|
Prof. Dr. Sinsi
|
Fecr-İ Ati Devri,Osmanlı İmparatorluğunda Fecr-İ Ati Devri Yönetimi Nasıl Sonuçlandı
HAMDULLAH SUBHİ TANRIÖVER
Tanzimat devrinin tanınmış şahsiyetlerin*den, ilk Maârif Nâzın Abdurrahman Sami Paşa'nın torunu; Evkaf Mâliye, Ticâret ve Maârif nazırlıklarında bulunmuş olan Abdüllâtîf Subhî Paşa'nın oğlu ve Sami Paşa Zade Sezâî Bey'in yeğenidir 1886 da İstanbul'da, Hubyar'da doğ*du Numûne-yi Terakki ilkokulunu bitirdikten sonra, Galatasaray Sultânîsi'nden mezûn oldu Babasının evi, zamanın aydınlarının toplandık*ları, devamlı olarak fikir ve edebiyat sohbetle*rinin yapıldığı bir yerdi Böyle bir aile çevre*sinde ve daha küçük yaştan kuvvetli bir kültür*le beslenerek yetişen Hamdullah'ta şiir zevki de erken uyandı ve ilk şiirlerini amcası Sezâî Bey'in Paris'te çıkardığı Şûrâyı Ümmet gazete*sinde imzasını amcasından da saklayarak- ya*yımladı 1909 yılı başlarında kurulmuş olan Fecr-i Atî'ye girenler arasında o da vardır Fakat, bu toplulukta fazla kal*madı ve, birçokları gibi, Millî Edebiyat Cereyânı'na katıldı Asıl şöhreti ise, Türk Ocağı'na girmesinden (şubat 1912) sonra başlar Bir yandan meslek olarak öğretmenliği seçen, İstanbul İlköğretmen Okulu'nda ve Üniversitede öğretmenlik yapan Hamdullah Subhî, bir yanda da, zamanla Türk Ocakla*rının başına geçerek on dokuz yıl müddetle bu vazîfede büyük bir başarı göstermiş ve Türk milliyetçiliğinin yayılıp yerleşmesinde mühim bir rol oynamıştır Millî Mücâdele'nin başlaması üzerine Anadolu'ya geçmiş, 1920 de Büyük Millet Meclisi'nin ilk toplantı döneminde Saruhan'dan mebus se*çilmiş, aynı yılda ve 1925 te iki defa Maârif Vekilliğine getirilmiştir Türk Ocakları'nda çalışmağa başlaması ile başka bir kabiliyetini, yâni hitabet kabiliyetini de geliştirmek imkânını bulmuş ve zamanının tanınmış hatîbleri arasına girmiştir Hitabelerini Dağ Yolu (l C 1929, II C 1931) ve Günebakan (1929) isimli iki kitapta toplamış olan Hamdullah Subhî, bir aralık, mebusluktan ayrılarak, Bükreş'e elçi tâyîn edilmiş ve on üç yıl bu görevde kaldıktan sonra tekrar mebusluğa dönmüştür Ölümü, 10 haziran 1966 dadır
MEHMED BEHÇET YAZAR
1890 da, Haleb'te doğdu Babası, Bidayet Mahkemesi Başkâtibi, Kâtibzâde Mehmed Beşir Bey'dir İlk öğrenimini Haleb'deki Feyziye mektebinde yaptıktan sonra, idadiye (orta okul) girdi Babasının 1903 te Selanik İstinaf Mahke*mesi Başkâtibliğine tâyîn edilmesi: üzerine, îdâdî tahsiline orada devam etti
1906 da mezun olarak Mekteb-i Hukuk'a girdi Bir yan*dan da, Orman ve Meâdin Nezâreti Hukuk Mü*şavirliği Kalemi'ne devam ediyordu İstanbul'*da, kendisi gibi gençlerle dolu, edebiyat me*raklısı bir çevre bulmuştu Yavaş yavaş, o da yazı hayâtına karıştı ve dergilerde çeşitli yazı*ları çıktı 1904’te Hukuk'tan mezûn olurca, sultanîler (liseler) için açılan edebiyat öğret*menliği imtihanını kazanarak, Beyrut Sultanîsi edebiyat öğretmenliğine tâyîn adildi 1911 de, şiirlerini bir araya toplayarak Erganun ismi ile bastırdı Beyrut'ta 1918 yılına kadar kalmış, sultanî müdürlüğünde bulunmuş ve ayrıca ek gö*rev olarak daha birçok okullarda da öğretmenlik yaptığı gibi, vilâyet adına ve Ticâret Mektebi Müdürü Mehmed Refik Bey'le birlikte, Beyrut hakkında genel bilgi veren bir eser de meydana getirmiştir (Beyrut Vilâ*yeti: Cenub kısmı, 1916; Beyrut Vilâyeti: Şi*mal kısmı, 1917) 1918 de, Beyrut'un İ'tilâf Devletleri tarafından iş*gali üzerine, İstanbul'a geldi ve bir müddet Orta Tedrîsât ikinci şube mü*dürlüğünde çalıştıktan sonra, Ortaköy'deki Dârü'l-eytâm (1919) müdürlü*ğüne ve iki buçuk ay da Kastamonu Sultanîsi müdürlüğüne tâyîn edildi 1922 yılı başlarında bu görevden ayrılarak Ankara'ya geldi ve Matbuat Müdîriyet-i Umûmiyyesi'ndeki Dahilî İrşâd ve Propaganda memurluğunda ve sonra da İstihbarat Şubesi'nde bulundu Bir yandan da, ek olarak, Darü'i-muallimât (Kız öğretmen okulu) ta edebiyat öğretmenliği yapıyordu Bu sırada, Ankara'da çıkmakta olan dergilerde bâzı mensur fanteziler ya*yımladı 1922 eylülü sonlarında, Kastamonu Maârif Müdürlüğüne tâyîn edil*di Burada bulunduğu sıralarda, şehrin târihî eserleri hakkında hazırladığı bir incelemeyi sonraları Kastamonu Âsâr-ı Kadîmesi (1925) ismi ile bastırdı 1923 yılı ekiminde Maârif Vekâleti Umûmî Müfettişliği'ne getirilerek, dört yıl bu görevde çalıştı Bu arada, evvelce muhte*lif dergilerde çıkan mensur fantezilerini Buhurdan (1923) ismi ile bastırdı Nihayet, müfettişlikten istîfâ ederek, 1927 kasımında Üsküdar Li*sesi edebiyat öğretmenliğini kabul etti Bu sıralarda, çocuklar için Fransızca’dan adapte ettiği bâzı küçük eserleri basıldı Üsküdar Lisesinin kapatılması üzerine, 1929 eylülünde Kabataş Lisesi edebiyat öğretmenliğine nakledildi 1936 da Genç Şâirlerimiz ve Eserleri ve 1937de Genç Romancılarımız ve Eserleri isimli iki küçük etüdü çıktı Aynı yılın ağustosunda, Haydar Paşa Lisesi edebiyat öğ*retmenliğine geçti O târihten beri hep bu görevde bulunmuş olan şâir, 1938 de-hepsi 1937 yılında yazılmış şiirlerinden ibaret olan- Yumak adlı ikinci şiir kitabını bastırdı
Aynı yıl, Edebiyatçılarımız ve Türk Edebiyatı isimli, anket ve antoloji tarzındaki bir eseri de çıkmıştır Gözlerinden geçirdiği rahatsızlık üzerine, kendi isteği ile, 1951 yılı sonlarında emekliye ayrıldı
1908 den sonra tanınmağa başlayan ve Fecr-i Atî topluluğuna mensûb bulunan Behçet Yazar, bu topluluğun gerek şiir ve gerekse nesir sahasın*daki hemen hemen bütün özelliklerini benimseyen bir şâirdir; Duyuş, ha*yâl ve ifâde tarzlarında olduğu gibi, konulardaki ferdçilik bakımından da Fecr-i Âtî'nin bünyesine tamâmıyle uymuştur Cenâb Şehâbeddîn'in ve son*ra da "Şi’r-i Kamer" in o devirdeki çok yaygın tesîri, onun da bâzı parça*larında kendisini gösterir Şiirlerinin mühim bir özelliği, taşıdıkları büyük samimiyet ve bundan doğan lirizmdir Dile ve nazmın tekniğine ise kuvvetle hâkimdir Son şiirlerinde, dil ve üslûb bakımından da, zamanla, dilin tâkîb ettiği seyre uygun bir sadeleşme göze çarpar "Mensur şiir" lerin bir şekli olan fantezilerinde ise, dil ve üslûb değişikliği daha önceden baş*lamış bulunmaktadır Sanat çalışmaları arasında edebî incelemelere de yer ayıran şâirin -yukarıda isimlerini verdiğimiz- incelemeleri, edebiyat târihi üzerinde çalışacak olanlar için değerli malzeme ile doludur
TAHSİN NAHID
1887’de, İstanbul'da doğdu Babası Gülhâne Askerî Rüşdiyesi öğretmenlerinden, yarbay Âsaf Bey'dir Soğuk Çeşme Askerî Rüşdiyesi’nde okuduktan sonra Galatasaray Sultânîsi'ndeki öğrenimini yarıda bıraktığı gibi, Hukuk Mektebi'ni de bitiremeyerek ayrılmıştır (1913) Birin*ci Dünyâ Savaşı sıralarında bir aralık iaşe mü*fettişliğinde bulunan Tahsin Nâhid, sonraları kendini yalnız edebiyata vermiştir 1919 Nisa*nında, pek genç yaşta ölmüş ve Büyük Ada Me*zarlığına gömülmüştür
Fecr-i Atî topluluğuna girenler arasında bulunan Tahsin Nâhid, kısa ömrü içinde, oldukça geniş sayılabilecek bir edebî faaliyet göstermiş; hem şiir, hem de tiyatro alanında eserler vermiştir Tamâmıyle ferdî konuları işleyen şiirleri, Fecr-i Atî şiirlerinin umûmî özelliklerini taşırlar Hayâl ve duy*gu bakımından dikkati çeken bir üstünlük göstermezler Umumiyetle Hâşim'in, bilhassa "Şi'r-i Kamer"in hayâl unsurlarına Tahsin Nâhid'in şiirlerinde de rastlamak mümkündür Şiirlerini, Rûh-ı Bî-kayd ismi ile, 1908 de kitab hâlinde de topladı Tiyatro çalışmaları, şiirdeki çalışmalarından daha geniştir Te'lîf ve adapte, yalnız başına ve başkaları ile beraber olarak birçok piyesler yazdı
Gerek fikrî muhtevaları ve gerekse teknik durumları bakımından kuvvetli sayılamayacak olan bu piyeslerin en mühimleri: Hicranlar (1908), Jön Türk (Rahşan Nevvâre ile beraber) (19C9) Ben   başka! (Şehâbeddîn Süleyman'la beraber) (1911), Kırık Mahfaza (Şehâbeddîn Süleyman'la beraber) (1911) ve Rakîbe (Fransızcadan adapte) (1919) dir
AHMET SAMİM,
Gazeteci, yazar (Pirzerin 1884-İstanbul 1910) Babası, binbaşılıktan emekli Tevfik Bey Galatasaray'ı bitirdi, bir süre Robert Kolej'e devam etti Reji idaresinde memur ola*rak çalıştıysa da Meşrutiyetken sonra gazete*ciliğe atıldı Fecr-i Aticiler arasında onun da adı geçer, ittihat ve Terakki'ye karşı olanların en ateşlilerindendi Ahrar Fırkası'nın yayın organı Osmanlı gazetesine yazılar yazıyordu 31 Mart olayında kendisini yakalamak isteyenlerin elinden zorla kurtulup, o sırada Yeşilköy'de bulu*nan Hareket Ordusu'na sığınmıştı, isyan bastı*rıldıktan sonra emniyet müdürlüğünde görev aldı, kısa bir süre sonra da Sada-yı Millet gaze*tesinin yazı işleri müdürü oldu Gazeteden çık*tığı bir gece öldürüldü Katili bulunamamakla birlikte ittihat ve Terakki'nin fedailerinden Yakup Cemil tarafından öldürüldüğü söylenir Meşrutiyet'ten sonra Hilal, Cidal, I'tilâf, Sadayı Millet gazetelerini çıkaran Ahmet Samim "ateşin" düşünceleriyle tanınmış, cesur bir gazete*ciydi Nitekim onu, bu düşünceleri ölüme gö*türecektir Gazetelerde kalan, çoğu siyasal ya*zıları toplanmamıştır
EROZAN, Celâl Sabir
Şair, (İstanbul 1883-1935) Tarik İsmail Hakkı Paşa ile şair ve oyun yazarı Fehime Nüzhet Hanım'ın oğlu Numûne-i Terakki Mektebi, Davudpaşa Rüsdiyesi, Vefa İdadisi'nde okudu İki yıl kadar Hukuk Fakültesi'ne devam ettikten sonra tahsilini tamamla-yamadan Hariciye Nezareti'nde memurlu*ğa başladı (1903) Daha sonra Mercan ve Kabataş idadilerinde edebiyat öğret*menliği yaptı (1908) I Dünya Savaşı sonlarında ticaretle uğraştı (1917-18) Cumhuriyetin , ilânından sonra üçüncü dönem Zonguldak milletvekili seçildi Ortaokul sıralarında şiir yazmaya başla*yan Erozan, şiirlerindeki duygu ve düşün*ce inceliği ile dikkati çekmiş, II Abdülhamid'den liyakat nişanı almıştır, ilk şiirlerinden itibaren Ahmed Celâl, Velhan, Şarık, Hakkı Naşir gibi takma adlar kullandı
İrtikâ, Malumat, Musavver fen ve edeb, Pul, Lisân dergilerinde şiirleri Sabah gazetesinde birkaç hikâyesi yayımlandık*tan sonra Edebiyât-ı cedide grubuna ka*tıldı 1899 yılından itibaren kendi adını kullanarak Servet-i Fünûn'da yazdı, an*cak Tevfik Fikret, Cenab Şahabeddin gi*bi şairlerin yanında ikinci derecede kal-di 1908 Meşrutiyetinden sonra Demet adlı bir kadın dergisi yayımlayarak «fe*minizm» cereyanı yolunda yazılar yazdı Birinci kitap, ikinci fcitap, Üçüncü kitap adlı bir aylık dergi çıkardı Daha sonra Fecr-i Âti grubuna katılarak bu toplulu*ğun başkanı seçildi Genç kalemler ve «yeni lisan» hareketini destekleyen yazı*larım Hak gazetesinde yayımladı 1908 den sonra güçlenen «Türkçülük» cereyanına katılarak «Türk Derneği, Türk Yurdu, Türk Ocağı» gibi kuruluşlarda yer aldı Türk Yurdu tarafından çıkarılan haftalık Halka doğru dergisini yönetti Bilgi Derneği'ni kurarak derneğin yayın organı Bilgi mecmuasında görüşlerini savundu Cumhuriyetten sonra kurulan «Harf İnkı*lâbı Kurulu» ve «Türk Dili Tedkik Cemiyeti»nde görev aldı
Celâl Sahir devrinin bütün edebî ve si*yasî mahfilleri içinde bulunmuş olmasına rağmen şair olarak birinci derecede anı*lan isimler arasına girememiştir Konuları itibarı ile daha ziyade «kadın ve aşk şairi» olarak tanındı Anlatımındaki incelik ile zaman zaman başvurduğu hiciv unsurları şiirinin önde gelen özelliğidir Şiir kitapları: Beyaz gölgeler (1909), Buhran (1909), Siyah kitap (1912), İstanbul için mebus namzetlerim (Hakkı Na*şir takma adı ile hicviyeler, 1919)
AYKAÇ, Fazıl Ahmet
Şair ve yarar (İstanbul 1884-1967) İlk öğrenimini Numûne-i Terakki Mektebi'nde yaptıktan sonra, Gümüşhane Rüştiyesi'ni ve Musul İdadîsi'ni bitirdi Hususî olarak Arapça ve Farsça okudu Babasının -İstanbul'a tayini üzerine Lycee Français'ye girdi Mezun olduktan sonra darphane kâtipli*ğine tayin edildi Bu arada Sanayi-i Nefise mektebinin mimarî şubesine kay*doldu ve Paris Siyasî ve Hukukî İlimler Fakültesi'nin yazışmalı kurslarını takip etti Bu arada Dar’ü-l Muallimîn'de edebi*yat, Fransızca, psikoloji ve pedagoji dersleri okuttu 1918 den sonra Galata*saray Lisesi'nde edebiyat öğretmenliği yaptı 1927 de Elazığ Mebusu seçildi, on yıldan fazla milletvekilliğinde bulun*du (1927-38)
Fecr-i Âti edebî topluluğunda yazı ha*yatına atılan Fazıl Ahmed 1908 den iti*baren çeşitli dergi ve gazetelerde, özel*likle Tanin'de Divan edebiyatı tarzında mizahî, alaycı şiirler ve çeşitli konular*da ilmî ve edebî makaleler yayımladı Fazıl Ahmed XX yüzyılda yeni bir mecraya giren hiciv edebiyatımızın belli başlı temsilcilerindendir
Eserleri: Divançe-i Fâzil (şiirler, 1913), Harman sonu (şiirler, 1919) Kırpıntı (1924), Şeytan diyor ki (makale, sohbet, mizah yazıları, 1927), Tarih dersi (1928)
MÜFİD Ratib
Oyun yazarı, tenkitçi (İstanbul 1887-1920) İkinci Ceza Mahke*mesi Reisi İbrahim Bey'in oğlu Galata*saray Lisesi'ni bitirdi (1908) Mektep ha*yatı sıralarında tiyatro ve edebiyata ilgi duydu Bu yıllarda Fransızca'dan birkaç piyes tercüme etti Bir süre matbaacılık yaptı Evkaf Nezareti'ne mütercim oldu Evkaf Müzesi başkâtipliğinde bulundu Fecr-i Âti'nin kuruluşuna katıldı Ede*biyata mensur şiirler yazarak girmişse de bir süre sonra tiyatroya yönelmiştir Servet-i Fünün, Resimli Kitap, Musavver Muhit gibi yayın organlarında tiyatro tenkitleri yazdı Batılı yazarlardan oyun*lar çevirdi, uyarlamalar yaptı Maupassant'dan Güzel dost adlı bir roman çevir*miş (1910), Refik Halit Karay ile bir*likte Kanije Müdafaası ve Tiryaki Hasar Paşa adlı bir oyun yazmıştır (Oynanış: (1910) Bu tarihi komedi dışında bir perdelik Aralarının (1909), Zincir (1910! adlı basılmış iki piyesi vardır
ALYANAKOĞLU, Cemil Süleyman
Hikâye ve roman yazarı (İstanbul,1386-1940) Askerî kaymakamlardan Süleyman Bey'-in oğlu Babası Arap vilayetlerine vazi*feli olarak sürüldüğü için Kalender Çeşmesi mektebinde başladığı ilk tahsi*lini buralarda tamamladı Halep İdadi'-sinden mezun olduktan sonra (1903), Beyrut Amerikan Üniversitesi tıp ha*zırlık sınıfına devam etti İstanbul'a ge*lerek Tıbbiye'ye girdi ve 1911 de mezun oldu Balkan Savaşı'na katıldı (1912) Çeşitli yerlerde hekim olarak görev yap*tı Yedi sene Arabistan'da kaldı (1927-34) Denizyolları idaresinde hekim ola*rak çalıştı (1935-40) Cemil Süleyman, «Fecr-i Atî Encümen-i Edebi’sisine dahil olan yazarlardandır 1908-12 yılları arasında yayımladığı hi*kâye ve romanlarıyla ün kazandı Fecr-i Atî Kütüphanesinin ilk yayımlanan eseri C Süleyman'ın Timsal-i Aşk adlı hikâye kitabıdır Fecr-i Atî topluluğu uzun ömürlü olmadı, 1912 de tamamen dağıldı
Cemil Süleyman'ın edebî şöhre*ti de topluluk dağıldıktan sonra yayım faaliyetlerinden uzak kaldığından sön*meye başladı 1908-12 arasında başta Servet-i Fünun olmak üzere, Aşiyan, Re*simli kitap, Musavver muhit, Mehasin (Selanik), Bahçe gibi dergiler ve Tanın gazetesinde hikâye ve romanları ya*yımlandı Uzun bir aradan sonra Güneş dergisinde (1927) ve son olarak Vakit gazetesinde yazdı (1937) C Süleyman'ın hikâye ve romanları ü-zerinde Halit Ziya ve Mehmed Rauf te*siri barizdir Hemen bütün hikâye ve ro*manlarında aşk ve kadın konularını iş*ledi Eserlerinde mesleği ile ilgili konu*lar geniş yer tutar Bir facia, Ukde, Di*kişçi kız adlı hikâyelerinin kahraman*ları veremli kadınlardır Eserleri: Roman: İnhizam (Servet-i Fünun'da Tefrika, 1909-10), Kadın ruhu (Tanin'de tefrika, 910), Siyah Gözler (1911) Hikâyeler: Timsâl-i Aşk (1909), Ukde (1909)
DELİLBAŞI, Ali Süha
Oyun yazarı (İstanbul 1887-1960) İlk ve orta tahsilini İstanbul ve Trabzon'da yaptı İstanbul Tıp Fakültesi'ni bitirerek doktor oldu İlk edebiyat denemeleri mensur şiirler-den oluşan Ali Süha, Fecr-i Âti topluluğu üyelerindendir Daha sonra küçük hikayeler ve tiyatro tenkitleri yazdı Batı tiyatrosundan yaptığı tercüme ve aktar-ma oyunları ile tanındı Eserleri: Roman: İkinci gençlik Oyun: Kaybolan ses (1946) Aktarma oyunların-dan bazıları: Şehirli kız (Alphonse Dau-det'den, 1937), Alev (H Kistemaeckers'ten, 1940), Bir günün beyliği (Yvan Noe’den, 1941),Okumuş adam (Eugene La-biche'den 1942) Tercümeleri: Kibarlık budalası (Moliere'den 1937), Adamcıl (Moliere'den, 1941), Soytarı'nın kıskançlığı (Moliere'den, 1943), Tarihte halk ti-yatrosu (Andre Boll'dan, 1947)
HASAN Bedreddin (Paşa)
Asker öğretmen, yazar (Simav 1050 - İstanbul 1914)
Çeşitli askerî görevlerde bulundu Abdülaziz'in tahttan indirilmesi hadisele*rine karıştı Namık Kemal'in tesirinde kalan H Bedreddin arkadaşı Manastırlı Mehmed Rifat ile beraber bazı tercüme ve telif piyesler kaleme aldı, askerî ders kitapları tercüme etti Carre, Ducis, Dumas Pere, Girardin, Schiller ve Vanloo'dan yaptıkları tercüme oyunları Temaşa adlı iki ciltte toplandı
Manastırlı Rifat'la beraber yazdıkları oyunlar: Ahmed Yetim yahut Netice-i sa*dakat (1875), Delîle yahut Kanlı İntikam (1875), Ebülfedâ, Ebülulâ yahut Mürüv*vet, Kölemenler, Nedamet (1875), Fakire yahut Mükâfât-ı iffet (1876) Ayrıca kendisinin Iskât-ı cenin (1873), Bir gün*lük ikbâl (1894) adlı oyunları, oynanmış fakat basılmamış Serencamlı vasiyet ya*hut Define (1882) isimli bir tercümesi vardır
EMİN LÂMİ
Fecr-i Âti yazarlarından İkinci Meşrutiyet’ten sonraki yıllarda edebiyat dergilerinde çeşitli yazıları çıktı Fecr-i Âti Encümen-i Edebisi Beyannamesi’ni imzalayan sanatçılar arasında yer aldı
|