|
Prof. Dr. Sinsi
|
Tarihteki En Önemli Olaylar,Tarihi Olaylar,Tarihimizdeki En Önemli Olaylar Nelerdir
4 Haziran’da Ribbentrop, Von Papen’e gönderdiği telgrafta adalar konusunu yeniden gündeme getirerek, “Adalar için sözle garanti veririz demiştik, bugün için buna imkan yok Bu konuya şimdilik dokunmayınız Eğer Türkler bu konu üzerinde görüşmek isterlerse sonra ele alacağımızı söyleyiniz, şimdiden bir şey söylemeyiniz” diyordu ki bu sırada Irak’da durum değişmiş, İngilizler duruma hakim olmuş ve söz konusu silah naklinin önemi kalmamıştı Sovyetler’e saldırmak için sabırsızlanan Almanlar antlaşmanın bir an önce istedikleri biçimde çıkmasını istiyorlardı Ancak Von Papen’in 12 Haziran 1941 tarihli telgrafından anlaşıldığına göre, Saraçoğlu, Türkiye’nin gizli protokollerden vazgeçtiğini bildirmişti Bunun üzerine Ankara’ya, Von Papen’e bir telgraf gönderen Ribbentrop, “12 Haziran tarihli telgrafınız gereğince Türk Hükümeti bizim tarafımızdan teklif edilen gizli protokolleri imzalamaktan kaçındığından, biz de vazgeçiyoruz Esasen bu gizli protokol Almanya’nın Türkiye’ye bir hediyesi olacaktı” diyordu Nihayet 18 Haziran 1941’de görüşmeler tamamlanarak Saraçoğlu ve Von Papen arasında, Türk-Alman Saldırmazlık Antlaşması imzalandı Bu antlaşmanın kesinleştiği ve son hazırlıkların yapıldığı günlerde 17 Haziran’da Hitler, Alman ordularına gizli bir emir göndererek Sovyetler’e savaş açılacağını bildiriyordu Hitler’in “Barbarossa” adını verdiği Doğu cephesi savaşı 22 Haziran 1941 tarihinde sabaha karşı saat 03 15 te başladı Bu savaşla Hitler’in ve Müttefıkler’in geleceği yeni bir döneme giriyordu Türkiye 23 Haziran’da Alman-Rus savaşında tarafsız kalacağını ilan etti
Türkiye, bu gizli prokolleri reddetmekle beraber , Almanlar ile bazı görüşmelerin yapıldığı bilinmektedir Saraçoğlu’na göre Türkiye bu görüşmelere İngiliz Hükümeti’nin bilgisi ve rızası ile başlamış olup görüşmeler boyunca sürekli İngilizler’e bilgi verilmiştir Bu durum Türkiye’nin, İngilizler’in de bilgisi dahilinde Almanlar’a karşı bir oyalama politikası mı izlediği sorusunu akla getirmektedir ki bu görüşmelerin İngilizler’e Irak’ta idareyi yeniden ele geçirmeleri için zaman kazandırdığı açıktır
Bu arada 1941 yılında İtalyanlar’a ait Ege adalarına, özellikle de Rodos’a yönelik yoğun bir Müttefik bombardımanı görülmektedir
Stalin’in Türkiye’ye Toprak Verilmesi Teklifi
12 Ada ile ilgili ilginç tekliflerden biri de Stalin’den gelmiştir Buna göre; İngiliz Dışişleri Bakanı Eden 15 Aralık 1941’de geldiği Moskova’da Stalin ile görüşmesinde Stalin, yalnız askerî konuların değil siyasî konuların da yani savaş sonrası düzenin ve sınır değişikliklerinin de konuşulmasını istiyor, gelecekteki sınırları ilişkin görüşlerini açıklarken aynen şöyle diyordu: “Türkiye, Ege’de Yunanistan için önemli adalarda O’nun lehine muhtemel ayarlamalardan sonra, 12 Ada’yı almalıdır Türkiye, Bulgaristan’dan ve mümkünse Kuzey Suriye’den bazı kısımları da almalıdır”
Stalin’in bu sözlerini Moskova Büyükelçisi Haydar Aktay doğruluyordu Hatta O’na göre sözü edilen topraklar Türkiye savaşa girmese de verilecekti Fakat bu konuda Ankara’daki yorumlar çok farklıydı Stalin’in Türkiye’ye karşılıksız olarak toprak vermeyi önermesinin düşünülemeyeceği, karşılığında bir şey isteyeceği, bunun da olsa olsa Boğazlar’a ilişkin olacağı düşünülüyor ve I Dünya Savaşı’nda Çarlık Rusyası ile İngiltere, Boğazlar’ın Rusya’ya bırakılması konusunda anlaşmışlardı; acaba Türkiye’nin sırtından yeni bir antlaşma mı yapılıyor? kuşkularına neden oluyordu Bu kuşkuyu dağıtmak için İngiltere Dışişleri Bakanı Eden 8 Ocak 1942’de Avam Kamarası’nda yaptığı açıklamada; “Türkler’in Müttefikler’in zaferinden korkacak bir şeyleri yoktur Türkiye’nin toprak bütünlüğü hiçbir tehlikeye maruz değildir Geçen Ağustos’da İngiltere ve Sovyetler Birliği tarafından Türkiye’ye verilen güvencelere saygı gösterilecektir” demişti Daha sonra da Amerika’nın karşı çıkması üzerine sınırların peşinen çizilmesinden vazgeçilmişti
Ege Adaları 1942 yılında Türk-Alman ilişkilerinde yeniden söz konusu oldu 7 Aralık 1941’de Japonlar’ın Pearl Harbor’a saldırmaları üzerine Amerika, Japonlar ile mücadeleye girişmiş, birkaç gün sonra da Almanya ve İtalya’ya savaş ilan etmişti işte Amerika’nın II Dünya Savaşı’na girmesiyle savaş durumunda Müttefikler lehine ve Mihver aleyhine bir dengesizlik durumu ortaya çıkıyordu Bu sırada Güney Rusya’da Kafkaslar yönünde ve Kuzey Afrika’da da Mısır yönünde ilerlemeye çalışıyordu Almanya, Amerika’nın savaşa girmesi üzerine, Kafkaslar’dan güneye doğru ilerlemek ve böylece Ortadoğu kıskacını kapamak istemişti Fakat böyle bir plânının kilit noktası Türkiye idi Bu plânı uygulayabilmek için Türkiye’nin Almanya’nın yanında savaşa girmesi gerekliydi Bundan dolayı 1942 başlarında Türkiye’ye başvurup Almanya’nın yanında savaşa katıldığı takdirde, Boğazlar’ın savunması için önemli olan ve Alman işgalinde bulunan Ege Adaları’ndan bazılarını Türkiye’ye verebileceğini söylemişti Bu teklif Türkiye tarafından reddedilmiştir
1943 Yılında Ege Adaları
Bu yıl içerisinde Avrupa’da devam eden savaş İtalya’nın yenilgisiyle sonuçlanmış, Mussolini istifa etmek zorunda kalmış ve yeni hükümetin başına, 1940’da Mussolini tarafından görevinden alman Genel Kurmay Başkanı Mereşal Badoglio geçmişti Mussolini’yi tutuklattırıp, Faşist Partisi’ni de lağveden Badoglio’nun girişimleri ile 3 Eylül 1943’te Müttefikler ile İtalya arasında mütareke imzalandı 35 General Eisenhower’in temsilcileri ile Mareşal Badoglio’nun temsilcileri arasında imzalanan 13 maddelik mütarekenin 6 maddesi, “Askerî harekât üssü olarak veya Müttefiklerin lüzumlu göreceği diğer amaçlarla kullanılmak üzere Korsika ile bütün İtalyan arazisi, adalar dahil derhal teslim edilecektir” diyordu ki İngilizler kısa süre sonra Ege adaları konusunda harekete geçti Önce, mütarekenin imzalanmasından bir gün sonra Meis adası İngiliz Deniz Kuvvetleri tarafından işgal edildi W Churchill Rodos, Leros ve İstanköy gibi adaların küçük bir çaba ile zaptedileceğini düşünüyor ve çok önem veriyordu O’na göre Ege Adaları’nın ele geçirilmesi İtalya’nın çöküşü etkisinde kalan Türkiye’yi kesinlikle savaşa yöneltecekti Ege Adaları elde edilirse Sovyetler Birliği’ne Türk Boğazları’ndan doğrudan doğruya daha kısa yoldan ve daha fazla Müttefik yardımlarının gönderilmesi sağlanacaktı Ayrıca, Alman kuvvetleri dağıtılarak İtalya harekâtına yardım etmek ve İtalya’nın çökmesi ile ortaya çıkan durumdan mümkün olduğu kadar faydalanmak şeklinde düşünülen bu muhtemel kazançlar Churchill’i hemen harekete geçirdi Ancak talihsizlikler birbirini kovaladı ve Adaların ele geçirilmesini sağlayacak Hint Tümeni genel savaş plânı içinde Uzakdoğu’ya kaydırıldı Genel savaş plânı Avrupa’da açılacak ikinci cepheye ağırlık veriyordu Bu yüzden bütün dikkatler İtalya ve Fransa’da girişilecek harekâtlar üzerinde toplanmıştı Amerika bu kuvvetlerin başarılı olması için çok titiz davranıyordu Mevcut savaş ve taşıma gemileri bu harekâtlara ayrılmıştı ve Amerika bu gemilerin başka cephelere dağıtılmasına karşı koyuyordu Bu durumda söz konusu adaların işgali İngiltere’nin genel savaş plânı dışında kalan Ortadoğu kuvvetlerinin kısıtlı imkânları ile gerçekleştirilecekti
Bu şartlar altında harekete geçen İngiliz birlikleri, Balkanlar ile Adalar Denizi’ndeki İtalyan askerlerine, Müttefikler’e karşı düşmanlığı kesmeleri ve Almanlar’a direnmeleri şeklinde radyodan yapılan duyuruların ardından İstanköy, Leros ve Sisam adalarını ele geçirdiler
İstanköy’de hava meydanı, Leros’da ise bir deniz üssü vardı Bu adaların işgali İngiliz basınında da memnuniyetle karşılandı Nitekim Times’a göre , “Bu adaların tamamıyla müttefiklerin eline geçmiş olması Rodos’a, Girit’e ve diğer adalara denizden ve karadan yapılacak taarruzların daimi tehditi altında yaşayan Almanlar’ı zor duruma sokacaktır  Almanlar’ın bu adaları almaya çalışmaları muhtemeldir fakat, müttefik kuvvetler yerli Rumlar’ın ve İtalyan garnizonlarının yardımıyla Almanlarla başa çıkacaklarını ümit etmelidir  ”
Adalarda bulunan İtalyan kıtalarına yönelik radyo mesajlarına ileriki tarihlerde de devam edildi Özellikle Rodos Adası hedef alınan bu mesajlarda şu ifadeler kullanılıyordu: “Almanlar’ın eline düşerek Alman fabrikalarında zorla çalıştırılmak tehlikesinde bulunan Rodos’taki İtalyan kıtaları! Acele olarak verilen ihtarı işitiniz Almanlar’a karşı her türlü durumda, bütün vasıtalarla direnmeniz lazımdır Artık yalnız olmadığını ve her yerde İtalyanlar’ın Almanlar’a karşı kendilerini korumak için yanlarında Müttefikler’in bulunduğunu hatırlayınız”
Ancak bu duyuruların fazla etkili olduğu söylenemez Nitekim 9 Eylül gecesi Alexander ordusu Salerno’da karaya çıktığı zaman Rodos’a küçük bir teşkil gönderilmiş; burada 9000 Alman’a karşılık 40 000 İtalyan askeri olmasına rağmen, İtalyanlar, Almanlar’a karşı hiçbir gayret göstermediklerinden bu harekât başarılı olmamış ve Ada’nın kontrolü Almanlar’a geçmiştir Stratejik açıdan büyük öneme sahip Rodos Adası’nın alınamaması İstanköy’ün ve diğer adaların zaptından beklenen faydaları tam olarak sağlayamamıştır ki, bu durumdan yararlanmak isteyen Almanlar kısa süre sonra bu adalara karşı harekâta girişmişlerdir Bu konuda Hitler, askerî danışmanlarının görüşlerini reddederek adaları boşaltma yerine, İtalya ve Avrupa’da zayıflama pahasına buraya takviye kuvvetler gönderdi O da Churchill gibi adaların boşaltılmasının Avrupa’nın güneydoğusu ve Türkiye üzerinde çok olumsuz bir etki yapacağını düşünüyordu Bu düşüncelerinde ısrar eden Hitler’in isteği emir oldu ve harekete geçildi
Berlin’deki Alman Orduları Başkomutanlığı’nın tebliğine göre ; 3 Ekim’de Doğu Akdeniz’deki Alman Silahlı Kuvvetleri, İstanköy Adası’na karşı bir çıkarma harekâtı yapmaya başlamışlardır îki gün süren bir savaştan sonra direniş kırılmış ve Ada işgal edilmiştir Ada’da bulunan 4000 İtalyan askeri bu harekât sonrasında İngilizler’e hiçbir yardımda bulunmamıştır İstanköy’ün elden çıkışı Leros’un savunulmasını zorlaştırmış, buna rağmen bu Ada’nın ve Sisam’ın savunulmasına karar verilmiştir ki 12 Kasım’da Almanlar’ın hedefi bu defa Leros Adası olmuş ve Ada’ya ayak basmışlardır Devam eden direniş 16 Kasım’da sona ermiş ve Ada, General Müller komutasında Alman birliklerinin eline geçmiştir Yine Berlin’deki Alman Orduları Başkomutanlığı’nın tebliğine göre; Ege Denizi’ndeki Alman donanmasına bağlı kuvvetler, Leros’un kuzey ve kuzeybatısındaki Lipsos, Patmos ve İkarya adalarına saldırarak, adaların Badogliocu garnizonlarını silahlarını teslime mecbur etmişlerdir Leros Adası’nın düşmesi üzerine Sisam Adası’nda bulunan İngilizler ile Yunanlılar ve az sayıda Badogliocu kıtalarından oluşan garnizon da teslim olmuştur
Bu adaların Almanlar’ın eline geçmesi konusunda İngiliz Başbakan Yardımcısı M Attle, Avam Kamarası’nda yaptığı açıklamada her ne kadar, Almanya’nın bu bölgeye Avrupa cephesindeki hava kuvvetlerinin ve diğer bazı birliklerinin önemli bir kısmını sevkettiği, böylece asıl savaş alanından uzakta tutulması suretiyle Müttefikler’in Avrupa’daki yükünün hafiflediğini söylese de , bu durum W Churchill’i ağlamaklı hale getirmiş, anılarında da “Türkiye, kıyılarının önünde Müttefikler’in yetersizliklerini izledi” demiştir “ Yine Almanlar’ın İstanköy’ü işgalinden sonra Kasım 1943’de Kahire’de Eden ve Menemencioğlu arasındaki görüşmelerde Eden’in Türkiye’nin savaşa girmesi için baskı yapması hatta Leros ve Sisam adalarındaki İngiliz pozisyonunun nazikliğinden dolayı kendilerine güneybatı Anadolu’daki hava üsleri verilmesini istemesine , 17 Kasım’da verilen cevapta Türkiye’nin savaşa girmeyi ilke olarak kabul etmesi ancak bazı ağır şartlar ileri sürmesi üzerine, Churchill anılarında bu konu ile ilgili olarak “Ege’de gözleri önünde olanları gördükten sonra Türkler’i ihtiyatlı oldukları için kimse kınayamaz” diyecektir
Adalardaki başarısızlık İngiliz basınında da ele alınmıştır Daily Telegraph gazetesi “Alman taarruzunun kuvveti, şüphesiz dünya ve bilhassa Türkiye üzerinde etki yapmak isteğinden doğmuştur Bereket versin ki Leros başarısızlığı nisbeten az önemlidir ve savaşın gidişi üzerinde daimi surette etki edecek kadar büyük değildir” derken, News Chronicle, adaların niye az kuvvetle işgal edildiğini soruyor ve “Eğer Türkiye harbe girmeyi düşünüyorsa bu başarısızlık muhtemelen O’nun daha fazla düşünmesine sebep olacaktır” diyordu Daily Herald bu olayı “Siyasî alanda, bilhassa Türkiye’nin savaşta daha aktif rol oynamak hususunda karar almasının gerekli olduğu şu anda üzelecek bir olay” olarak değerlendirirken, Times; başyazısında, bu kayıpların askerî alandan çok siyasî alanda olumsuz etki yaptığını belirtiyordu
Türk basınında ise, Almanya’nın bu harekâtının; Türkiye savaşa girmese de Müttefikler’e Akdeniz sahillerinde bazı hava üsleri verilmesi ihtimaline karşılık bir denge unsuru olarak, hava üssü vermese de Boğazlar’da serbest geçiş hakkı vermesi durumunda Boğazlar’a çıkan yollara hakim olmak suretiyle engel olmak ve Balkanlar’a yapılabilecek muhtemel bir çıkartma harekâtına karşılık olarak Bulgaristan’ı takviye ve cesaret vermek amaçlarını taşıdığı şeklinde yorumlanmıştır Bu konuda yapılan yorumların birinde de, bu gelişmelerin Türkiye’nin tutumunda değişiklik meydana getirmeyeceği belirtilmiş; “Türkiye siyasetini hadiselerin gidişine göre çizmek yolunu tutsaydı, bu güne kadar dönmediğimiz taraf kalmazdı” denmek suretiyle kararlılığını vurgulamıştır
Sonuç olarak, savaş sırasındaki mağduriyetini en iyi şekilde kullanan Yunanistan, bu konudaki arzularını yerine getirme konusunda her türlü çabayı harcayan Amerika ve İngiltere’nin bu tutumlarında kendilerine destek yaptıkları en önemli nokta, halkın çoğunluğunun Rum olmasıdır Bu konuda en fazla söz hakkı bulunması gereken ülkelerden biri olan Türkiye ise bütün savaş boyunca en önemli fırsatı, 1944 yılında Almanların devretme teklifi ile yakalamış fakat, İngilizlerin karşı çıkması üzerine o dönemdeki şartların da etkisiyle, Erkin’in de dediği gibi müzakere teşebbüsüne girmeye bile lüzum görmeden bundan vazgeçmiştir
|