkânsız Olamaz

ADÎM-ÜN NAZÎR
Eşi, benzeri olmayan Eşsiz Benzersiz

ÂDİN
Otlakta bulunan dişi deve

ÂDİNE
Cuma günü

ÂDİŞ
f Ateş, nar

ÂDİYAT
(Âdi C) Her zaman meydana gelen hârikulâde ve birer mu'cize-i kudret olmakla beraber, insanlarca alışılmış olduğundan kuymeti bilinmeyen hâdiseler * Kıymetsiz şeyler (Kur'an, âyetleriyle insanların nazarını me'lüfatları olan şeylere çeviriyor Âyetler, necimler gibi ülfet perdesini deler, atar İnsanın kulağından tutar, başını eğdirir O ülfetin altındaki havârık-ul âdât mu'cizeleri o âdiyat içerisinde gösterir MN)

ÂDİYÂT-I UMÛR
Günlük işler, her zamanki değersiz işler

ÂDİYÂT
(Adiv den ism-i faildir) Hızla koşmak, seyirtmek (At, deve vs koşanların hepsine ıtlak olunabilir) * Mc: Düşmanlık, zulüm * Dâima muharebeye koşup hücum eden cemaat * Uzaklık (Kamus)

ÂDİYAT SURESİ
Kur'an-ı Kerim'in 100 suresinin ismi olup, Medine-i Münevvere'de nâzil olmuştur

ÂDİYE
(C: Âdiyat) Gaza yolunda seğirten at

ÂDİYEN
Her zamanki gibi Adice Fevkalâde olmayarak

ÂDİYYE
İtiyad edilmiş Alışılmış

ÂDİYYET
Adilik Aşağılık

ADK
Vurmak, darp

ADL
Hakkaniyet Adâlet üzere oluş Cevr ve zulüm etmeyip nefislerde ve akıllarda istikameti kaim ve mâlum olan emir ve hâleti icra etmek Doğruluk * Her şeyi yerli yerince yapmak, beraber etmek * Meyletmek (Bak: Adâlet)(Hem istidâd lisanıyla, ihtiyac-ı fıtri lisanıyla, ıztırar lisanıyla sual edilen ve istenilen herşeye daimi cevap vermek; nihayet derecede bir adl ü hikmeti gösteriyor S)

ADL-PENAH
Adâletin barındığı yer, adâlete sığınan kimse

ADL
Mâni olmak Men etmek

ADLA'
(Azla') (Dıl' C) Kaburgalar * Mat : Geometrik şekillerin kenarları, sayı kökleri

ADLÎ
Adâlete mensup, adâletle alâkalı, ilgili* Sultan II Bayezid'in şiirlerinde kullandığı mahlası

ADLİYE
Mahkeme Muhakeme işleriyle uğraşan daire (Adliyede, adalet hakikatı ve müracaat eden herkesin hukukunu bilâ-tefrik muhafazaya, sırf hak namına çalışmak vazifesi hükmettiğine binaendir ki; İmam-ı Ali (RA), hilafeti zamanında bir yahudi ile beraber mahkemede oturup, muhakeme olmuşlar Ş)

ADM
Gazap etmek, öfkelenmek

ADM
(C: İdâm) Yay tutamağı * Deve kuyruğu * Saban eğiği ki, ucunda demiri vardır * Harman savurdukları yaba

ADMER
Arslan * Şedit, şiddetli * Belâ * Çirkin yüzlü şişman kadın

ADN
Vatan tutmak ve mukim olmak * Cennette bir makam adı (Bak: Cennet)

ADRAHŞ
f Yıldırım * Gökgürültüsü * Şimşek

ADRAS
(Dırs C) Arka dişler, dişler

ADREFUT
Kelerden büyük bir hayvan

ADRENALİN
Fr Tıb: Böbrek üstü salgısından çıkarılan bir hormon Sentetik olarak da yapılır Damar daraltmak ve kanamayı önlemekte kullanılır

ADRENG
Fr Keder, mihnet, sıkıntı

ADRET
Kaşları olmayan kimse

ADUB
Yardımcı

ADUD
Pazı Kolun omuzdan dirseğe kadar olan kısmı * Mc: Yardımcı İstinadgâh

ADUD
Zalim Iztırab veren Hunhar * Bir lokma * Isırıcı köpek veya at * Yavuz kişi * Dar ve derin olan kuyu (Bak: Adîd)

ADUDE
Yumuşaklık Tazelik

ADUDÎ
Pazı kemiği ile ilgili

ADULÎ
Gemici, mellah

ADÜVV
Düşman, hasım

ADÜVV-İ CÂN
Can düşmanı

ADÜVV-ÜD DİN
Din düşmanı(Hem küfranınızla öyle bir Mâlik-i Zülcelâl'in memleketinde isyan ediyorsunuz ki, ibâdından ve cünudundan öyleleri var ki, değil sizin gibi küçücük âciz mahlukları, belki farz-ı muhal olarak dağ ve arz büyüklüğünde birer adüvv-ü kâfir olsaydınız arz ve dağ büyüklüğünde yıldızları, ateşli demirleri, şuvazlı nühasları size atabilirler, sizi dağıtırlar Hem öyle bir kanunu kırıyorsunuz ki, o kanun ile öyleler bağlıdır, eğer lüzum olsa arzınızı yüzünüze çarpar, gülleler gibi küreniz misillü yıldızları üstünüze yağdırabilirler S)

ADÜVV-İ KADİM
Eski düşman

ADV
Yelmek Seğirtmek * Hazırlamak

ADVA
Hastalık başkasına bulaşmak

ADVAN
Çok koşan kimse

ADYA'
Boynuzu ufak koyun * Nebiyyi Zişân Aleyhisselam Efendimizin devesinin adı

ADYE
Koğuculuk, dedikoduculuk * Yalan söylemek * Sövmek

AFA'
Eşek sıpası

AF'AF
Devedikeni ağacının yemişi

AFAF
(Afâfet) Temiz olma Masumiyet Günahsızlık

AFAİF
Namus, ırz ve iffet sahibi, şerefli kadınlar

AFAK
Ufuklar Yerle göğün birleştiği gibi görünen uzak dâire * Etraf Cihetler * Mc: Görüş ve dönüş sınırları (Zıddı: Enfüs'dür)

AFAKGİR
Ufukları tutmuş, âleme yayılmış, şâyi, çok meşhur

AFAKÎ
Kâinat ve içindeki hâdiselere âid Nefsin haricindeki âleme dair * Kıymetsiz sözler ve meseleler (Enfüsinin zıddı) (Objektif)

AFAR
Arap diyarında çok olan bir yeşil ağaç * Hurma ağacını islah etmek * Katıksız ekmek yemek

AFARET
İfritçe, şeytanî, kötü niyet

AFARİT
(İfrit C) Şeytanlar İfritler

AFAROZ
(Bak: Aforoz)

AFAT
Afetler (Bak: Afet)

AFAT-I SEMAVİYE
Semavi âfetler Allah tarafından insanları ikaz ve ceza için verilen belâ ve musibetler

AFAZÎ
Fr Tıb: Organlarda bir işleme bozukluğu olmadığı halde, fikri kelime ile anlatamamak hâli

AFEN
Çürüme, pörsüme Yemeğin kokması (Bak: Ufunet)

AFEND
f Harp Kavga

A'FER
Pek beyaz * Beyazı kırmızılığına galip olan geyik

AFER
Toprak Yer Arz * Ekin suladıkları vaktin evveli

AFERCA
Yaramaz huylu

AFERİDE
(C: Aferidegân) f Yaratılmış, mahluk

AFERİN
f Beğenmek, alkış, yaşa, varol * Yaratan, yaratıcı

AFERİN-HÂN
f "Aferin" diyen

AFERNA'
Arslan * Kuvvetli deve

AFES
Burun eğriliği

A'FES
Çıplak, uryân

AFET
Belâ Musibet Büyük felâket Dâhiye * Mc: Son derece güzel

AFETZEDE
(C: Afetzedegân) f Bir musibete, bir belâya ve bilhassa yangın, zelzele gibi bir felâkete uğramış

AFETZEDEGÂN
(Afetzede C) f Afete, belâya, felâkete uğramışlar

A'FET
En güç sey * Pek akılsız * Peltek konuşan Kekeleyen

AFF
İffet, namus İffetli olmak Nefsini haramdan men'etmek

AFÎ
Silen, silinmiş Affeden, bağışlayan * Affedilmiş, bağışlanmış * Yalvaran * Uzun saçlı * Tencere altında artaya kalan

AFGAN
Afganistan Afgan krallığı, Afganistan milleti

AFİF
Temiz Güzel Nezih İffetli ve namuslu olan Haramdan sakınan * Müstakim

AFİFÂNE
f İffetlice Temiz olarak Nazif olarak

AFİK
Çok aptal

AFİK
Yalancı, iftiracı

AFİL
Uful eden Gurub eden Batan * Görünmez olan Kaybolan * Fâni, geçici

AFİLÛN (AFİLÎN)
(Afil C) Gelip geçici, fâni olanlar * Gözden kaybolup gidenler Uful edenler

AFİN
Affedenler

AFİNİTE
(Affinite) (Bak: Aşk-ı kimyevi)

AFİR
Çok kötü niyetli

AFİR
Güneşte kum üstünde kurutulan et

AFİRE
Komşusuna bir şey vermeyen kadın

AFİŞ
Fr Duvar ilânı

AFİTAB
f Güneş * Mc: Pek güzel * Çok güzel yüz

AFİTÂBÎ
Güneşe âit * Güzelliğe dâir

AFİTE
Dişi koyun Koyun güdücü kız

AFİYET
Sağlık, selâmet, sıhhatli olmak

AFK
Rücu etmek, dönmek * Kaybolmak

AFK
Akılsız olmak Sözünü tam söylememek

AFLAK
Çok gevşek şey

AFOROZ
R Papa tarafından bir Hıristiyanın kiliseden çıkarılması, dinden hariç addolunması

AFRA'
Beyazı kızıllığına galip olan geyik * Ayın onüçüncü gecesi

AFRAZE
f Nur Aydınlık, ışık * Kandil fitili

AFREYE
Horoz ibiği İnsanın ense saçı * Davarın alın saçı

AFRUŞE
f Un helvası

AFS
Hapsetmek * Deve sürmek * Arkasına ayağıyla vurmak

AFSA
Boynuzu ardına kayık koyun

AFSUN
(Efsun) f Büyü, sihir, tılsım (Büyücülük yapmak ve büyücülere uymak, Müslümanlıkta yasak ve günahtır)

AFŞAR
Avşar kabilesini meydana getiren Türkmenlerin adı

AFŞELİL
Sırtlan dedikleri canavar * Yaşlı, eti ve derisi sarkmış kuru kadın

AFT
Pelteklikten sözü zorlukla söylemek Kekemelik

AFTAB
f Güneş * Pek güzel şahıs * Çok parlak çehre

AFTÂB-GERDAN
f Güneşten korunmak üzere başa giyilen şey * Avcı kulübesi

AFTÂB-I KUREYŞ
Hz Muhammed (SAV) Efendimiz

AFTABE
f İbrik Su kabı

AFTAB-GERDEK
f Kaya keleri * Ayçiçeği

AFTAB-GERDİŞ
f Yer yüzü * Kaya keleri * Devamlı güneş gören yer

AFTAB-GİR
f Güneşlik, şemsiye * Güneş gören yer

AFTABÎ
f Güneşlik, şemsiye, tente * Güneşe ait, güneşle ilgili

AFTAB-PEREST
f Nilüfer çiçeği * Güneşe tapan kimse * Ayçiçeği

AFTAB-RU
f Güneş yüzlü, yüzü güneş gibi parlak (güzel) * Sevimli, dilber * Güneşe karşı olan (yer)

AFUR
Boz tüylü ve kısa boyunlu olan geyik * Zaman

AFUR
Belâ kasırgası

AFÜVV
Affeden, merhametli

AFV
Bağışlamak Kusur ve günâhı affetmek(Şeytanın mühim bir desisesi: İnsana kusurunu itiraf ettirmemektir Tâ ki, istiğfar ve istiaze yolunu kapasın Hem nefs-i insaniyenin enaniyetini tahrik edip, ta ki, nefis kendini avukat gibi müdafaa etsin; adeta taksiratından takdis etsin Evet şeytanı dinliyen bir nefis, kusurunu görmek istemez; görse de yüz te'vil ile te'vil ettirir ( $ )sırrıyla: Nefsine nazar-ı rıza ile baktığı için ayıbını görmez Ayıbını görmediği için itiraf etmez, istiğfar etmez, istiaze etmez; şeytana maskara olur Hazret-i Yusuf Aleyhisselâm gibi bir Peygamber-i Alişan, $ dediği halde nasıl nefse itimat edilebilir Nefsini ittiham eden kusurunu görür Kusurunu itiraf eden, istiğfar eder İstiğfar eden, istiaze eder İstiaze eden, şeytanın şerrinden kurtulur Kusurunu görmemek, o kusurdan daha büyük bir kusurdur Kusurunu itiraf etmemek büyük bir noksanlıktır Ve kusurunu görse, o kusur kusurluktan çıkar, itiraf etse, afva müstahak olur L)(İnsanın hayat-ı içtimaiyesini ifsad eden bir desise-i şeytaniye şudur ki: Bir mü'minin bir tek seyyiesiyle bütün hasenatını örter Şeytanın bu desisesini dinliyen insafsızlar, mü'mine adâvet ederler Halbuki : Cenab-ı Hak Haşirde adâlet-i mutlaka ile mizan-ı ekberinde a'mâl-i mükellefini tarttığı zaman, hasenatı seyyiata galibiyeti, mağlubiyeti noktasında hükmeyler Hem seyyiatın esbabı çok ve vücudları kolay olduğundan bazen bir tek hasene ile çok seyyiatını örter Demek bu dünyada, o adâlet-i İlâhiyye noktasında muamele gerektir Eğer bir adamın iyilikleri fenâlıklarına kemmiyeten veya keyfiyeten ziyade gelse, o adam muhabbete ve hürmete müstehaktır Belki, kıymetdar bir tek hasene ile, çok seyyiatına nazar-ı afv ile bakmak lâzımdır Halbuki: İnsan, fıtratındaki zülum damarıyla, şeytanın telkiniyle bir zatın yüz hasenatını bir tek seyyie yüzünden unutur, mü'min kardeşine adâvet eder, günahlara girer Nasıl, bir sinek kanadı göz üstüne bırakılsa; bir dağı setreder, göstermez Öyle de: İnsan garaz damariyle, sinek kanadı kadar bir seyyie ile dağ gibi hasenatı örter, unutur, mü'min kardeşine adâvet eder İnsanların hayat-ı içtimaiyesinde bir fesad âleti olur L)

AFV-İ ANİL CERAHA
Huk: Kendisine cinayet yapılmış olan kimsenin, yaralanmadan dolayı malik olduğu kısas, diyet veya hükümet-i adl; yani, ehl-i vukufca tayin edilen diyet hakkını caniye bağışlamasıdır

AFV-İ ANİLKAT'
Huk: Azalarından biri kesilen bir şahsın, buna karşılık hak kazandığı diyet veya kısas davalarından vaz geçmesi

AFV
Ayakla basılmadık yer * Malın iyisi, helâli ve fazlası * Terketmek * Mahvetmek

AFYON
Lât Haşhaş sütünün birikmesinden ibaret bir madde

AGÂH
(Ageh) f Haberdar Uyanık Kalbi uyanık Malumatlı Basiretli Vâkıf Bilen

AGÂHÂN
(Agâh C) f Agâhlar, bilenler, bilgililer Âlimler

AGÂHÎ (AGEHÎ)
f Malumat, vukuf, haberdarlık Uyanıklık, teyakkuz, basiret

AGAL
Darıltma, kışkırtma * Çiğnemeden yutma * Ağıl * Arı kovanı

AGALİŞ
f Kışkırtma * Birşeye saldırmak için kışkırtma

AGANDE
f Sucuk, yastık, minder gibi zorla doldurulmuş olan şeyler * Bir çeşit zehirli olan haşere, böcek

AGARR
Çok sıcak gün * Kendini beğenmiş * Asil, âlicenâb * Beyaz

AGARR-ÜL EYYÂM
En sıcak gün

AGAŞTE
f Bulaşmış

AGAVAT
(Ağa C) Saray hizmetlerinde kullanılan harem ağaları

AGAYAN
Ağalar

AĞA YERİ
Topkapı sarayında hazine kethüdasının oturduğu yer

AGAZ
f Başlama Mübâşeret

AGBA
Daha küt, en küt * Daha koyu, en koyu

AGBER
Çok tozlu

AGBEŞ
Boz renkli

AGBİYA
(Gabi C) Ahmaklar, gabiler

AĞDA
Bir kapta karıştırılıp pişirilerek koyulaşmış ve lüzucet kazanmış her nevi şeker vesaire

AGDEF
Uzun ve sarkık kulaklı

AGDİYE
(Gada ve Gıda C) Yenip içilecek gıdalar

AGEL
(Bak: İkal)

AGENDE-GUŞ
f Söz dinlemeyen, aldırmayan, alçak ve hayırsız kimse

AGESTE
f Islanmış, ıslak* Bulaşmış

AGFER
Mağfiret eden, bağışlayan, afveden

AGFER-ÜL-GAFİRÎN
Afvedenlerin en çok afvedeni (Allah)

AĞIL (AĞL)
Koyun, keçi vesair hayvanlara mahsus üstü açık, etrafı çit veya çalı çırpı ile çevrilmiş yer, mandıra

AGIRRA
(Garîr C) Tecrübesizler, safdiller, acemiler * Mağrurlar

AĞIT
Mersiye Ölen kimse için söylenen ve onu öven ve üzüntüyü anlatan şiir Ölen için ağlama (Müslümanlıkta ölenin arkasından aşırı ağlayıp dövünme iyi değildir)

AGİYYE
İçine su biriken çukur

AGİN
f Dolu, doldurulmuş

AGİSNA
Bize imdad eyle, yardım ihsan eyle (meâlinde duâ)

AGİŞ
f İlişik, sarkık * Uzatılmış

AGLAK
(Galak C) Kilitler * Kapalı, anlaşılmaz şeyler

AGLAL
(Gull C) Boyna geçirilen zincirler * Kelepçeler, pırangalar

AGLAL
Ağaçlar arasında akan su (Bak: Eglâl)

AGLAZ
(Galiz den) kaba ve galiz şeyler

AGLEB
Daha galib Çok kerre, ekseriya Çoğu ("Ağleben - Ağlebâ" şeklinde de kullanılır)

AGLEB-İ HÜKEMÂ
Hakîmlerin çoğu Hakîmlerin ekserisi

AGLEB-İ İHTİMAL
Büyük bir ihtimal

AGLEF
Sünnetsiz * Sandıkta kapalı * Mc: Katılaşmış, duygusuz kalb

AGLEZ
(Galiz den ism-i tafdil) Pekçok kaba ve galiz

AGMA
Yıldız Yıldız akması

AGMAD
(Gımd C) Bıçak ve kılıç kınları

AGMAK
Yukarı kalkmak, yükselmek, yukarıya meyletmek * Buhar olup yukarı kalkmak, buharlaşmak

AGMAR
(Gamr C) Yüce kimseler * Seller * (Gumr C) Bilgisizler, cahiller

AGMAZ
(Gamz C) Göz yummalar, göz kırpmalar

AGMAZ-UL AYN
(Egmaz-ul ayn) Gözü kapalı kimse Çok müsamahakâr Gafil

AGNA
(Gani den) Çok gani En zengin

AGNAM
(Ganem C) Koyunlar, keçiler * Hayvanlardan alınan vergi anlamında kullanılan bir tabirdir

AGNİYA
(Gani C) Zenginler, ganiler

AGNİYE
(Bak: Ugniye)

AGNOSTİK
fels Agnostisizm görüşünü benimseyen

AGNOSTİSİZM
fels Gerçeğin, mutlak hakikatın bilinemez olduğunu; insanın gerçeği, tam uygun bilgiyi elde edecek yaradılışta olmadığını kabul eden felsefe görüşü

AGRA
Çok sevimli, yakışıklı

AGRAFİ
yun Yazma kabiliyetinin kaybedilmesi

AGRANDİSMAN
Fr Büyütme (Fotoğrafçılıkta kullanılır)

AGRAR
(Gırr C) Tecrübesizler Acemiler Kolay aldananlar

AGRAS
(Gars C) Taze fidanlar, yeni dikilmiş ağaçlar

AGRAZ
(Garaz C) Garazlar Fiil yapılırken gözetilen gayeler Kasden ve bilerek yapılan kötülükler

AGREB
(Garib den) En garib, çok tuhaf

AGREB-ÜL GARÂİB
Şaşılacak şeylerin en garibi

AGREL
(C Gurl) Sünnet olmamış kişi

AGSAN
(Gusn C) Dallar, ağacın dalları * Mc: Mânanın kısımları

AGSEM
Beyazı siyahından daha fazla olan saç

AGSER
Boz ve esmer renkli, çok tüylü abâ, kilim * Kurbağa yosunu * Karabatak kuşu * Aşağılık ve âdi (adam)

AGŞA
Baygın adam * Vücudu siyah yüzü beyaz olan hayvan

AGŞİYE
(Gışa C) Perdeler, örtüler * Zarflar, mahfazalar

AĞTABAKA
Tıb: Görme sinirlerinin göz yuvarlağı içinde dağılmasından meydana gelen zar

AGTAŞ
Karanlık * Zayıf gözlü

AGTEM
Sözü tutkunarak söyleyen Kekeme

AGTİYE
(Gıtâ C) Perdeler

AGU
Zehir, sem

AGUL
f Hiddetlenerek göz ucuyla bakma

AGUN
f Baş aşağı, ters * Uğursuz

AGUNDE
f Hallaç elinden geçmiş pamuk, atılmış pamuk

AGUŞ
f Kucak * Sığınılan yer

AGÜS
f Taşcıların oymacılıkta kullandıkları demir kalem

AGVA
Dalâlete en fazla sapan, giden Sapık

AGVAR
(Gar C) Mağaralar

AGVAS
(Gavs C) Yardım istemek için bağırmalar İmdat istemeler

AGYAR
Yabancılar Başkaları * Rakipler (Bak: Gayr)

AGYAZ
(Gayze C) Ağaçlıklar, meşelikler

AGYED
Uykucu, tenbel * Esmer vücutlu * Nazik derili

AGYER
(Gayret den) Çok gayretli adam

AGZA
(Gazâ C) Düşmanlarla savaşlar, muharebeler

AGZEL
(C: Uzelân-Uzul) Eğri kuyruklu at* Silahsız kimse * Yağmursuz bulut

AGZİYE
(Gıdâ C) Yenilip içilecek şeyler Gıdalar, besin maddeleri

Alıntı Yaparak Cevapla