|
Prof. Dr. Sinsi
|
Osmanlıca Sözlük (A Harfi)-Osmanlıca Kelimeler Sözlüğü-Osmanlıca Kelimeler Anlamları.
RE: Osmanlıca Sözlük (A Harfi) Mesaj Yazmayin AKARAT
(Akar C ) Gelir getiren yapılar ve mallar
AKARET
Kısırlık, kısır olma
AKARİB
(Bak: Ekarib)
AKARİB
(Akreb C ) Kuyruğunda zehiri bulunan bir hayvancık olan akrebler
AKAS
Çirkin kokulu olma
A'KAS
Boynuzu kulağı ardında bitmiş veya boynuzu kulağı ardına gelmiş nesne
AKASIR
(Akser C ) Pek kısalar
AKASİ
(Aksa C ) Çok uzaklar
AKAT
Çukur yer
AKAT
Evin ortası Evin çevresi, etrafı
AKAVİL
(Bak: Ekavil)
AKB
Sakalın kaba ve sık olması
AKBEH
(Kabih den) En çirkin Çok kabih
AKBEL
Eğri gözlü * Kabiliyetli kimse * En çok beğenilen
AKBENEK
Gözün saydam tabakasında bir yara veya çıbandan kalan ve görmeyi yavaş yavaş azaltan beyaz benek
AKBİYE
(Kubâ C ) Kaftanlar, üste giyilen elbiseler
AKCİĞER
Göğüs boşluğunu dolduran ve solunmağa yarayan bir organ Ree
AKÇA
(Akçe) Beyaz, oldukça beyaz * Para * Eskiden para ölçüsü olarak kullanılan küçük gümüş sikke
AKD
Anlaşma Sözleşme * Düğümleme Düğümlenme Bağ bağlama Bağlanma * Huk: Nikâh, hibe, vasiyet, bey' u şirâ gibi şer'î bir muameleyi iki tarafın iltizam ve taahhüd etmeleridir, icab ile kabulün irtibatından ibarettir Böyle bir muameleye mün'akid denir Bunun böyle vücuda gelmesine de in'ikad denilir
AKD-İ MECLİS
Konuşmak için toplanma, meclis kurma
AKD-İ MUAVAZA
Hibe ve sadaka gibi teberruattan olmayıp iki taraftan ivaz verilerek yapılan akd, ivazlı akd Satış, trampa gibi
AKD-İ ZİMMET
İslâmlarla muharebe etmiş veya eden bir şahsın veya bir cemaatın İslâm ahd u emânını, yani tâbiiyyetini kabul etmesi
AKDAM
(Kadem C ) Ayaklar, kademler
AKDAR
Değerler Kudretler
AKDEM
Daha önce Daha ileri Daha mühim
AKDEM-İ UMUR
İşlerin en mühimmi
AKDEMÎN (AKDEMÛN)
Daha evvelce yaşamış olanlar Geçmişler İleride ve daha mühim kimseler * Eksikler (Bak: Kudemâ)
AKDER
En kudretli * Kısa boylu
AKDERİ
Eski zamanda kağıt yerine kullanılan ve üzerine yazı yazılan deri
AKDES
En kudsi En mübarek
AKDİYYE
Mafsallarda bulunan yumru ve düğüm
A'KEF
Ahmak
AKEM
Vergisi olmayan emlâk Türbe, cami, köprü, çeşme gibi
AKER
Zeytinyağı tortusu
AKERKER
Kuvvetli arslan * Yoğurt
AKESE
f Ökse * Bir şeye ilişmiş, asılmış
AKEVKA'
Kısa boylu
AKF
Eğmek, meylettirmek
AKF
Hapsetmek Vakfetmek
AKFA
(Kafâ C ) Başın arka kısımları Enseler
AKFAL
(Kufl C ) Kilitler Kapı kilitleri
AKFAR
(Kafr C ) Sahralar, çöller
AKFAS
(Kafas C ) Hamal küfeleri * Kafesler
AKFEN
Kulağı küçük ve kalın olan
AKFER
Çok kısır, en kısır * İki ön ayakları dirseğine kadar beyaz olan at
AKHAF
(Kıhf C ) Ağaç kaplar, ağaçtan yapılmış kaplar * Kafa tasları
AKHEB
Rengi bozrak olan ak nesne
AKHEBAN
Fil, câmus
AKHER
En kahredici, çok kahreden
AKIL
(Bak: Akl)
AKILCILIK
(Rasyonalizm) fels İnsanın, akılla gerçeğe uygun bilgiyi bulabileceğini, aklın doğru kabul ettiği bilginin şübhe götürmez kesinlikte doğru olduğunu kabul ettiği felsefe Tenkitçi felsefe, deneyci felsefe, psikoloji ve sosyoloji bu felsefenin aşırı iddialarını çürütmüştür Bugünkü ilim adamları herşeyi tam doğru olarak biliyoruz iddiasından uzak, daha alçak gönüllü bir hareket tarzını benimsemektedirler (  izm) şeklinde ifade edilen görüşlere körü körüne ve acele ile bağlanmayı doğru görmemektedirler
AKIL-FÜRUŞ
f Akıl satan, daha akıllı olduğunu göstermeğe çalışan
AKILSUZ
f Aklı yandıran, aklı gideren
ÂKIL(E)
Uyanık Aklı başında Tedbirli Düşüncesi sağlam Huşyâr
ÂKILÂNE
f Akıllı kimseye yakışır surette, akıl ve idrakle
ÂKILÂT
Akıllı kadınlar
AKINCI
Keşif, yağma ve tahrib kasdıyla ecnebi memleketlere akın yapan kişi Akıncılık, Osman Bey zamanında başlamıştır
AKINTI
Bir sıvı cismin mütemadiyen hareketi, akış * Nehir veya deniz suyunun bir tarafa doğru cereyanı * Bazı hastalıklarda vücuttaki bir delikten cerahat akması
ÂKIR(E)
Kısır, verimsiz, kumlu toprak * Çocuksuz kadın * Oğlu veya kızı olmayan erkek * Yaralayan, yaralayıcı
ÂKIS
Pis kokulu
AKIS
İnatçı, muannid
AKİ
(Akk dan) İsyan eden, başkaldıran, âsi
ÂKİB
Çok fazla
AKİB
Ayağın ökçesi Adamın evlâdı, evlâdının evlâdı
AKÎB
Bir şeyin ardından gelen Arkası sıra giden
ÂKİB
Kendisinden sonra peygamber gelmeyen Hz Hâtem-ül Enbiyâ Peygamberimiz Resul-ü Ekrem (A S M ) * Bir diğerinin arkasından gelen
ÂKİBE(T)
Bir şeyin sonu Nihayet Netice, sonuç
ÂKİBET-ÜL ÂKİBE
Akibetin âkibeti * Neticenin sonu * Ahiret
ÂKİBET-ÜL EMR
Bir işin neticesi, sonu
ÂKİBET-BİN
f İleri görüşlü Sonunu evvelden gören
ÂKİBET-BİNÎ
f Tedbirlilik, neticeyi önceden görüp düşünme
ÂKİBET-ENDİŞ
f Geleceği için endişe eden İstikbâlini düşünen Akibetini düşünen
ÂKİD
Kuyunun çevresi, etrafı
AKİD
Aralarında akid yapanlardan her birisi (Bak: Akd)
AKİDE
İnanılan ve itikad edilen esas İmân * Bir nevi şeker adı
AKİDE-İ TEVHİD
Allah'ın bir olduğuna inanmak
ÂKİDEYN
Huk: Her akidde anlaşmayı yapan her iki taraf
ÂKİF
Devamlı ibadetle meşgul olan * Bir şeyde sebat eden * Teveccüh, yönelme
AKİFAN
Uzun ayaklı karınca * Araptan bir kabile adı
AKİK
Meşhur ve kıymetli, ekseriya kırmızı renkte olan ve yüzük gibi şeylere takılan taş * Hicaz vilâyetinde bir vâdi * Yolunu yaran gür su
AKİK
Bunaltıcı sıcaklık
AKİKA
Yeni doğan bir çocuğun başındaki ana tüyü Yahut böyle bir çocuk için Cenab-ı Hakk'a şükür niyetiyle kesilen kurbanın adı Bu kurbana "Nesike" de denir
ÂKİL(E)
(Ekl den) Ekl eden, yiyen Yiyici
ÂKİL-ÜL BEŞER
İnsan eti yiyen
ÂKİL-ÜL HEVÂM
Haşaratla beslenen
ÂKİL-ÜL KÜLL
Herşeyi yiyen
ÂKİL-ÜL LAHM
Etle beslenen, et yiyici
ÂKİL-ÜS SEMEK
Balıkla beslenen Balık yiyici
ÂKİLET-ÜL EKBÂD
Ciğerler yiyen kadın * Uhud harbinde şehid olan Hz Hamza'nın (R A ) göğsünü yararak ciğerlerini yiyen Ebu Süfyanın karısı Hind
AKÎLE
(C : Akayil) Baba tarafından akraba * Her şeyin en iyisi
ÂKİLE
(C : Avakil) Baba tarafından olan akraba * Baş tarayıcı kadın
ÂKİLE
Yenirce adı verilen yara
AKİM
(C : Akâm-Ukum) İçinde giyecek olan büyük çuval
AKÎM
Neticesiz, sonu yok Beyhude * Yağmur getirmeyen rüzgar * Çocuğu olmayan, kısır Doğurmayan (kadın), doğurtmayan (erkek)
AKİR
Yaralanmış, cerih
AKİRE
Ses, sedâ, savt
AKİS
Yere gömüp köklendikten sonra kestikleri üzüm çubuğu * Üzerine yağ koyup içtikleri taze süt * Sütlü çorba
AKİS
(Aks) Bir şeyin zıddı, simetriği, tersi * Hareketli bir cismin hareketinin tersine dönmesi * Bir şeyin evvelinin âhirine, âhirinin evveline dönmesi * Çarpışma, çarpıp geri dönme * Mantıkta: Bir düşünme ve akıl yürütme şekli; bir iddianın konusunu yüklem, yüklemini konu yapmakla bir sonuç elde etmek Meselâ : "Her sanatkâr kabiliyetli "yetenekli" dir O halde bazı yetenekliler sanatkârdır "
AKİS
Tersine dönen, vuran, çarpan Akseden
AKİS
(Aks) İnatçı, muannid
AKİSA
(C : İkâs) Saç örgüsü
AKİSE
Çok fazla deve * Karanlık gece
AKİSE
Işığı aksettiren âlet
AKK
(C : Ukuk) Serkeşlik Anaya, babaya itaatsizlik * Yarmak * (Koyun) kuzularken ölmek
AKK
Serkeş, inadçı
AKKÂL
Çok yiyen, obur * Tıb: Etrafındaki etleri çürütüp mahveden (yara)
AKKÂM
Deve kiralayıcısı, deve ile ücret karşılığında eşya taşıyan adam * Hacca Surre-i Hümayun ile birlikte giden hademe * Çadır mehteri
AKKOR
(Bak: Nâr-ı beyza)
AKKUB
Devenin çok yediği yassı yapraklı bir dikenli ot
AKL
Sürmek * Ölmek * İp ile bağlamak
AKL
(Akıl) Men'etmek * Sığınacak yer * Kırmızı mihfe örtüsü * Diyet * İnsanın; hayrı, şerri ve ilimleri anlayan, sebeblerden neticeleri çıkaran ve eserden eser sahibine intikal eden hassası Düşünme ve anlama kabiliyeti Zihin, zekâ, tefehhüm, fehim, irade, anlayış, kuvve-i hâfıza, mülâhaza, re'y, yaptığını bilme İlim, zihinde hâsıl olan sûret İnsan zihninin sıfatı Kalbde Hak ve bâtılı ayırdedebilen bir nur * Huk: Bir cinayetten dolayı, icab eden diyeti vermektir Diyet mânasına da kullanılır Akıl, esasen imsak ve imtisak mânasınadır Diyet vermek, kan dökülmesini men' ve imsak edecek müeyyid bir kuvvet mesâbesinde olduğundan bu cihetle de diyete akl denilmiş olması melhuzdur (Huk L )(Mütekellimînin mütebahhirîn ulemasından olan Mu'tezile imamları, zinet-i surîsine meftun olup, o mesleğe ciddi temas ederek, aklı hâkim ittihaz ettiklerinden, ancak fâsık, mübtedi bir mü'min derecesine çıkabilmişler S )(Arkadaş! Vesvese ve evham zulmetleri içinde yürürken, Resul-ü Ekrem'in (A S M ) sünnetleri birer yıldız, birer lâmba vazifesini gördüklerini gördüm Herbir sünnet veya bir hadd-i şer'i, zulmetli dalâlet yollarında güneş gibi parlıyor O yollarda insan, zerre miskâl o sünnetlerden inhiraf ve udul ederse; şeytanlara mel'abe, evhama merkep, ehval ve korkulara ma'rez ve dağlar kadar ağır yüklere matiyye olacaktır Ve kezâ, o sünnetleri, sanki semadan tedelli ve tenezzül eden ipler gibi gördüm ki; onlara temessük eden yükselir; saadetlere nail olur Muhalefet edip de akla dayananlar ise, uzun bir minare ile semâya çıkmak hamakatinde bulunan fir'avn gibi bir fir'avn olur M N )
AKL-I BÂLİĞ
Yetişmiş genç Erginlik hâli Onbeşini doldurmuş genç
AKL-I BEŞER
İnsan aklı İnsan düşüncesi (Kur'anın hakaik-ı İlâhiyeye dair beyanatı ve tılsım-ı kâinatı fethedip ve hilkat-ı âlemin muammasını açan beyanat-ı kevniyesi, ihbarat-ı gaybiyenin en mühimmidir Çünkü: O hakaik-ı gaybiyeyi hadsiz dalâlet yolları içinde istikametle onları gidip bulmak, akl-ı beşerin kârı değildir ve olamaz Beşerin en dâhi hükemaları o mesâilin en küçüğüne akıllarıyla yetişmediği mâlumdur Hem Kur'an, gösterdiği o hakaik-ı İlâhiye ve hakaik-ı kevniyeyi beyandan sonra ve safa-yı kalb ve tezkiye-i nefisten sonra ve ruhun terakkiyatından ve aklın tekemmülünden sonra beşerin ukulü: "Sadakte" deyip o hakaikı kabul eder Kur'ana, "Bârekâllah" der  Amma ahvâl-i uhreviye ve berzahiye ise, çendan akl-ı beşer kendi başıyla yetişemiyor, göremiyor Fakat, Kur'anın gösterdiği yollar ile onları görmek derecesinde isbat ediyor S )
AKL-I EVVEL
İlk akıl, hılkî ve cibilli olan akıl (Bir kısım eski ve sapık felsefecilere ve hususan İşrakıyyuna göre; teselsül tâbiri ile müessiriyetini iddia ettikleri sebeblerden birincisidir Bunun neticesi şirke gider Bunlarca, akl-ı evvel Allah'ın mahluku olup ve bundan ikinci akıl, ikincisinden üçüncü akıl  ve böylece "Ukul-ü Aşere" dedikleri birbirinden türeyen on akıl varlığı tevehhüm edilerek dalâlete gidilmiştir )(Eski felsefenin bir düstur-u itikadiyesinden olan ( $ ) "Birden bir sudur eder" Yani, "bir zattan, bizzat bir tek sudur edebilir Sâir şeyler vasıtalar vasıtası ile ondan sudur eder " diye, Ganiyy-i alel-ıtlak ve Kadir-i Mutlakı, âciz vasaite muhtaç göstererek, bütün esbaba ve vasaite, rububiyyette bir nevi şirket verip Halik-ı Zül Celâle "Akl-ı evvel" nâmında bir mahluku verip âdeta sair mülkünü esbaba ve vasâite taksim ederek bir şirk-i azîme yol açan, şirk-alûd ve dalâlet-pişe o felsefenin düsturu nerede?  Hükemânın yüksek kısmı olan İşrakıyyun böyle halt etseler; maddiyyun, tabiiyyun gibi aşağı kısımları ne kadar halt edeceklerini kıyas edebilirsin S )
AKL-I FA'AL
İşleyen ve çalışan akıl
AKL-I KÜLLÎ
Kâinatta görülen umumi ahenk Her şeyi kavrayan akıl
AKL-I MAAD (MEAD)
İrfan ve ilimle terbiye olan âhiretini düşünen akıl Geleceği kavrayan akıl
AKL-I MAAŞ
Aklın en alt tabakası Dünyada geçim işini düşünen akıl
AKL-I MATBU'
Yaradılıştan olup, her çocukta olan akıl Öğrenmeden var olan fıtrî akıl Bu akıl mümeyyiz olmayıp kabil-i hitap değildir
AKL-I MESMU'
Kabil-i hitab olan akıl Sonradan tecrübe ve bilgiyle gelişen akıl Hayrı ve şerri fark edebilen ve mümeyyiz olan kimsenin aklıdır
AKL-I SELİM
(Hiss-i selim) İyiyi kötüyü farkedip, insana hak ve hakikatı, iman ve İslâmiyeti tâkib ettiren akıl ve düşünüş Normal ve müsbet düşünce
AKLA'
Eli kesik
AKLAH
Sarı dişli
AKLAM
(Kalem C ) Kalemler Oklar Yayla atılan eski zaman silahlarından biri
AKLAN
(Bak: Mâile)
AKLEB
Sarkık dudaklı
AKLED
Yoğurt
AKLEN
Akıl ile Akıl yolu ile
AKLEN VE NAKLEN
Akıl ve haberlerin nakline göre Akıl ve nakil yolu ile
AKLET
Yoğurt
AKLÎ
Akıl ile bilinen veya bulunan şey Akla mensub Akla dâir ve müteallik
AKLİYYAT
Müşahedeye ve tecrübeye girmeyen ve sadece akıl ile düşünülen şeyler ve hususlar Nazarî meseleler (Bak: Mücerredât, Ma'kulat)(Arkadaş! Kalb ile ruhun hastalığı nisbetinde felsefe ilimlerine meyil ve muhabbet ziyade olur O hastalık marazı da, ulum-u akliyeye tevaggul etmek nisbetindedir Demek mânevî olan hastalıklar, insanlarıaklî ilimlere teşvik ve sevkeder Ve akliyat ile iştigal eden, emraz-ı kalbiyeye mübtelâ olur M N )
AKLİYYE
Akılcılık Akıl ile anlaşılan ve bulunan Akıl hastalıkları
AKLİYYUN
(Rasyonalistler) Herşeyin hakikatını akıl ile bulma iddiasında olan, hadiseleri yalnız akıl ile araştırıp hakikat ve hikmetlerini tam bulamayıp, aklına güvenip dine tâbi olmayan filozoflar ve onların yolunda kalarak dalâlete gidenler Bunlar iki kola ayrılır Uluhiyeti ve vahyi inkâr eden birinci kısım, insan aklının her meseleyi çözebileceğini iddia ederler Allah'a ve vahye inanan ikinci kısım ise, Allah'a, ruha, âhiret gününe, kitap ve peygambere inanmanın makul olduğunu, dinde akla uymayan bir tarafın bulunmadığını isbat etmek isterler
AKM
Kısırlık
AKMADDE
Anatomi: Omuriliğin dış; beynin iç tabakasını meydana getiren sinir lifleri Beyin hücrelerinin çoğunu, akmadde teşkil eder
AKMAR
(Kamer C ) Aylar Yıldızlar
AKMED
Ensesi uzun ve kalın olan kimse * Uzun boylu
AKMER
Ay gibi beyaz (yüz) Akça şey
AKMÎ
Yıpranmış, eskimiş * Anlaşılmaz
AKMİSE
(Kamis C ) Gömlekler
AKMİŞE
(Kumaş C ) Kumaşlar, dokumalar
AKMUS
Eşek, hımar
AKNA
İnce, yumru burunlu kimse
AKNA'
En çok kanaat getiren, en mukni'
AKNAN
(Kınn C ) Kullar, köleler
AKONT
Fr Sonradan hesaplaşmak üzere bir borç veya kazanç hissesinden alacaklıya yapılan ödeme
AKONİTİN
Fr Kurtboğan denilen bir bitkiden çıkan zehirleyici bir madde
AKRA'
Başı kel olan * Saçları dökülmüş olan * Çıplak dağ
AKRA'
(Kara C ) Sırtlar, arkalar
AKRABA
Aralarında soyca, nesebce yakınlık olanlar Yakınlar
AKRAD
Emir, bey
AKRAH
Alnının ortasında akçe kadar beyaz yeri olan at
AKRAN
(Karin C ) Birbirlerine derece, sınıf, liyâkat ciheti ile benzeyenler Mümâsil Emsal
AKRAS
(Kurs C ) Yuvarlaklar, daireler, çemberler
AKRAT
Kaşları olmayan
AKRE'
Çok lâtif ve pek güzel Kur'an okuyan
AKREB
En yakın Daha yakın Ziyade yakın
AKREB-İ MEKNİYYAT
Huk:Meşrut-un lehi bildiren zamirin en yakın mercii mânasını anlatır Meselâ: Bir vakfiyede vâkıf tevliyetini evvelâ kendisine, sonra oğlu "A" ya, sonra çocuklarına şart etse, çocukları tabirindeki zamir vâkıfın kendisine değil de en yakın merci'i bulunan "A" nın çocuklarına hamlolunur (Huk L )
AKREB
Zehirli ve tehlikeli küçük hayvancık * Saatin kısa ibresi * Semâda bir burç ismi
AKREBE
Dişi akrep * Çevik ve zeki cariye * Ayakkabı bağcığı * Kazan, tencere gibi eşyaları ateş üzerine asmağa yarayan "S" şeklindeki kanca
AKREBEK
f Küçük akrep Saatin kısa olan ibresi
AKREBİYYET
Daha yakın oluş * Cenab-ı Hakkın insana olan yakınlığı (Bak: Kurbiyet)
AKREF
Anası Arabdan babası başka milletten olan kimse
AKREN
Kaşı çatık olan adam
AKRES
Bir çeşit tuzlu veya ekşi ottur ve "devenin yemişidir "
AKREŞE
Dişi tavşan
AKRET
Deve sürüsü (50 ile 100 arası) * Dil dibi
AKRET
Kısırlık
AKRİBA
(Bak: Akraba)
AKRİHA
(Karah C ) Temiz su * Ağaçsız yer, ağacı olmayan tarla
AKROMATOPSİ
Tıb: Renk körlüğü
AKROPOL
yun Eski Yunan şehirlerinde içinde saray ve tapınakların bulunduğu müstahkem tepe
AKROSTİŞ
yun Edb: Mısraların ilk harfleri yukarıdan aşağıya doğru okununca manalı bir kelime veya has isim çıkacak şekilde düzenlenmiş manzume
AKRUBAN
Erkek akrep
AKRÜB
(Karib C ) Sandallar
AKS
Karıştırmak * Bir ağaç cinsi
AKS
Yaramaz huylu * Katı kumlu yer
AKS
Boynuzu eğri ve kayık olmak * Bağlamak * Dövmek * Saçlarının ucunu başının etrafına kadınlar gibi lif etmek * Saçını kıvırcık göstermek * Bahillik etmek
AKS
(C : Ukus) Hilâf, muhâlif, zıd, ters * Gölge gibi şeylerin bir yerde eser peydâ etmesi Sesin veya ışık gibi şeylerin bir yere çarparak geri dönmesi * Döndürmek * Bir şeyin evvelini ahir ve âhirini evvel yapmak * Devenin yularının ucunu ayağına bağlamak
AKS-ÜL AMEL
İstenilen şeyin zıddı hasıl olması Tersine oluş (Reaksiyon) * Edb: Edebi san'atlardandır Bir cümle veya mısrânın altını üstüne getirmekle, başka bir cümle veya mısrâ yapmaktır Pertev paşanın: "Her düzün bir yokuşu, her yokuşun bir düzü var " mısrâında olduğu gibi (Senin üzerine haktır ki, her söylediğin hak olsun Fakat her hakkı söylemeğe senin hakkın yoktur Her dediğin doğru olmalı Fakat her doğruyu demek doğru değildir Zira senin gibi niyeti hâlis olmayan bir adam, nasihatı, bazan damara dokundurur; aksülamel yapar M )
AKS-İ DÂVA
Zıt hüküm Karşı dâvâ (Zıt teorem )
AKS-İ KAZİYE
(Mantıkta) Doğru farzedilen bir hükmün, konusu ile yükleminin (mahmulünün) ters çevrilmesi ile zaruri bir sonucun elde edilmesidir Çeşitli şekilleri vardır Meselâ : "Her insan canlıdır " sözünde konu olan insan ile, yüklem olan canlı sözü yer değiştirilerek (aksedilerek) şu hüküm elde edilir: "Bazı canlılar insandır "
AKS-İ MÜLEVVEN
Renkli akis
AKS-ÜN NAKÎZ
Birbirine zıt olan iki şey * Man: Mevzuun nakîzini yüklem; ve yüklemin nakîzini de mevzu kılmak Misâl: "Her aklı başında olan insan Allah'ı tanır" kaziyesinden aks-ün nakîz yolu ile şu hüküm elde edilir: "Allah'ı tanımayanlar, aklı başında olmayan insanlardır "
AKS-İ SADÂ
Sesin bir yere çarpıp geri gelmesi Yankı Çok evvelden söylenen bir hakikatın sonradan tekrar edilmesi
AKSA'
Boynuzu arka tarafına kaymış olan koyun
AKSA
En uzak En son Kusvâ Nihayet Irak
AKSÂ-YI BİLÂD
Bir memleketin sınır bölgeleri, hudut beldeleri
AKSÂ-YI EMEL
Mefkûre, ideal, gaye-i hayal
AKSA-YI GARB
Uzak garp, uzak batı
AKSA-YI MERAM
Meramların, arzuların en sonu Emellerin son haddi
AKSÂ-YI MERÂTİB
Rütbelerin, mertebelerin en büyüğü
AKSÂ-YI ŞARK
Uzak Doğu Çin, Japonya gibi yerler
AKSÂ-YI TERAKKİ
Tekâmülün son basamağı Terakkinin son hududu
AKSAB
(Kusb C ) Kalın bağırsaklar
AKSAD
Kırık şey
AKSAKAL
Köy ihtiyarı Köy ihtiyar heyetinin başı Muhtar
AKSA-L-GAYAT
Gayelerin en ilerisi, en büyüğü
AKSAM
Dişi yarısından ufanmış * Boynuzsuz davar
AKSAM
(Kısım C ) Kısımlar Bölümler Parçalar
AKSAM-I SEB'A
Yedi kısım * Gr: Kelimelerin (sahih, misâl, muzaaf, lefif, nakıs, mehmuz, ecvef) bölümleri
AKSAM-I SELASE
Üç kısım * Gr: İsim, fiil, harf bölümleri
AKSAR
(Akser) Daha kısa Pek kısa En kısa
AKSAT
Çok doğru olan şey Ayakları kuru olan hayvan
AKSAT
(Kıst C ) Hisseler Nasibler
AKSATA
(Bak: Ahz u ita)
AKSAY
Çok uzak
AKS-ENDAZ
f Çarpıp duran
AKSER
(Kasir den) (C: Akasır) En kısa, çok kısa
AKSER-İ EYYAM
En kısa gün, günlerin en kısası
AKSER-İ TURUK
En kısa yol, yolların en kısası
AKSET
Ahsen, en güzel AKSÎ : İnatçı * Geçimsiz, huysuz Uğursuz * Ters, zıd
AKSİYON
Fr Şirket ve ticaret hissesi * Kuvvet ve enerjinin dışa ve fiile çıkması
AKSON
yun Tıb: Sinir hücrelerinden çıkan uzantıların en önemlisi
AKSU
t Gözlerde görülen bir hastalık
AKSÜLAMEL
(Bak: Aks-ül amel)
AKSÜLÜMEN
Kim Klor ile civadan mürekkeb zehirleyici te'siri fazla olan bir tuz
AKŞAR
(Akşın) Doğuştan derisi, kılları beyaz olan insan veya hayvan
AKŞER
Kızıl çehreli, kırmızı yüzlü adam
AKŞET
(C : Kuşut) Burun kamışı çökük ve yassı olan
AKTA'
Eli kesik olan adam
AKTA'
Kesmeler, kırılmalar * Beylik araziler * Alâkasızlıklar
AKTAAN
Kalem, seyf
AKTAB
(Kutb C ) Kutublar Hak tarikatların reisleri, şahları (Âlem-i İslâmda, her biri ümmetin ehemmiyetli bir kısmını dâire-i dersine alıp hârika irşad ve kerametlerle manevi terakki ettiren ve hüccetler yerine müşahedata, keşfiyyata dayanan en derin ehl-i tahkik ve hakikat olan zatlar Ş )
AKTAB-I EHL-İ BEYT
Ehl-i Beytten yetişen kutublar Yâni, büyük mürşidler
AKTAB-I ERBAA
Ehl-i sünnet âlimleri ve mütebahhir ve maneviyatta çok ileri zatlar tarafından şimdiye kadar dört büyük kutup olarak bilinen veliler (Seyyid Abdulkadir-i Geylâni, Seyyid Ahmed-i Bedevi, Seyyid Ahmed-i Rufâi, Seyyid İbrahim Desuki )
AKTAN
(Kutn C ) Pamuklar
AKTAR
(Kutr C ) Kuturlar Çaplar Dâirenin merkezinden geçen doğru hatlar * Her taraf * Güzel kokulu yağlar vesaire satan adam Güzel kokular tâciri * Ecza, ilâç satan adam * Mahalle aralarında bazı baharatla iğne, iplik vesaire satan satıcı
AKTÂR-I ÂLEM
Her taraf Alemin dört bucağı Alemin her yeri
AKTÂR-I BEDEN
Vücudun her tarafı
AKTİVİZM
Hakikatin, düşüncede kalmasından ziyade, hayat ve fiile intikalini ve bütün ilimlerin, cemiyetin gelişmesine hizmet etmesini isteyen ve böylece iradenin faaliyet ve tesirliliğini açıklayan felsefî bir meslek
AKTÖR
Fr Tiyatroda erkek oyuncu
AKTRİS
Tiyatroda kadın oyuncu
AKTÜALİTE
Fr Bugünkü hâdise veya mevzu Günlük hâdiseler
AKTÜEL
Fr Bugünkü, şimdiki
AKU
f Baykuş, puhu
AKUB
Toz
AKUK
(Bak: Ukuk)
AKUL
İshalden kurtaran bir ilâç
AKUM
İyileşmez yara Kısırlık * Zahmet
AKUR
Yaralıyan, ısıran köpek Kuduz, azgın köpek * Çok şerir, kötü kimse
AKURÂNE
f Kuduzcasına, kudurmuşcasına, saldırırcasına
AKUSTİK
Fr Sese ait Ses mevzuu Kapalı yerde ses dağılma sistemi
AKÜMÜLATÖR
Fr Fiz: Elektrik enejisini depo eden cihaz
AKVA
Daha kuvvetli En kuvvetli (Bak: Ekva)
AKVA'
Kuyruğu beyaz, gövdesi siyah olan dişi koyun
AKVAL
(Kavl C ) Sözler, kaviller
AKVAL-İ HAKÎMÂNE
f Hikmet sahiblerine yakışır sözler
AKVAM
(Kavim C ) Kavimler Milletler Toplumlar
AKVÂM-I BEŞER
İnsan toplumları İnsan kavimleri
AKVAREL
Sulu boya resim
AKVARYUM
Lat Su hayvanlarını veya bitkilerini besleyebilecek tarzda yapılmış camdan su kabı
AKVAS
(Kavs C ) Kavisler, yaylar * Virajlar, büklümler
AKVAT
(Kut C ) Yiyecekler, azıklar
AKVAT-I YEVMİYYE
Geçim, derd-i maişet için lazım olan günlük yiyecekler
AKVAZ
(Kavz C ) Kum tepeleri
AKVE
Evin önündeki açıklık, meydanlık Avlu
AKVED
Uzun boyunlu
AKVEM
Daha doğru En doğrru
AKVERİN (AKVERİYAT)
Büyük belâlar, musibetler, âfetler
AKVES
Sıkıntılı an * İhtiyarlıktan beli bükülmüş kimse Kamburu çıkmış ihtiyar kişi
AKVET
Evin ortası Evin çevresi
AKVET
(C : Ukâ) Hallaç masurası
AKVİYA
(Kavi C ) Sağlam ve güçlü olanlar Kuvvetliler
AKY
Koyu olan ve birbiri üstüne sağılmış olan koyun sütü
AKYA
Lüfer azmanı denilen iri cins bir balık
AKYUVAR
(Bak: Küreyvât-ı beyzâ)
AKZ
Atâ, bahşiş
AKZA
Kadılıkta ve fıkıh ilminde daha ileri, daha bilgili
AKZEF
Çok iftira atan Çok kazifte bulunan (Bak: Ekzef)
AKZEL
Çok aksak; pek fazla topal
AKZEM
Zayıf
AKZER
Necis ve murdar nesne
AKZİYE
(Kaza C ) Hükümler Kararlar * Tam cümleler
|