|
Prof. Dr. Sinsi
|
Sovyetler Birliğinin Dağılışı, Sovyetler Birliğinin Avrupa Üzerindeki Etkisi
RUSYA FEDERASYONU’NUN DIŞ POLİTİKA KONSEPTİ Rusya Federasyonu’nun dış politika konsepti Rusya’nın dış politika faaliyetlerine rehberlik eden somut bir fikirler sistemidir Bu konseptin yasal çerçevesini, Rusya Federasyonu’nun anayasası, federal kanunları, dış politika alanındaki faaliyetleri düzenleyen diğer federal mevzuatı, devletlerarası hukukun evrensel olarak kabul edilmiş olan norm ve ilkeleri, Rusya Federasyonu’nun uluslararası antlaşmaları ve ayrıca 10 Ocak 2000 yılında Rusya Federasyonu Devlet Başkanı tarafından imzalanarak yürürlüğe giren Milli Güvenlik Konsepti oluşturmaktadır 21 yüzyılın başlangıcındaki uluslararası durum, Rusya Federasyonu’nun çevresindeki durumu, Rusya’nın dış politika önceliklerini ve bu politikayı destekleyen mevcut kaynakları yeniden düşünmeyi gerektirmektedir Rusya Federasyonu’nun uluslararası pozisyonunda belirli bazı kuvvetlenmelerin yanı sıra bazı olumsuz eğilimler de kendisini göstermektedir 23 Nisan 1993 tarihinde Rusya Federasyonu Devlet Başkanı tarafından imzalanarak 284 sayılı direktifle yürürlüğe giren Rusya Federasyonu’nun Dış Politika Konsepti’nin temel maddelerinde ortaya konulan Rusya ile dış dünya arasındaki karşılıklı fayda ve eşitlik ilkesine dayalı işbirliği ve ilişkilerin oluşması hakkındaki yeni beklentiler gerçekleşmemiştir Rus dış politikasının başlıca önceliği ferdin, toplumun ve devletin menfaatlerini korumaktır Bu çerçeve içinde gayretler aşağıdaki hedeflerin elde edilmesine yöneltilecektir: • Modern dünyanın etkili bir merkezi ve büyük bir gücü olarak Rusya Federasyonu’nun bütün menfaatlerini karşılayacak şekilde toprak bütünlüğünün ve muteber mevkiinin, egemenliğinin muhafazasının ve güçlendirilmesinin ve güvenliğinin temin edilmesi; • İstikrarlı, adil ve demokratik bir dünya düzeninin oluşturulması maksadıyla, devletlerarasındaki ilişkilerde eşitlik ilkesine ve Birleşmiş Milletler Antlaşması’nda zikredilen hedef ve prensipler başta olmak üzere devletlerarası hukukun evrensel olarak kabul edilmiş normlarına uyarak dünya olaylarının etkilenmesi; • Rusya’nın ileriye doğru gelişmesi, ekonomik olarak kalkınması, hayat standartlarının yükseltilmesi, demokratik değişimini başarıyla uygulaması, anayasal düzenin temellerinin güçlendirilmesi ile insan hakları ve özgürlüklerine saygı için elverişli harici şartların yaratılması; • Rusya’nın hudutları çevresinde bir iyi komşuluk kuşağının oluşturulması ve Rusya Federasyonu’na yakın bölgelerde mevcut gerilimlerin ve ihtilafların giderilmesine ve muhtelif ihtilafların önlenmesine yardımcı olunması; • Rusya’nın önceliklerinden kaynaklanan konularda yabancı ülkelerle ve uluslararası kuruluşlarla ortak bir menfaat ve uyum zeminin ve uluslararası ilişkilerin şartlarını iyileştirecek bir ilişkiler ve ittifaklar sisteminin araştırılması; • Rusya vatandaşlarının ve yurt dışındaki soydaşlarının hak ve menfaatlerinin kapsamlı bir şekilde korunmasının temin edilmesi; • Dünya üzerinde Rusya Federasyonu’nun olumlu görüntüsünün ve yabancı ülkelerde Rusya halklarının kültürlerinin ve Rus dilinin yaygınlaşmasının arttırılması RUSYA BİR DIŞ POLİTİKA DİNAMİĞİ VEYA SEÇENEĞİ OLABİLİR Mİ? Rusya ile Osmanlı Devleti arasında siyasi ilişkilerin kurulması Kırım Hanı Mengli Giray Han’ın aracılığı ile II Beyazıt zamanında 1492’de gerçekleşti Bu tarihte Rus tüccarların bazı kolaylıklar kazandığı biliniyor İlk Osmanlı-Rus çatışması ise Rusların Astrahan’ı ele geçirmesi, Terek Nehri boylarına kadar inerek Osmanlı ülkesine yaklaşması ve Türkistan’dan gelen tüccarlara ve hacılara Astrahan yolunun kapatılması sonucu 1569’daki Ejderhan seferidir Bu tarihten ve özellikle 1689 yılında Petro’nun (Deli veya Büyük) Rus Çarı olmasından sonra Osmanlı/Türkiye-Rusya ilişkileri, çok kısa süreler devam eden barış veya savaşsız geçen dönemler hariç devamlı ihtilaf içinde oldu Her ne kadar Petro’nun sıcak denizlere inme hayalinin Türkiye üzerinden gerçekleştirilmesi şeklind özetlenecek yazılı bir vasiyeti yoksa da Çar olduğu sürece yaptıkları halefleri tarafından adeta siyasi bir vasiyet olarak kabul edildi Rusya Federasyonu’nun bugün elinde kalmış açık denizlere çıkabilme imkanlarına bakılacak olursa, durumu 300 sene öncesinden çok daha iyi değildir Ukrayna’nın bağımsız bir devlet olmasıyla, Rusya Federasyonu’nun Karadeniz ile ilgisi Azak Denizi’nin kuzey ucu ile Gürcistan sınırının hemen dışındaki Soçi arasındaki nispeten dar bir şeritle sınırlı kaldı Rusya, Odesa ve Sivastapol limanlarını, Kırım yarımadasını kaybetmiştir Bu limanlardan istifadesi Ukrayna Cumhuriyeti’ne bağlı kalmıştır Üç Baltık ülkesi Litvanya, Letonya ve Estonya’nın bağımsızlıklarını kazanmaları ile Baltık Denizi ile irtibatı Polonya, Belarus ve Litvanya arasına sıkışmış Kaliningrad’a (Köningsberg) ve St Petersburg’a inhisar etmiştir Kuzey Batı’da Barents Denizi’ne açılan Murmansk ve Arhangelsk ile Kuzey Doğu’da Japon Denizi’ne açılan Vladivostok limanları ise içinde bulundukları coğrafi bölgenin iklim şartlarından etkilenmektedir Hazar havzası ve Sibirya petrolünün mevcutve gelecekte geröekleşecek boru hatları ile dış pazarlara ulaşma imkanı Karadeniz limanlarından ve Türk Boğazları üzerinden deniz yolu ile olacağından Rusya’nın güneyindeki denizler iel olan ilgisinin ekonomik olduğu kadar stratejik olduğu da görülür Türkiye’nin Hazar havzası petrollerini Bakü-Ceyhan boru hattı ile nakline verdiği önem ile Rusya’nın aynı petrolü deniz yolu ile naklini tercihi arasında büyük bir çıkar çelişkisi vardır Boru hatları ile dış pazara ulaşacak petrolün tankerlerle Türk Boğazları’ndan taşınmasının meydana getireceği çevresel riskler ve deniz ulaşımının güvenliği açısından Türkiye’nin endişeleri, Türkiye-Rusya ilişkilerinde dikkate alınması gereken bir husustur Türkiye-Rusya ilişkilerinde kritik rol oynayan en önemli coğrafya parçası Güney Kafkasya’dır Bu bölge yaklaşık 200 yıl arada tampon başka devletler olmaksızın iki ülkenin ortak sınırını teşkil etti Türk-Rus savaşlarının Türk milleti üzerinde en çok etki bırakmış olanları bu bölgede cereyan etti Müslüman Kafkas kavimlerinin anayurtlarını terk ederek Türkiye’de kendilerine yeni bir vatan aramalarının sebebi bu savaşlardır Türkiye 200 sene topraklarına Kafkasya’dan gelecek bir tehlikenin endişesi ile yaşadı Doğu Anadolu’nun geri kalmasının bir sebebi de hırçın tabiat ve iklim şartlarının yanında bu tehdit ve bölgedeki Rus tesiridir Ankara’nın doğusuna ancak Cumhuriyet’ten sonra demiryolu ulaşabilmiştir Sebebi, Osmanlı İmparatorluğu zamanında Rus Çarlığı’nın demiryolu yapımına karşı çıkmış olmasıdır Yine Osmanlı döneminde Avrupalı devletlerin etkisiyle Doğu vilayetlerinde reform girişimlerinin yarım kalması veya hiç başlamaması, reform uygulayıcısı olarak gelecek Avrupalı devletlerin uzmanlara karşı Rus Çarlığı’nın duyduğu tedirginlik ve Avrupa devletlerinin Rusya ile bu bölgede karşı karşıya kalmak istemeyişleridir Türkiye’nin büyük önem verdiği ama tarafların hem hazırlıksız hem de önyargılı olmasından dolayı arzu edilen seviyede olmayan Orta Asya Cumhuriyetleri ile fiziki irtibat, Kafkasya üzerindendir Kafkas ülkeleri ile iyi ilişkiler kurulması bu irtibatın devam ettirilmesi için önemlidir Güney Kafkasya’nın bütünüyle Rus nüfusu altına girmesi bu irtibatın kesilmesi ile sonuçlanacaktır Rusya bu bölge üzerindeki nüfuzunu BDT içindeki üstünlüğünü, Gürcistan ve bilhassa Ermenistan’da bulundurduğu askeri gücü ile sürdürmektedir Rusya, bölgeyi coğrafi ve sosyal yapısı ile çok iyi bilmektedir Kavimler Kapısı olan bu bölgedeki etnik husumetleri kendi çıkarına kullanmakta çok büyük bir tecrübeye sahiptir Sovyetler sonrasında Gürcistan’da çıkan Abhazya ayaklanması, Azerbaycan’daki Dağlık Karabağ ayrılıkçılığı ve Azeri-Ermeni çatışmasının arka planında hep Rusya vardır Sovyetler Birliği’nin çok yaygın ve eski istihbarat ve güvenlik örgütlerinin bölge ahalisinden olan mensuplarının aynı hizmeti Rusya Federasyonu için de vermemeleri için hiçbir sebep yoktur Kafkasya, Rusya’nın sadece bir arka bahçesi değil, Federasyon’un kendi içindeki ittihadına yönelik bir tehdittir Güney Kafkasya’nın hükümran ve bağımsız cumhuriyetleri Kuzey Kafkasya’nın Federasyon’a bağlı cumhuriyetleri ve bölgeleri için özendirici bir örnek teşkil etmektedir Çeçen başkaldırısının gerisinde bu örneğe heves etmek de vardır Bakü-Ceyhan boru hattının Türkiye açısından önemi, getireceği yıllık birkaç yüz milyon dolardan çok Kafkasya üzerindeki Rus nüfuzunun kırılmasına sebep olacağındandır Boru hattı hem Türkiye’nin bölge ülkeleri ile olan ilişkilerini arttıracak hem de Azerbaycan’a sahip olduğu petrolü Rusya’ya muhtaç olmadan satma imkanı sağlayacaktır Azerbaycan ile Gürcistan arasındaki ilişkiler güçlenecektir Rusya Federasyonu söz konusu boru hattının fiziki varlığından ziyade onun üzerinde kontrolü bulunmamasından şikayetçidir Ancak Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı İvan İvanov’un Rusya’da Türkiye- Rusya ilişkileri konusunda yapılan bir seminerdeki konuşması dikkat çekicidir Bakan yardımcısının, “Rusya Federasyonu’nun Bakü- Tiflis- Ceyhan boru hattına karşı olduğu iddiaları asılsızdır Biz sadece hattın yalnızca ekonomik olduğuna inanmıyoruz o kadar  Boru hatları inşaatları yapan en büyük firmamız inşaata katılmaya hazır Hiçbir politik şart da ileri sürmeyeceğiz  ” şeklindeki beyanının arkasındaki niyetin ne olduğu zamanla anlaşılacaktır Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı İgor İvanov’un 8 Haziran 2001 tarihinde Ankara’yı ziyaretinde bu konunun konuşulduğuna dair kamuoyuna bir bilgi intikal etmemiştir Türkiye’nin destek verdiği Kafkasya İstikrar Paktı, Gürcistan ve Azerbaycan tarafından olumlu görülmüş, ancak Rusya tarafından şüphe ile karşılanmıştır Böyle bir paktta Türkiye’nin üstleneceği önemli rol bölgede Türk nüfuzunun artmasına sebep olacaktır Rusya Güney Kafkasya’yı bir gün nasıl olsa döneceği kendi mülkü gibi görmektedir İstikrar içindeki bir Güney Kafkasya Rusya’nın uzun vadeli çıkarlarına aykırıdır Bu bölgede kendisinden başka bir ülkenin nüfuzunun artması bu çıkarları ile çatışır Bundan dolayı Rusya, İstikrar Paktı’na olumlu bir yaklaşım içinde olmamıştır Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı İvan İvanov’un yukarda sözünü ettiğimiz seminerde yaptığı; “Bu bölgedeki problemlerin çözümlenmesinde Türkiye’ye hem siyasi hem de ekonomik açıdan özel bir rol düşmektedir Bu bakımdan Rusya Türkiye’ye önem vermektedir ” beyanı ile Rus Dışişleri Bakanı İgor İvanov’un 8 Haziran 2001 tarihinde Türkiye’ye yaptığı ziyarette Kafkasya İstikrar Paktı ile ilgili sorulan bir soruya verdiği “Büyük projelere karşı temkinli davranıyoruz Bölge ülkelerinin dostluk içinde yaşaması gereklidir Balkanlar ve Kafkasya’da birbirimizin yerini alamayız Balkanlar’da halklar kendi kaderlerini kendileri tayin etmelidir ” cevabı arasında çelişki değil tam bir irtibat vardır Diplomatik lisanla ifade edilen, Kafkasya’da siyasi düzenin nazımının Rusya olduğu, Türkiye’ye ihtiyaç duyulduğunda o ölçüde rol verileceği daha fazlasına hakkı olmadığıdır Güney Kafkasya, Rusya Federasyonu ile Türkiye’nin menfaatlerinin açıkça çatıştığı bir alandır Rusya için Güney Kafkasya’da askeri bir gücün bulundurulması son derece önemlidir Türkiye’nin güvenliği ise Kafkas dağları güneyinde hiçbir Rus askeri varlığının kalmamasıyla teminat altına alınacaktır Bu durum uzlaşması mümkün olmayan bir çelişki yaratmaktadır Kafkas İstikrar Paktı, Rusya’nın iştiraki olmadan gerçekleşemez Rusya’nın iştirak etmediği herhangi bir oluşumun başarı şansı ise son derece azdır Rusya, Kafkaslar’ın güneyindeki varlığını Ermenistan vasıtası ile sürdürmektedir Sözü edilen başarı şansı Ermenistan’ın bir şekilde Rusya güdümünden kurtularak doğu ve batısındaki iki komşusu gibi nispeten bağımsız hareket edebilmesiyle ortaya çıkacaktır Ermeni fanatizminin bölgeye bu şansı verip vermeyeceğini zaman gösterecektir Türkiye’nin genel enerji tüketiminde doğal gazın payı 2000 yılında %16’dır Bu payın 2010 yılında %29,3, 2020 yılında ise %25,2 olacağı tahmin ediliyor Diğer enerji kaynaklarının payı ise 2000 yılı için petrol %40, kömür %30’dur 2020 yılına doğru petrolün enerji tüketimindeki payı azalarak doğal gaza yaklaşırken, kömürün payı ise %42,5’e kadar çıkmaktadır Kısaca söylemek gerekirse Türkiye’nin enerji tüketiminin dörtte biri doğal gaz kaynaklıdır Türkiye halen tükettiği doğal gazın %58’ini Rusya’dan temin etmektedir Mavi akım projesi gerçekleştiğinde, İran doğal gazı 2001 yılı içinde gelmeye başlasa dahi Rus doğal gazının oranı %65’ten aşağı olmayacaktır Bu durum enerji kaynağı olarak doğal gaz tedarikinde tek bir ülkeye olan bağımlılığı göstermektedir Ayrıca doğal gaz alımı için yapılan antlaşmalar 20-30 yıl sürelidir ve alım miktarları metreküp üzerinden belirtilmiş olup “al ya da öde” şartını taşımaktadır Yani Türkiye senelik alım miktarı olarak belirlenmiş olan doğal gazı tüketsin veya tüketmesin bedelini ödeyecektir Bu açıdan bakıldığında Rusya’dan doğal gaz temini Rusya lehine işleyecek ticari bir faaliyettir Bu şartın ve doğal gaz temini bakımından büyük ölçüde Rusya’ya bağımlı olmanın bir sakıncası Rusya’nın bu durumu siyasi maksatlarla bir manivela olarak kullanma ihtimalidir “ Gaz temin kaynağı neredeyse tamamen Rusya’ya bağlanan bir Türkiye’nin Kafkasya’da, Orta Asya’da etkin bir politika izlemesini, ya da Rusya ile ciddi bir anlaşmazlık olduğunda enerji üretimimizin bu bağımlılık nedeniyle kesintiye uğramayacağını beklemek biraz fazla iyimserlik olacaktır Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan Rus gazının bu amaçla etkin kullanıldığı ülkelerdir ” Her ne kadar ülkeler arasında ekonomik ilişkilerin gelişmesi ve ekonomik bağların o ülkeler arasındaki gerilimleri ve ihtilafları (eğer var ise) gidermede önemli bir payı olsa da enerji bakımından bu derecede yüksek bir bağımlılığın mevcudiyeti milli güvenlik açısından bir sorun teşkil edebilir Zira enerji artık sadece ekonomik boyutu olan bir konu olmaktan çoktan çıkmıştır ve tam anlamıyla bir milli güvenlik konusu olmuştur Rusya-İran ilişkileri gün geçtikçe gelişmektedir Taraflar arasında en üst düzeyde resmi ziyaretler yapılarak ilişkilerin kurumsal çerçevesi güçlendirilmektedir Bu ilişkiden hem Rusya’nın hem de İran’ın stratejik ve ekonomik menfaati vardır Rusya Güney Kafkasya’da nispeten azalmış nüfuzunu Ermenistan’ın yanına İran’ı da ekleyerek arttırmak gayesindedir İran’ın ise Güney Azerbaycan olarak anılan İran’ın kuzey-batı bölgesindeki Azerbaycan yanlısı ayrılıkçı hareketi ve Azerbaycan’ın bölge üzerindeki emellerini frenleyecek bir müttefike ihtiyacı vardır İran, Güneybatı Asya bölgesinde jeostratejik oyuncu olmak iddiasındadır Üzerinde bulunduğu coğrafya, sahip olduğu petrol zenginliği, Arap yarımadası petrollerine olan yakınlığı ve bu petrollerin dış pazarlara İran Körfezi ve Hürmüz Boğazı üzerinden ulaştırılmasını kontrol edebilecek bir konumda olması İran’ı böyle bir iddiada bulunduracak yeterli sebeplerdir Rusya ile işbirliği ve hatta stratejik ortaklığa varacak bir ilişki İran’ı bu iddiasında destekleyecektir Rusya-İran arasında gittikçe gelişen işbirliği Türkiye’nin bu zor komşusu ile olan ilişkilerinde İran lehine bir durum yaratacaktır Cumhuriyet döneminde zaman zaman olumlu gelişmeler gösteren Türkiye-İran ilişkileri husumetle rekabet arasındaki bir istikamette ilerlemektedir Karşılıklı güven tesis edilememiştir İlişkilerdeki bu güvensizlik ve tedirginlik İran İslam devrimi sonrasında oluşmuş değildir Şah yönetimi zamanında CENTO ittifakı içinde iki müttefik ülke durumunda iken de aynı atmosfer vardı İran-Türkiye ilişkileri bölgede söz sahibi olmak isteyen iki jeostratejik oyuncunun rekabeti/husumeti içinde değil, ortaklığı çerçevesinde gelişmesinin her iki ülkeye de sağlayacağı menfaatler taraflarca çok dikkatli bir şekilde tezekkür edilmelidir Rusya-İran ilişkilerinin ortaklık istikametinde gelişmesi bu tezekkürün olumsuz faktörlerinden birini teşkil edecektir İran’ın İslam devriminden, özellikle İran-Irak savaşından sonra yıpranan askeri gücünü Rusya yenilemektedir Bu Rusya’ya çok ihtiyaç duyduğu dövizi ve savunma sanayiinin işlemesini sağlamaktadır Ayrıca İran’ın geliştirmekte çok hevesli olduğu nükleer programına en büyük katkı da Rusya tarafından yapılmaktadır Rusya, İran’ın Buşehr nükleer santralini inşa etmektedir Bu santrale ikinci bir reaktör eklenmesiyle ilgili fizibilite çalışmalarının yapıldığı, ayrıca iki reaktörlü ikinci bir nükleer santral daha inşa edilmesinin düşünüldüğü, Rusya Atom Enerjisi Bakanlığı tarafından açıklanmıştır bu santrallerin katkısıyla İran’ın bir nükleer askeri güce sahip olabilme ihtimalinin Türkiye’nin güvenliği üzerinde yapacağı etkiyi tahmin etmek zor değildir İran’ın hali hazırda 1300 km menzilli ŞAHAP-3 serbest roketlerine atma vasıtası olarak sahip oluşu böyle bir ihtimali daha da düşünülmeye değer kılmaktadır Rus-İran yakınlaşması, her iki ülke için de bir tehdit olarak görülen ABD’nin Orta Doğu’daki mevcut, Orta Asya’da Türkiye ile beraber veya Türkiye üzerinden menfaatlerini kollama siyaseti de bilinmektedir Türkiye’nin bu şartlar altında Kafkasya ve Orta Doğu’daki çıkarları açısından bütün tarafları tatmin edecek bir siyaseti orta vadede bile başarı ile yürütmesi mümkün görülememektedir Türkiye-Rusya ilişkilerinin önemli bir boyutu iki ülke halkının psikolojik davranışıdır 300 seneye yaklaşan ve neredeyse tamamı savaşlar ve karşılıklı düşmanlık içinde geçen tarihi bir süreçte Rus imajı Türk halkının zihninde olumlu bir şekilde oluşmamıştır Türkiye’nin başına gelen felaketlerin sebebi olarak hep o ülke ve o ülke insanları görülmüştür Rus halkı için kullanılan “Moskof” kelimesi hiç de olumlu bir içerik taşımamıştır 93 Harbi diye anılan 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşında Ruslar’ın Erzurum’a kadar, I Dünya Savaşı’nda Erzincan ve Muş’a kadar gelmelerinin Moskof imajının oluşmasında büyük etkisi olmuştur Milli Mücadele’nin ilk yıllarından 1946 yılına kadar sürdürülen Türk-Rus ilişkileri bıçak sırtında yürütülen her iki tarafın da birbirini kolladığı sözde bir dostluk ilişkisidir Soğuk Savaş yılları kuzey komşusu hakkında hiç de iyi izlenimler bırakmadan geçip gittikten sonra Türkiye tarafında olumlu bir değişim filizlenmeye başladı Şurası bir gerçek ki Rusya artık bir düşman olarak tanımlanmıyor İki ülke arasında on senedir teessüs eden ekonomik ilişkiler, bir zamanlar her iki taraf için de sorun olan sınırlarda geçirgenliğin artması, turistik geliş-gidişlerin çoğalması, pek çok insanın gerek Rusya’da çalışarak gerekse bir zamanlar çok canlı olan bavul ticaretinde üretici, aracı, satıcı olarak ekmek kazanması “düşman/Moskof/Komünist” yargısını en azından yumuşatmış, Moskof imajını zihinlerin çok gerilerine itmiştir Aynı değerlendirmeyi Rus halkı veya en azından Rus siyasi kadroları ve seçkinleri için söylemek acaba mümkün müdür? Rusya Soğuk Savaş’ın mağlup tarafındadır Dünyanın iki süper gücünden biri iken şimdi içinde bulunduğu durumdan karşısında olduğu Batı’nın sorumlu olduğunu düşünmektedir Türkiye, bu Batı’nın bir parçasıdır NATO’nun üyesi, AB’nin aday üyesidir Avrupa ve Transatlantiğin hemen bütün siyasi ve ekonomik kurumlarında bulunmaktadır ABD ile özel ekonomik, siyasi ve askeri ilişkileri vardır Rusya’nın tekrardan süper güç olma mücadelesinde Batı’yı yine karşısında bulacağına ve Türkiye’nin de bu Batı’nın içinde olduğuna inanan Rusya’nın ve Rus halkının Türkiye tarafındaki zihniyet değişimine uğramadığına, eski reflekslerini değiştirmediğine dair işaretler vardır Orta Asya Türk cumhuriyetleri ile her konuda iyi ilişkiler geliştirmek Türk milletinin tamamında ortak bir istek halini almış ve Türk siyasi kadrolarında da bu isteğin karşılığı siyasi irade oluşmuştur Ancak son on yıl içinde ilişkiler önemli ölçüde kültürel ve ekonomik alan dışına çıkamamıştır Bu vaziyetin oluşmasında Türkiye’nin hata payı elbette vardır Orta Asya cumhuriyetlerinin sahip olduğu hata payından çok Rusya’nın bu bölgeden elini çekmemiş olması sonuç üzerinde etkili olmaktadır Orta Asya üzerinde nüfuzunun devam etmesi jeopolitik bakımdan çok önemlidir Asya’nın bu önemli bölümü, hem Rusya’ya Çin ile irtibatlandırmakta hem de 21 yüzyılın üçüncü süper gücü olmaya aday olan Çin ile arasında kısmi bir tampon oluşturmaktadır Bölge ülkelerinin her birinin kendine özgü problemleri ve siyasi beklentileri vardır Hem Rusya’dan bağımsız olmak istemekte hem de ondan kopamamaktadırlar Rusya’dan bağımsız olmada en önde hareket eden, GUUAM grubuna katılan hatta NATO üyesi olmayı bile düşünen Özbekistan Cumhurbaşkanı İslam Kerimov “Biz Rusya’yı yalnızca güvenliğimizin garantörü olarak değil, aynı zamanda bizim stratejik bir ortağımız olarak görüyoruz Orta Asya’daki istikrar ve güvenlik de büyük ölçüde iki ülke ilişkilerine bağlıdır  Biz Rusya’nın Orta Asya’daki çıkarlarına tamamıyla saygı duyuyoruz ” demektedir eğer Türkiye’nin Orta Asya üzerinde karşılıklı bir menfaat arayışı var ide bu arayış Rusya’nın çıkarları ile çatışacaktır Bölge ülkeleri ile olan ilişkinin sıradan bir kültürel ve ekonomik ilişkiden öteye siyasi bir ittifaka gitmesi Türkiye açısından önemli ise karşısında Rusya’yı bulması sürpriz olmayacaktır Türkiye-Rusya ilişkileri gözden geçirilip Rusya’nın Türk dış siyasetinde önemli bir seçenek olup olmadığı incelenirken Rusya’nın Almanya ile ilişkilerinin dikkatten uzak tutulmaması gerekir Nazi Almanya’sının Führeri Hitler 16 Temmuz 1941 tarihinde “Rusya’daki Nasyonal Sosyalist İşgal Politikası” konulu direktifinde şunları söylüyordu: “Prensip olan şudur: Uralların batısında yeniden bir askeri güç oluşması asla söz konusu olamaz Velev ki bunun için yüz yıl savaşmak zorunda kalsak dahi, benim tüm haleflerim şunu gayet iyi bilmek sorundadır: Alman Devleti’nin emniyeti ancak Uralların batısında herhangi bir yabancı asker mevcut olmadığı zaman sağlanacaktır Tüm muhtemel tehlikelere karşı bu bölgenin korunması Almanya’ya düşer ” Almanya’nın Berlin duvarı yıkıldıktan sonra adım adım bu hedefe ilerlediği görülmektedir Polonya, Ukrayna, Baltık ülkeleri, Çek Cumhuriyeti Alman nüfuzu altına girmiş görünüyor Uralların batısında hiçbir yabancı askerin bulunmaması mümkün değilse de bu askeri Almanya’ya karşı kullanacak siyasi iradenin kontrol altına alınması pekala mümkündür Almanya, Rusya ile anlaşarak Rusya’nın aldığı 14 milyar dolarlık borç karşılığında Gazprom dahil Rus firmalarına ortak olacaktır Almanya II Dünya Savaşı’nda askeri gücünü kullanarak başaramadığını, 60 yıl sonra ekonomik gücünü kullanarak başarmaya çalışmaktadır Almanya’nın Rusya’daki tabii kaynaklara ihtiyacı vardır Rusya ise ekonomisini canlandırmanın peşindedir Her iki devlet de ABD’nin dünya üzerindeki hegemonyasına ve tek süper güç olmasına açıktan veya gizlice karşı çıkmakta veya çıkmanın uygun zamanını ve şartlarını kollamaktadır Alman-Rus işbirliği bu şartların oluşmasını kolaylaştırır Bir Alman-Rus ittifakının ikinci bir süper güç olmak için oluşması gözden ırak tutulacak bir ihtimal değildir Böyle bir senaryo içinde Türkiye’nin yeri herhalde olmayacaktır AB içinde dahi Türkiye’yi görmek istemeyen Almanya’nın büyük amaçlı bir Alman-Rus ittifakı içinde Türkiye’nin varlığını kabul etmesi pek mümkün değildir Rusya; tarihi, geniş coğrafyası, bu coğrafyanın sahip olduğu tabii kaynakları ve her şeyden önemlisi kuvvetli bir Rusluk şuuruna sahip, entelektüel seviyesi çok yüksek, gelişmiş yurtseverlik duygularını yaşatan Rus halkı ile büyük bir devlettir Bu büyük devletin içinde bulunduğu zafiyet dönemi geçicidir Dünya coğrafyası üzerinde işgal ettiği alan ve jeopolitiğin değişken dinamikleri Rusya’yı bir süper güç olmaya doğru itecektir Z Brzezkinski’nin “  Ama ne olursa olsun Rusya’nın bir kez iç istikrarına ve gücüne kavuştuktan sonra eski imparatorluk sınırlarına kavuşmak isteyeceği kuşkusuzdur ” hükmü sadece eski sınırlarına ulaşmak değil “yeniden süper güç olma isteği” şeklinde de okunmalıdır Türkiye Rusya’nın yeniden bir süper güç olması yolunda bu ülkenin önünde bir engel mi olmak yoksa onun bu güce ulaşmasında yardımcı olmak mı tercihi karşısında kaldığında bu tercihin sadece iyi ekonomik ilişkilerin sürdürülmesiyle bir anlam kazanamayacağını görmek gerekir Bu tercihin ilk tabii sonucu Rusya ile stratejik bir ortaklık geliştirmek olacaktır Stratejik ortaklık, ortak menfaatlerin elde edilmesi için iki ülke arasında; askeri yardım, savunma sanayii, ortak askeri tatbikatlar, istihbarat alışverişi, birbirlerinin ülkelerinde askeri birlik bulundurma, askeri eğitim gibi geniş kapsamlı güvenlik ilişkilerini içeren bir ilişki biçimidir İki ülke arasında stratejik bir ortaklık için ülkelerin dünya görüşlerinde, siyasi sistemlerinde, uzun vadeli menfaatlerinde, benzer evrensel değerlerin paylaşılmasında mutabakatın ve ortaklığın mevcut olması gerekir 23 Bu ölçütler dikkate alındığında Rusya ile Türkiye’nin bir stratejik ortaklık oluşturması zor görünmektedir Böyle bir ortaklık gerçekleşse bile uzun ömürlü olması mümkün değildir
|