|
Prof. Dr. Sinsi
|
İstanbul'un Fethi Piyes - İstanbul'un Fethi İle İlgili Piyes Metni
İKİNCİ BÖLÜM
1 TABLO
(Perde açılınca görünen manzara, dördüncü tablodaki dekordur Fatih tahtında, huzurda Hızır Bey, Şair Ahmet Paşa )
1 SAHNE: (Fatih, Ş Ahmet Paşa, Hızır Bey)
FATIH - (Ahmet Paşa'ya) Asrımdaki Şuaranın (şairlerin) reisi, karın-
daşım Ahmet Paşa! Kelimelere düzen verip sanatını gösterirsin
Askere de öyle bir düzen ver ki fetihler ardı ardına gelsin
desem  (Tebessüm eder) Ne buyrulur?
AHMET PAŞA - (Başını öne büker) İltifat buyurdunuz
Hünkârım Ordularınızın emir kuluyum Şairliğim ise Avni
Mahlaslı (lakaplı) zat-ı şâhânenin çömezliğine bile ulaşamaz
FATIH - (Sert) Paşam orduların nizamı harple korunur
Ordularımıza yeni "Kızıl elma"lar gerek Bizans son değildir İçe
ve dışa madde ve mânâ plânında devam edecek olan fetih
meş'alesini İstanbul'u almakla biz sadece tutuşturduk Torunla-
rımız onu dünyaların ötesine götürecek Ama şunu öğrenmek
isteriz; İstanbul'dan sonraki nokta neresi olabilir?
AHMET PAŞA - (Tebessümle) Sultanım bu âcize söyletmek
dilersiniz, halbuki bütün plânlarıyla hatır-ı şâhânenizde musav-
verdir (tasarlanmıştır) , o belde Bendeniz ilk nokta olarak Viyana'yı
düşünürüm
(Ara - Herkes birbirine bakışır)
FATIH - Roma'yı almadan Viyana elde tutulamaz Paşa  
AHMET PAŞA - Beli (Evet) Hünkârım Endülüs yolunun iki
ayağıdır buralar  
FATIH - İfşaya vardı Paşa hazretleri (Sükût ve dik dik
bakar) Ben de bildireyim ki, Avrupa istikrarının üç ayağından
biri elimizdedir Sonra  (Ara) Evet, Endülüs'te bayram  (Ara)
Ancak  (Ara - Parmağını uzatır) Kafamdakilerinden birtek
düşüncemi sakalımın birtek kılı bilse, bütün sakalımı traş
ederim Bu ölçüyle hareket oluna  Ve gün o gündür ki; kararlı
ve şuurlu büyük işlere girişilsin Malûmunuzdur ki 12 yaşında
bu makamı rahmetli pederim Murad-ı sanî (2 Murad) terkettiğinde; tehlike
ve düşman saldırısı baş göstermişti Onu vazife başına çağırmış
ve demiştim ki: (Hiddetle) Eğer sultan sen isen gel vazifene sahip
çık Yok sultan ben isem emrediyorum İstilâya karşı memle-
keti koruyacaksın  (Ara - İleriye dimdik bakar) Şimdi ise
ulemâ (alimler), şuera (şairler), asker, hâkim, sanatkâr ve bütün
bir islâm milleti ile elbirliği, korunma ve yayılma hedefindeyiz
İlerde büyük nizamı kurabilmek için yapacağım en ciddî hamlelerimi
sizlerin istişarî (danışma) desteğiyle başaracağım Allahın inayeti
(yardımı) de böylece tecelli eder (ortaya çıkar) umarım
(Hızır Bey ve Ahmet Paşa kıyam eder, eğilirler )
FATİH - (Ayağa kalkar) Ve Roma fethine Ahmet kulumu-
zu vazifeli kıldık
AHMET PAŞA - Emru ferman (emir-buyruk) yeryüzünde Allah'ın iradesi-
ni temsil eden, Şark (Doğu) ve Garbın (batı) padişahı, Anadolu ve Rum
diyarının Sultanına aittir Bize itaat düşer  
(Muhafız girer selâm verir )
MUHAFIZ - Hünkârım iki Rum papazı huzura girmek dilerler
FATIH - (Yerine otururken) Girsinler  
(Oradakiler oturur, papazlar girer Eğilerek selâmlarlar
Fatih'in işaretiyle otururlar )
2 SAHNE: (Papazlar ve öncekiler)
FATIH - (Hemen söze başlar) Hızır Bey (Papazları gösterir)
Bunları milletimin ahlâkından birkaç örnek göstermek için
çağırdım Merak ederlermiş, bunca yıldır başarılamayan Bizans
fethinin sırları nedir deyu? (Kalkar, Hızır'a) Bana bir derviş
kisvesi (kıyafeti) gerek Sizler de refakat ediniz ve kendinizi
tanıtmayınız Esnafı gezeceğiz Ruhaniler de (Papazları gösterir)
buyursunlar
(Kapıya doğru yürürken ışık söner )
2 TABLO
(Işık yanınca çarşı görünmektedir Karşıda ayakkabıcılar
kapılarında mest ve papuçlar asılmış Kapı üstünde Osmanlıca
«Her sabah besmele ile açılır dükkânımız, Ahî evrendir hem
pirimiz üstadımız» beyti yazılı Solda bakkallar, sağda nalburlar
Fatih derviş kılığında, öbürleri de tanınmayacak şekilde sahne-
nin ortasında fısıldaşan edâ ile )
SAHNE - (Fatih - yanındakiler - esnaf)
FATİH - (Ortaya) Önce bakkallara  
(Başlar, sen bilirsin mânâsına eğilir ve yürürler Birinci
bakkalın önündeler )
FATIH - (Mütevazi selâm verir) Esselâmü aleykum efendi
BİRİNCİ BAKKAL - (Kalkar) Aleyküm selâm derviş efen-
di Azimetiniz ne yana? Bir emriniz mi var?
FATIH - Bir okka şeker, ikiyüz dirhem kahve almak
isterûz (Bez bir torba uzatır)
BAKKAL - (İçeri girerken) Şeker veririz (Torbayı dolu
getirir, el kantarı ile çeker) Tamam bir okkadır efendim (Uzatır)
Bedeli yalnız iki paradır Derviş baba hoşgörün, (Öbürlerini
işaret eder) beylerim de hoş görsünler Kahveyi komşu bakkal-
dan alacaksınız Zira ki bugün siftah ettim O henüz etmedi Ona
da bu fırsatı verin
FATIH - (Tebessümle) Hayhay efendim  
(Bakışırlar ve işaretleşirler Dudaklarını bükerek hayretleri-
ni ifade ederler Fatih ikinci bakkalın önünde durur ve içeriye
seslenir )
FATIH - (Nezâketle) Bakkal karındaşım lütfedermisiniz  
(Ara - iki parmağını uzatır) İkiyüz dirhem kahve  (Ara)
İKİNCİ BAKKAL - (Elini dışarı uzatır, bir küçük bezle)
Buyrunuz dervişim Borcunuz bir puldur  
(Fatih uzatır ve döner Sahnenin ortasında toplaşırlar Fatih
nalburları gösterir ve o yana yürürler )
FATIH - (Eliyle buyrun der gibi) Nalbura uğruyalım
(Dükkânın önünde oturan adama) Nalbur efendi  Zencefil var
mıdır? Elli dirhem olsun
NALBUR - (Ayağa kalkar) Elbette ancak (gösterir) bu
dükkândan vereyim  (Girer çıkar bir kağıt uzatır) Buyrun bir
puldur  
FATIH - (Elini göğsüne bastırır, Nalbura) Biraderim bir
hususu merak ettim  (Ara) Neden bu dükkânı tercih ettiniz?
Onda zencefil yokmudur?
NALBUR - (Şaşırmış) Var efendim Ama  (Ara) Çok cüz'i
(küçük) bir komşu hakkına riayet için (Mühimsemez, Aldırma  (Ara)
Ama öğrenmek diledin; siz komşumun dükkânı tarafından
geldiniz O da burada yok, bana emânet etti Kendisi olsa ihtimal
ki siz ondan alışveriş yapacaktınız Ayrıca emâneti nefse tercih
gerekirdi Emânete riayet bunu gerektirir Ayrıca komşumuzun
nüfusu kalabalıktır Onun çok kazanmaya ihtiyacı vardır
FATIH - Berhudar (selamette kalın) olunuz efendim, Allah'a ısmarladık  
(Nalbur başıyla onları uğurlar Dönerler, herkes önüne
bakarak düşünceli Yine sahne önüne toplaşırlar Fatih döner
karşıdaki ayakkabıcıları gösterir Şimdi bakkal ve nalburlar
gözükmez Ayakkabıcı dükkânlarının içinde birer adam görünür
İlerlerler ve dururlar Ahmet Paşa kapıdaki levhayı okur )
A PAŞA - «Her sabah Besmeleyle açılır dükkânımız Ahî
Evrendir dahi pirimiz üstadımız »
HIZIR BEY - (A Paşa okuması bitince) Ah  işte teslimiyet
ve tevekkül (Allah'a güven) , bağlılık, disiplin ve bir kelimeyle  
FATIH - (Sertçe döner) Evet bir kelimeyle  
Nizam!  (Döner seslenir) Kavaf efendimiz (Ayakkabıcı) bize
bir çift ayakkabı, bir çift mest satınız
1 KAVAF - Satayım ey Pîr  genç yaşta dervişlik çok
zevklidir Mestlerim pek güzel değildir ama satayım Ancak
ayakkabıyı komşumdan almanız şartıyla  
FATIH - (Mestleri eller) Kavaf karındaş, mestlerin aliyyül
a'lâ, (çok güzel) Halbuki sen onları yeriyorsun (kötülüyorsun),
herkes malını överken  
1 KAVAF - (Mestleri indirirken) Aziz dervişim, övülecek
tek Allah (c c ) ve onun övdüğü, övdükleridir Ben kendi imâlimi
nasıl överim Üstelik olur ki bir kusuru çıkarsa, müşteri gıyabî
de olsa (arkamdan) hakkımda kötü şehadet etmez mi? Ve hele övmekle
komşuma karşı saygısızlık olmaz mı? Olur ki onun gönlüne
hüzün gelir Yererim; benden almazsan komşudan alırsın,
komşum kazanırsa ben de kazanırım demektir
FATIH - Peki ayakkabıyı niçin komşundan aldırırsın?
1 KAVAF - (Ellerini oğuşturur) Kârda eşitlik olsun O hiç,
ben iki kazanırsam, din kardeşliğimize sığmaz ve yaraşmaz  
(Paralarını uzatır, ondan mesti, öbüründen ayakkabıları
alır Peki der gibi dönerler Kavaf içeri girer, onlar yine önde
toplaşırlar )
I PAPAZ - (Heyecanlı aceleci) Adamlar bize ömürlük ders
verdiler
II PAPAZ - (Atılır) Ve Bizans'ın fethinin sırlarını da  
FATIH - Deryadan (denizden) katre (bir damla) gördünüz Ve bunlar
mü'min için tabiî şeyler Değilmiki doğrudur, vazifesini yapıyor
Evet mecbur olduğu şeydir Fazilet bundan ötedir
II PAPAZ - Bundan ötesi de mi var?  
FATIH - Daha neler  (Elini sallar)
HIZIR BEY - (Atılır) Hz Ebubekir'in duasını bilir misiniz?
Allah'ım benim vücudumu o kadar büyüt ki Cehennem'i
doldurayım ki; öbür Mü'minlerin girmesine yer kalmasın  
FATIH - Evet Mü'min, Mü'min'in günahını bile yüklenme-
ye hazırdır  
(Apışmışlardır, ışık söner )
3 TABLO
(Işık yanınca; mahkeme salonu, Kadının (Hakim) rahlesi (küçük masa)
okka kalem görünür, kapının yanında mübaşir oturur Kadının makamı
boş Sahne tam aydınlanınca kapıdan, mübaşirin arkasından omuzu-
na doğru, bir köylü başını uzatır Mübaşir başını geriye
kaldırarak, bakarken )
1 SAHNE - (Köylü, mübaşir)
KOYLÜ - (Acele ve telâşlı) Kadı efendi nerede? Dâvâm var,
at aldım hastalıklı çıktı
MUBAŞİR - (Bir başına, bir ayağına bakar) Bilmez misin
namaz vaktidir?
KÖYLÜ - Ben bilirim ya telâşlıyım  Sen bilirdin de niçin
gitmedin?
MÜBAŞİR - Farzı kılıp döndüm, senin gibi telâşlıları
beklemek için
(Adam telâşlı ve cevapsız etrafa bakar, acele çıkar Mübaşir
arkasından kalkıp çağırır )
MÜBAŞİR - Kadı efendi şimdi gelir, erken dön! 
(Mübaşir oturur, ara, Kadı girer Mübaşir ayakta, Kadı tam
yerine geçince ayakta duran Mübaşir'e dönerek)
KADI - Gelip giden varmı?
MÜBAŞIR - (Eli önünde bağlı hürmetle) Evet efendim az
önce bir at meselesi için biri geldi Beklemedi, çabuk dön dedim
(Ara)
KADI - (Eliyle gösterir) Dışarıda bekle, gelince hemen içeri
al
(Mübaşir çıkar Kadı oturur kitap karıştırır Az sonra
mübaşir ve acele ile köylü girer Mübaşire fırsat kalmaz )
|