Yalnız Mesajı Göster

Osmanlıca Sözlük (A Harfi)-Osmanlıca Kelimeler Sözlüğü-Osmanlıca Kelimeler Anlamları.

Eski 09-10-2012   #4
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Osmanlıca Sözlük (A Harfi)-Osmanlıca Kelimeler Sözlüğü-Osmanlıca Kelimeler Anlamları.



RE: Osmanlıca Sözlük (A Harfi) Mesaj Yazmayin AKARAT
(Akar C) Gelir getiren yapılar ve mallar

AKARET
Kısırlık, kısır olma

AKARİB
(Bak: Ekarib)

AKARİB
(Akreb C) Kuyruğunda zehiri bulunan bir hayvancık olan akrebler

AKAS
Çirkin kokulu olma

A'KAS
Boynuzu kulağı ardında bitmiş veya boynuzu kulağı ardına gelmiş nesne

AKASIR
(Akser C) Pek kısalar

AKASİ
(Aksa C) Çok uzaklar

AKAT
Çukur yer

AKAT
Evin ortası Evin çevresi, etrafı

AKAVİL
(Bak: Ekavil)

AKB
Sakalın kaba ve sık olması

AKBEH
(Kabih den) En çirkin Çok kabih

AKBEL
Eğri gözlü * Kabiliyetli kimse * En çok beğenilen

AKBENEK
Gözün saydam tabakasında bir yara veya çıbandan kalan ve görmeyi yavaş yavaş azaltan beyaz benek

AKBİYE
(Kubâ C) Kaftanlar, üste giyilen elbiseler

AKCİĞER
Göğüs boşluğunu dolduran ve solunmağa yarayan bir organ Ree

AKÇA
(Akçe) Beyaz, oldukça beyaz * Para * Eskiden para ölçüsü olarak kullanılan küçük gümüş sikke

AKD
Anlaşma Sözleşme * Düğümleme Düğümlenme Bağ bağlama Bağlanma* Huk: Nikâh, hibe, vasiyet, bey' u şirâ gibi şer'î bir muameleyi iki tarafın iltizam ve taahhüd etmeleridir, icab ile kabulün irtibatından ibarettir Böyle bir muameleye mün'akid denir Bunun böyle vücuda gelmesine de in'ikad denilir

AKD-İ MECLİS
Konuşmak için toplanma, meclis kurma

AKD-İ MUAVAZA
Hibe ve sadaka gibi teberruattan olmayıp iki taraftan ivaz verilerek yapılan akd, ivazlı akd Satış, trampa gibi

AKD-İ ZİMMET
İslâmlarla muharebe etmiş veya eden bir şahsın veya bir cemaatın İslâm ahd u emânını, yani tâbiiyyetini kabul etmesi

AKDAM
(Kadem C) Ayaklar, kademler

AKDAR
Değerler Kudretler

AKDEM
Daha önce Daha ileri Daha mühim

AKDEM-İ UMUR
İşlerin en mühimmi

AKDEMÎN (AKDEMÛN)
Daha evvelce yaşamış olanlar Geçmişler İleride ve daha mühim kimseler * Eksikler (Bak: Kudemâ)

AKDER
En kudretli * Kısa boylu

AKDERİ
Eski zamanda kağıt yerine kullanılan ve üzerine yazı yazılan deri

AKDES
En kudsi En mübarek

AKDİYYE
Mafsallarda bulunan yumru ve düğüm

A'KEF
Ahmak

AKEM
Vergisi olmayan emlâk Türbe, cami, köprü, çeşme gibi

AKER
Zeytinyağı tortusu

AKERKER
Kuvvetli arslan * Yoğurt

AKESE
f Ökse * Bir şeye ilişmiş, asılmış

AKEVKA'
Kısa boylu

AKF
Eğmek, meylettirmek

AKF
Hapsetmek Vakfetmek

AKFA
(Kafâ C) Başın arka kısımları Enseler

AKFAL
(Kufl C) Kilitler Kapı kilitleri

AKFAR
(Kafr C) Sahralar, çöller

AKFAS
(Kafas C) Hamal küfeleri * Kafesler

AKFEN
Kulağı küçük ve kalın olan

AKFER
Çok kısır, en kısır * İki ön ayakları dirseğine kadar beyaz olan at

AKHAF
(Kıhf C) Ağaç kaplar, ağaçtan yapılmış kaplar * Kafa tasları

AKHEB
Rengi bozrak olan ak nesne

AKHEBAN
Fil, câmus

AKHER
En kahredici, çok kahreden

AKIL
(Bak: Akl)

AKILCILIK
(Rasyonalizm) fels İnsanın, akılla gerçeğe uygun bilgiyi bulabileceğini, aklın doğru kabul ettiği bilginin şübhe götürmez kesinlikte doğru olduğunu kabul ettiği felsefe Tenkitçi felsefe, deneyci felsefe, psikoloji ve sosyoloji bu felsefenin aşırı iddialarını çürütmüştür Bugünkü ilim adamları herşeyi tam doğru olarak biliyoruz iddiasından uzak, daha alçak gönüllü bir hareket tarzını benimsemektedirler ( izm) şeklinde ifade edilen görüşlere körü körüne ve acele ile bağlanmayı doğru görmemektedirler

AKIL-FÜRUŞ
f Akıl satan, daha akıllı olduğunu göstermeğe çalışan

AKILSUZ
f Aklı yandıran, aklı gideren

ÂKIL(E)
Uyanık Aklı başında Tedbirli Düşüncesi sağlam Huşyâr

ÂKILÂNE
f Akıllı kimseye yakışır surette, akıl ve idrakle

ÂKILÂT
Akıllı kadınlar

AKINCI
Keşif, yağma ve tahrib kasdıyla ecnebi memleketlere akın yapan kişi Akıncılık, Osman Bey zamanında başlamıştır

AKINTI
Bir sıvı cismin mütemadiyen hareketi, akış * Nehir veya deniz suyunun bir tarafa doğru cereyanı * Bazı hastalıklarda vücuttaki bir delikten cerahat akması

ÂKIR(E)
Kısır, verimsiz, kumlu toprak * Çocuksuz kadın * Oğlu veya kızı olmayan erkek * Yaralayan, yaralayıcı

ÂKIS
Pis kokulu

AKIS
İnatçı, muannid

AKİ
(Akk dan) İsyan eden, başkaldıran, âsi

ÂKİB
Çok fazla

AKİB
Ayağın ökçesi Adamın evlâdı, evlâdının evlâdı

AKÎB
Bir şeyin ardından gelen Arkası sıra giden

ÂKİB
Kendisinden sonra peygamber gelmeyen Hz Hâtem-ül Enbiyâ Peygamberimiz Resul-ü Ekrem (ASM) * Bir diğerinin arkasından gelen

ÂKİBE(T)
Bir şeyin sonu Nihayet Netice, sonuç

ÂKİBET-ÜL ÂKİBE
Akibetin âkibeti * Neticenin sonu * Ahiret

ÂKİBET-ÜL EMR
Bir işin neticesi, sonu

ÂKİBET-BİN
f İleri görüşlü Sonunu evvelden gören

ÂKİBET-BİNÎ
f Tedbirlilik, neticeyi önceden görüp düşünme

ÂKİBET-ENDİŞ
f Geleceği için endişe eden İstikbâlini düşünen Akibetini düşünen

ÂKİD
Kuyunun çevresi, etrafı

AKİD
Aralarında akid yapanlardan her birisi (Bak: Akd)

AKİDE
İnanılan ve itikad edilen esas İmân * Bir nevi şeker adı

AKİDE-İ TEVHİD
Allah'ın bir olduğuna inanmak

ÂKİDEYN
Huk: Her akidde anlaşmayı yapan her iki taraf

ÂKİF
Devamlı ibadetle meşgul olan * Bir şeyde sebat eden * Teveccüh, yönelme

AKİFAN
Uzun ayaklı karınca * Araptan bir kabile adı

AKİK
Meşhur ve kıymetli, ekseriya kırmızı renkte olan ve yüzük gibi şeylere takılan taş * Hicaz vilâyetinde bir vâdi * Yolunu yaran gür su

AKİK
Bunaltıcı sıcaklık

AKİKA
Yeni doğan bir çocuğun başındaki ana tüyü Yahut böyle bir çocuk için Cenab-ı Hakk'a şükür niyetiyle kesilen kurbanın adı Bu kurbana "Nesike" de denir

ÂKİL(E)
(Ekl den) Ekl eden, yiyen Yiyici

ÂKİL-ÜL BEŞER
İnsan eti yiyen

ÂKİL-ÜL HEVÂM
Haşaratla beslenen

ÂKİL-ÜL KÜLL
Herşeyi yiyen

ÂKİL-ÜL LAHM
Etle beslenen, et yiyici

ÂKİL-ÜS SEMEK
Balıkla beslenen Balık yiyici

ÂKİLET-ÜL EKBÂD
Ciğerler yiyen kadın * Uhud harbinde şehid olan Hz Hamza'nın (RA) göğsünü yararak ciğerlerini yiyen Ebu Süfyanın karısı Hind

AKÎLE
(C: Akayil) Baba tarafından akraba * Her şeyin en iyisi

ÂKİLE
(C: Avakil) Baba tarafından olan akraba* Baş tarayıcı kadın

ÂKİLE
Yenirce adı verilen yara

AKİM
(C: Akâm-Ukum) İçinde giyecek olan büyük çuval

AKÎM
Neticesiz, sonu yok Beyhude * Yağmur getirmeyen rüzgar * Çocuğu olmayan, kısır Doğurmayan (kadın), doğurtmayan (erkek)

AKİR
Yaralanmış, cerih

AKİRE
Ses, sedâ, savt

AKİS
Yere gömüp köklendikten sonra kestikleri üzüm çubuğu * Üzerine yağ koyup içtikleri taze süt * Sütlü çorba

AKİS
(Aks) Bir şeyin zıddı, simetriği, tersi * Hareketli bir cismin hareketinin tersine dönmesi * Bir şeyin evvelinin âhirine, âhirinin evveline dönmesi * Çarpışma, çarpıp geri dönme * Mantıkta: Bir düşünme ve akıl yürütme şekli; bir iddianın konusunu yüklem, yüklemini konu yapmakla bir sonuç elde etmek Meselâ : "Her sanatkâr kabiliyetli "yetenekli" dir O halde bazı yetenekliler sanatkârdır"

AKİS
Tersine dönen, vuran, çarpan Akseden

AKİS
(Aks) İnatçı, muannid

AKİSA
(C: İkâs) Saç örgüsü

AKİSE
Çok fazla deve * Karanlık gece

AKİSE
Işığı aksettiren âlet

AKK
(C: Ukuk) Serkeşlik Anaya, babaya itaatsizlik * Yarmak * (Koyun) kuzularken ölmek

AKK
Serkeş, inadçı

AKKÂL
Çok yiyen, obur * Tıb: Etrafındaki etleri çürütüp mahveden (yara)

AKKÂM
Deve kiralayıcısı, deve ile ücret karşılığında eşya taşıyan adam * Hacca Surre-i Hümayun ile birlikte giden hademe * Çadır mehteri

AKKOR
(Bak: Nâr-ı beyza)

AKKUB
Devenin çok yediği yassı yapraklı bir dikenli ot

AKL
Sürmek * Ölmek * İp ile bağlamak

AKL
(Akıl) Men'etmek * Sığınacak yer * Kırmızı mihfe örtüsü * Diyet * İnsanın; hayrı, şerri ve ilimleri anlayan, sebeblerden neticeleri çıkaran ve eserden eser sahibine intikal eden hassası Düşünme ve anlama kabiliyeti Zihin, zekâ, tefehhüm, fehim, irade, anlayış, kuvve-i hâfıza, mülâhaza, re'y, yaptığını bilme İlim, zihinde hâsıl olan sûret İnsan zihninin sıfatı Kalbde Hak ve bâtılı ayırdedebilen bir nur * Huk: Bir cinayetten dolayı, icab eden diyeti vermektir Diyet mânasına da kullanılır Akıl, esasen imsak ve imtisak mânasınadır Diyet vermek, kan dökülmesini men' ve imsak edecek müeyyid bir kuvvet mesâbesinde olduğundan bu cihetle de diyete akl denilmiş olması melhuzdur (Huk L)(Mütekellimînin mütebahhirîn ulemasından olan Mu'tezile imamları, zinet-i surîsine meftun olup, o mesleğe ciddi temas ederek, aklı hâkim ittihaz ettiklerinden, ancak fâsık, mübtedi bir mü'min derecesine çıkabilmişler S)(Arkadaş! Vesvese ve evham zulmetleri içinde yürürken, Resul-ü Ekrem'in (ASM) sünnetleri birer yıldız, birer lâmba vazifesini gördüklerini gördüm Herbir sünnet veya bir hadd-i şer'i, zulmetli dalâlet yollarında güneş gibi parlıyor O yollarda insan, zerre miskâl o sünnetlerden inhiraf ve udul ederse; şeytanlara mel'abe, evhama merkep, ehval ve korkulara ma'rez ve dağlar kadar ağır yüklere matiyye olacaktır Ve kezâ, o sünnetleri, sanki semadan tedelli ve tenezzül eden ipler gibi gördüm ki; onlara temessük eden yükselir; saadetlere nail olur Muhalefet edip de akla dayananlar ise, uzun bir minare ile semâya çıkmak hamakatinde bulunan fir'avn gibi bir fir'avn olur MN)

AKL-I BÂLİĞ
Yetişmiş genç Erginlik hâli Onbeşini doldurmuş genç

AKL-I BEŞER
İnsan aklı İnsan düşüncesi(Kur'anın hakaik-ı İlâhiyeye dair beyanatı ve tılsım-ı kâinatı fethedip ve hilkat-ı âlemin muammasını açan beyanat-ı kevniyesi, ihbarat-ı gaybiyenin en mühimmidir Çünkü: O hakaik-ı gaybiyeyi hadsiz dalâlet yolları içinde istikametle onları gidip bulmak, akl-ı beşerin kârı değildir ve olamaz Beşerin en dâhi hükemaları o mesâilin en küçüğüne akıllarıyla yetişmediği mâlumdur Hem Kur'an, gösterdiği o hakaik-ı İlâhiye ve hakaik-ı kevniyeyi beyandan sonra ve safa-yı kalb ve tezkiye-i nefisten sonra ve ruhun terakkiyatından ve aklın tekemmülünden sonra beşerin ukulü: "Sadakte" deyip o hakaikı kabul eder Kur'ana, "Bârekâllah" der Amma ahvâl-i uhreviye ve berzahiye ise, çendan akl-ı beşer kendi başıyla yetişemiyor, göremiyor Fakat, Kur'anın gösterdiği yollar ile onları görmek derecesinde isbat ediyor S)

AKL-I EVVEL
İlk akıl, hılkî ve cibilli olan akıl (Bir kısım eski ve sapık felsefecilere ve hususan İşrakıyyuna göre; teselsül tâbiri ile müessiriyetini iddia ettikleri sebeblerden birincisidir Bunun neticesi şirke gider Bunlarca, akl-ı evvel Allah'ın mahluku olup ve bundan ikinci akıl, ikincisinden üçüncü akıl ve böylece "Ukul-ü Aşere" dedikleri birbirinden türeyen on akıl varlığı tevehhüm edilerek dalâlete gidilmiştir)(Eski felsefenin bir düstur-u itikadiyesinden olan ( $ ) "Birden bir sudur eder" Yani, "bir zattan, bizzat bir tek sudur edebilir Sâir şeyler vasıtalar vasıtası ile ondan sudur eder" diye, Ganiyy-i alel-ıtlak ve Kadir-i Mutlakı, âciz vasaite muhtaç göstererek, bütün esbaba ve vasaite, rububiyyette bir nevi şirket verip Halik-ı Zül Celâle "Akl-ı evvel" nâmında bir mahluku verip âdeta sair mülkünü esbaba ve vasâite taksim ederek bir şirk-i azîme yol açan, şirk-alûd ve dalâlet-pişe o felsefenin düsturu nerede? Hükemânın yüksek kısmı olan İşrakıyyun böyle halt etseler; maddiyyun, tabiiyyun gibi aşağı kısımları ne kadar halt edeceklerini kıyas edebilirsin S)

AKL-I FA'AL
İşleyen ve çalışan akıl

AKL-I KÜLLÎ
Kâinatta görülen umumi ahenk Her şeyi kavrayan akıl

AKL-I MAAD (MEAD)
İrfan ve ilimle terbiye olan âhiretini düşünen akıl Geleceği kavrayan akıl

AKL-I MAAŞ
Aklın en alt tabakası Dünyada geçim işini düşünen akıl

AKL-I MATBU'
Yaradılıştan olup, her çocukta olan akıl Öğrenmeden var olan fıtrî akıl Bu akıl mümeyyiz olmayıp kabil-i hitap değildir

AKL-I MESMU'
Kabil-i hitab olan akıl Sonradan tecrübe ve bilgiyle gelişen akıl Hayrı ve şerri fark edebilen ve mümeyyiz olan kimsenin aklıdır

AKL-I SELİM
(Hiss-i selim) İyiyi kötüyü farkedip, insana hak ve hakikatı, iman ve İslâmiyeti tâkib ettiren akıl ve düşünüş Normal ve müsbet düşünce

AKLA'
Eli kesik

AKLAH
Sarı dişli

AKLAM
(Kalem C) Kalemler Oklar Yayla atılan eski zaman silahlarından biri

AKLAN
(Bak: Mâile)

AKLEB
Sarkık dudaklı

AKLED
Yoğurt

AKLEN
Akıl ile Akıl yolu ile

AKLEN VE NAKLEN
Akıl ve haberlerin nakline göre Akıl ve nakil yolu ile

AKLET
Yoğurt

AKLÎ
Akıl ile bilinen veya bulunan şey Akla mensub Akla dâir ve müteallik

AKLİYYAT
Müşahedeye ve tecrübeye girmeyen ve sadece akıl ile düşünülen şeyler ve hususlar Nazarî meseleler (Bak: Mücerredât, Ma'kulat)(Arkadaş! Kalb ile ruhun hastalığı nisbetinde felsefe ilimlerine meyil ve muhabbet ziyade olur O hastalık marazı da, ulum-u akliyeye tevaggul etmek nisbetindedir Demek mânevî olan hastalıklar, insanlarıaklî ilimlere teşvik ve sevkeder Ve akliyat ile iştigal eden, emraz-ı kalbiyeye mübtelâ olur MN)

AKLİYYE
Akılcılık Akıl ile anlaşılan ve bulunan Akıl hastalıkları

AKLİYYUN
(Rasyonalistler) Herşeyin hakikatını akıl ile bulma iddiasında olan, hadiseleri yalnız akıl ile araştırıp hakikat ve hikmetlerini tam bulamayıp, aklına güvenip dine tâbi olmayan filozoflar ve onların yolunda kalarak dalâlete gidenler Bunlar iki kola ayrılır Uluhiyeti ve vahyi inkâr eden birinci kısım, insan aklının her meseleyi çözebileceğini iddia ederler Allah'a ve vahye inanan ikinci kısım ise, Allah'a, ruha, âhiret gününe, kitap ve peygambere inanmanın makul olduğunu, dinde akla uymayan bir tarafın bulunmadığını isbat etmek isterler

AKM
Kısırlık

AKMADDE
Anatomi: Omuriliğin dış; beynin iç tabakasını meydana getiren sinir lifleri Beyin hücrelerinin çoğunu, akmadde teşkil eder

AKMAR
(Kamer C) Aylar Yıldızlar

AKMED
Ensesi uzun ve kalın olan kimse * Uzun boylu

AKMER
Ay gibi beyaz (yüz) Akça şey

AKMÎ
Yıpranmış, eskimiş * Anlaşılmaz

AKMİSE
(Kamis C) Gömlekler

AKMİŞE
(Kumaş C) Kumaşlar, dokumalar

AKMUS
Eşek, hımar

AKNA
İnce, yumru burunlu kimse

AKNA'
En çok kanaat getiren, en mukni'

AKNAN
(Kınn C) Kullar, köleler

AKONT
Fr Sonradan hesaplaşmak üzere bir borç veya kazanç hissesinden alacaklıya yapılan ödeme

AKONİTİN
Fr Kurtboğan denilen bir bitkiden çıkan zehirleyici bir madde

AKRA'
Başı kel olan * Saçları dökülmüş olan * Çıplak dağ

AKRA'
(Kara C) Sırtlar, arkalar

AKRABA
Aralarında soyca, nesebce yakınlık olanlar Yakınlar

AKRAD
Emir, bey

AKRAH
Alnının ortasında akçe kadar beyaz yeri olan at

AKRAN
(Karin C) Birbirlerine derece, sınıf, liyâkat ciheti ile benzeyenler Mümâsil Emsal

AKRAS
(Kurs C) Yuvarlaklar, daireler, çemberler

AKRAT
Kaşları olmayan

AKRE'
Çok lâtif ve pek güzel Kur'an okuyan

AKREB
En yakın Daha yakın Ziyade yakın

AKREB-İ MEKNİYYAT
Huk:Meşrut-un lehi bildiren zamirin en yakın mercii mânasını anlatır Meselâ: Bir vakfiyede vâkıf tevliyetini evvelâ kendisine, sonra oğlu "A" ya, sonra çocuklarına şart etse, çocukları tabirindeki zamir vâkıfın kendisine değil de en yakın merci'i bulunan "A" nın çocuklarına hamlolunur (HukL)

AKREB
Zehirli ve tehlikeli küçük hayvancık * Saatin kısa ibresi * Semâda bir burç ismi

AKREBE
Dişi akrep * Çevik ve zeki cariye * Ayakkabı bağcığı * Kazan, tencere gibi eşyaları ateş üzerine asmağa yarayan "S" şeklindeki kanca

AKREBEK
f Küçük akrep Saatin kısa olan ibresi

AKREBİYYET
Daha yakın oluş * Cenab-ı Hakkın insana olan yakınlığı (Bak: Kurbiyet)

AKREF
Anası Arabdan babası başka milletten olan kimse

AKREN
Kaşı çatık olan adam

AKRES
Bir çeşit tuzlu veya ekşi ottur ve "devenin yemişidir"

AKREŞE
Dişi tavşan

AKRET
Deve sürüsü (50 ile 100 arası) * Dil dibi

AKRET
Kısırlık

AKRİBA
(Bak: Akraba)

AKRİHA
(Karah C) Temiz su * Ağaçsız yer, ağacı olmayan tarla

AKROMATOPSİ
Tıb: Renk körlüğü

AKROPOL
yun Eski Yunan şehirlerinde içinde saray ve tapınakların bulunduğu müstahkem tepe

AKROSTİŞ
yun Edb: Mısraların ilk harfleri yukarıdan aşağıya doğru okununca manalı bir kelime veya has isim çıkacak şekilde düzenlenmiş manzume

AKRUBAN
Erkek akrep

AKRÜB
(Karib C) Sandallar

AKS
Karıştırmak * Bir ağaç cinsi

AKS
Yaramaz huylu * Katı kumlu yer

AKS
Boynuzu eğri ve kayık olmak * Bağlamak * Dövmek * Saçlarının ucunu başının etrafına kadınlar gibi lif etmek * Saçını kıvırcık göstermek * Bahillik etmek

AKS
(C: Ukus) Hilâf, muhâlif, zıd, ters * Gölge gibi şeylerin bir yerde eser peydâ etmesi Sesin veya ışık gibi şeylerin bir yere çarparak geri dönmesi * Döndürmek * Bir şeyin evvelini ahir ve âhirini evvel yapmak * Devenin yularının ucunu ayağına bağlamak

AKS-ÜL AMEL
İstenilen şeyin zıddı hasıl olması Tersine oluş (Reaksiyon) * Edb: Edebi san'atlardandır Bir cümle veya mısrânın altını üstüne getirmekle, başka bir cümle veya mısrâ yapmaktır Pertev paşanın: "Her düzün bir yokuşu, her yokuşun bir düzü var" mısrâında olduğu gibi(Senin üzerine haktır ki, her söylediğin hak olsun Fakat her hakkı söylemeğe senin hakkın yoktur Her dediğin doğru olmalı Fakat her doğruyu demek doğru değildir Zira senin gibi niyeti hâlis olmayan bir adam, nasihatı, bazan damara dokundurur; aksülamel yapar M)

AKS-İ DÂVA
Zıt hüküm Karşı dâvâ (Zıt teorem)

AKS-İ KAZİYE
(Mantıkta) Doğru farzedilen bir hükmün, konusu ile yükleminin (mahmulünün) ters çevrilmesi ile zaruri bir sonucun elde edilmesidir Çeşitli şekilleri vardır Meselâ : "Her insan canlıdır" sözünde konu olan insan ile, yüklem olan canlı sözü yer değiştirilerek (aksedilerek) şu hüküm elde edilir: "Bazı canlılar insandır"

AKS-İ MÜLEVVEN
Renkli akis

AKS-ÜN NAKÎZ
Birbirine zıt olan iki şey * Man: Mevzuun nakîzini yüklem; ve yüklemin nakîzini de mevzu kılmak Misâl: "Her aklı başında olan insan Allah'ı tanır" kaziyesinden aks-ün nakîz yolu ile şu hüküm elde edilir: "Allah'ı tanımayanlar, aklı başında olmayan insanlardır"

AKS-İ SADÂ
Sesin bir yere çarpıp geri gelmesi Yankı Çok evvelden söylenen bir hakikatın sonradan tekrar edilmesi

AKSA'
Boynuzu arka tarafına kaymış olan koyun

AKSA
En uzak En son Kusvâ Nihayet Irak

AKSÂ-YI BİLÂD
Bir memleketin sınır bölgeleri, hudut beldeleri

AKSÂ-YI EMEL
Mefkûre, ideal, gaye-i hayal

AKSA-YI GARB
Uzak garp, uzak batı

AKSA-YI MERAM
Meramların, arzuların en sonu Emellerin son haddi

AKSÂ-YI MERÂTİB
Rütbelerin, mertebelerin en büyüğü

AKSÂ-YI ŞARK
Uzak Doğu Çin, Japonya gibi yerler

AKSÂ-YI TERAKKİ
Tekâmülün son basamağı Terakkinin son hududu

AKSAB
(Kusb C) Kalın bağırsaklar

AKSAD
Kırık şey

AKSAKAL
Köy ihtiyarı Köy ihtiyar heyetinin başıMuhtar

AKSA-L-GAYAT
Gayelerin en ilerisi, en büyüğü

AKSAM
Dişi yarısından ufanmış * Boynuzsuz davar

AKSAM
(Kısım C) Kısımlar Bölümler Parçalar

AKSAM-I SEB'A
Yedi kısım * Gr: Kelimelerin (sahih, misâl, muzaaf, lefif, nakıs, mehmuz, ecvef) bölümleri

AKSAM-I SELASE
Üç kısım * Gr: İsim, fiil, harf bölümleri

AKSAR
(Akser) Daha kısa Pek kısa En kısa

AKSAT
Çok doğru olan şey Ayakları kuru olan hayvan

AKSAT
(Kıst C) Hisseler Nasibler

AKSATA
(Bak: Ahz u ita)

AKSAY
Çok uzak

AKS-ENDAZ
f Çarpıp duran

AKSER
(Kasir den) (C: Akasır) En kısa, çok kısa

AKSER-İ EYYAM
En kısa gün, günlerin en kısası

AKSER-İ TURUK
En kısa yol, yolların en kısası

AKSET
Ahsen, en güzelAKSÎ : İnatçı * Geçimsiz, huysuz Uğursuz * Ters, zıd

AKSİYON
Fr Şirket ve ticaret hissesi * Kuvvet ve enerjinin dışa ve fiile çıkması

AKSON
yunTıb: Sinir hücrelerinden çıkan uzantıların en önemlisi

AKSU
t Gözlerde görülen bir hastalık

AKSÜLAMEL
(Bak: Aks-ül amel)

AKSÜLÜMEN
Kim Klor ile civadan mürekkeb zehirleyici te'siri fazla olan bir tuz

AKŞAR
(Akşın) Doğuştan derisi, kılları beyaz olan insan veya hayvan

AKŞER
Kızıl çehreli, kırmızı yüzlü adam

AKŞET
(C: Kuşut) Burun kamışı çökük ve yassı olan

AKTA'
Eli kesik olan adam

AKTA'
Kesmeler, kırılmalar * Beylik araziler * Alâkasızlıklar

AKTAAN
Kalem, seyf

AKTAB
(Kutb C) Kutublar Hak tarikatların reisleri, şahları(Âlem-i İslâmda, her biri ümmetin ehemmiyetli bir kısmını dâire-i dersine alıp hârika irşad ve kerametlerle manevi terakki ettiren ve hüccetler yerine müşahedata, keşfiyyata dayanan en derin ehl-i tahkik ve hakikat olan zatlar Ş)

AKTAB-I EHL-İ BEYT
Ehl-i Beytten yetişen kutublar Yâni, büyük mürşidler

AKTAB-I ERBAA
Ehl-i sünnet âlimleri ve mütebahhir ve maneviyatta çok ileri zatlar tarafından şimdiye kadar dört büyük kutup olarak bilinen veliler(Seyyid Abdulkadir-i Geylâni, Seyyid Ahmed-i Bedevi, Seyyid Ahmed-i Rufâi, Seyyid İbrahim Desuki)

AKTAN
(Kutn C) Pamuklar

AKTAR
(Kutr C) Kuturlar Çaplar Dâirenin merkezinden geçen doğru hatlar * Her taraf * Güzel kokulu yağlar vesaire satan adam Güzel kokular tâciri * Ecza, ilâç satan adam * Mahalle aralarında bazı baharatla iğne, iplik vesaire satan satıcı

AKTÂR-I ÂLEM
Her taraf Alemin dört bucağı Alemin her yeri

AKTÂR-I BEDEN
Vücudun her tarafı

AKTİVİZM
Hakikatin, düşüncede kalmasından ziyade, hayat ve fiile intikalini ve bütün ilimlerin, cemiyetin gelişmesine hizmet etmesini isteyen ve böylece iradenin faaliyet ve tesirliliğini açıklayan felsefî bir meslek

AKTÖR
Fr Tiyatroda erkek oyuncu

AKTRİS
Tiyatroda kadın oyuncu

AKTÜALİTE
Fr Bugünkü hâdise veya mevzu Günlük hâdiseler

AKTÜEL
Fr Bugünkü, şimdiki

AKU
f Baykuş, puhu

AKUB
Toz

AKUK
(Bak: Ukuk)

AKUL
İshalden kurtaran bir ilâç

AKUM
İyileşmez yara Kısırlık * Zahmet

AKUR
Yaralıyan, ısıran köpek Kuduz, azgın köpek * Çok şerir, kötü kimse

AKURÂNE
f Kuduzcasına, kudurmuşcasına, saldırırcasına

AKUSTİK
Fr Sese aitSes mevzuu Kapalı yerde ses dağılma sistemi

AKÜMÜLATÖR
Fr Fiz: Elektrik enejisini depo eden cihaz

AKVA
Daha kuvvetli En kuvvetli (Bak: Ekva)

AKVA'
Kuyruğu beyaz, gövdesi siyah olan dişi koyun

AKVAL
(Kavl C) Sözler, kaviller

AKVAL-İ HAKÎMÂNE
f Hikmet sahiblerine yakışır sözler

AKVAM
(Kavim C) Kavimler Milletler Toplumlar

AKVÂM-I BEŞER
İnsan toplumları İnsan kavimleri

AKVAREL
Sulu boya resim

AKVARYUM
Lat Su hayvanlarını veya bitkilerini besleyebilecek tarzda yapılmış camdan su kabı

AKVAS
(Kavs C) Kavisler, yaylar * Virajlar, büklümler

AKVAT
(Kut C) Yiyecekler, azıklar

AKVAT-I YEVMİYYE
Geçim, derd-i maişet için lazım olan günlük yiyecekler

AKVAZ
(Kavz C) Kum tepeleri

AKVE
Evin önündeki açıklık, meydanlık Avlu

AKVED
Uzun boyunlu

AKVEM
Daha doğru En doğrru

AKVERİN (AKVERİYAT)
Büyük belâlar, musibetler, âfetler

AKVES
Sıkıntılı an * İhtiyarlıktan beli bükülmüş kimse Kamburu çıkmış ihtiyar kişi

AKVET
Evin ortası Evin çevresi

AKVET
(C: Ukâ) Hallaç masurası

AKVİYA
(Kavi C) Sağlam ve güçlü olanlar Kuvvetliler

AKY
Koyu olan ve birbiri üstüne sağılmış olan koyun sütü

AKYA
Lüfer azmanı denilen iri cins bir balık

AKYUVAR
(Bak: Küreyvât-ı beyzâ)

AKZ
Atâ, bahşiş

AKZA
Kadılıkta ve fıkıh ilminde daha ileri, daha bilgili

AKZEF
Çok iftira atan Çok kazifte bulunan (Bak: Ekzef)

AKZEL
Çok aksak; pek fazla topal

AKZEM
Zayıf

AKZER
Necis ve murdar nesne

AKZİYE
(Kaza C) Hükümler Kararlar * Tam cümleler

Alıntı Yaparak Cevapla