|
Prof. Dr. Sinsi
|
Bizi Bilimde Geri Bırakan Sebepler Nelerdir?
(4 bölüm)
İnsanlara, kadınlar, çocuklar, yük yük altın ve gümüşler bezendirildi, süslü gösterildi  Halbuki bu dünyanın geçici mal ve metâ'ıdır En güzel istikbal ise Allah katındadır” mealindeki âyetle, ilmin şerefini ayaklar altına alan papazlara tarîz yapılmaktadır[9] Halbuki ilmin şerefini ve izzetini, hakk'ın da yüce hatırını, dünyevî olan her menfaat ve makama tercih edenler, yaşadıkları dönemde sıkıntı çekmiş olsalar ve hakir görülseler de, kıyâmete kadar şeref ve itibarları devam ettiği gibi, uhrevî hayatta da “Allah, kendilerine ilim ihsan edilenlerin derecelerini artırır” işaretiyle bunun mükâfatını görecekleri, Kur'ân'da müjdelenmiştir İşte İmam-ı A'zam ve İbn-i Ebî Leyla İkisi de Abbasilerin ilk devirlerinde yetişmiş büyük İslâm hukukçuları Acaba bir kamu oyu yoklaması yapılsa, bir buçuk milyara varan müslümanlar içinde, İmam-ı A'zam'ı tanımayanların nisbeti % 10'u geçer mi? Amma İbn-i Ebî Leylâ'yı tanıyanların nisbeti % 10'u bulur mu? Bu farkı doğuran sebep, İmam-ı A'zam'ın Hakk'ın hatırını hiç bir şeye feda etmemesi ve İbn-i Ebî Leylâ'nın ise, her ne kadar büyük ve müstakîm bir âlim olsa bile, zamanın idarecilerinin hatırı için bazı hakları feda etmiş olması ihtimalidir Buna İmam Ahmed bin Hanbel'i, İmam Rabbânî'yi ve eserleri bugün bile İslâm Hukukunun temel kaynakları arasında yer alan İmam Serahsî'yi kıyaslayabilirsiniz Yakın zamanda Hakk'ın hatırını hiç bir hatıra feda etmeyen Bediüzzaman da, bu hakikatın canlı şahidlerindendir Bütün devlet, her çeşit imkânlarıyla, bütün ehl-i dalalet ve her nevi iftiralarıyla o zatın izzet ve rütbesini yok etmek üzere, altmış senedir uğraştıkları halde, bugün bütün âlem-i İslâm'da ve Türkiye'de, onun aleyhinde olanlar zelil ve O ise gönüllerde sultan büyük azizdir
İlmin izzetini koruma meselesini zikredince, akla şu soru hemencecik geliveriyor: Günümüzde çokça görülen bir hal, devlet adamları, ilmin izzetinden ve buna muhtaç olmalarından dolayı, ilim adamlarının kapısını aşındırmaları icabederken, bugün ilim adamları, mansıb ve makam kaparım ümidiyle, devlet adamlarının kapılarını aşındırmakta ve bu dünyevî makam ve menfaat sebebiyle de her zaman ve her yerde hakk'ı söyleyememekte ve müdâfaa edememektedir Bu durumu nükteli bir şekilde izah eden şu hâdise çok manidardır:
“İran'ın âdil Padişahlarından Nuşirevan'ın veziri, büyük ve aklı âlim Büzürg-Mihr’e sormuş: Neden âlimler, devlet adamlarının kapısında görünüyor da, devlet adamları âlimlerin kapısında görünmüyor? Halbuki ilim, emâretin fevkindedir Bu sorunun cevabında akıllı âlim şöyle demiş:
Âlimlerin ilminden ve devlet adamlarının da cehaletindendir Yani devlet adamları cehaletlerinden ilmin kıymetini bilmiyorlar ki, âlimlerin kapısına gidip ilmi arasınlar Âlimler ise, marifetlerinden mallarının kıymetlerini dahi bildikleri için, devlet adamlarının kapılarından ayrılmıyorlar Böylece akıllı âlim, âlimlerin düştükleri zillet halini, nazik bir şekilde tevil ederek takdim etmek istemiştir”[10]
Bir yaşanmış misali de Osmanlı Devletinden verelim Zaman, Kanunî Sultan Süleyman'ın asrıdır İlmin izzeti ve hakk'ın hatırının hiçbir hatıra feda edilmemesiyle alâkalı tarihimize altın harflerle yazılan bir hâdise yaşanmaktadır Hâdisenin kahramanları, zamanın Osmanlı Şeyhülislâmı Ebüssuud ile Osmanlı Padişahı Muhteşem Kanunî Sultan Süleyman'dır Hâdiseye sebep olanlar ise, Ayasofya Vakıflarına bağlı dükkânların kiracılarıdırlar İslâm hukukunda, vakıf malların kira bedelleri, her sene yeniden ayarlanır ve düşük olan kira bedelleri râyiç kira bedeli yani ecr-i misil seviyesine yükseltilir Meselâ, vakfa ait bir dükkânı 10 000 akçeye kiralayan A, bir sene sonra, eğer dükkânın râyiç kira bedeli (ki buna ecr-i misil denir) 11 000 akçeye yükselmişse, ya bu kirayı vermeyi kabul edecektir ya da bu bedeli verene dükkân kiralanacaktır İşte Ayasofya Vakıflarına ait dükkânların kira bedelleri, kısmen de olsa yükselmiştir Kiracılar ise, Padişaha müracaat ederek, “vakıf dükkânların mevcut gelirinin giderlere fazlasıyla yettiğini yani vakfın zengin olması hasebiyle kira bedelini arttırmaya ihtiyaç bulunmadığını ve de kendileri de müslüman olduğu ve muhtaç bulundukları için, vakfın malını az da olsa kendilerinin yemesinin zararı olmayacağını” arz ederler Padişah da, hem vakıf malların gelirinin fazlalığından dolayı ve hem de kiracıların sızlanmalarını nazara alarak vakıf malların kira bedellerinin bu senelik arttırılmaması için ferman vermiştir Fermanı uygulayan kadılara tamim edilmek üzere kiracılar Şeyhülislâm Ebussuud'a getirince, Ebussuud Fermanı okumuş ve şu cevabı vermiştir:
“El-Cevab; Olmaz Padişah'ın emri ile nâmeşru' olan şey meşru' olmaz Haram olan nesne helâl olmak yoktur ”
İnsan hak ve hürriyetlerine aykırı olarak İstanbul’un Belediye Başkanı mahkûm edildi; nerede hukuk profuyum diyen zavallılar? Yine insan haklarına ve açıkça Anayasaya rağmen, başörtüsü yasağı sürüyor; nerede hakkın hatırını siyasete fedâ etmeyecek âlimler?
İşte ilmin gerilemesini başka şeylerde değil, ilmin ve ilim adamının izzetini kaybetmesinde aramak gerekir
4) İlmin Maddi Menfaat İçin Yapılması
Unutulmamalıdır ki, ilim para ve maddi menfaat için yapılmaz İlmin gayesi Allah rızası, insanlığa hizmet ve ilmin kendisinde bulunan manevî lezzettir Bazan öğrencilerime, maddi gayelerle tahsil yapıyorsanız, hemen tahsili yarıda kesin, bunun yerine sokaklarda patates satın şeklinde tavsiyelerim olmaktadır Evet, İmam Şafi’î’nin tesbiti olan “İlim talebelerinin rızkına ben kefilim” hakikatine katılıyorum Zira ilim azizdir; sahibini aslâ zillette bırakmaz Ancak ilmin karşılığı dünyevî olamaz İlim para için asla yapılamaz Bugün Türkiye’de üniversiteler bir şey üretemiyorsa, bunun en önemli sebebi, üniversiteye girenlerin verilecek maaşı gözeterek veya başka bir iş bulamamaktan dolayı öğretim üyesi olmaktır Hele bir de intisab ettikten sonra, albaylığa yükselir gibi pâyeler zamanın geçmesiyle alınıyorsa, böyle bir müessesede ilim olmaz
5) Türkiye’de İlmî Araştırmalar İçin Gerekli Zemin Ve Vasıtaların Olmayışı
Üzülerek ifade edelim ki, “Kem âlet ile olmaz kemâlât” sözü bizim için de geçerlidir Bir Üniversite ki, kurulduğu günden beri, kütüphanesi bir ortaokul kitaplığına ulaşamamışsa, ilim adamı internete girmek için tüccar olması gerekiyorsa, orada ciddi bilimsel araştırmalar yapılıyor demek çok yanlıştır
6) İlmin ve İlim Adamlarının Şekilcilik'den Kurtulamaması
Osmanlı Devletinde medreselerin yıkılmasına sebep, âlet durumundaki ilimlerin asıl gaye hükmündeki ilimlere galebe çalmasıydır Eski tabirle, ulûm-ı âliye asıl yüksek ilimlere göre esas maksat yapılmış olmasıydı Bu durum önemli ölçüde bugün de devam etmektedir Mananın ve ilmin elbisesi demek olan kavramlarda boğulan zihinler, asıl maksada ulaşmakta yaya kalmaktadırlar
Kısaca herşeyin bir manii yani engeli olabilir; ancak bilim adamı adayları bilmelidirler ki, ilmin manileri bir değil binlercedir Ancak ilmin rütbesi de rütbelerin en üstünüdür
Aslında ilmin gerilemesine sebep olan daha fazla önemli nedenler bulunmaktadır Ancak bunları ayrıntılı olarak takdim etmeye yerimiz müsait değildir
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Bu konuda bkz Özemre, Ahmed Yüksel, İslâmiyette İlim, Bilgi, Bilim Ve İslam, İSAV, İstanbul 1992, sh 41 vd ; Bu konuyu büyük âlim Bediüzzaman şöyle özetlemektedir:
“Evet, mazi denilen mekteb-i hissiyatla, istikbal denilen medrese-i efkâr bir tarzda değildir
Evvelâ: "Ebnâ-yı mazi"den muradım, İslâmların gayrısından onuncu asırdan evvel olan kurûn-u vusta ve ûlâdır Amma millet-i İslâm, üç yüz seneye kadar mümtaz ve serfiraz ve beş yüz seneye kadar filcümle mazhar-ı kemaldir Beşinci asırdan on ikinci asra kadar ben "mazi" ile tabir ederim, ondan sonra "müstakbel" derim ”, Muhâkemât, Sözler Yayınevi, 1977, sh 30-31
[2] Amerikan Anayasası, Bölüm VII
[3] Ayda, Âdile, Sadri Maksudi Arsal, Ankara, 1991, sh 199 vd Bu eseri, KÜltür Bakanlığı neşretmiştir ve gerçekten de okunmaya değer bir eserdir
[4] Akgündüz, Ahmed, Belgeler Gerçekleri Konuşuyor, OSAV, İstanbul 1997, sh 106 vd
[5] Ayrıntılı bilgi ve ulemâ-i sû’un vasıfları için bkz Yazır, Elmalılı Muhammed Hamdi, Hak Dini Kur’an Dili, Ankara 1936, sh 4794 vd
[6] Ayrıntılı bilgi için bkz Özemre, agm, sh 44 vd ; Bediüzzaman, Muhâkemât, 46-47
[7] Tevkiî Kanunnâmesi, MTM, II/541
[8] Bediüzzaman, Münâzarat, 10
[9] Kur’ân, Âl-i Ýmrân Sûresi, 14 âyet
[10] Lem’alar, 135
|