|
Prof. Dr. Sinsi
|
Osmanlıca Sözlük (A Harfi)-Osmanlıca Kelimeler Sözlüğü-Osmanlıca Kelimeler Anlamları.
RE: Osmanlıca Sözlük (A Harfi) Mesaj Yazmayin ÂRSIZ
Bî-ar, utanmaz, arsız
ÂR Ü NAMUS
Utanma, haya ve namus
ÂRÂ
f Süsleyen Bezeyen
ÂRÂ
Fikirler Reyler
ARÂ
Mıntıka, bölge * Komşuluk * Avlu * Çıplaklık * Geniş, çıplak arazi
ÂRÂB
(İrb ve İrbe C ) Hacetler * Uzuvlar * Akıllar, zekâlar * Hileler, oyunlar
ARAB
Ceziret-ül Arab, Şam, Hicaz, Irak, Yemen, Mısır ve Afrika'nın şimâlinde yaşayan geniş bir kavmin adı
A'RAB
Göçebe Araplar, çölde yaşayan Araplar
ARÂBE
(C: Arâbât) Keçi veya koyunun memesine geçirilen torba * Açık saçık konuşma
ARABE
(Arben) Yemek yeme
ARABESK
Süslemede kullanılan bir çeşit tezyinat
ARABÎ
Arabça, Arab dili Arab kavmine mensub
A'RABÎ
Çölde yaşayan Arab
ARABİSTAN
f Arap ülkesi Arapların yaşadığı ülke
ARABİYYAT
(Arabiyyet C ) Arapçaya dâir ilimler, kitab veya fikirler Arap edebiyatı
ARABİYYET
Arapça ile ilgili olan (İlim, fikir veya kitap) Arap edebiyatı
A'RAC
Anadan doğma topal (aksak)
ARAC
f Dirsek
ARADÎN
(Bak: Eradîn)
A'RAF
(Arf C ) Sırt, tepe Özel manası Cennetle Cehennem arası bir yer (Arf, herhangi bir yüksek yer demektir ki, bu münâsebetle atın yelesine, horozun ibiğine arf denilmiştir )(A'raf, meşhur bir kavle göre Cennet ile Cehennem arasındaki hicabın, surun yüksek tepeleri demek olur İbni Abbastan sıratın şerefeleri diye bir kavil de mervidir Fakat Hasanı Basri Hazretleri demiştir ki, A'raf ma'rifettendir Ve mânâ "Ehl-i Cennet ile ehl-i Nârı simalarından tanımak üzere bir takım rical vardır demektir Kendisine bu rical "hasenat ve seyyiatları müsavi olan kimselerdir" denildikte dizine vurmuş ve bunlar, demiş, Allah tealânın ehl-i Cennet ile ehl-i Nârı tanımak ve birbirinden temyiz etmek üzere tâyin buyurduğu bir kavmdir Vallahi bilmem belki bazısı şimdi beraberimizdedir Hâsılı A'raf üzerindeki ricalin tefsirinde başlıca iki kavil vardır Birincisi Ebu Huzeyfe ve saireden mervi olduğu üzere bunlar amelde kusur etmiş ve mizanda hasenat ve seyyiatları müsavi gelmiş bir taife-i muvahhidindir ki Cennet ile Cehennem arasında bir müddet kalırlar Sonra Allah Tealâ haklarında bir hüküm verir (İkincisi) Bunlar Enbiya, şühedâ, ahyar, ulemâ veya rical suretinde görünür Melâike gibi dereceleri yüksek bir takım zevattır ) (E T )
A'RAF
(Örf C ) Âdetler, örfler, an'aneler
A'RAF SURESİ
Kur'an-ı Kerim'in 7 suresidir Mekke-i Mükerremede nâzil olmuştur Suret-ül Mikat, Suret-ül Misak, Elif lâm mim sâd gibi isimleri de vardır
ARAFAT
Mekkenin 16 kilometre doğusunda Hacıların arefe günü toplandıkları tepe ve bunun eteğindeki ova Tepenin diğer bir adı Cebel-ür Rahme (Rahmet dağı)dır Adem (A S ) ile Havva anamız Cennet'ten çıkarıldıktan sonra burada bir araya geldiler İbrahim Peygamber (A S ) Cebrail ile burada konuştu Hz Muhammed (ASM) yüzbin insana hitab eden veda hutbesini burada okudu İnsan haklarını 14 asır önce burada dünyaya ilan etti
ARAFET
(C: Avârif) Atâ, ihsan, hediye
ARAHİM
Büyük olan şey * Bir cins beyaz büyük mantar
ARAİS
(Arûs C ) Gelinler * Güneşler * Gökler
ARAİZ
(Ariza C ) Arz olunan meseleler Küçükten büyüğe yazılan yazılar
A'RAK
(Irk C ) Kökler, damarlar
ARAK
Ter, rutubet * Dağdaki yol * Çukur * Deve izleri * Sıra sıra olan şey * Zenbil * Menfaat, sevab, karşılık * Süt
ARAK
Kalabalık, izdiham
ARAK-ÇİN
Kavuğun altına giyilen takke
ARAK-DAR
f Terli
ARAKÎ
Terle ilgili, tere mensub
ARAKİYYE
Yünden yapılan bir cins külâhtır ki, bilhassa dervişler kullanırlar
ARAKK
Çok ince En ince Ziyâde rakik olan
ARAKNAK
f Terlemiş, terden ıslanmış, ter içinde kalmış
ARAKRİZ
f Terliyen, ter döken
ÂRÂM
(İrem C ) Çölde, sahrada konulan hususi nişan
ÂRÂM
f Durma, dinlenme * Yerleşme, rahat etme, karar kılma * Eğlenme
ÂRÂM-I CÂN
Gönül rahatı * Sevgili, sevilen güzel
ÂRÂM-I DİL
Sevgili, sevilen güzel * Gönül rahatı
ÂRÂM-BAHŞ
f Dinlendirici, dinlendiren, ârâm veren
ÂRÂM-CÛ
f Dinlenmek isteyen
ÂRÂM-CÛYANE
f Dinlenmek isteyene yakışır şekilde
ÂRÂM-GÂH
f Dinlenilecek yer
ÂRÂMGÂH-I EBEDÎ
Ebedi olarak dinlenilecek yer, sonsuz olarak istirahat edilen yer, mezar
ÂRÂM-GÂR
Hiçbir sıkıntısı olmayan, rahat yaşayan adam
ÂRÂM-GÜZİN
f Dinlenmek için oturan, istirahat eden, dinlenen
ÂRÂMÎ
f Dinlenme, rahat etme
ÂRÂMİDE
f Rahat olan, dinlenen, sükûn halinde ve rahatta bulunan
ÂRÂMİŞ
f Huzur, rahat
ARAMRAM
(Aremrem) Asker çokluğu * Şiddetli hâl ve iş
ARÂM-RÜBA
f Sıkıntı veren, istirahatı bozan, rahatı kaçıran
ARÂM-SAZ
f Yerleşen, oturan
ARÂM-SÛZ
f Huzuru bozan, rahatsızlık veren
ARAN
f Dirsek
ARANİK
Su kuşlarından boynu uzun bir kuş
AR'AR
Dikenli ardıç ağacı, dağ selvisi * Mc: Güzelin boyu bosu
AR'AR
Arap diyârında bir yerin adı * Bir oyun çeşidi
AR'ARE
Dağ başı İki burun deliğinin arası * Servi ağacı Çocuk oyunundan bir oyun
ARARE
(C: Arâr) İyi kokulu bir ot * Şiddet * Kötü ahlâk * Evin avlusu, ev içi * Soğuk şiddetli olmak
ARAROT
Ufak çocuklara yedirilen besleyici bir cins nişasta ki, Amerika'da hasıl olan bir kökten çıkarılır
A'RÂS
Düğünler * (İrs C ) Evliler * (Urs C ) Nikâh merasimleri
ARAS
Yorgunluk, bitkinlik * Hayranlık
ARASAT
(Aresât) Mahşer yeri Haşir ve neşir meydanı
ARASTE
f Bezenmiş süslenmiş * Çarşının bir esnafa mahsus kısmı * Vaktiyle ordu çarşısı, ordugâhta kurulan seyyar çarşı
ARASTE-GÎ
f Süslülük, bezenmişlik, ârâstelik
A'RAŞ
(Arş C ) Tahtlar * Çatılar, damlar
ARAT
Bölge, mıntıka * Avlu
ARAYENDE
f Düzen verici, süsleyici
ARAYÎ
f Süsleyicilik
ARAYİŞ
f Süs, zinet * Süsleme
ARAZ
İşâret, alâmet * Tesâdüf, rast gelme * Kaza Felâket Zâtî olmayan hâl ve keyfiyet * Fls Herhangi bir cevherin varlığı için zaruri olmayan vasıf Meselâ: Şekerin beyaz rengi şekerin varlığı için zaruri değildir
ARAZÎ
Araza âit ve mensub Araza dâir ve ilgili
A'RAZ
(Araz C ) Arazlar, işaretler, nişanlar, alâmetler * Tesadüfler * Hastalık alâmetleri * Kazalar, felâketler, musibetler
ARAZAN
Rastgele, tesadüfen, tevafukan
ARAZET
Genişlik
A'RAZİ
Ârızî, tesâdüfî, rastgele
ARÂZİ
(Arz C ) Yerler Ekilen toprak Ekilen yerler
ARÂZİ-İ EMİRİYYE
Huk: Beytülmâle mahsus olup devlet tarafından şahıslara dağıtılan yerler (Tarla, çayır, koru ve emsali gibi )
ARÂZİ-İ EMİRİYYE-İ MEVKUFE
Huk: Sadece hazine menfaatleri veya tasarruf hakları veyahut ikisi de bir hayır cemiyetine ayırılan miri arazi
ARÂZİ-İ EMİRİYYE-İ SIRFA
Huk: Beytülmâle mahsus menfaatleri ve tasarruf haklarından hiçbiri bir cihete verilmeyip devlete ait olan ve şahıslara dağıtılan memleket arazisi
ARÂZİ-İ GAMİRE
Huk: Harap, su baskınına uğramış veya içine henüz çift girmemiş yerler
ARÂZİ-İ HÂLİYE
Boş, sahipsiz bırakılmış topraklar
ARÂZİ-İ HARACİYE
Müslümanlar tarafından fetholunan ve ulul-emir tarafından müslim olmayan eski sahibi elinde bırakılan veya hâriçten müslim olmayanlar getirilerek yerleştirilen arâzi
ARÂZİ-İ MAHLULE
Huk: Araziyi kullananın intikal sahibi mirasçı bırakmaksızın ölümüyle hükümete kalan arâzi-i emiriye
ARÂZİ-İ MAHMİYE
Huk: Beytülmâle ait araziden, koru, mer'a, yol, pazar yerleri gibi halkın ihtiyaçlarına ayrılmış olan arâzi
ARÂZİ-İ MEFTÛHA
Huk: Fetih hakkının taalluk ettiği yerler
ARÂZİ-İ MEKTUME
Huk: Beytülmâle haber verilmeksizin kullanılan mahlul veya müstahik-i tapu araziler
ARÂZİ-İ MEMLUKE
Mülkiyet yolu ile tasarruf olunan yerler (Mülk, timar toprağı)
ARÂZİ-İ METRÛKE
Terk edilmiş, bırakılmış topraklar, araziler
ARAZİ-İ MEVÂT
Huk: Hiç kimse tarafından kullanılmayan ve halka verilmeyen, meskun mahallerden biraz uzakta bulunan taşlık ve kıraç arazi * İşlenmemiş toprak
ARÂZİ-İ MEVKUFE
Vakfedilmiş yerler Bir hayır işine devamlı surette tahsis edilmiş yerler
ARÂZİ-İ MEVKUFE-İ SAHİHA
Huk: Arâzi-i memlükeden şartlarına uygun olarak vakfolunan yerler
ARÂZİ-İ MİRİYE
Devlete ait arazi
ARÂZİ-İ MUHTEKERE
Kiracısı tarafından üzerine bina yapılmak veya ağaç dikilmek üzere senelik bir ücret karşılığında kiraya verilen arazi (Kiracı, kira bedelini her sene arâzi sahibine vererek o arâziyi devamlı sûrette elinde bulundurur )
ARÂZİ-İ MUKADDESE
Mukaddes yerler Kudsi topraklar
ARÂZİ-İ MÜBÂREKE
Mübarek yer olan Hicaz
ARÂZİ-İ MÜLKİYE
Hükümet arazisi, hükümet toprağı Hazine arazisi
ARÂZİ-İ MÜRFAKA
Huk: Sokaklarda oturulacak yerler ve caddelerde boş bırakılan kısımlar Yolculara ait terkedilmiş konak yerleri, kervansaraylar
ARÂZİ-İ MÜŞTEREKE
Huk: Çokları tarafından tasarruf olunan yer
ARÂZİ-İ ÖŞRİYYE
Huk: Ziraat olundukça her sene hâsılatından beytülmâle, beytüssadakaya konulmak üzere, fakirlerin hakkı olan öşür alınan arâziler
ARAZİŞ
f Hayır ve iyilik yapma * Tasaddukta bulunmak
ARBEDE
Cidal, kavga, patırtı
ARBEDE-CÛ
Patırtıcı, gürültücü, kavgacı
ARBEDE-CÛYÂNE
f Kavga çıkartmağa yeltenerek
ARBEDE-SÂZÎ
f Gürültücülük, kavgacılık
ARC
Mekke ile Medine arasında bir mevzi * Deve sürücüsü
ARCA
(Müz: Arec) Topal ve aksak kişi * Sırtlan
ARCELE
Sürü, hayvan topluluğu * Yayalar cemaati * At sürüsü
ARD
f Buğday ve diğer tahıllardan öğütülen un * Buğdayı değirmen taşına akıtan oluk
ARDA
Vaktiyle bazı çavuşların elde tuttukları uzun değnek * Nişan almak için dikilen değnek
ARDA
Çıkrıkçı kalemi
ARD-BİZ
f Elek, un eleği * Elekle un eleyen kişi
ARDHALE
f Bulamaç adı verilen yemek
ARDİN
f Deneme, imtihan, tecrübe
ARDİYYE
Ticaret eşyasının saklandığı yer * Böyle bir yerde saklanan eşya için ödenen ücret
ARDTÛLE
f Bulamaç denilen yemek
ARE
Borç olarak alınan veya verilen şey
AREB
Şehir ehli olanlar * Mide fesâdı
AREB
Çok açıkgöz, en akıllı
ÂREC
f Dirsek, kolun arka tarafı
AREC
Topallık, aksaklık
A'REC
Topal, aksak
ARECAN
Aksak ve topal kişinin yürümesi
A'REF
Pek ma'ruf, çok bilen Arif * Çok anlayışlı, fazla bilgili * Yelesi ve boynu uzun olan at
AREFE
Kurban bayramından bir evvelki gün
AREKİYYE
Zinâkâr kadın
AREKREK
Aceleci, acul * Kuvvetli büyük deve
A'REM
Alacalı, benekli (şey)
AREMET
Savurmak için dövülüp toplanmış harman
AREMİDE
f İstirahat eden, dinlenen Rahat kişi
AREMREM
Kalabalık ordu, çok fazla asker
AREN
Davar ayağında olan kuru kemre * Yarık * Bir nesne yumuşak olmak
ARENC
f Dirsek * Gidiş, tarz, usül, metod
ARENDE
f Birşey getiren kimse
ARENG
f Dirsek * Dert, keder * Hile, dubârâ * Tarz, tavır, üslüb * Vali, hakim * Zannolunur ki, galiba, öyledir, benzer gibi bir yakınlık ve benzerlik ifâde eder
AREOMETRE
yun Sıvıların yoğunluk derecesini ölçmeye yarayan âlet Arşimet'in keşfettiği kanuna istinad edilerek yapılan bu alet, içi boş cam bir silindir ile bunun üst kısmındaki dereceli bir çubuktan ibarettir
ARES
Hayranlık
ARESTE
f Süslenmiş, bezenmiş
ARET
f Dirsek
ARF
(C: A'râf) Rüzgâr * El ayasında çıkan çıban
ARF
Güzel koku * Yüksek yer * Atın yelesi * Horozun ibiği
ARFA
(Müz: A'raf) Yeleli * Sırtlan
ARGO
Fr Bir meslek veya topluluk sınıfı arasında kullanılan özel söz * Mc: Serserilerin ve külhanbeylerin kullandığı söz veya deyim
ARGON
yun Kim: A sembolü ile gösterilen renksiz, kokusuz ve tatsız bir gaz Havada % 1 nisbetinde bulunur
ARIK
Uykusuz kimse, uykusuz olma halindeki
ARINMAK
t Temizlenmek, pâk olmak
ÂRIZ
Sonradan olan şey Bir şeyin zâtına ve hakikatına ait ve lâzım olmayıp başka bir varlıktan bazan vâki ve kaim olan Takılan Yapışan * Bir şeyi arz ve takdim edici olan * Kalın ve geniş bulut * Ön dişlerin haricindeki onaltı dişin herbiri * İnsanın yanağı * Hasta olduğundan dolayı kesilen deve * Seyrek sakallı kimse (Bak: İctima-i zıddeyn) * (Arz dan) Gelen * Tesadüfî vakıa * Dağ, bulut v s gibi görmeye mâni olan herşey * Yanak
ÂRIZA
Sonradan olan, noksanlık * İsabet eden belâ ve keder * Bozulma * Gelip geçici * Hariçten gelen te'sirle olan * Bir şeyin olmasına veya görülmesine mâni olan birşey
ÂRIZAN
(Ârız dan) Geçici olarak * Tesadüfen, tevafukan, rast gele
ÂRIZAN
İki yanak
ÂRIZÎ
Zâtî ve irsî olmayıp sonradan hâsıl olan Zâtî ve esastan olmayıp sonradan zuhur ve taalluk eden Muvakkat, geçici
ÂRÎ
Pâk, pislikten uzak * Hür
ÂRÎ
Hind-Avrupa dil ailesinden olan ırk veya kimse * f Evet
ÂRİB
Halis Arap cinsinden olan
ÂRİC
(Uruc dan) Yukarı çıkıp yükselen Çıkıp inen Uruc eden * Topal, aksak, noksan
ÂRİF
(İrfan dan) Bilen, bilgide ileri olan Aşinâ, vâkıf Hakkı, hakkı ile bilen * Sabırlı ve mütehammil * Çok düşünmeğe ihtiyaç kalmaksızın, tekellüfsüz gördüğünü bilen ve anlayan * Zevkî ve vicdanî irfan sâhibi olan
ÂRİF-İ BİLLAH
Mürşid, ermiş, evliyâ Hakkın nuru ile Cenab-ı Hakk'ı bilen Âlemi, hâdiseleri İlahî feyz ve ilim ile gören veli
ÂRİF-İ ESRAR
İlâhî sır ve hakikatlara vâkıf olan
ÂRİF-İ MÜNEVVER
Nurlanmış ve mesleğinin mütehassısı olmuş ve aklı ile beraber kalbi de nurlanmış âlim Arif-i Billâh
ARÎF
Çok irfanlı, çok tanınmış, meşhur âlim * Bir işten iyi anlayan
ÂRİFAN
f Ermişler Arifler
ÂRİFANE
t Arife yakışır surette Bilene yakışır şekilde İrfan sahibi olarak
ARİFLERİN MEZAKLARI
Ariflerin zevkaldığı yer ve hususlar
ARİG
f Kırılma, gücenme * Kıskançlık, kin, nefret, adavet, düşmanlık
ARİK
Asil haseb ve neseb ehli olan
ÂRİM
İnatçı, kafa tutan
ARİN
Arslanın yerleşip yataklandığı yer * Ağaçlar * Et
ARİR
Garip
ARİS
Gerdek Hacle
ARİSTATALİS
Yunan feylesofu Aristo
ARİSTO
(Doğum : M Ö 384) Yunan filozoflarından olup Eflatun'un talebesidir Mantık, ahlâk, siyaset, iktisad, felsefe kitapları vardır Ruhun bakiliğine inanırdı Tecrübeden ziyâde akla fazla kıymet verdiğinden çok yanılmıştır (Silsile-i felsefenin en mükemmel fertleri ve o silsilenin dâhileri olan Eflatun ve Aristo, İbn-i Sina ve Fârâbi gibi adamlar "İnsaniyetin gayet-ül gayâtı : (Teşebbüh-ü Bil-vâcib) dir Yâni Vacib-ül Vücud'a benzemektir " deyip fir'avunane bir hüküm vermişler ve enaniyeti kamçılayıp şirk derelerinde serbest koşturarak, esbabperest, sanemperest, tabiatperest, nücumperest gibi çok enva-i şirk taifelerine meydan açmışlar İnsaniyetin esasında münderic olan acz ve zaaf, fakr ve ihtiyaç, naks ve kusur kapılarını kapayıp, ubudiyetin yolunu seddetmişler Tabiata saplanıp, şirkten tamamen çıkamayıp, şükrün geniş kapısını bulamamışlar  Nübüvvet ise: Gaye-i insaniyet ve vazife-i beşeriyet, ahlâk-ı İlâhiyye ile ve secaya-yı hasene ile tahalluk etmekle beraber, aczini bilip kudret-i İlâhiyyeye iltica, zaafını görüp kuvvet-i İlâhiyyeye istinad, fakrını görüp rahmet-i İlâhiyyeye itimad, ihtiyacını görüp gına-yı İlahiyyeden istimdad, kusurunu görüp afv-ı İlahiyyeye istiğfar, naksını görüp kemâl-i İlahiyyeye tesbihhan olmaktır diye, ubudiyetkârane hükmetmişler İşte diyanete itâat etmiyen felsefenin böyle yolu şaşırdığı içindir ki; ene, kendi dizginini eline almış, dalâletin herbir nev'ine koşmuş İşte şu vecihteki ene'nin başı üstünde bir şecere-i zakkum neşvünema bulup, âlem-i insaniyetin yarısından fazlasını kaplamış S )
ARİSTOKRASİ
yun Âlimlerin ve cemiyette en iyilerin iktidarına dayanan hükümet şekli Tarihte soylu, imtiyazlı, toprak sahibi, zenginlerin hâkimiyetine dayanan hükümet şekli Bu şekli ile oligarşi veya plütokrasi adıyla da anılmaktadır İmtiyazlı azınlığın, çoğunluğu idare etmesidir
ARİSTOKRAT
yun Sınıf farkını kabul eden ülkelerde asil sayılan kimse Asilzâde sınıfından olan
ARİŞ
f Anlam, mânâ, kavram, mefhum
ARİŞÎ
f Manevî Mânâ ile ilgili
ARİŞ
Samandan yapılan bir çeşit ev * Çardak, asma çardağı * Sundurma, takdim ettirme
ARİYE
(Ariyet) Geri verilmek üzere alınan, iğreti Bir kimsenin geri almak üzere, karşılıksız olarak başkasının faydalanmasına terk ettiği mal Kullanılmak üzere alınan emanet mal
ARİYETEN
İğreti olarak, emâneten mânasında kullanılır
ARİYY
(C: Erâri) Davar bağlanan yer ve ip
ARİYYET
Ödünç verip almak
ÂRİZ
Azarlayıcı
ARİZ
Ardıç ağacı
ARİZ
Enli, geniş
ARİZ VE AMİK
Enine ve boyuna, genişliğine ve derinliğine, tafsilâtlı şekilde
ARİZA
Büyük bir kimseye hürmetle yazılan veya verilen şey, istirhamnâme, hediye
ARİZE
Sâbit olmak * Kuvvetli ve muhkem olmak Bahil olmak
ARK
Ulaşmak
ARK
Tarla ve bostana su akıtmak için açılan yol, cedvel, hark
ARKA
Çadıra diktikleri direk * Duvar içinde kerpiç ve taş arasına konulan ağaç
ARKAN
Terleme
ARKEOLOJİ
(Bak: Atikiyyat)
ARKES
Cem'etmek, toplamak
ARKÎ
Balık avcısı
ARKUB
Ökçe siniri * Yalan ve kötü söz
ARM
(Arem) İnatçılık, muannitlik * Kafa tutma
ARMÂ'
Alaca yılan
ARMADOR
İtl Direk, seren, ip ve yelken gibi şeylerle gemiyi donatan usta
ARMAN
f Hasret, özleyiş, özleme * Nedâmet, pişman olma * Eseflenme, teessüf * Sıkıntı, rahatsızlık, zahmet
ARMANÎ
f Müteessif, kederli, üzüntülü Pişman, nâdim
ARMATÜR
Lât Fiz: Kuvvet akımını toplu bir hale koymak için mıknatısın kutupları arasına yerleştirilen demir parçası * Kondansatördeki iki iletken yüzeyden her biri
ARMAZ
Kurbağa yosunu
ARNAVUT
(Rumca ve Arnavutçadan) Balkan yarımadasının batı tarafında oturan bir kavimdir Osmanlı devrinde, Kosova, İşkodra, Manastır, Yanya vilâyetleridir Şimdi müstakil bir devlet olup, Türkçede Arnavutluk şeklinde söylenir
ARR
Uyuz hastalığı
ARRA'
Sıtma tutmak, titremek
ARRADE
(C: Arrâdât) Küçük bir çeşit mancınık ki, hareket eden tekerlek üzerine konurdu * Dişi çekirge
ARRAF
Falcı, kâhin, müneccim * Hekim * Göçebe Arab aşiretlerinin örfe vâkıf umumi bilgileri (Müe: Arrâfe)
ARRAS
Gürleyen, şimşek çakan * şimşekli
ARRE
Câriye * Uyuz hastalığı
ARS
İki duvar arasında olan duvar
ARS
Şimşekli ve yıldırımlı bulut
ARSA
(C: Arasât) Bina yapılacak boş arazi parçası Üzerindeki binası yıkılmış veya yapıya tahsis olunmuş yer
ARSA-İ ÂLEM
Alem arsası, dünya meydanı
ARSA-İ KÂR-ZÂR
Muharebe alanı, savaş meydanı
ARSAT
Semer ağaçlarına çakılan ağaç mıh
ARŞ
Bağ çardağı * Gölgelik * Kürsü, taht, yüce makam En yüksek gök Allahın kudret ve saltanatının tecelli yeri (Arş kâinatı kaplar Allah'ın kudreti ve ilmi de herşeyi kaplar ) * Fevkiyyet, ulviyyet * Arş-ı Alâ, Arş-ı Rahman, Arş-ı İlâhi, Arş-ı Yezdan, Felek-i Eflâk, Felek-i Atlâs, Felek-i Azâm gibi isimlerle Cenab-ı Hakkın izzet ve saltanatından kinaye olarak söylenir (O S) (  Arş: Zâhir, Bâtın, Evvel, Âhir isimlerinin halita ve karışığıdır Bu halitada dahil olan İsm-i Zâhir itibarı ile Arş Mülk; kevn, Melekut olur İsm-i Bâtın itibarı ile Arş, Melekut; kevn, Mülk olur Demek Arşa ism-i Zâhir nazarı ile bakılırsa; kendisi zarf, Kevn de mazruf olur İsm-i Bâtın gözü ile bakılırsa; kendisi mazruf, kevn zarf olur Ve kezâ ism-i Evvel itibârı ile $ âyetinin işâret ettiği kevnin bidayetini içine alıyor Ve ism-i Âhir itibarı ile $ hadis-i şerifinin ima ettiği kevnin nihâyetini içine alıyor Demek Arş öyle bir halitadır ki, şu dört isimden aldığı hisseler ile kevn ve vücudun sağını, solunu, üstünü ve altını ihata etmiş olur M N ) (  Arş, sakf demektir ki bir binanın veya yerin muhit-i ulvisini teşkil eder Bir eve nisbetle tavanı, tavanına nisbetle üstündeki çatısı, kubbesi, tepesindeki köşkü, tahtaboşu, cihannüması hep arş medlülünde dahildir Buna müteferri olarak çadır ve çardak gibi yükselen ve gölge veren her şeye de ıtlak olunur ) (E T )
ARŞ-I A'ZAM
En büyük arş Cenab-ı Hakk'ın arşı (Bak: Arş)
ARŞ-I AZİM
(Bak: Arş-ı a'zam)
ARŞ-I BERİN
Arş-ı âlâ Göğün en yüksek tabakası
ARŞ-I EHADİYET
Allahın ehadiyet tecellisinin arşı ve âlemi Allahın, ehadiyet tecellisini gösteren âlem
ARŞ-ÜS-SÜREYYA
Ülker yıldızının altında yer alan bir yıldız topluluğu
ARŞA
f Güverte
ARŞIN
f Bir uzunluk ölçüsü (68 cm uzunluk ) Bir kol boyu Büyük bir adım genişliği * Zirâ'
ARŞİDÜK
Fr Avusturya ve Macaristan İmparatorluk hanedanı prenslerine verilen ünvandır ve "Büyük Düka" demektir Türkçe'de Arşuduka da denmiştir ARŞİV : Fr Eski ve tarihçe kıymetli olan resmi kayıt ve kâğıtların saklandığı yer * Bir mevzu hakkında toplanmış muhtelif vesikaların hepsi
ARŞİYÂN
f Arş'ın etrafında tesbih ederek dolaşan melekler
ARŞ U FERŞ
(Arş u zemin) Arş ve yeryüzü
ARŞ U KÜRSÎ
(Arş ve Kürsî) Arş ile Kürsî
ARŞ VE SÜLLEM
Delil-i Arşî ve Delil-i Süllemî'den kinâyedir (Bak: Delil)
ARTAL
Akranlarından ve benzerlerinden çok daha iri yapılı olan
ARTEBE
Burun ucu
ARTEBE
Davul
ARTEL
Yoğun, büyük nesne
ARTEN
Bir ot cinsidir ki, debbağlar onunla gön ve sahtiyan dibâgat ederler
ARTEZİYEN
Fr Burgu gibi bir âletle açılıp su fışkırtılan kuyu
ARTI
Mat: (+) ile gösterilen toplama işaretinin adıdır
ARUB
(C: Urub) Erkeğini seven kadın
ARUBE
Fasih, hatasız arabca konuşmak Bu kelimenin mastarları: Araben, arâbeten, uruben, urubiyyeten diye de okunur * Cuma günü
ARUF
Uzun zaman ıztırab, elem çeken
ARUG
f Geğirme
ARUGDE
f Öfkeli, kızgın
ARUN
f İyi vasıflarla meşhur olmuş, güzel huylular
|