Yalnız Mesajı Göster

Fecr-İ Ati Devri,Osmanlı İmparatorluğunda Fecr-İ Ati Devri Yönetimi Nasıl Sonuçlandı

Eski 09-10-2012   #2
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Fecr-İ Ati Devri,Osmanlı İmparatorluğunda Fecr-İ Ati Devri Yönetimi Nasıl Sonuçlandı



FECR-İ ÂTİ ENCÜMEN-İ EDEBÎSİ BEYANNAMESİ

Şimdiye kadar memleketimizde edebiyat kelimesinin hâiz olduğu ehemmiyet ve ciddiyeti anlayan ve bu ehemmiyeti halka ifham eden, tereddüt etme*den söyleyebiliriz ki, pek az kimse gelmiştir Tarih-i edebîmizi tetkik edersek en parlak devirlerde bile edebiyatın bütün ihâta-i manasiyle anlaşılıp anlaşılma*dığını görürüz Onun için bizde sanat ve edebiyat, daima boş vakitlerin bir hemdem-i-lâtîfi olmaktan fazla bir ehemmiyet alamamış ve bunların hasıl terbiye-i hissiyenin tekâmülüne hizmet etmek tarikiyle bir milletin pişivâ-yi tarakkiyûtı olduğu takdir edilememiştir, Edvâr-ı kadîmeden ayrılıp asr-ı hâzıra doğru gelince yavaş yavaş suret-i telkinin bir istihaleye uğradığını görüyoruz Kemal Bey ve hem-zamanlan bir çok münasebetlerle bu husustaki fikirlerini söylemişlerdir Kemal Bey'in "Edebiyatsız millet, dilsiz insan, kabilindendir" sözü meşhurdur Fakat efkâr-ı umumiyesini anlamamaktan ve anlamak için hiç bir rehber-i hayırkâr ve ciddî bulamamaktan mütehassıl lâkaydisine böyle bir cümlenin devâsâz olması elbette mümkün değildir Bu zamana mahsus edebi*yatların da bu hususla hidemâu görülmekle beraber Osmanlı efkâr-ı umumiyesinin bu rehberi kail surette bulduğu tarih, itiraf etmeli ki, Edebiyat-ı Cedîde'nin genç ve faal zekâlarının Servet-i Fünun sahifelerinde ilk tesir-i mes*lek etlikleri zamana tesadüf eder Bu heyet-i edebiyenin erkânı, o mecmuanın sahifelerinde muhitini tenvir eden bir manzume-i muzîç vazifesini görüyordu
Fakat hükümetin gittikçe artan zulmü onların kalemlerine ilk darbe-i anîf ve
kahhân indirdi Ve bunlar ilerde tekrar toplanmak ümidi ile dağılıp gittiler
Hürriyetin ilâniyle yeniden ziyalarına intizar edildiği zaman ise pek az istisna
ile artık onlar eski melîke-i hayallerim olan sanat ve edebiyata karşı bir sehâb-ı
lâkaydiye bürünmüştüler Bunu söylemekle bizden evvel gelenlere itiraz arzusunda değiliz Zira onların edebiyatımıza ettikleri hizmeti takdir etmemek her*
halde kadir-nâşinaslık olur Biz onlara mâzi-i meslekleri için teşekkür ile hal ve
istikbale alf-ı nazar edeceğiz
işte bu istikbale bakmak azim ve niyetiyle Fecr-i Atî teşekkül ediyor Fecr-î Ati âzası, kendilerine herkesten ziyade edebiyatperest ve azimperver ol*maktan fazla bir kıymet ve ehemmiyet atfetmek cesaretini almamakla beraber temelini attıkları müessesenin bu beyabân-ı ilim ve edep içinde bir sayezâr-ı zumürrüdin olmasına intizaren şimdilik Avrupa'daki emsalinin küçük bir numu*nesi temsil ve irâe etmesine çalışacaklardır Lisanın, edebiyatın ulûm-ı edebiyye ve içtimâiyyenin terakkisine hizmet etmek, ayrı ayrı şurada burada tenemmüv eden istidatları sinesinde cem ederek ittihat ve içtimain hasıl edeceği kuvvetle tekemmüle, müsademe-i efkârın parlatacağı bânka-i hakikatle tenvir-i efkâra çalışmak: işte Fecri- Âli'nin gaye-i azim ve meramı
Fecri Âti azasının semerât-ı mesâisinin ihtiva edecek bir kütüphane, tees*süs etmek üzeredir Edebiyat-ı Cedîdenin parlak zekâların matla-ı- envâr olmak meziyetini hâiz olan Servet-i Fünun mecmuası nâşir-i efkârıdır
Bundan başka memleketimizin terakkiyât-ı Fİkriyye ve hissiyyesini temin edecek âsâr-ı mühimme-i garbiyyeyi kendi azasına ve mükâfattı müsabakalarla hariçten intihap olunacak zevata tercüme ve neşrettirmek, umumî konferanslar vererek halkın seviye-i zevk-i edebîsinin ilâsına, hususî malûmatının tevsiine çalışmak, memâlik-i garbiyyedeki müessesat-ı mümasile ile tesis-i revabıt ve münasebat ederek memleketimizin lenevvuat-ı edebiyyesini garba, garbın envarını âfâk-ı şarka nakledecek metin ve ulvî bir nâkil vazifesini görmek, Fecr-i Âli'nin cümle-i imâlindendir
Tanzim ve hükümete ilâ olunan nizamnamenin bir sureti yakında neşrolunacaktır
Efkâr-ı münevvere eshabının bu teşebbüs-i hayrı bir nidâileşti ve takdir ile karşılanacağına eminiz Çünkü acı bir itiraf olmakla beraber söylemekten çekinmeyiz ki, memleketimizin ilme, sanata ihtiyacı pek şedittir Bir ihtiyacı telâfi için atılacak en küçük adım, rehâya, itilâya doğru atılmış demektir, ve bundan mahrum olmak muazzez vatan için elîm bir öksüzlüktür
Fecr-i Âti Encümeni Edebîsi Nâmına
Kâtibi Müfit Râtip, Encümenin Azâ-yı Hâzırası:

(Beyannamenin altında şu imzaları görürüz
Ahmet Samim, Ahmet Haşim, Emin Bülent, Emin Lâmi, Tahsin Nâhit, Celâl Sâhir (Reis), Cemil Süleyman, Hamdullah Suphi, Refik Halit Sahabettin Süleyman, Abdülhak Hayri, izzet Melih, Ali Canip, Ali Süha, Faik Âli, Fâzıl Ahmet, Mehmet Behçet, Mehmet Rüştü, Köprülü-zâde Mehmet Fuat, Müfit Râtip, Yakup Kadri (Servet-i Fünun C: 38, No 97711 Şubat 1325)
İBRAHİM ALÂEDDİN GÖVSA

1889’da İstanbul'da doğdu Babası, Trabzon'da Mektupçu iken ölen, Filibeli-zâde Âsim Bey'dir İlk ve orta öğrenimini İstanbul ve Trabzon'da yaptıktan sonra, Mekteb-i Hukuk'u bitir*di (1910) Önce Adliye Nezâreti'ne memur ola*rak girmiş, oradan da Maârif Nezâreti'ne geç*miş ve edebiyat muallimi olarak Trabzon Sultânîsi'ne gönderilmiştir (1911)
Edebiyata küçük yaştan beri hevesli idi 1906’dan itibaren, yazdıklarını neşretmeye de başladı Trabzon'dan ayrılacağı sırada, şiirlerini bir araya toplayarak, Güft-ü-gû (1913) ismi ile bastırdı Aynı yıl, İsviçre'ye giderek, psikoloji ve pedagoji tahsîli yapmış, dönüşünde Dârülmuallimîn-i Âliye (Yüksek Öğretmen Oku*lu) psikoloji ve pedagoji öğretmenliğine getiril*miştir (1916) Bu okulda kaldığı on yıl zarfında üç yıl da müdürlük yapan Alâeddîn Gövsa, 1921’de İlk Gençlik Hakkında Ruhiyat ve Terbiye Tedkîkleri, 1922'de Çocuk Şiirleri ve 1926’da da, önce mizah dergilerinde Kıvılcım İğreti adı ile çıkan yazıların*dan ibaret Şen Yazılar isimli eserlerini bastırdı Aynı yıl, Maârif Vekâleti Talîm ve Terbiye Dâiresi âzâlığına tâyîn edilmiş, bir yıl sonra da Sivas Milletvekilliğine seçilmiş ve bu arada Çocuk Kalbi (1927,1930) ve müteakiben de Çocuk Ruhu (1929, 1946) adlı terbiye eserleri intişâr etmiştir
1932’de, Kanâat Kitabevi'nin Halk Kültür Kitapları olarak tertiplediği bir seride, tanınmış bâzı şâirlerimiz hakkındaki birkaç broşürü çıktı Aynı sene, on yıl zarfında yazmış olduğu şiirlerini Çanak*kale İzleri adı altında bir araya topladı
1933’te, Süleyman Nazîf hakkında -eserlerinden de geniş ölçüde örnekler alan- bir eseri basıldı 1935’te Maârif Vekâleti müfettişliğine tâyîn edildi ve /1939 da, yeniden, milletvekilliğine seçildi Bu arada, Acılar adındaki şiir kitabını neşretti (1941, 1966) Bu müddet zarfında İnönü (Türk) Ansiklopedisi Genel Sekreterliği'ni yaptığı gibi, Türk Meşhurları (1945-1946) adlı eserini de hazırladı 1943’te, kendi isteği ile emekliye ayrılarak, Ansiklopedide kaldı Bir yandan da, Resimli Yeni Lügat ve Ansiklopediyi hazırlamakla meşguldü Bu eseri de, ölümünden sonra, beş cild hâlinde basılmıştır
MEHMED FUAD KÖPRÜLÜ

1890 da İstanbul'da doğdu Babası, mah*keme baş kâtiplerinden, Faiz Bey'dir ilk ve orta öğrenimini İstanbul'da bitirdi ve Mekteb-i Hukuk'a girdi Bir yandan da, edebiyatla uğraşıyordu Bir müddet sonra Hukuk'u terk ederek, kendisini tamamıyle edebî çalışmalara verdi Batı'nın fikir ve edebiyat hayâtı hakkındaki ya*zıları bilhassa dikkati çekiyordu 1909 da, Fecr-1 Atî topluluğuna girdi Bu sıralarda, Servet-i Fünûn dergisinde, şiirleri ile birlikte, günün edebî meselelerine ait yazıları da çıkıyor; mü*nâkaşalara katılıyordu 1910 dan itibaren, üç yıl müddetle, İstanbul'daki muhtelif liselerde ede*biyat öğretmenliği yaptı Bu müddet zarfında,
Batı'nın bâzı fikir ve edebiyat temsilcileri hakkındaki yazılarını bir araya toplayarak, Hayât-ı Fikriyye (1912) ismi ile bastırdı 1913’te, İstanbul Darülfünunu (Üniversitesi) Türk Edebiyatı müderrisliğine (profesörlüğüne) tâyin edildi Bundan sonraki çalışmalarını, git*tikçe artan bir yoğunlukla, ilmî sahada topladı Türk edebiyatını henüz geri bir zihniyetle ve çok basit bir mâhiyette olarak yapılan incelemelerin ko*nusu olmaktan çıkarıp, onun tamâmıyle modern ve ilmî metotlarla ince*lenmesini sağlamak için giriştiği mücâdele güç, fakat başarılı oldu Türk edebiyatının ne şekilde incelenmesi gerektiği hususundaki düşüncelerini Türk Edebiyatı Târihinde Usûl (1913, Bilgi Mecmuası) isimli etüdünde etraflı olarak îzâh etti Böylece, bir yandan, edebiyatımızın ilmî bir şekilde incelenmesi için yürünmesi gereken yolu çizerken; bir yandan da, kendi çalışmaları ile bu yolu açmağa ve genişletmeğe başladı
Yukarıdaki incelemesini, 1915’te çıkarmağa başladığı Millî Tetabbu'lar Mecmûası'nda Türk Edebiyatının Menşei ve Türk Edebiyâtında Âşık Tarzının Menşe ve Tekâ*mülü Hakkında Bir Tecrübe adlı incelemeleri takip etti
Aynı yıl Şehâbeddîn Süleyman'la beraber, muhtelif sanat ve edebiyat meselelerini inceleyen Ma'lûmât-ı Edebiyle isimli bir eser daha çıkardı 1916 yılında, yine Şehâbeddîn Süleyman'la beraber, sultanîler (liseler) için kaleme aldıkları Yeni Osmanlı Târîh-i Ede*biyyâtı isimli ve menşelerden Nevşehirli İbrahim Paşa'nın sedâretine kadarki devri ihtiva eden eser, edebiyat târihimizin ilmî metotla incelenmesi hususundaki ilk adımı teşkîl eder Bu arada, türlü gazete ve dergilerde fikrî, târihî ve edebî meselelere ait olarak, birçok makaleleri de çıkmakta idi
1918 de, Nasreddîn Hoca'nın bâzı fıkralarını manzum bir şekilde kilde kaleme alarak kitap hâlinde çıkardığı gibi (Nasreddîn Hoca), Tevfik Fikret hakkında da Tevfik Fikret ve Ahlâkı isimli küçük bir incelemesini bastırdı 1919 da, ilk büyük ilmî eseri olan Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar yayımlandı Bir yıl sonra, Türk Edebiyatı Târihi hakkında menşe'lerden îtibâren yaptığı incelemeleri kısım kısım çıkarmağa başlayarak, İslâmlıktan önceki devre ait olan birinci kısmını bastırdı (Türk Edebiyatı Târihi, I Kitab) Ertesi yılda, İslâmlıktan sonraki devre ait olup İslâmî edebiyâtın esâslarını inceleyen, II Kitap çıktı 192’te, Türkiyat Mecmûası'nı kurdu Türkoloji alanında çok müspet çalışmaları olan bu dergide, Meddahlar (1925), Klâsik Türk Nazmında Rubâî Şeklinin, Eskiliği (1928) ve Türk Klasik Nazmında ki; Husûsî Nazım Şekilleri: Tuyuğ (1928) gibi mühim tedkîkleri çıktı 1924’te, muhtelif makalelerini bir araya toplayarak, Bu günkü Edebiyat ve 1925’te de Türk Târîh-i Dînîsi adlı eser*lerini bastırdı Aynı yıl Sovyet ilimler Akademisi âzâlığına, 1926 da Macar ilim Cemiyeti muhabir âzâlığına seçildi 1927 de, Heidelberg Üniversitesi tarafından, kendisine fahrî felsefe doktorluğu payesi verildi Bu arada, ev*velce basılmış olan iki kitabı yeniden düzenlemek ve XIV asır Türk Edebiyâtının bir kısmını ihtiva edecek şekilde hacmen genişletmek suretiyle? Türk Edebiyatı Tâhhi'ni yeniden bastırdı (1926-1928) 1928 de, Edirneli Nazmî'nin dîvânını da ihtiva eden Millî Edebiyat Cereyanı’nın İlk Mübeşşirleri’ni, 1929 ve 1930 yıllarında, Türk Saz Şâirleri hakkındakiincelemeleri takip etti 1931 de, Türk Hukuk ve iktisâd Mecmuası ismi ile kurduğu dergide, bu 'konular üzerindeki incelemeleri çıktı Bu sıralarda, Dîvân nazmı hakkında ve fasiküller hâlinde bir antoloji' bastırmağa başladı ve 1934’te hepsini bir cilt olarak topladı Aynı yıl-Türk Dili ve Edebiyatı Hakkında Araştırma Tâli isimli eserini bastırdı Kars'tan milletvekili seçildiği târihe kadar (1935) İstanbul Üniversitesinde birçok defalar dekanlık yaptı Siyâsî hayata atıldıktan sonra da üniversite ile ilgisini kesmeyerek, İstanbul Edebiyat Fakültesi'nde Türk Edebiyatı Târihi dersini okutmakta devam ettiği gibi, Ankara'da Dil ve Târih - Coğrafya Fakültesi açıldıktan sonra, bu fakültede Ortaçağ Târihi ve Siyasal Bilgiler Okulu'nda da Türk Müesseseleri Târihi derslerini okuttu 1937’de, Atina Üniversitesi tarafından kendisine fahrî doktorluk payesi verildi 1939 da, öğretim hayâtının yirmi beşinci yılı kutlandı Aynı yıl, Sorbonne Üniversitesi tarafından, özel bir törenle, kendi*sine fahrî profesörlük unvanı verildi

Alıntı Yaparak Cevapla