|
Prof. Dr. Sinsi
|
Osmanlıca Sözlük (A Harfi)-Osmanlıca Kelimeler Sözlüğü-Osmanlıca Kelimeler Anlamları.
RE: Osmanlıca Sözlük (A Harfi) Mesaj Yazmayin ÂL
Yüksek Âlî Yüce Bülend
ÂL
Sülâle, soy, hânedan Akrabâ ve taallukat * Yaz sıcaklarında su gibi görünen serap * Hile, tuzak
ÂL-İ ABÂ
Hz Peygamberin (A S M ) kendisi ile beraber, kızı Hz Fâtıma Validemiz, damadı Hz Ali ve torunları Hz Hasan ve Hz Hüseyin'den (R A ) müteşekkil hey'et "Hamse-i âl-i abâ" da denir Hz Peygamber'in (A S M ) giydiği abâsını mezkur sahabe-i güzin hazeratının üzerine örterek hususi dua ettiğinden bu isimle anılmaları meşhurdur (Bediüzzaman Hazretlerinin "Lem'alar" adlı eserinin Ondördüncü Lem'asında bu meseleye dair izahat vardır )
ÂL-İ ABBAS
Emevilerden sonra 749 senesinden 1258 senesine kadar süren Abbasi hükümdar ailesi
ÂL-İ BEYT
Hz Peygamberin (A S M ) sülâle-i tahiresinden yetişenler ve sünnet-i seniyyesinin menbaı ve muhafızı ve bihakkın sünnete ittibâ ve onu idâme ettirenler Al-i Resul, Al-i Nebi, Al-i Muhammed ve Ehl-i Beyt gibi tâbirlerle de söylenir (Eğer denilse: "Neden hilâfet-i İslâmiye, Al-i Beyt-i Nebevide takarrur etmedi? Halbuki en ziyade lâyık ve müstehak onlardı Elcevap: Saltanat-ı dünyeviye aldatıcıdır Al-i Beyt ise, hakaik-ı İslâmiyeyi ve ahkâm-ı Kur'aniyeyi muhafazaya memur idiler Hilâfet ve saltanata geçen, ya Nebi gibi mâsum olmalı veyahut hulefâ-i râşidin ve Ömer İbn-i Abdülaziz-i Emevî ve Mehdi-i Abbasî gibi harikulâde bir zühd-ü kalbi olmalı ki aldanmasın Halbuki Mısır'da Âl-i Beyt nâmına teşekkül eden Devlet-i Fatımiye Hilâfeti ve Afrika'da Muvahhidin Hükümeti ve İran'da Safevîler Devleti gösteriyor ki, saltanat-ı dünyeviye, Âl-i Beyte yaramaz; vazife-i asliyesi olan hıfz-ı dini ve hizmet-i İslâmiyeti onlara unutturur Halbuki saltanatı terkettikleri zaman, parlak ve yüksek bir surette İslâmiyete ve Kur'ana hizmet etmişler M )( $âyetinin bir kavle göre mânası: "Resul-ü Ekrem (A S M ) vazife-i Risaletin icrasına mukabil ücret istemez, yalnız Âl-i Beytine meveddeti istiyor " Eğer denilse: Bu mânaya göre karabet-i nesliye cihetinden gelen bir faide gözetilmiş görünüyor Halbuki, ( $ ) sırrına binâen karabet-i nesliye değil, belki kurbiyet-i İlâhiye noktasında vazife-i Risalet cereyan ediyor? Elcevap: Resul-ü Ekrem (A S M ), gayb-âşinâ nazarıyla görmüş ki: Âl-i Beyti, âlem-i İslâm içinde bir şecere-i nuraniye hükmüne geçecek, âlem-i İslâmın bütün tabakatında kemalât-ı insaniye dersinde rehberlik ve mürşidlik vazifesini görecek zatlar, ekseriyet-i mutlaka ile Âl-i Beytten çıkacak Teşehhüddeki ümmetin "Âl" hakkındaki duası ki: $dir Makbul olacağını keşfetmiş, yani nasıl ki millet-i İbrahimiyede ekseriyet-i mutlaka ile nurani rehberler Hz İbrahimin (A S ) âlinden, neslinden olan enbiya olduğu gibi; ümmet-i Muhammediyede de (A S M ) vezaif-i azime-i İslâmiyette ve ekser turuk ve mesâlikinde enbiya-i benî İsrâil gibi, Aktab-ı Âl-i Beyt-i Muhammediyeyi (A S M ) görmüş Onun için ( $ ) demesiyle emrolunarak, Âl-i Beyte karşı ümmetin meveddetini istemiş Bu hakikatı te'yid eden diğer rivayetlerde ferman etmiş: "Size iki şey bırakıyorum, onlara temessük etseniz, necat bulursunuz Biri: Kitabullah, biri: Âl-i Beytim " Çünkü: Sünnet-i Seniyyenin menbaı ve muhafızı ve her cihetle iltizam etmesiyle mükellef olan, Âl-i Beyttir L )
ÂL-İ İBRAHİM
Hz İbrahim Peygamberin (A S ) neslinden gelen ve onun mânevi yolunda yürüyenler Bütün müslümanlar, Mü'minler
ÂL-İ İMRÂN
İmran soyundan gelenler (İmran ikidir Birisi: Hz Musa ve Harun'un (A S ) babaları olan İmran ibn-i Yashür ibn-i Lâvi ibn-i Yakub ibn-i İshak ibn-i İbrahim'dir (A S ) İkincisi: Hz Meryemin babası olan İmran ibn-i Metan ki, bu da Süleyman ibn-i Dâvud ibn-i İşa neslinden, bunlar da Yahuda ibn-i Yakub neslindendirler İki İmran arasında 1800 sene geçtiği söylenir )
ÂL-İ İMRAN SURESİ
Kur'an-ı Kerimin üçüncü suresinin ismi olup Medine-i Münevvere'de nâzil olmuştur Bu sureye Eman, Kenz, Ma'niyye, Mücadele, İstiğfar Suresi ve Tayyibe de denilir
ALA
Bahşişler Lütuflar Nimetler İhsanlar
A'LA
Daha iyi Pek iyi En yüksek Ziyâde ve mürtefi olan
A'LÂ-YI İLLİYYÎN
Cennette en yüksek derece Cenâb-ı Hakkın indinde en iyilerin ve kâmillerin derecesi (Bak o zat öyle bir maksad, öyle bir gâye için saadet isteyip duâ ediyor ki: İnsanı ve bütün mahlukatı, esfel-i safilin olan fenâ-i mutlaka sukuttan, kıymetsizlikten, fâidesizlikten, abesiyetten a'lâ-yı illiyyîn olan kıymete, bekaya, ulvi vazifeye, mektubât-ı samedaniye olması derecesine çıkarıyor M N )
A'LÂ SURESİ
Kur'an-ı Kerim'in seksenyedinci suresi olup Mekke-i Mükerreme'de nâzil olmuştur
ALA
Yükseklik Büyüklük şeref şan
ALA
İtl İtalyancadan gelen tabirlerin başında bulunup (usulünce, tarzında) manasını ifade eder Meselâ: Alaturka $: Türk tarzında gibi
ALA
f Kirleten, kirli yapan
ALÂ
Gr:Arabçada harf-i cerdir Buna isim diyen de olmuştur Müteaddit mâna ile kelimenin başına getirilir; manevî istilâ ve tefevvuk bildirmek için ekseriyâ mecrurunu istilaya delâlet eder Bazan mecrurunun mukabiline müstâli olur (maa) gibi müsahabet için gelir (lâm) gibi tâlil için olur Mücaveze için olur Harf-i cer olan (min) mânâsına ve zarfiyyet için ve harf-i cer olan (bâ) mânâsına isim olur "yukarıda" manasına gelir * Üstünde, üzere
ALABALIK
t Akıntısı sert olan soğuk ve tatlı sularda bulunan bir cins leziz balık
ALABANDA
İtl Gemilerde dümeni tam sancağa veya iskeleye kırma, yahut geminin bir tarafındaki toplara ateş etme kumandası * Mc:Şiddetle kınama ve azarlama
ALACA BAYRAK
Tar:Ondördüncü Yeniçeri Bölüğüne verilen ad
A'LA-D DERECAT
Derecelerin en alâsı, en yükseği
ALA-EYYİ-HAL
Herhâlde, mutlaka, elbette, her nasıl olsa
ALAF
(Elf C ) Binler
ALÂ-FETRETİN
Daim olmayarak, fasıla ile
ALAFRANGA
İtl Frenk tarzında olan, Fransız usulü
ALÂ HİDE
Tek başına, münferiden, ayrıca
ALAİK
(Alayık) Münâsebetler Alâkalar Mânialar
ALÂİK-İ DÜNYEVİYE
Dünyevî alâkalar İnsanı Cenab-ı Hakkın rızasından alıkoyan lüzumsuz işler
ALAİM
İzler İşaretler, deliller (Bak: Alamet)
ALÂİM-İ SEMÂ
(Alâim-üs semâ) Al yeşil kuşak (Bak: Kavs-ı kuzah)
ALAK
Zahmet, meşakkat gidermek
ALAK
Sakız
ALAK
Kan Kızıl veya koyu ve uyuşuk kan * Yapışkan veya ilişken nesne * Hayvanat * Bir işe mülâzemet eylemek * Husumet-i lâzime veya muhabbet-i lâzime Aşk ve muhabbet eylemek Bir işe başlayıp o işe devamlı olmak * Bir şeye ilişip tutulmak * Yapışkan, balçık ve çamur * Kadının gebe kalması * Pıhtılaşmış kan * Sülük (Kamus'tan hülâsa)
ALAK-I DEM
Kan pıhtısı, pıhtılaşmış kan
ALAK SURESİ
Kur'an-ı Kerim'in doksanaltıncı suresinin adıdır İkra' Suresi de denilir Mekke-i Mükerreme'de nâzil olmuştur
ALÂKA
İlişik, rabıta, merbutiyet * Gönül bağlama, sevgi, münasebet, taalluk, irtibat, mâlikiyet Tasarruf Müdâhale hakkı Hisse * Edb: Bir kelimenin hakiki mânâsından mecâzi mânâsına nakledilmesinin sebebidir (Temiz ahlâklı, güzel huylu kimselere melek denildiği gibi )
ALAKA
Kan pıhtısı Uyuşuk kan
ALÂKABAHŞ
f İlgi uyandıran Alâka uyandıran
ALÂKADAR
Alâkalı, münâsebetdar
ALÂ-KADR-İL-İMKAN
Olabildiği kadar İmkânı nisbetinde
ALÂ-KADR-İL-İSTİTAA
Elden geldiği kadar, güç yettiği nisbetinde
ALÂ-KADR-İT-TAKA
Güç yettiği kadar
ALÂ-KAVLİN
Bir kavle göre Bir rivâyete nazaran
ALÂ-KÜLLİHAL
İster istemez Olduğu kadar Her halde (Ey insan düşün! Sen alâ küllihal öleceksin L )
A'LAL
(İllet C ) Hastalıklar, marazlar, illetler * Sebepler
ALAM
(Elem C ) Elemler Kederler Üzüntüler
ALÂM-I ELİME
Çok acı ve acıklı elemler
ALÂM-I GURBET
Vatandan ayrı kalma elemleri, gurbet acıları
A'LAM
(Alem C ) Alemler Alâmetler İzler Nişanlar * Bayraklar * Büyük âlimler * Büyük dağlar
ALÂ-MA-FARAZALLAH
Allah'ın farzettiği üzere
ALAMANA
İtl Küçük odun gemisi * Büyük balıkçı kayığı * Büyük balıkçı kayıklarına mahsus büyük ağ, ığrıp
ALAMAT
Uzun ince bir cins balık (Hint denizinde çok olur ve yılana benzer )
ALÂMAT
(Alâmet C ) İzler, nişanlar, alâmetler, işâretler
ALÂ-MELE'İN NAS
Herkesin önünde Halkın huzurunda
ALÂ-MERATİBİHİM
Rütbesine ve derecesine göre sırasıyla
ALÂMET
İz, nişân, işâret
ALÂMET-İ FÂRİKA
Ayırıcı işaret Damga
ALÂMET-İ GURUR
Gurur ve kibiri belli eden alâmet
ÂLÂM U ASKAM
Kederler ve hastalıklar
ALAN
Orman içinde açıklık, meydan
ALÂNÎ
Açıkta, meydanda, herkesin gözü önünde
ALÂNİYETEN
Herkesin önünde, açıkça, alânen
ALÂ-RAĞM-İ ENF-İL YE'S
Ye'sin burnunu kırmak maksadiyle ve ona tahkir ile
ALARGA
İtl Açık deniz, engin
ALÂ-RİVAYETİN
Rivayet edildiği üzere Söylenenlere bakılırsa
ALARM
Fr Tehlike anında herkesi haberdar etmek için verilen işaret
ALÂ-RUUS-İLEŞHAD
Aleme karşı Herkesin gözü önünde Halkın önünde
ALAS
Odun kömürü
ALAŞIM
Madenlerin eriyerek birleşmesi sonunda meydana gelen madde, halita
ÂLÂT
(Âlet C ) Vasıtalar Âletler
ÂLÂT-I BASARİYE
Gözle alâkalı gözlük, dürbün gibi optik âletler
ÂLÂT-I CÂRİHA
Yaralayıcı âletler
ÂLÂT-I HARBİYE
Harb âletleri, silâhlar
ÂLÂT-I KATIA
Kesici âletler
ÂLÂT-I NARİYYE
Ateşli silâhlar
ÂLÂT-I RASADİYYE
Meteoroloji ve astronomi araştırmalarında kullanılan âlet ve cihazlar
ÂLÂT-I TAB'İYYE
Baskı âletleri Matbaa levâzımatı
ALATURKA
İtl Türkvari, Türk usulü, Osmanlı usulü
ALÂ-TARİK-İL İCMAL
Kısaca, icmal yoluyla
ALÂ-TARİK-İL MÜNAVEBE
Nöbetleşe, münâvebe yoluyla
ALA VECH-İ ÎCAZ
İcâz yolu ile
ALAVERE
Vapurlara kömür vermek için bordaya kurulan kademeli iskele * Tulumbanın basıp emme suretiyle işlemesi * Herc ü merc Karışıklık, kargaşalık * Bir şeyin elden ele verilerek veya atılarak aktarılması
ALAVÎ
(İlâve C ) İlâveler, ekler
ALAY
(Ask ) 3-4 tabur piyade veya5 bölük süvari askerinden mürekkep kuvvet * Debdebe ve gösterişle yapılan tören, geçit resmi * Cemaat, topluluk, güruh, kalabalık, fevç * Fazla miktar, muhtelif ve müteaddit kişiler veya şeyler
ALAYBOZAN
Eskiden kullanılmış olan bir çeşit fitilli tüfek
ALAYE
Yüksek yer, yükseklik
ALAY EMİNİ
Osmanlı İmparatorluğu zamanında bir alay askerin hesap işlerine bakan subay ki, binbaşıdan alt derecededir
A'LÂ-YI İLLİYYÎN
(Bak: A'lâ)
ALAY İMAMI
Osmanlı İmparatorluğu zamanında bir alay askere imamlık vazifesini yapan subay
ALAYİŞ
f Bulaşıklık, bulaşma * Debdebe, tantana, gösteriş
ALAZ
Alev
ALB
(C : Ulub) Eser * Yaşlı keler
ALB
Yiğit, kahraman, bahadır, cesur gibi manalara gelen bir sıfattır
ALBASTI
Ateşli bir lohusalık hastalığı, lohusa humması
ALBATR
f Yumuşak ve beyaz bir çeşit mermer, kaymak taşı
ALBAY
Yarbay ile tuğgeneral arasındaki askeri rütbede olan üstsubay
ALBORA
İtl (Denizcilik) Serenlerin, direklerin üzerine kaldırılıp bağlanması * Floka küreklerinin, selâmlamak için yukarı kaldırılması * Dalyanlarda ağın yukarı alınması ile balığın toplanması
ALBÜM
Lât Fotoğraf resimlerini veya sair resim, şekil ve hatıraları içine alan defter veya kitap
ALBÜMİN
Fr Tıb:Nebat ve hayvanların etli ve sulu kısımlarında bulunan karbon, oksijen, azot, hidrojen ve kükürt bileşiği gıdalı madde
ALC
(C : Uluc) Yaramaz huylu kişi
ALCEM
Uzun boylu, uzun
ALCÜN
Ahmak kadın * Semiz dişi deve
ALÇI
Sağlam harç yapmada kullanılan beyaz toz, cibs
ALD
Boyun siniri
ALDEHİT
Lât Kim:Alkol veya asitlerden elde edilen kimyevi bir sıvı
ÂLE
(C : Al) Harbe * (C Alât) Çadır direği * Edât
ÂLE
Güneş, yağmur gibi etkenlerden korunmak için yapılmış barınak * Fakirlik
ÂLE
f İlaç için kullanılan ve "Hint Sünbülü" adı verilen çiçek
ALEBAT
Yemek kapları, çanaklar
ALEBE
(C Alebât) Yemek kabı, çanak
ALE-D-DERECAT
Derecelere göre, sırayla
ALE-D-DEVAM
Devamı üzere Devamlı olarak
ALEF
(C A'lâf - Ulufe) Saman, ot, yulaf * Hayvan yemi
ALEF RESMİ
Hayvanların yedikleri saman ve otlardan alınan vergi
ALEF
Cana yakın
ÂLEK
f İlaç için kullanılan ve "Hint Sünbülü" adı verilen bir çiçek
ALEK
Sülük * Kan pıhtısı
ALEKA
(C : Alekat) Yapışkan balçık, çamur * Kan pıhtısı * Uyuşmuş kan * Sülük
ALEKSİ
yun Tıb: Okuma kabiliyetinin kaybedilmesi
ALEL
İkinci defada içmek
ALE-L-ACAİB
Tuhaf şey, şaşılacak şey
ALE-L-ACELE
Çarçabuk, acele olarak, çabuk
ALE-L-ADE
Adet olduğu üzere * Bayağı, basbayağı
ALE-L-AMYA
Körü körüne (Bak: Alel-ımıya)
ALE-L-EKSER
Ekseriya, çok vakit
ALE-L-FEVR
Birden, derhal, hemen
ALE-L-GAFLE
Dalgınlığa getirerek Dalgınlığa gelerek, boş bulunarak
ALE-L-HADİSE
Gölge hâdise (fr epiphenomene)
ALE-L-HESAB
Hesâba sayarak
ALE-L-HUSUS
Hususiyle, hepsinden önce olarak Bâhusus
ALE-L-IMIYA
Körü körüne, körlemeden (Bak: Ale-l-amyâ)
ALE-L-ITLAK
Umumiyetle Mutlaka Bir suretle kayıtlı olmayarak Mingayri tahsis
ALE-L-İCMAL
Toplu olarak, topluca
ALE-L-İNFİRAD
Ferd olarak Birer birer
ALE-L-İNSAN
İnsan hakkında İnsana dâir İnsan üzerine
ALE-L-İSTİMRAR
Aralıksız
ALE-L-İŞTİRAK
Birlikte, müştereken
ALE-L-İTTİSAL
Birbiri ardınca, peş peşe, aralarında fâsıla olmadan
ALE-L-KAİDE
(Ka, uzun okunur) Kurala, kaideye göre
ALE-L-KAVL
Birinin sözüne, iddiasına göre
ALE-L-KİFAYE
Yetecek kadar, kâfi gelir derecede, yeter derecede
ALE-L-UMUM
Herkese âit Herkes hakkında
ÂLEM
Bütün cihan Kâinat * Dünya * Her şey * Cemaat * Halk * Cemiyet Dehr * Hususi hal ve keyfiyet * Bir güneş ile ona tâbi olan ve etrafında devreden seyyarelerin teşkil ettiği dâire (Cenab-ı Haktan gayrı mahlukata Âlem denmesi, mucidi olan Zât-ı Ecelle ve A'lâ Hazretlerini bilmeğe delâlette vesile olduğuna mebnidir L R )(Semâvatta binler âlem var Yıldızların bir kısmı her biri birer âlem olabilir Yerde de her bir cins mahlukat, birer âlemdir Hatta her bir insan dahi küçük bir âlemdir ( $) tâbiri ise, "Doğrudan doğruya, her âlem, Cenâb-ı Hakkın rububiyyeti ile idâre ve terbiye ve tedbir edilir" demektir M )
ÂLEM-İ ASGAR
Daha küçük âlem En küçük âlem * İnsan (Nasıl ki insanın anasırları, Kâinatın unsurlarından; ve kemikleri; taş ve kayalarından; ve saçları nebat ve eşcarından, ve bedeninde cereyan eden kan ve gözünden, kulağından, burnundan ve ağzından akan ayrı ayrı suları, Arz'ın çeşmelerinden ve mâdeni sularından haber veriyorlar, delâlet edip onlara işaret ediyorlar Aynen öyle de, insanın ruhu, âlem-i ervahtan; ve hafızaları, levh-i mahfuzdan; ve kuvve-i hayaliyeleri, âlem-i misalden ve hakeza her bir cihazı bir âlemden haber veriyorlar Ve onların vücudlarına kat'i şehadet ederler L )
ÂLEM-İ BERZAH
Berzah âlemi Kabir âlemi (Bak: Kabr)(Âlem-i ziyâ, âlem-i hararet, âlem-i hava, âlem-i kehriba, âlem-i elektrik, âlem-i cezb, âlem-i esir, âlem-i misal, âlem-i berzah gibi âlemler arasında müzahame ve yer darlığı yoktur Bu âlemler, hepsi de, ihtilâlsiz, müsâdemesiz küçük bir yerde içtimâ ederler M N )(Nass-ı Kur'anla, şühedânın, ehl-i kuburun fevkinde bir tabaka-i hayatları vardır Evet şüheda, hayat-ı dünyevilerini tarik-ı hakta feda ettikleri için, Cenâb-ı Hak kemâl-i kereminden onlara hayat-ı dünyeviyeye benzer, fakat kedersiz, zahmetsiz bir hayatı Âlem-i Berzahta onlara ihsan eder Onlar kendilerini ölmüş bilmiyorlar  Yalnız kendilerinin daha iyi bir âleme gittiklerini biliyorlar  Kemâl-i saâdetle mütelezziz oluyorlar Ölümdeki firak acılığını hissetmiyorlar Ehl-i kuburun çendan ruhları bâkidir, fakat kendilerini ölmüş biliyorlar Berzahta aldıkları lezzet ve saâdet, şühedanın lezzetine yetişmez Nasılki, iki adam bir rü'yada Cennet gibi bir güzel saraya girerler Birisi rü'yada olduğunu bilir Aldığı keyf ve lezzet pek noksandır "Ben uyansam şu lezzet kaçacak" diye düşünür Diğeri rü'yada olduğunu bilmiyor, hakiki lezzet ile hakiki saâdete mazhar olur İşte Âlem-i Berzahtaki emvât ve şühedanın hayat-ı berzahiyyeden istifadeleri, öye farklıdır Hadsiz vâkıatla ve rivâyatla şühedanın bu tarz-ı hayata mazhariyetleri ve kendilerini sağ bildikleri sâbit ve kat'îdir Hatta Seyyidüşşüheda olan Hazret-i Hamza (R A ), mükerrer vâkıatla kendine iltica eden adamları muhafaza etmesi ve dünyevi işlerini görmesi ve gördürmesi gibi çok vâkıatla, bu tabaka-i hayat tenvir ve isbat edilmiş M )
ÂLEM-İ CEBERUT
Âlem-i azamet ve kudret (Bununla âlem-i esmâ ve sıfât kasdolunur Muhakkıkların ekserisine göre bu, âlem-i evsattır Yâni üstte olan Lâhut âlemi ile altta bulunan melekut âlemi arasındaki âlem Amiriyyet-i umumiyyeyi muhit olan berzahtır Ceberut, ibranice "kudret" mânasındadır)
ÂLEM-İ EKBER
En büyük âlem Kâinat (Şu kâinat denilen âlem-i ekber ve insan denilen onun misâl-i musağğarı olan âlem-i asgar, kudret ve kader kalemiyle yazılan âfâkî ve enfüsî vahdaniyet delâilini gösteriyorlar Evet, kâinattaki san'at-ı muntazamanın küçük bir mikyasta, nümunesi insanda vardır O daire-i kübrâdaki san'at, Sâni-i Vâhid'e şehadet ettiği gibi, şu insanda olan küçük mikyastaki hurdebini san'at dahi, yine O Sâni'a işaret eder, vahdetini gösterir M )
ÂLEM-İ EMİR
Sâdece bir emr-i İlâhî ile işlerin hemen olduğu âlem Yaradılışa ait kanunlar âlemi (Ruha bir derece müşabih ve ikisi de âlem-i emirden ve iradeden geldiklerinden masdar itibariyle ruha bir derece muvafık, fakat yalnız vücud-u hissi olmayan nevilerde hükümran olan kavânine dikkat edilse ve o namuslara bakılsa görünür ki: Eğer o kanun-u emri, vücud-u harici giyse idi o nevilerin birer ruhu olurdu Halbuki o kanun daima bakîdir Daima müstemir, sabittir Hiçbir tagayyürat ve inkılâbat, o kanunların vahdetine te'sir etmez, bozmaz Meselâ: Bir incir ağacı ölse, dağılsa; onun ruhu hükmünde olan kanun-u teşekkülâtı zerre gibi bir çekirdeğinde ölmiyerek baki kalır İşte madem en âdi ve zaif emri kanunlar dahi böyle beka ile, devam ile alâkadardır Elbette ruh-u insani, değil yalnız bekâ ile, belki ebed-ül âbâd ile alâkadar olmak lâzım gelir Çünki: Ruh dahi Kur'anın nassıyla $ ferman-ı celili ile âlem-i emirden gelmiş bir kanun-u zişuur ve bir namus-u zihayattır ki; kudret-i ezeliyye, ona vücud-u harici giydirmiş Demek, nasıl ki, sıfat-ı irâdeden ve âlem-i emirden gelen şuursuz kavanin daima veya ağleben bâki kalıyor Aynen onların bir nevi kardeşi ve onlar gibi sıfat-ı iradenin tecellisi ve âlem-i emirden gelen ruh, bekâya mazhar olmak daha ziyade kat'idir, lâyıktır Çünki zivücuttur, hakikat-ı hariciye sahibidir Hem onlardan daha ulvidir Çünki zişuurdur Hem onlardan daha daimidir, daha kıymettardır Çünki zihayattır S )(Maddiyattan olmayan, bilhassa mahiyetleri mütebayin olan bir çoklukta tasarruf eden bir zatın, o çokluğun herbirisiyle bizzat mübaşeret ve mualecesi lâzım değildir Evet asker neferatı arasında bir kumandanın tasarrufatı, tanzimatı, ancak emir ve iradesiyle husule gelir Eğer o kumandanlık vazifeleri ve işleri, neferata havale edilirse, her bir neferin bizzat mübaşeret ve hizmetiyle veya herbir neferin bir kumandan kesilmesiyle vücud bulacaktır Binâenaleyh, Cenab-ı Hakk'ın mahlukatındaki tasarrufu, yalnız bir emir ve irade ile olur Bizzat mübaşereti yoktur Şemsin kâinatı tenvir ettiği gibi M N )
ÂLEM-İ ERVAH
Ruhlar âlemi Ruhların ve ruhanîlerin bulunduğu âlem (Bak: Ruhaniyat)
ÂLEM-İ ESBAB
Sebepler âlemi Her şeyin bir sebebe dayanarak olduğu âlem Bu dünya
ÂLEM-İ FÂNİ
Gelip geçici âlem, dünya
ÂLEM-İ GAYB
Zâhir duygularımızla bilinemeyen ve ervah ve meleklere, cinlere mahsus olan âlem Mâzi ve müstakbeldeki mahlukatın mânevi hayatlarının âlemi (Her şeyin bâtını zâhirinden daha âli, daha kâmil, daha lâtif, daha güzel, daha müzeyyen olduğu gibi; hayatça daha kavi, şuurca daha tamdır Ve zâhirde görünen hayat, şuur, kemâl vesaire ancak bâtından zâhire süzülen zaif bir tereşşuhdur Yoksa bâtın câmid, meyyit olup da ilim ve hayatı dışarıya vermiş olduğuna zehaba ihtimâl yoktur Evet karnın "miden", evinden; cildin, gömleğinden; ve kuvve-i hâfızan, senin kitabından nakş ve intizamca daha yüksek ve daha gariptir Binâenaleyh, âlem-i melekut, âlem-i şehâdetten; âlem-i gayb, dünya ve âhiretten daha âli ve daha yüksektir Maalesef nefs-i emmare, hevâ-i nefs ile baktığı için zâhiri hayatlı, ünsiyetli bir perde gibi meyyit ve zulmetli ve vahşetli zannettiği bâtın üstüne serilmiş olduğunu görüyor M N )
ÂLEM-İ HÂB
Uyku ve rüyâ âlemi Bazan âlem-i mâna, âlem-i misal, âlem-i nevm gibi tâbirler de kullanılır
ÂLEM-İ İSLÂM
İslâm dünyası İslâm milletleri (Ey âlem-i İslâm, uyan! Kur'ana sarıl! İslâmiyete maddi ve manevi bütün varlığınla müteveccih ol! Ve ey Kur'ana bin yıllık tarihinin şehadetiyle hâdim olan ve İslâmiyet nurunun zemin yüzünde naşiri bulunan yüksek ecdadın evlâdı! Kur'ana yönel ve onu anlamaya, okumaya ve onu anlatacak, onun bu zamanda bir mu'cize-i manevîsi olan Nur Risalelerini mütalaa etmeğe çalış Lisanın, Kur'anın âyetlerini âleme duyururken, hâl ve etvar ve ahlâkın da onun manasını neşretsin; lisan-ı hâlin ile de Kur'anı oku O zaman sen dünyanın efendisi, âlemin reisi ve insaniyetin vasıta-i saadeti olursun! Ey asırlardan beri Kur'anın bayraktarlığı vazifesiyle cihanda en mukaddes ve muhterem bir mevki-i muallâyı ihraz etmiş olan ecdadın evlâdı ve torunları! Uyanınız, âlem-i İslâmın fecr-i sadıkında gaflette bulunmak, kat'iyyen akıl kârı değil! Yine âlem-i İslâmın intibahında rehber olmak, arkadaş kardeş olmak için Kur'anın ve İmanın nuruyla münevver olarak İslâmiyetin terbiyesiyle tekemmül edip hakiki medeniyet-i insaniye ve terakki olan medeniyet-i İslâmiyyeye sarılmak ve onu, hâl ve harekâtında kendine rehber eylemek lâzımdır T H )
ÂLEM-İ KEVN
Varlık âlemi Kâinat
ÂLEM-İ KEVN Ü FESAD
Cismani âlem Bir taraftan vücuda gelip, diğer taraftan da harab olan fâni âlem
ÂLEM-İ MA'NA
Mâna âlemi, bazı ehline münkeşif olan âlem, mânen anlaşılan ve bilinen âlem
ÂLEM-İ MELEKUT
Melekut âlemi (Bak: Melekût)
ÂLEM-İ MENÂM
Uyku âlemi, rüya âlemi
ÂLEM-İ MİSÂL
Rüyâda görülen âlem Dünyada mevcud bulunan bütün eşya ve zuhura gelen bütün ef'âlin aynısı ile müretteb ve mütekevvin olan bir tarzı veya âlem-i ruhâninin bir nev'i (L R )(Gördüm ki: Âlem-i misâl, nihâyetsiz fotoğraflar ve her bir fotoğraf, hadsiz hâdisât-ı dünyeviyeyi aynı zamanda hiç karıştırmıgirsin bir tarafına  !!! alıyor Binler dünya kadar büyük ve geniş bir sinema-i uhreviyye ve fâniyatın fâni ve zâil hallerini ve vaziyetlerini ve geçici hayatlarının meyvelerini sermedi temâşâgâhlarda ve Cennette Saadet-i ebediyye ashâblarına dünya macerâlarını ve eski hâtıralarını levhaları ile gözlerine göstermek için pek büyük bir fotoğraf makinesi olarak bildim S ) (Bak: Âlem-i hâb)
ÂLEM-İ NÂSUT
İnsanlar âlemi ve dünya hayatı Mahlukiyet Âlem-i Lâhut'un zıddı
ÂLEM-İ SABAVET
Çocukluk dünyası
ÂLEM-İ SİYASET
Siyâset dünyası, siyaset âlemi
ÂLEM-İ SÜFLÎ
Süflilerin âlemi Dünyâ âlemi Âlem-i şehadet, âlem-i nâsut (Bak: Nâsut)(Şu kâinata nazar-ı hikmetle bakıldığı vakit, azim bir şecere mânasında görünür Ve şecerenin nasıl dalları, yaprakları, çiçekleri, meyveleri vardır Şu şecere-i hilkatin de bir şıkkı olan âlem-i süflinin: Anasır, dalları; nebatat ve eşcar, yaprakları; hayvanat, çiçekleri; insan, meyveleri hükmünde görünür Sâni-i zülcelâl'in, ağaçlar hakkında câri olan bir kanunu, elbette şu şecere-i âzamda da câri olmak, mukteza-yı ism-i Hakîm'dir S )
ÂLEM-İ ŞAHADET
Şahâdet âlemi Bu dünya Cenâb-ı Hakkın âyetlerine ve emirlerine imân edenlerin, hakka, hakikate şahadette bulundukları ve Allah'a itaat ve ibadetle mükellef oldukları dünya âlemi (Âlem-i şahadet, avâlim-i guyub üstünde tenteneli bir perdedir M )
ÂLEM-İ ŞUHUD
Bilip keşfedilen, görür gibi bilinen âlem Görünen âlem Dünya Kâinat
ÂLEM-İ TEKVİN
Devamlı değişen Vücud ve hudus âlemi
ÂLEM-İ ULVÎ
Ulvi âlem, ruhlar âlemi
ÂLEM-İ ZUHUR
Görünen âlem, şahâdet âlemi, şu anda içinde yaşadığımız âlem
A'LEM
Daha iyi bilen En iyi bilen * Yarık dudaklı * Alâmetli, belirtili
A'LEM-İ ÜLEMÂ
Alimlerin âlimi Alimlerin en çok bilgilisi, büyüğü
ALEM
Bayrak * Nişan, işâret * Özel isim * Mc:Yüksek dağ * Büyük âlim * Üst dudakta olan yarık
ALEM-İ ZÂTÎ
Zata âit isim, zatına âit işâret, zâtına mahsus alâmet, delil (Evet, Zât-ı Akdes'in alem-i zâtîsi ve en âzamî ismi olan Lafzullahtan sonra en âzam ismi olan Rahman, rızka bakar Ve rızıktaki şükür ile ona yetişilir Hem Rahman'ın en zâhir mânası, Rezzak'tır M )
ÂLEMANE
f Dünya ile ilgili Dünyevî
ÂLEMÂRÂ
f Dünyayı, âlemi süsleyen
ALEMDAR
Bayrağı veya sancağı taşıyan Bayraktar, sancaktar
ALEMDÂR-I NEBİ
Peygamberimizin (A S M ) bayraktarı olan Hz Ebu Eyyub-il-Ensarî (R A )
ALEMDARÎ
Bayraktarlık
ALEMEFRAZ
Bayrak kaldıran, bayrak çeken
ÂLEM-EFRUZ
f Âlemi parlatan, bütün âleme ışık saçan
ÂLEMEYN
İki âlem Dünya ve âhiret
ÂLEMGİR
f Bütün âleme yayılan, cihanı kaplayan, dünyayı zapteden
ALEMÎ
(Alem den) Has isimle alâkalı Aleme aid
ÂLEMÎ
(C : Âlemiyan) (Âlem den) Dünyaya ait İnsan
ÂLEMÎN
(Bak: Âlemûn)
ÂLEMİYAN
(Âlemî C ) Âleme mensub olanlar, insanlar
ÂLEMNÜMA
f Dünyayı gösteren
ÂLEM-PENAH
f Cihanın sığındığı (yer veya saha)
ÂLEMPESEND
f Bütün herkesin hoşuna gidip beğendiği şey
ÂLEM-SUZ
f Cihanı yakan
ÂLEMŞÜMUL
Bütün dünyayı alâkadar eden, dünyayı kaplayan ve her yerde tanınmış olan
ÂLEM-TAB
f Dünyayı aydınlatan, cihanı parlatan
ÂLEMÛN (ÂLEMÎN)
(Âlem C ) Âlemler
ALEN
Aşikâr, apaçık, meydanda olma
ALENDA
(C Alânid) Çok sağlam nesne
ALENDAT
Kuvvetli deve
ALENDAT
Katı, sağlam nesne
ALENEN
Gizli olmayarak, açıktan
ALENG
f Hücum eden asker * Siper, istihkâm
ALENİ
Açık olarak, meydanda Gizli olmayarak
ALENİYYE
Açık, aleni, göz önünde
ALENİYYET
Göz önünde olma
ALENKED
Çok sağlam nesne
ALER-R-RAĞM
Rağmen
ALER-RE'S
Baş üstüne Hemen Derhâl
ALER-RE'Sİ-VEL-AYN
Baş ve göz üstüne (Gelen misafire karşı veya bir işi deruhte edeceğine karşı hürmet ve memnuniyetle kabul ettiğini ifâde için söylenir )
ALES
Şiddetli kıtal
ALES
Bir cins buğday ki bir kabuk içinde iki tane olur * Buğday arasında biten çavdar ve mercimek * Büyük kene * Bir nevi karınca * Katı, sağlam nesne
ALE-S-SABAH
Erkenden, sabahın ilk saatlerinde
ALE-S-SEHER
Gün doğmadan evvel, seher vakti
ALE-S-SEVİYYE
Bir seviyede, aynı boyda * Müsâvat üzere
ALESSEVRİ VELHUT
(Ale-s-sevri ve-l hut) Öküz ve balık üzerinde Risale-i Nur Külliyatından Lem'alar adlı eserin Ondördüncü Lem'asında bu mevzuizah edilmiştir Nümune olarak bir parçası aşağıda dercedilmiştir:(Hamele-i arş ve semâvat denilen melâikenin birinin ismi "Nesir" ve diğerinin ismi "Sevr" olarak dört melâikeyi, Cenâb-ı Hak, arş ve semâvata Saltanat-ı Rububiyetine nezaret etmek için tâyin ettiği gibi, semavatın bir küçük kardeşi ve seyyarelerin bir arkadaşı olan küre-i arza dahi iki melek, nâzır ve hamele olarak tayin etmiştir O meleklerin birinin ismi"Sevr" ve diğerinin isim "Hut"dur Ve o nâmı vermesinin sırrı şudur ki; arz iki kısımdır: Biri, su; biri, toprak Su kısmını şenlendiren balıktır Toprak kısmını şenlendiren, insanların medar-ı hayatı olan ziraat, öküz iledir ve öküzün omuzundadır Küre-i arza müekkel iki melek, hem kumandan, hem nâzır olduklarından, elbette balık tâifesine ve öküz nev'ine bir cihet-i münâsebetleri bulunmak lâzımdır Belki, o iki meleğin âlem-i melekut ve âlem-i misâldesevr ve hut suretinde temessülleri var (Haşiye) İşte bu münâsebete ve o nezârete işareten ve küre-i arzın o iki mühim nevi mahlukatına imaen lisan-ı mu'ciz-il beyan-ı Nebevi $ demiş, gayet derin ve geniş bir sahife kadar mes'eleleri havi olan bir hakikatı, gayet güzel ve kısa bir tek cümle ile ifade etmiş  İkinci Vecih : Mesela: Nasıl ki denilse: "Bu devlet ve saltanat, hangi şey üzerinde duruyor?" cevabında: $denilir Yani: "Asker kılıncının şecaatine, kuvvetine ve memur kaleminin dirayetine ve adâletine istinad eder " Öyle de: Küre-i Arz madem zihayatın meskenidir ve zihayatın kumandanları da insandır ve insanın ehl-i sevâhil kısmının kısm-ı azamının medar-ı taayyüşleri balıktır ve ehl-i sevâhil olmıyan kısmının medâr-ı taayyüşleri, ziraatle, öküzün omuzundadır ve mühim bir medâr-ı ticareti de balıktır Elbette devlet, seyf ve kalem üstünde durduğugibi, Küre-i Arz da, öküz ve balık üstünde duruyor denilir Zirâ, ne vakit öküz çalışmazsa ve balık milyon yumurtayı birden doğurmazsa, o vakit insan yaşayamaz, hayat sukut eder Halik-ı Hakim de arzı harab eder L )(Haşiye) : Evet Küre-i Arz, bahr-i muhit-i havâide bir sefine-i Rabbaniye ve nass-ı Hadisle âhiretin bir mezraası, yâni fidanlık tarlası olduğundan, o câmid ve şuursuz büyük gemiyi o denizde emr-i İlâhî ile, intizam ile, hikmet ile yüzdüren, kaptanlık eden melâikeye "Hut" nâmı; ve o tarlaya izn-i İlâhî ile nezaret eden melâikeye "Sevr" ismi ne kadar yakıştığı zahirdir
ÂLET
Fakir * Dağda ve tarlada yaptıkları künbet
ÂLET
Bir işte veya bir san'atta kullanılan vasıta Bir makinayı vücuda getiren ve işlemesine yardım eden parçalardan her biri * Sebeb, vesile, vesâit * Edevat Avadanlık
ÂLET-İ CERRÂHİYE
Cerrahların, yaraları tedaviye çalışan doktorların kullandıkları edevat, takım
ÂLET-İ KATIA
Kesici âlet
ÂLET-İ LEHV
Oyun âleti Oyuncak Çalgı âleti
ÂLET-İ MUSAVVİT
Sesi nakletmeye yarıyan alet Mikrofon
ALETTAFSİL
Uzun uzadıya, mufassal olarak
ALETTAHKİK
(Ale-t-tahkik) Hakikat üzere, kat'i surette Besbelli
ALETTAHMİN
Aşağı yukarı, tahminen
ALETTAHSİS
Hususi olarak, bilhassa, hele, en çok
ALETTEDRİC
Azar azar
ALETTERTİB
Tertibli olarak, sırasıyla
ALETTEVALİ
Arası kesilmeksizin, birbiri ardınca, arka arkaya
ALEV
Ateşten çıkan parlak ve yanar hava * Mızrak ucuna takılan küçük bayrak, flama
ALEV-GİR
f Alevlenmiş
ALEV-HİZ
f Parlayan, alevlenen
ALEVÎ
Hz Ali'ye mensub olan Hz Ali'ye âit ve müteallik (Bak: şia)
ALEV-KEŞ
f Alevden fırlayan
ALEV-RİZ
f Alevlenen, alev saçan
ALEYH
(Aleyhi - Aleyhâ) (Alâ edatının zamirle birleştiği zamanki şekli ) Aleyhinde, onun hakkında, onun üzerine
ALEYHDAR
Muhalif olan Aynı fikirde olmayan Zıt olan
ALEYHİM, ALEYHİMA
Aleyh edatının cemi ve tesniye şekilleri
ALEYHİSSALATÜ VESSELAM
Salât ve Selâm onun üzerine olsun, meâlinde Peygamberimiz Hazret-i Muhammed'in (A S M ) ismini duyunca söylenmesi sünnet olan bir duâdır
ALEYKE
Senin üzerine, sana
ALEYKÜM
Sizin üzerinize, size
ALEYKÜM-ÜS SELÂM
Selâm sizin üzerinize olsun (Bak: Selâm)
ALEYNA
Bizim üzerimize, bizim hakkımızda Bize
ALFABE
Fr Bir lisandaki sesleri gösteren harflerin, belli bir sıraya göre dizilmiş takımı * Okuyup yazmayı yeni öğrenecekler için başlangıç kitabı * Bir işin başlangıcı
ALFABETİK
Fr Alfabe sırasına göre dizilmiş
ALGI
(İdrak) İnsanın kendi varlığından veya çevresinden aldığı uyarımların, zihinde yorumlanması, mânalandırılması Doğru idrak gibi yanlış idrak da olabilir Yanlış idrak göz yanılması yâhut olmıyan bir şeyi görmek şeklinde olabilir Dünyayı, idrak sayesinde tanıyoruz Bir idrakte hem afâki (objektif, nesnel), hem enfüsi (sübjektif, öznel) unsurlar bulunur Bu sebeple idrak, gerçeğin bizzat kendisi değil, gerçeğin bir yorumudur
ALGUN
f Kırmızı renginde, koyu ve parlak pembe
ALH
Akıl gitmek * Tembel olmak
ALHAN
Deve kuşunun erkeği * Karnı çok aç kişi
ALHECE
Demiri ateşte kızdırıp yumuşatmak
ÂLİ
Büyük, yüksek, şerif, celil, aziz olan
ALİ
Üstün Yüce Çok büyük Meşhur Necib
ALİYY-ÜL MURTAZA (R A )
Esedullah, Aliyy-ibni Ebi Talib, Ebutturâb, İmâm-ı Ali isimleri ile de anılır Hz Resul-i Ekrem'in (A S M ) amcası Ebu Tâlib'in oğlu olup Hicretten yirmiüç yıl önce doğmuş ve Bi'setin ikinci günü daha on yaşında iken imân etmiş, hiç putlara tapmamıştır Bunun için mübârek ismi söylendiğinde, Kerremallâhü Veche diye tâzim edilir Bütün gazâlarda, din muharebelerinde çok kahramanlık ve fedâkârlığından dolayı "Esedullâh: Allah'ın aslanı" nâmını da almıştır Aşere-i Mübeşşeredendir Ayetle medhedilmiştir Kendinden evvelki üç Halife-i kirâma (R A ) seve seve biat etmiş, onlara Şeyh-ül İslâm gibi hizmetlerine iştirak etmiştir Evliyânın reisidir Hicretin kırkıncı yılında şehid edilmiştir (R A ) Bu vesile ile onunla alâkalı bir dersten kısa ve mühim bir kısmı yazıyoruz:(  Hem nakl-i sahih-i kat'î ile İmam-ı Ali'ye demiş: "Sende Hazret-i İsa (A S ) gibi iki kısım insan helâkete gider Birisi ifrat-ı muhabbet; diğeri, ifrat-ı adâvetle Hazret-i İsâ'ya Nasrâni, muhabbetinden hadd-i meşrudan tecavüz ile hâşâ ibnullâh dediler Yahudi, adâvetinden tecâvüz ettiler, nübüvvetini ve kemâlini inkâr ettiler Senin hakkında da bir kısım, hadd-i meşru'dan tecavüz edecek, muhabbetinden helâkete gidecektir " $ demiş, bir kısmı senin adâvetinden çok ileri gidecekler; onlar da Havâricdir ve Emevîlerin bir kısım müfrit taraftarlarıdır ki, onlara Nâsibe denilir Eğer denilse: Al-i Beyte muhabbeti Kur'an emrediyor Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm çok teşvik etmiş, o muhabbet Şialar için belki bir özür teşkil eder Çünkü, ehl-i muhabbet bir derece ehl-i sekirdir Ne için Şialar, hususan Rafiziler, o muhabbetten istifâde etmiyorlar? Belki işâret-i nebeviye ile o fart-ı muhabbetten mahkûmdurlar?"Elcevab: Muhabbet iki kısımdır: Biri; mânâ-yı harfiyle, yani Resul-ü Ekrem Aleyhhissalâtü Vesselâm hesabına, Cenâb-ı Hak namına, Hazret-i Ali ile Hasan ve Hüseyin ve Al-i Beyti (R A ) sevmektir Şu muhabbet Resul-ü Ekrem'in (A S M ) muhabbetini ziyadeleştirir Cenab-ı Hakkın muhabbetine vesile olur Şu muhabbet meşru'dur, ifratı zarar vermez, tecâvüz etmez, başkalarının zemmini ve adâvetini iktizâ etmez İkincisi: Manâ-yı ismiyle muhabbettir Yâni: Bizzat onları sever Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmı düşünmeden Hazret-i Ali'nin kahramanlıklarını ve kemâlini; ve Hazret-i Hasan ve Hüseyin'in yüksek faziletlerini düşünür; sever Hatta Allah'ı bilmese de, Peygamberi tanımasa da yine onları sever Bu sevmek Resul-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın muhabbetine ve Cenab-ı Hakkın muhabbetine sebebiyyet vermez; hem ifrat olsa, başkaların zemmini ve adâvetini iktiza eder İşte işâret-i Nebeviyye ile Hazret-i Ali hakkında ziyâde muhabbetlerinden Hazret-i Ebu Bekir-i Sıddık ile Hazret-i Ömer'den teberri ettiklerinden hasârete düşmüşler ve o menfi muhabbet sebeb-i hasarettir M )
ÂL-İ ABA
(Bak: Âl)
ÂLİ BAHT
f Talihli, şanslı, bahtlı
ÂL-İ BEYT
(Bak: Âl)
ÂLİC
İki hörgüçlü büyük deve Yumuşak nesne * Kırda bir kumlu yer * Alcân dedikleri otu yiyen deve
ÂLİCAH
(Ali-câh) f Mevkii yüksek Yüce mevkide bulunan
ÂLİ-CENAB
f İyilik sahibi, yüksek ahlâklı Cömerd Büyük zat
ÂLİ-D-DERECAT
Derecelerin âlisi, iyi ve şereflisi ALİF : Yem torbası
ÂLİ-FITRAT
Yüksek fıtratta olan
ÂLİH
Deve kuşunun dişisi * Hafif mizaçlı
ÂLİH
(C : Alihât) Mabud; tapınılan, ibadet edilen şey
ÂLİHE
(İlah C ) Bâtıl ilâhlar (Bak: İlâhe)
ÂLİ-HİMMET
Himmeti yüksek Gayreti çok
ALÎK
Hayvana bir defada verilen yem * Asılan torba
ALÎK-ÜD-DEVÂB
Yem torbası
ALİKA
İçine birşey koyacak torba * Yem
ÂLİ-KADR
Çok takdir edilen Yüksek değer sahibi Kadr ü kıymeti yüksek * Meşhur bir çeşit lale
ALÎL
Hasta İlletli (Mariz bir asrın, hasta bir unsurun, alil bir uzvun reçetesi; ittiba-ı Kur'andır M )
ÂLİM
Bilen, bilgili * Çok şey bilen * Çok okumuş, bilgiç * İlim ile uğraşan Hoca (Âlim-i mürşid, koyun olmalı; kuş olmamalı Koyun, kuzusuna süt; kuş, yavrusuna kay verir M )
ALÎM
Bilen İlmi, ebedi ve ezeli olan Cenab-ı Hak (Kur'an-ı Kerim'de bu isim 126 kerre zikredilir )
ALİM
Üzüntülü, kederli, ıztırab çeken
ÂLİ-MAKAM
Makamı yüksek, yeri yüksek
ALÎM-ALLAH
Allah en iyi ve en çok bilendir (meâlinde )
ALİM-ALLAH
Allah bilir (meâlinde yemin )
ÂLİMAN
f (Alim C ) Alimler
ÂLİMÂNE
f Alimlere yakışır surette Bilenlere yakışır şekilde
ÂLÎ-MEKAN
Makamı, yeri, derecesi yüksek olan
ÂLİM-ÜL-GAYB VE-Ş-ŞEHÂDE
Görüleni ve görülmeyeni bilen Allah
ALÎN
Aleni, açık
ÂLÎ-ŞAN
şan ve şerefi yüksek olan * Meşhur bir cins lâle
ÂLÎ-TEBAR
f Sülâlesi temiz ve soyu yüce olan
ALİVRE
Elde edildiği vakit teslim edilmek üzere, bir mahsul üzerine önceden yapılan satış
ÂLİYE
Yüksek, yüce Şerif ve aziz olan * Necid ve Hicaz ülkesi * (C : Avali) Süngü başı
ALİYY
Necip, büyük, yüksek, meşhur, namdar, ünlü
ÂLİYYE
Âlete mensup Âletle alâkalı * (C : Alâyâ) Yemin etmek
ALİYY-ÜL A'LA
En üstün, birincilerin birincisi En yüksek Pek iyi
ÂLÎZ
f Alihten $ veya Aliziden fiilinden emirdir İsm-i fâili Alizende Türkçedeki mânası: Zayıf, cılız * Farsçada: Hayvanın ürküp sıçraması, çifte atması, huysuzluk edip sıçramasına denir
ALİZARİN
Fr Eskiden kök boyası denilen bitkiden çıkarılırken, şimdi kimya usulleriyle hazırlanan boya maddesi
ALİZE
Fr Tropikal bölge denizlerinde sürekli olarak esen rüzgârın adı
ALİZENDE
f Çifteli at
ALKAM
Acı salatalık, hıyar
ALKAME
Acılık, acı tat Acı hıyar
ALKIŞ
Tar: Padişahlarla vezirlerin kadirlerini yükseltmek maksadıyla yapılan merasim hakkında kullanılan bir tabir
ALKOL
Fr Mayalanmış içkilerin damıtılmasıyla elde edilen sıvı madde Sarhoş edici etkisi vardır Alkollü içkiler hem beden sağlığına, hem de ruh sağlığına zararlıdır Dinimizde her türlü alkollü içkinin azı da çoğu da haramdır
ALLAF
Yulaf satan kimse
ALLAH
İnsanı, dünyayı, kâinatı, görülen veya görülemiyen bütün varlıkların yaratıcısı Allah ezelidir; yani varlığının başlangıcı yoktur, çünki yaratılmamıştır ve varlığı devamlıdır, sonsuzdur Hiç bir şey yokken o yine vardı Allah'ın ilmi, kudreti ve iradesi ve diğer sıfatları da sonsuzdur O herşeyi ve hepimizi her an bilir ve görür Allah'ı doğru olarak bilmek için ondört sıfatını doğru ve tam anlamıyla bilmek lâzımdır Allah ismi bu sıfatları da kapsar Allah'ın müslümanlarca zikredilen 99 ismi vardır Bu isimler, O'nu doğru olarak bilmemiz, Allah'ı daha iyi anlamamıza yardımcı olur Allah'a Tanrı demek çok yanlıştır Allah isminin mânasını ifade eden başka bir kelime hiç bir dilde yoktur Tanrı sözü müslümanlıktan önceki Türklerin şamanizm denilen batıl dinlerinde güneş ilâhı manasına gelen Tengri sözünün bugünkü dilde aldığı şeklidir (Bütün Esmâ-i Hüsna'nın ifâde ettiği mânalar ile bütün sıfât-ı kemâliyeye Lâfza-i Celâl olan "Allah", bil'iltizam delâlet eder Sair ism-i haslar yalnız müsemmalarına delâlet eder Sıfatlara delâletleri yoktur Çünki: Sıfatlar, müsemmalarına cüz olmadığı gibi aralarında lüzum-u beyyin de yoktur Bu itibarla ne tazammunen ve ne iltizâmen sıfatlara delâletleri yoktur Amma Lâfza-i Celâl bil-mutâbakat Zât-ı Akdese delâlet eder Zât-ı Akdes ile sıfât-ı kemaliyye arasında lüzum-u beyyin olduğundan, sıfatlara da bil-iltizam delâlet der Ve kezâ Uluhiyet ünvanı Sıfât-ı kemâliyyeyi istilzam etmesi ism-i has olan "Allah"ın da o sıfâtı istilzam ettiğini istilzam ediyor Ve kezâ, "Allah" kelimesi de, nefiyden sonra sıfatlar ile beraber düşünülür Binâenaleyh, "Lâ İlâhe İllallah" kelâmı, Esmâ-i Hüsnânın adedince kelâmları tazammun ediyor Bu itibarla, şu Kelime-i Tevhid kelâmı delâlet ettiği sıfatlar itibariyle bir kelâm iken bin kelâm oluyor M N )
ALLAHÜ A'LEM Bİ-S-SAVAB
Allah daha iyi bilir Allah doğrusunu en iyi bilir
ALLAK
Sakızcı
ALLAK
Sözünde durmaz * Hilekâr, kendisine güvenilmesi doğru olmayan
ALLÂM
En çok bilen, her şeyi hakkı ile bilen (Cenâb-ı Hakka mahsus bir sıfat olup, başka mahluka denemez )
ALLÂM-ÜL GUYUB
Esma-i Hüsnadandır Bütün gaybları, geçmişi, geleceği, hazırda olmayanı, dünyadakileri, âhirettekileri ve her şeyi bilen Cenab-ı Hak
ALLÂME
Çok büyük alim Meşhur olmuş büyük mütefekkir Her ilimde ihtisas sahibi
ALLÂME-İ KÜLL
Bir şeyin ilmine vâkıf olan Bir hususda ihtisas sahibi olan
ALLET
Kişinin, avreti üstüne aldığı ikinci avret * Üvey ana
ALLÜSİNASYON
Fr (Bak: Hallüsinasyon)
ALMAN
Almanyalı, Cermen
ALMANAK
Fr Kitab biçiminde bir çeşit takvimdir Senenin bölümlerinden başka bayram, yıldönümü gibi muayyen günleri gösterir; ayrıca astronomi, meteoroloji, istatistik bilgiler de verir
ALOTROPİ
Kimya bakımından bir değişiklik olmadığı halde bir cismin ayrı hususiyetler göstermesi hali Meselâ : Kırmızı ve beyaz fosfor arasında, birleşim farkı yoktur Buna rağmen renklerinin ayrı oluşu bir alotropi halidir
ALPAKA
Güney Amerika'da yaşayan ve büyüklüğü keçi ile deve arasında olan bir hayvan * Bu hayvanın kılından mamul bir cins ince yünlü kumaş
ALS
Karıştırmak
ALTBİLİNÇ
(Bak: Şuuraltı)
ALTAYS
Düz, berrak, kaypak nesne
ALTIN KOZAK
Padişahlar tarafından yabancı hükümdarlara gönderilen nâme-i hümayunun konulduğu muhafaza
ALTIPATLAR
Revolver denilen mükerrer ateşli, altı mermi alan tabanca
ALU
f Erik, şeftali * Tuğla fırını
ALU-BÂLU
f Vişne
ALU-YU BUHARA
Türkistan eriği
ALUD
(Alude) f Karışmış, karışık, mülevves Bulaşmış
ALUDE-DÂMÂN
f Eteği bulaşık, iffetsiz kadın
ALUDE-GÂN
f (Alude C ) Suçlular, kabahatliler Bulaşıklar, bulaşmışlar
ALUDE-GÎ
f Dalmış, garkolmuş Bulaşıklık
ALUFE
(Ulüf C ) Hayvan yemi
ALU-GÜRDE
f Caneriği
ALUK
Arzu * Kendi yavrusundan başka yavruyu emzirmek isteyip yine burnuyla koklayıp emzirmeyen deve * Devenin otladığı ot * Süt
ALUS
f Naz veya kırgınlık sebebiyle göz ucuyla bakmak
ALUSÎ
f Nazlanarak göz ucu ile bakan kimse
ALÜFTE
f Muhabbet ve sevgiden deli gibi * Alışık, nâmus perdesi yırtık, iffetsiz kadın Fâhişe
ALÜFTE-GÂN
f (Alüfte C ) Nâmus perdesi yırtık kadınlar Fâhişeler
ALÜGDE
f Saldırıcı, şiddetle saldıran
ALÜVYON
Nehirlerin sürükleyerek taşıdığı toprak
ALYA
Yüksek yer, yükseklik * Gökyüzü
ALYAN
Uzun, iri yarı kimse
ALYE
Fakirlik
ALYUVAR
(Bak: Küreyvât-ı hamra)
ALZ
(C : Alzât) Sabırsızlık * Hastaya ârız olan titremek * Hafiflik * Acele
|