Yalnız Mesajı Göster

Osmanlıca Sözlük (A Harfi)-Osmanlıca Kelimeler Sözlüğü-Osmanlıca Kelimeler Anlamları.

Eski 09-10-2012   #7
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Osmanlıca Sözlük (A Harfi)-Osmanlıca Kelimeler Sözlüğü-Osmanlıca Kelimeler Anlamları.



RE: Osmanlıca Sözlük (A Harfi) Mesaj Yazmayin ÂRSIZ
Bî-ar, utanmaz, arsız

ÂR Ü NAMUS
Utanma, haya ve namus

ÂRÂ
f Süsleyen Bezeyen

ÂRÂ
Fikirler Reyler

ARÂ
Mıntıka, bölge * Komşuluk * Avlu * Çıplaklık * Geniş, çıplak arazi

ÂRÂB
(İrb ve İrbe C) Hacetler * Uzuvlar * Akıllar, zekâlar * Hileler, oyunlar

ARAB
Ceziret-ül Arab, Şam, Hicaz, Irak, Yemen, Mısır ve Afrika'nın şimâlinde yaşayan geniş bir kavmin adı

A'RAB
Göçebe Araplar, çölde yaşayan Araplar

ARÂBE
(C: Arâbât) Keçi veya koyunun memesine geçirilen torba * Açık saçık konuşma

ARABE
(Arben) Yemek yeme

ARABESK
Süslemede kullanılan bir çeşit tezyinat

ARABÎ
Arabça, Arab dili Arab kavmine mensub

A'RABÎ
Çölde yaşayan Arab

ARABİSTAN
f Arap ülkesi Arapların yaşadığı ülke

ARABİYYAT
(Arabiyyet C) Arapçaya dâir ilimler, kitab veya fikirler Arap edebiyatı

ARABİYYET
Arapça ile ilgili olan (İlim, fikir veya kitap) Arap edebiyatı

A'RAC
Anadan doğma topal (aksak)

ARAC
f Dirsek

ARADÎN
(Bak: Eradîn)

A'RAF
(Arf C) Sırt, tepe Özel manası Cennetle Cehennem arası bir yer(Arf, herhangi bir yüksek yer demektir ki, bu münâsebetle atın yelesine, horozun ibiğine arf denilmiştir)(A'raf, meşhur bir kavle göre Cennet ile Cehennem arasındaki hicabın, surun yüksek tepeleri demek olur İbni Abbastan sıratın şerefeleri diye bir kavil de mervidir Fakat Hasanı Basri Hazretleri demiştir ki, A'raf ma'rifettendir Ve mânâ "Ehl-i Cennet ile ehl-i Nârı simalarından tanımak üzere bir takım rical vardır demektir Kendisine bu rical "hasenat ve seyyiatları müsavi olan kimselerdir" denildikte dizine vurmuş ve bunlar, demiş, Allah tealânın ehl-i Cennet ile ehl-i Nârı tanımak ve birbirinden temyiz etmek üzere tâyin buyurduğu bir kavmdir Vallahi bilmem belki bazısı şimdi beraberimizdedir Hâsılı A'raf üzerindeki ricalin tefsirinde başlıca iki kavil vardır Birincisi Ebu Huzeyfe ve saireden mervi olduğu üzere bunlar amelde kusur etmiş ve mizanda hasenat ve seyyiatları müsavi gelmiş bir taife-i muvahhidindir ki Cennet ile Cehennem arasında bir müddet kalırlar Sonra Allah Tealâ haklarında bir hüküm verir (İkincisi) Bunlar Enbiya, şühedâ, ahyar, ulemâ veya rical suretinde görünür Melâike gibi dereceleri yüksek bir takım zevattır) (ET)

A'RAF
(Örf C) Âdetler, örfler, an'aneler

A'RAF SURESİ
Kur'an-ı Kerim'in 7 suresidir Mekke-i Mükerremede nâzil olmuştur Suret-ül Mikat, Suret-ül Misak, Elif lâm mim sâd gibi isimleri de vardır

ARAFAT
Mekkenin 16 kilometre doğusunda Hacıların arefe günü toplandıkları tepe ve bunun eteğindeki ova Tepenin diğer bir adı Cebel-ür Rahme (Rahmet dağı)dır Adem (AS) ile Havva anamız Cennet'ten çıkarıldıktan sonra burada bir araya geldiler İbrahim Peygamber (AS) Cebrail ile burada konuştu Hz Muhammed (ASM) yüzbin insana hitab eden veda hutbesini burada okudu İnsan haklarını 14 asır önce burada dünyaya ilan etti

ARAFET
(C: Avârif) Atâ, ihsan, hediye

ARAHİM
Büyük olan şey * Bir cins beyaz büyük mantar

ARAİS
(Arûs C) Gelinler * Güneşler * Gökler

ARAİZ
(Ariza C) Arz olunan meseleler Küçükten büyüğe yazılan yazılar

A'RAK
(Irk C) Kökler, damarlar

ARAK
Ter, rutubet* Dağdaki yol * Çukur * Deve izleri * Sıra sıra olan şey * Zenbil * Menfaat, sevab, karşılık * Süt

ARAK
Kalabalık, izdiham

ARAK-ÇİN
Kavuğun altına giyilen takke

ARAK-DAR
f Terli

ARAKÎ
Terle ilgili, tere mensub

ARAKİYYE
Yünden yapılan bir cins külâhtır ki, bilhassa dervişler kullanırlar

ARAKK
Çok ince En ince Ziyâde rakik olan

ARAKNAK
f Terlemiş, terden ıslanmış, ter içinde kalmış

ARAKRİZ
f Terliyen, ter döken

ÂRÂM
(İrem C) Çölde, sahrada konulan hususi nişan

ÂRÂM
f Durma, dinlenme * Yerleşme, rahat etme, karar kılma * Eğlenme

ÂRÂM-I CÂN
Gönül rahatı * Sevgili, sevilen güzel

ÂRÂM-I DİL
Sevgili, sevilen güzel * Gönül rahatı

ÂRÂM-BAHŞ
f Dinlendirici, dinlendiren, ârâm veren

ÂRÂM-CÛ
f Dinlenmek isteyen

ÂRÂM-CÛYANE
f Dinlenmek isteyene yakışır şekilde

ÂRÂM-GÂH
f Dinlenilecek yer

ÂRÂMGÂH-I EBEDÎ
Ebedi olarak dinlenilecek yer, sonsuz olarak istirahat edilen yer, mezar

ÂRÂM-GÂR
Hiçbir sıkıntısı olmayan, rahat yaşayan adam

ÂRÂM-GÜZİN
f Dinlenmek için oturan, istirahat eden, dinlenen

ÂRÂMÎ
f Dinlenme, rahat etme

ÂRÂMİDE
f Rahat olan, dinlenen, sükûn halinde ve rahatta bulunan

ÂRÂMİŞ
f Huzur, rahat

ARAMRAM
(Aremrem) Asker çokluğu * Şiddetli hâl ve iş

ARÂM-RÜBA
f Sıkıntı veren, istirahatı bozan, rahatı kaçıran

ARÂM-SAZ
f Yerleşen, oturan

ARÂM-SÛZ
f Huzuru bozan, rahatsızlık veren

ARAN
f Dirsek

ARANİK
Su kuşlarından boynu uzun bir kuş

AR'AR
Dikenli ardıç ağacı, dağ selvisi * Mc: Güzelin boyu bosu

AR'AR
Arap diyârında bir yerin adı * Bir oyun çeşidi

AR'ARE
Dağ başı İki burun deliğinin arası * Servi ağacı Çocuk oyunundan bir oyun

ARARE
(C: Arâr) İyi kokulu bir ot * Şiddet * Kötü ahlâk * Evin avlusu, ev içi * Soğuk şiddetli olmak

ARAROT
Ufak çocuklara yedirilen besleyici bir cins nişasta ki, Amerika'da hasıl olan bir kökten çıkarılır

A'RÂS
Düğünler * (İrsC) Evliler * (Urs C) Nikâh merasimleri

ARAS
Yorgunluk, bitkinlik * Hayranlık

ARASAT
(Aresât) Mahşer yeri Haşir ve neşir meydanı

ARASTE
f Bezenmiş süslenmiş * Çarşının bir esnafa mahsus kısmı * Vaktiyle ordu çarşısı, ordugâhta kurulan seyyar çarşı

ARASTE-GÎ
f Süslülük, bezenmişlik, ârâstelik

A'RAŞ
(Arş C) Tahtlar * Çatılar, damlar

ARAT
Bölge, mıntıka * Avlu

ARAYENDE
f Düzen verici, süsleyici

ARAYÎ
f Süsleyicilik

ARAYİŞ
f Süs, zinet * Süsleme

ARAZ
İşâret, alâmet * Tesâdüf, rast gelme * Kaza Felâket Zâtî olmayan hâl ve keyfiyet * Fls Herhangi bir cevherin varlığı için zaruri olmayan vasıf Meselâ: Şekerin beyaz rengi şekerin varlığı için zaruri değildir

ARAZÎ
Araza âit ve mensub Araza dâir ve ilgili

A'RAZ
(Araz C) Arazlar, işaretler, nişanlar, alâmetler * Tesadüfler * Hastalık alâmetleri * Kazalar, felâketler, musibetler

ARAZAN
Rastgele, tesadüfen, tevafukan

ARAZET
Genişlik

A'RAZİ
Ârızî, tesâdüfî, rastgele

ARÂZİ
(Arz C) Yerler Ekilen toprak Ekilen yerler

ARÂZİ-İ EMİRİYYE
Huk: Beytülmâle mahsus olup devlet tarafından şahıslara dağıtılan yerler (Tarla, çayır, koru ve emsali gibi)

ARÂZİ-İ EMİRİYYE-İ MEVKUFE
Huk: Sadece hazine menfaatleri veya tasarruf hakları veyahut ikisi de bir hayır cemiyetine ayırılan miri arazi

ARÂZİ-İ EMİRİYYE-İ SIRFA
Huk: Beytülmâle mahsus menfaatleri ve tasarruf haklarından hiçbiri bir cihete verilmeyip devlete ait olan ve şahıslara dağıtılan memleket arazisi

ARÂZİ-İ GAMİRE
Huk: Harap, su baskınına uğramış veya içine henüz çift girmemiş yerler

ARÂZİ-İ HÂLİYE
Boş, sahipsiz bırakılmış topraklar

ARÂZİ-İ HARACİYE
Müslümanlar tarafından fetholunan ve ulul-emir tarafından müslim olmayan eski sahibi elinde bırakılan veya hâriçten müslim olmayanlar getirilerek yerleştirilen arâzi

ARÂZİ-İ MAHLULE
Huk: Araziyi kullananın intikal sahibi mirasçı bırakmaksızın ölümüyle hükümete kalan arâzi-i emiriye

ARÂZİ-İ MAHMİYE
Huk: Beytülmâle ait araziden, koru, mer'a, yol, pazar yerleri gibi halkın ihtiyaçlarına ayrılmış olan arâzi

ARÂZİ-İ MEFTÛHA
Huk: Fetih hakkının taalluk ettiği yerler

ARÂZİ-İ MEKTUME
Huk: Beytülmâle haber verilmeksizin kullanılan mahlul veya müstahik-i tapu araziler

ARÂZİ-İ MEMLUKE
Mülkiyet yolu ile tasarruf olunan yerler (Mülk, timar toprağı)

ARÂZİ-İ METRÛKE
Terk edilmiş, bırakılmış topraklar, araziler

ARAZİ-İ MEVÂT
Huk: Hiç kimse tarafından kullanılmayan ve halka verilmeyen, meskun mahallerden biraz uzakta bulunan taşlık ve kıraç arazi* İşlenmemiş toprak

ARÂZİ-İ MEVKUFE
Vakfedilmiş yerler Bir hayır işine devamlı surette tahsis edilmiş yerler

ARÂZİ-İ MEVKUFE-İ SAHİHA
Huk: Arâzi-i memlükeden şartlarına uygun olarak vakfolunan yerler

ARÂZİ-İ MİRİYE
Devlete ait arazi

ARÂZİ-İ MUHTEKERE
Kiracısı tarafından üzerine bina yapılmak veya ağaç dikilmek üzere senelik bir ücret karşılığında kiraya verilen arazi (Kiracı, kira bedelini her sene arâzi sahibine vererek o arâziyi devamlı sûrette elinde bulundurur)

ARÂZİ-İ MUKADDESE
Mukaddes yerler Kudsi topraklar

ARÂZİ-İ MÜBÂREKE
Mübarek yer olan Hicaz

ARÂZİ-İ MÜLKİYE
Hükümet arazisi, hükümet toprağı Hazine arazisi

ARÂZİ-İ MÜRFAKA
Huk: Sokaklarda oturulacak yerler ve caddelerde boş bırakılan kısımlar Yolculara ait terkedilmiş konak yerleri, kervansaraylar

ARÂZİ-İ MÜŞTEREKE
Huk: Çokları tarafından tasarruf olunan yer

ARÂZİ-İ ÖŞRİYYE
Huk: Ziraat olundukça her sene hâsılatından beytülmâle, beytüssadakaya konulmak üzere, fakirlerin hakkı olan öşür alınan arâziler

ARAZİŞ
f Hayır ve iyilik yapma * Tasaddukta bulunmak

ARBEDE
Cidal, kavga, patırtı

ARBEDE-CÛ
Patırtıcı, gürültücü, kavgacı

ARBEDE-CÛYÂNE
f Kavga çıkartmağa yeltenerek

ARBEDE-SÂZÎ
f Gürültücülük, kavgacılık

ARC
Mekke ile Medine arasında bir mevzi * Deve sürücüsü

ARCA
(Müz: Arec) Topal ve aksak kişi * Sırtlan

ARCELE
Sürü, hayvan topluluğu * Yayalar cemaati * At sürüsü

ARD
f Buğday ve diğer tahıllardan öğütülen un * Buğdayı değirmen taşına akıtan oluk

ARDA
Vaktiyle bazı çavuşların elde tuttukları uzun değnek * Nişan almak için dikilen değnek

ARDA
Çıkrıkçı kalemi

ARD-BİZ
f Elek, un eleği * Elekle un eleyen kişi

ARDHALE
f Bulamaç adı verilen yemek

ARDİN
f Deneme, imtihan, tecrübe

ARDİYYE
Ticaret eşyasının saklandığı yer * Böyle bir yerde saklanan eşya için ödenen ücret

ARDTÛLE
f Bulamaç denilen yemek

ARE
Borç olarak alınan veya verilen şey

AREB
Şehir ehli olanlar * Mide fesâdı

AREB
Çok açıkgöz, en akıllı

ÂREC
f Dirsek, kolun arka tarafı

AREC
Topallık, aksaklık

A'REC
Topal, aksak

ARECAN
Aksak ve topal kişinin yürümesi

A'REF
Pek ma'ruf, çok bilen Arif * Çok anlayışlı, fazla bilgili * Yelesi ve boynu uzun olan at

AREFE
Kurban bayramından bir evvelki gün

AREKİYYE
Zinâkâr kadın

AREKREK
Aceleci, acul * Kuvvetli büyük deve

A'REM
Alacalı, benekli (şey)

AREMET
Savurmak için dövülüp toplanmış harman

AREMİDE
f İstirahat eden, dinlenen Rahat kişi

AREMREM
Kalabalık ordu, çok fazla asker

AREN
Davar ayağında olan kuru kemre * Yarık * Bir nesne yumuşak olmak

ARENC
f Dirsek * Gidiş, tarz, usül, metod

ARENDE
f Birşey getiren kimse

ARENG
f Dirsek * Dert, keder * Hile, dubârâ * Tarz, tavır, üslüb * Vali, hakim * Zannolunur ki, galiba, öyledir, benzer gibi bir yakınlık ve benzerlik ifâde eder

AREOMETRE
yun Sıvıların yoğunluk derecesini ölçmeye yarayan âlet Arşimet'in keşfettiği kanuna istinad edilerek yapılan bu alet, içi boş cam bir silindir ile bunun üst kısmındaki dereceli bir çubuktan ibarettir

ARES
Hayranlık

ARESTE
f Süslenmiş, bezenmiş

ARET
f Dirsek

ARF
(C: A'râf) Rüzgâr * El ayasında çıkan çıban

ARF
Güzel koku * Yüksek yer * Atın yelesi * Horozun ibiği

ARFA
(Müz: A'raf) Yeleli * Sırtlan

ARGO
Fr Bir meslek veya topluluk sınıfı arasında kullanılan özel söz * Mc: Serserilerin ve külhanbeylerin kullandığı söz veya deyim

ARGON
yun Kim: A sembolü ile gösterilen renksiz, kokusuz ve tatsız bir gaz Havada % 1 nisbetinde bulunur

ARIK
Uykusuz kimse, uykusuz olma halindeki

ARINMAK
t Temizlenmek, pâk olmak

ÂRIZ
Sonradan olan şey Bir şeyin zâtına ve hakikatına ait ve lâzım olmayıp başka bir varlıktan bazan vâki ve kaim olan Takılan Yapışan * Bir şeyi arz ve takdim edici olan * Kalın ve geniş bulut * Ön dişlerin haricindeki onaltı dişin herbiri * İnsanın yanağı * Hasta olduğundan dolayı kesilen deve * Seyrek sakallı kimse (Bak: İctima-i zıddeyn) * (Arz dan) Gelen * Tesadüfî vakıa * Dağ, bulut vs gibi görmeye mâni olan herşey * Yanak

ÂRIZA
Sonradan olan, noksanlık * İsabet eden belâ ve keder * Bozulma * Gelip geçici * Hariçten gelen te'sirle olan * Bir şeyin olmasına veya görülmesine mâni olan birşey

ÂRIZAN
(Ârız dan) Geçici olarak * Tesadüfen, tevafukan, rast gele

ÂRIZAN
İki yanak

ÂRIZÎ
Zâtî ve irsî olmayıp sonradan hâsıl olan Zâtî ve esastan olmayıp sonradan zuhur ve taalluk eden Muvakkat, geçici

ÂRÎ
Pâk, pislikten uzak * Hür

ÂRÎ
Hind-Avrupa dil ailesinden olan ırk veya kimse * f Evet

ÂRİB
Halis Arap cinsinden olan

ÂRİC
(Uruc dan) Yukarı çıkıp yükselen Çıkıp inen Uruc eden * Topal, aksak, noksan

ÂRİF
(İrfan dan) Bilen, bilgide ileri olan Aşinâ, vâkıf Hakkı, hakkı ile bilen * Sabırlı ve mütehammil * Çok düşünmeğe ihtiyaç kalmaksızın, tekellüfsüz gördüğünü bilen ve anlayan * Zevkî ve vicdanî irfan sâhibi olan

ÂRİF-İ BİLLAH
Mürşid, ermiş, evliyâ Hakkın nuru ile Cenab-ı Hakk'ı bilen Âlemi, hâdiseleri İlahî feyz ve ilim ile gören veli

ÂRİF-İ ESRAR
İlâhî sır ve hakikatlara vâkıf olan

ÂRİF-İ MÜNEVVER
Nurlanmış ve mesleğinin mütehassısı olmuş ve aklı ile beraber kalbi de nurlanmış âlim Arif-i Billâh

ARÎF
Çok irfanlı, çok tanınmış, meşhur âlim * Bir işten iyi anlayan

ÂRİFAN
f Ermişler Arifler

ÂRİFANE
t Arife yakışır surette Bilene yakışır şekilde İrfan sahibi olarak

ARİFLERİN MEZAKLARI
Ariflerin zevkaldığı yer ve hususlar

ARİG
f Kırılma, gücenme * Kıskançlık, kin, nefret, adavet, düşmanlık

ARİK
Asil haseb ve neseb ehli olan

ÂRİM
İnatçı, kafa tutan

ARİN
Arslanın yerleşip yataklandığı yer * Ağaçlar * Et

ARİR
Garip

ARİS
Gerdek Hacle

ARİSTATALİS
Yunan feylesofu Aristo

ARİSTO
(Doğum : MÖ 384) Yunan filozoflarından olup Eflatun'un talebesidir Mantık, ahlâk, siyaset, iktisad, felsefe kitapları vardır Ruhun bakiliğine inanırdı Tecrübeden ziyâde akla fazla kıymet verdiğinden çok yanılmıştır (Silsile-i felsefenin en mükemmel fertleri ve o silsilenin dâhileri olan Eflatun ve Aristo, İbn-i Sina ve Fârâbi gibi adamlar "İnsaniyetin gayet-ül gayâtı : (Teşebbüh-ü Bil-vâcib) dir Yâni Vacib-ül Vücud'a benzemektir" deyip fir'avunane bir hüküm vermişler ve enaniyeti kamçılayıp şirk derelerinde serbest koşturarak, esbabperest, sanemperest, tabiatperest, nücumperest gibi çok enva-i şirk taifelerine meydan açmışlar İnsaniyetin esasında münderic olan acz ve zaaf, fakr ve ihtiyaç, naks ve kusur kapılarını kapayıp, ubudiyetin yolunu seddetmişler Tabiata saplanıp, şirkten tamamen çıkamayıp, şükrün geniş kapısını bulamamışlarNübüvvet ise: Gaye-i insaniyet ve vazife-i beşeriyet, ahlâk-ı İlâhiyye ile ve secaya-yı hasene ile tahalluk etmekle beraber, aczini bilip kudret-i İlâhiyyeye iltica, zaafını görüp kuvvet-i İlâhiyyeye istinad, fakrını görüp rahmet-i İlâhiyyeye itimad, ihtiyacını görüp gına-yı İlahiyyeden istimdad, kusurunu görüp afv-ı İlahiyyeye istiğfar, naksını görüp kemâl-i İlahiyyeye tesbihhan olmaktır diye, ubudiyetkârane hükmetmişlerİşte diyanete itâat etmiyen felsefenin böyle yolu şaşırdığı içindir ki; ene, kendi dizginini eline almış, dalâletin herbir nev'ine koşmuş İşte şu vecihteki ene'nin başı üstünde bir şecere-i zakkum neşvünema bulup, âlem-i insaniyetin yarısından fazlasını kaplamış S)

ARİSTOKRASİ
yun Âlimlerin ve cemiyette en iyilerin iktidarına dayanan hükümet şekli Tarihte soylu, imtiyazlı, toprak sahibi, zenginlerin hâkimiyetine dayanan hükümet şekli Bu şekli ile oligarşi veya plütokrasi adıyla da anılmaktadır İmtiyazlı azınlığın, çoğunluğu idare etmesidir

ARİSTOKRAT
yun Sınıf farkını kabul eden ülkelerde asil sayılan kimse Asilzâde sınıfından olan

ARİŞ
f Anlam, mânâ, kavram, mefhum

ARİŞÎ
f Manevî Mânâ ile ilgili

ARİŞ
Samandan yapılan bir çeşit ev * Çardak, asma çardağı * Sundurma, takdim ettirme

ARİYE
(Ariyet) Geri verilmek üzere alınan, iğreti Bir kimsenin geri almak üzere, karşılıksız olarak başkasının faydalanmasına terk ettiği mal Kullanılmak üzere alınan emanet mal

ARİYETEN
İğreti olarak, emâneten mânasında kullanılır

ARİYY
(C: Erâri) Davar bağlanan yer ve ip

ARİYYET
Ödünç verip almak

ÂRİZ
Azarlayıcı

ARİZ
Ardıç ağacı

ARİZ
Enli, geniş

ARİZ VE AMİK
Enine ve boyuna, genişliğine ve derinliğine, tafsilâtlı şekilde

ARİZA
Büyük bir kimseye hürmetle yazılan veya verilen şey, istirhamnâme, hediye

ARİZE
Sâbit olmak * Kuvvetli ve muhkem olmak Bahil olmak

ARK
Ulaşmak

ARK
Tarla ve bostana su akıtmak için açılan yol, cedvel, hark

ARKA
Çadıra diktikleri direk * Duvar içinde kerpiç ve taş arasına konulan ağaç

ARKAN
Terleme

ARKEOLOJİ
(Bak: Atikiyyat)

ARKES
Cem'etmek, toplamak

ARKÎ
Balık avcısı

ARKUB
Ökçe siniri * Yalan ve kötü söz

ARM
(Arem) İnatçılık, muannitlik * Kafa tutma

ARMÂ'
Alaca yılan

ARMADOR
İtl Direk, seren, ip ve yelken gibi şeylerle gemiyi donatan usta

ARMAN
f Hasret, özleyiş, özleme * Nedâmet, pişman olma * Eseflenme, teessüf * Sıkıntı, rahatsızlık, zahmet

ARMANÎ
f Müteessif, kederli, üzüntülü Pişman, nâdim

ARMATÜR
Lât Fiz: Kuvvet akımını toplu bir hale koymak için mıknatısın kutupları arasına yerleştirilen demir parçası * Kondansatördeki iki iletken yüzeyden her biri

ARMAZ
Kurbağa yosunu

ARNAVUT
(Rumca ve Arnavutçadan) Balkan yarımadasının batı tarafında oturan bir kavimdir Osmanlı devrinde, Kosova, İşkodra, Manastır, Yanya vilâyetleridir Şimdi müstakil bir devlet olup, Türkçede Arnavutluk şeklinde söylenir

ARR
Uyuz hastalığı

ARRA'
Sıtma tutmak, titremek

ARRADE
(C: Arrâdât) Küçük bir çeşit mancınık ki, hareket eden tekerlek üzerine konurdu * Dişi çekirge

ARRAF
Falcı, kâhin, müneccim * Hekim * Göçebe Arab aşiretlerinin örfe vâkıf umumi bilgileri (Müe: Arrâfe)

ARRAS
Gürleyen, şimşek çakan * şimşekli

ARRE
Câriye * Uyuz hastalığı

ARS
İki duvar arasında olan duvar

ARS
Şimşekli ve yıldırımlı bulut

ARSA
(C: Arasât) Bina yapılacak boş arazi parçası Üzerindeki binası yıkılmış veya yapıya tahsis olunmuş yer

ARSA-İ ÂLEM
Alem arsası, dünya meydanı

ARSA-İ KÂR-ZÂR
Muharebe alanı, savaş meydanı

ARSAT
Semer ağaçlarına çakılan ağaç mıh

ARŞ
Bağ çardağı * Gölgelik * Kürsü, taht, yüce makam En yüksek gök Allahın kudret ve saltanatının tecelli yeri (Arş kâinatı kaplar Allah'ın kudreti ve ilmi de herşeyi kaplar) * Fevkiyyet, ulviyyet * Arş-ı Alâ, Arş-ı Rahman, Arş-ı İlâhi, Arş-ı Yezdan, Felek-i Eflâk, Felek-i Atlâs, Felek-i Azâm gibi isimlerle Cenab-ı Hakkın izzet ve saltanatından kinaye olarak söylenir (OS) ( Arş: Zâhir, Bâtın, Evvel, Âhir isimlerinin halita ve karışığıdır Bu halitada dahil olan İsm-i Zâhir itibarı ile Arş Mülk; kevn, Melekut olur İsm-i Bâtın itibarı ile Arş, Melekut; kevn, Mülk olur Demek Arşa ism-i Zâhir nazarı ile bakılırsa; kendisi zarf, Kevn de mazruf olur İsm-i Bâtın gözü ile bakılırsa; kendisi mazruf, kevn zarf olur Ve kezâ ism-i Evvel itibârı ile $ âyetinin işâret ettiği kevnin bidayetini içine alıyor Ve ism-i Âhir itibarı ile $ hadis-i şerifinin ima ettiği kevnin nihâyetini içine alıyor Demek Arş öyle bir halitadır ki, şu dört isimden aldığı hisseler ile kevn ve vücudun sağını, solunu, üstünü ve altını ihata etmiş olur MN) ( Arş, sakf demektir ki bir binanın veya yerin muhit-i ulvisini teşkil eder Bir eve nisbetle tavanı, tavanına nisbetle üstündeki çatısı, kubbesi, tepesindeki köşkü, tahtaboşu, cihannüması hep arş medlülünde dahildir Buna müteferri olarak çadır ve çardak gibi yükselen ve gölge veren her şeye de ıtlak olunur) (ET)

ARŞ-I A'ZAM
En büyük arş Cenab-ı Hakk'ın arşı (Bak: Arş)

ARŞ-I AZİM
(Bak: Arş-ı a'zam)

ARŞ-I BERİN
Arş-ı âlâ Göğün en yüksek tabakası

ARŞ-I EHADİYET
Allahın ehadiyet tecellisinin arşı ve âlemi Allahın, ehadiyet tecellisini gösteren âlem

ARŞ-ÜS-SÜREYYA
Ülker yıldızının altında yer alan bir yıldız topluluğu

ARŞA
f Güverte

ARŞIN
f Bir uzunluk ölçüsü (68 cm uzunluk) Bir kol boyu Büyük bir adım genişliği * Zirâ'

ARŞİDÜK
Fr Avusturya ve Macaristan İmparatorluk hanedanı prenslerine verilen ünvandır ve "Büyük Düka" demektir Türkçe'de Arşuduka da denmiştir ARŞİV : Fr Eski ve tarihçe kıymetli olan resmi kayıt ve kâğıtların saklandığı yer * Bir mevzu hakkında toplanmış muhtelif vesikaların hepsi

ARŞİYÂN
f Arş'ın etrafında tesbih ederek dolaşan melekler

ARŞ U FERŞ
(Arş u zemin) Arş ve yeryüzü

ARŞ U KÜRSÎ
(Arş ve Kürsî) Arş ile Kürsî

ARŞ VE SÜLLEM
Delil-i Arşî ve Delil-i Süllemî'den kinâyedir (Bak: Delil)

ARTAL
Akranlarından ve benzerlerinden çok daha iri yapılı olan

ARTEBE
Burun ucu

ARTEBE
Davul

ARTEL
Yoğun, büyük nesne

ARTEN
Bir ot cinsidir ki, debbağlar onunla gön ve sahtiyan dibâgat ederler

ARTEZİYEN
Fr Burgu gibi bir âletle açılıp su fışkırtılan kuyu

ARTI
Mat: (+) ile gösterilen toplama işaretinin adıdır

ARUB
(C: Urub) Erkeğini seven kadın

ARUBE
Fasih, hatasız arabca konuşmak Bu kelimenin mastarları: Araben, arâbeten, uruben, urubiyyeten diye de okunur * Cuma günü

ARUF
Uzun zaman ıztırab, elem çeken

ARUG
f Geğirme

ARUGDE
f Öfkeli, kızgın

ARUN
f İyi vasıflarla meşhur olmuş, güzel huylular

Alıntı Yaparak Cevapla