Yalnız Mesajı Göster

İslamiyet Öncesi Türklerde Toplum Yapısı Ve Devlet Yönetimi,İslamiyetin Toplum Yapısi

Eski 09-10-2012   #2
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

İslamiyet Öncesi Türklerde Toplum Yapısı Ve Devlet Yönetimi,İslamiyetin Toplum Yapısi



Zorlamacı Din Anlayışı Yoktu

Üçüncü yüzyılın sonlarına kadar çok tanrılı dinlere inanan ve bu dönemde Hıristiyanlığı kabul eden halka,akla hayale sığmayan eziyetleri lâyık gören Roma imparatorları,Hıristiyanlığın 388’de devlet dini olmasından sonra kendilerini Hıristiyanlığın bayraktarları olarak görmeğe başladılarBizans İmparatorluğu döneminde,Hıristiyanlık devletin işleyişinde önemli bir prensip haline geldi ve yeni memleketler fethedilir edilmez halk zorla Hıristiyan yapılmağa çalışıldıBizans İmparatorluğu bu kez Hıristiyanlığın temel prensip ve kaidelerine yönelerek,bu dine inananları esas almış ve bundan başka dinlere inananlar,dinlerini değiştirmeğe zorlanmışlardırİnançlarından dönmeyenler ise insafsızca cezalandırılmışlardır

Eski Türk devletlerinin halkları dinî bakım*dan bütünlük arz etmezlerdiDeğişik dinlere mensup insanlar bir arada yaşarlar,ibadetlerini serbestçe ya*parlardıHakimiyeti elinde bulunduranlar, hiçbir za*man halkı kendi inançlarına zorlamadıklarından Orta Asya Türk devletlerinde "Halk dini" ile "Devlet di*ni" çoğunlukla birbirlerinden ayrılmıştıHalk dini daha çok hastalıkların tedavisinde,fala bakmakta,si*hirbazlık gibi hususlarda geniş tabakaların günlük ihtiyaçlarına cevap veren ve onları manevî bakım*dan tatmin eden ilkelerdiBu dinin esası cin ve peri*lere,ölülerinin ve hayvanların ruhlarına inanmaktıRuhlara,şaman denil en rahipler kendi ruhlarını gön*dererek veya onları kendi içlerine alarak ilişki kurar*lar ve böylece de onlara inananları etkilerlerdi[5]

Kölesiz Toplum Yapısı

İlk Türk devletlerinde kağanın yetkileri yasa*larla belirtilmemişti,anane halinde yaşıyorlardı Bu*nunla beraber Katip Çelebi'den öğrendiğimize göre Karahıtayların yasalarında,Cengiz Yasasında,Ti*mur'un Tüzükleri’nde kağanın görevlerine dair hü*kümler bulunmaktadırTürk devlet geleneğince Kağanın görevi daha devlet kurulmadan başlamakta idiTürk ulusunu devletsiz bırakmamak,boylarını bir araya toplamak en önemli göreviydiBu görevin hukukî veya idarî ol*maktan ziyade sosyal bir karakteri vardıOrhun Abidelerinden de milleti çoğaltmak,açı doyurmak,çıplağı giydirmek gibi görevleri olduğu anlaşılmakta*dırYusuf Has Hacib ise hakanların görevlerini esas*ta ikiye ayırmaktadır,dışardan gelen tehlikelere kar*şı kılıcı,iç huzuru sağlamak için de töresi vardırYu*suf Has Hacib'e göre gerçek iç ve dış barısın sağlana*bilmesi,iç ve dış ilişkilerin adalete dayanmasıyla mümkündürOrdulara kumanda etmek hak ve göre*vini töre hakana vermektedirYasaların baş uygulayıcısı O idiHakana herkes itaat etmekle mü*kellefti Başbakanı,yüksek memurları o tayin eder O azlederdiDevlet mahkemesi(yargı)nın başka*nıydı: toyu,kurultayı toplantıya o çağırır,törede ya*pılması gerekli değişikliklere dair tekliflerde bulu*nurdu[6]

Kitabelerde bodun sözü bazen "kara" sıfatı ile birlikte kullanılmıştırBuna karşılık bir de ak-beğ deyimi,Türk cemiyetinde bir "asîller" sınıfı*nın varlığı hususunda yoruma sebep olmuş gibidirDevlet idaresinde ha*kana büyük yardımcılar durumunda olan beylerin idare edilen halka nispetle üstün tutulması tabiî ise de,bundan imtiyazlı bir sınıf hükmünün çıkarıl*ması müşküldürNitekim kitâbeler-deki hitaplarda,çok kere,devlette en yüksek icra makamlarım işgal eden "buyruk"lar (nazırlar,bakanlar) beylerden önce yer almaktadırTürkçe'de "kara" sıfatının,as*lında,aşağı bir dereceyi değil,aksine,büyük, kudretli,yüksek,saygı değer seviyeyi belirttiği hususuna da ayrıca dikkat çekilmiştirBuna göre,kita*bedeki "kara-bodun" ifadesini,"asıl,büyük,kalabalık bodun" diye mânalandırmak gerçeğe daha yakın görünmektedir ve ihtimal,sayısı az olanlar "ak" sayılmıştır Dede Korkut'da açıklandığına göre,bey olabilmek için,kan dökmek,aç doyurmak,çıplak giydirmek lâzımdırŞartlar bunlardan ibarettirHerhalde kitâbelerdeki şu hitap zinciri,Kağan,ailesi,bodun,şadapıt beyler,tarhanlar,buyruk beyleri,Dokuz-Oğuz beyleri,bir "sınıf hiyerarşisi değil,doğrudan doğruya devlet içinde idare edenlerden,idare edilenlere doğru bir sıralama olmalıdırBoz*kır kültüründe hâkim zihniyet de bunu gerektirir[7]

Devletin yalnız hükümdar ve ailesinden ibaret sayıldığı topluluklarda ("dominium") siyâsî hürriyet ve çalışma serbestliği yok gibidirDevlet idaresi ve ülke anlayışında idareci ile halk arasında ortaklık bulunan siyâsî teşekkül*lerde ise,durum başkadırEski Türk topluluğunda da insanın ferdî hukukla donatılmış ve iktisaden hür bir hayat düzeninde olduğu anlaşılmaktadırBu*nun tarihî vesikalarla ortaya konması mümkündürÖnce,ailede husûsî mül*kiyet mevcut idiBozkır Türk devletinde taşınır mallarda olduğu gibi ta*rım arazisi üzerinde de özel mülkiyet câri idiHusûsî mülkiyet kişi hakla*rının ve hürriyetinin teminatıdırİnsan şahsî mülke sahip olup,onu istediği gibi kullandığı veya değerlendirdiği sürece hürdür10asır Bulgarlarında fertler kendi arazilerinden elde ettikleri mahsûlden hükümdara bile bir şey vermeyebiliyorlardıHazar hakanı ve idarecileri tebaanın mülküne el uzatamazlardıOğuzlarda "bey"ler,hanın bazı aşırı davranışları karşısında seslerini Avrupa Hun imparatorlarından Attilâ'nın başkentinde bir Bizanslı,Bizans'ta insanın baskı altında ti tutmasına ve kanunların yürümemesine karşılık kendisinin Hun memleketinde hür olduğu ve korkusuz yaşadığını söylemiştiÇin'deki köleler,hürriyet ülkesi olan Asya Hım topraklarına kaçıyorlardıBozkır Türk topluluğunda "küçük aile" kuruluşundan gelen öyle bir hürriyet havası vardı ki,her aile başlı başına bir il sayılabilirdi

Türk boylarındaki bu karakteristik durum eski Türk ilinde siyâsî birliği meydana getiren boyların türlü sebeplerle birbirlerinden kolayca ayrılmala*rına ve aynı bölgede veya başka bir yerde yeni bir il teşkil etmek üzere tek*rar toparlanabilmelerine imkân vermekte idi (eski Türk siyâsî kuruluşların*da boy sayısını ifade eden ve zaman zaman değişen rakamların gösterdiği gi*bi)Boyda yalnız otlak ve yaylaklar ortak mülkiyette olup,bu tip arazi "dev*let" malı olduğu için,buralardan faydalanan al,koyun ve sığır sürülerine karşılık boydan tahsil edilen belirli ölçüdeki vergiler ile ilin mâlî ve askerî ihtiyaçları karşılanıyorduGöçlerde ailelerin ve fertlerin kendilerine ait taşına*bilir mallarını beraberlerinde götürebilmeleri ve istedikleri gibi tasarruf etmeleri onlardaki hürriyet duygusu ve serbestçe davranma eğilimini daima canlı tut*makta idiBu hâl ise,eski Türk devletlerinde,tabiatiyle,köleliği ve bazı zümre*lerin "imtiyaz"larla donanmasını önlüyor,ayrıca,Bozkır kültürünün ekonomik özelliği de,adalet,eşitlik ve insana saygı prensiplerinin gelişmesine yardım edi*yordu:

Eski çağlarda,yaşamak için zarurî olan "enerji"yi (basit deyimi ile çek*me ve taşıma gücünü) insanlar,kendi aralarındaki zayıf ve "vasıfsız" kişilerin kol kuvvetini çalıştırmak suretiyle sağlıyorlardı "Asalak" kültürde ve "köylü" (yerleşik) kültürde başkaca çare yoktuİktisaden "besicilik"e dayanan Boz kır kültüründe ise bu ihtiyacı,başta en yüksek kas (adale) kuvvetine sahip at olmak üzere,hayvan gücü karşılıyorduOrman kavimlerinde ve yerleşik top*luluklarda hâkimiyeti ele geçiren gruplar,zorbalık yolu ile kendilerine hiçbir mülkiyet hakkı ve hiçbir siyâsî hak tanımadıkları mahkûm kütleleri (Moğollarda çeşitli kölelik müesseseleri,İslâvlarda meşhur köle ticareti,Mısır'da köle kütleleri,Çin'de enselerine boyunduruk vurularak çalıştırılanlar,Hind'de paryalar,Eski Yunan'da Aristoteles'in "ehlî hayvan" ve "canlı âlet" dediği ve doğrudan doğruya "mülk" sayılan insanlar,Roma'da benzerleri) sı*nıf kast cenderesine alarak,cemiyet düzenini öyle devam ettirmek için,asır*lar boyunca,türlü tedbirlere (özel kanunlar) başvururlarken,insanın kol (adale) gücüne ihtiyaç görülmeyen Bozkır kültüründe özel mülkiyet ve hür çalışma esasında gelişen sosyal gelenekler,zamanla,töre hükümleri hâlinde kesinlik kazanmıştı

Eski Türkçe'deki "kul" tâbiri umumiyetle "köle" mânasında alınıyorsa da doğru olmamak gerekirGök-Türk yazılı vesikalarda 14 yerde "kul" tâbiri geçmektedirAncak buralarda gerçek mânası ile "mülk"ten ve "hak"tan mahrum kimseler değil,bazı siyâsî ve "medenî" hakların kaybedilmesi bahis konusudur ve daha çok "esirlik" ifade edilmek istenmiştirİstiklâlini kaybe*den toplulukların böyle kısıtlamalara uğraması,zamanımızda bile tabiî kar*şılanmaktadırEsirlik ile kölelik sosyal ve hukukî bakımlardan birbirinden farklı şeylerdirEski Yunan'da,Roma'da ve Moğollarda,kölelerin yanında,fakat onlardan ayrı olarak esir (bilhassa savaş esirleri) de vardı[8]

Kurultayİnsan Hakları Mahkemesi)

Türk dev*let felsefesi,devletin,nazariyelerle değil,toplumun eğilimlerine,günün şartlarına göre kurulabileceğini ve yönetileceğini esas almıştırGöçebelik dönemin*de varlığını devam ettirmesi"halkının ihtiyaçlarını karşılaması,ancak katı disipline dayanan düzenle mümkündür

Her an baskına maruz kalma ihtimali,her ferdin devlet hayatında görev almasını icab etti*riyorduBir baskın anında herkes ne yapacağını bil*meliydiBu zaruret Türk milletinin her ferdini dev*letiyle bütünleştiriyor ve onlarda düzen fikrini yer*leştiriyorduYüz binlerce insan ve hayvanın bir yer*den bir yere göçünün de nasıl bir disiplin gerektirdi*ğini tahayyül etmek güç değildirYerleşik uygarlık döneminde bu düzen fikri etkisini göstermiş,değişik coğrafyalarda,çeşitli milletlerden oluşan devletler kurmasını sağlamıştır[9]

Kurultay,kökü Türkçe ve eki ise,Moğolca olan bir sözdürKurultaylın asıl Türkçe karşı-lığı,"kengeş meclisi"dirBu meclis,bir çeşit müzâkere ve danışma meclisidir

Türk boylarının dışarıda ve kurultayda nasıl yer ala*cakları,yani silsile-i meratibin kuruluş şekli,beyle*rin ve halkın disiplinli devlet protokolünde yerleri*nin nerede olduğu ile yaylak ve kışlak gibi yurtlan belirtmekte idiDevletin kurulusunu ve işleyişini düzenleyene ana-töre denirdiİslâm öncesi Türk devletlerinin hepsi de bu ana töreye göre düzenlenir*ler diDevlet gider,töre kalır" atasözü törenin önemi*ni anlatması bakımından çok manidardıAbidelerde de "il ve töre" kelimeleri yan yana sık kullanı*larak ikisinin arasındaki ilişki vurgulanmak isten*miştirİktidarı elinde bulunduranların söyledikleri ve devlet hayatındaki düzenlemeleri töre sayılmaz*dıO ancak zaman içinde nesilden nesile geçerek olu*şurduTöre yalnız devleti değil,devlet dışındaki top*lum hayatını da düzenler,bu fonksiyonundan dolayı da toplumun esası kabul edilir"Her şey kalksa,töre kalkmaz" denirdiBundan dolayı törenin bir adı da "yol" idiHerkes bu yoldan gitmek zorundaydı,yol*dan ayrılan yanılmış olurYanılanı da bir felâket bek*lerdiHer şeyin ölçüsü törede aranır ve bulunurdu[10]

Oğuzların,“yığınak,dernek,derim"gibi kelime*lerle adlandırdıkları kurultay,kavram olarak Cengizlilerden intikal etmiştir"Kurul" kelimesi ile "tay" ekinin birleştirilmesinden meydana getirilen "kurul*tay" Türk devletlerinde Mete'nin zamanından beri te*mel müessese olmuşturKurultay, başlangıçta dinî tören,bayram,yeme-içme toyu eğlenme ile yarışma*yı da ifade eden bir devlet toplantısı idiHatta bu toplantılar Cünhan zamanında da vardıO zaman "kadın-erkek,büyük-küçük,herkesin" katıldığı ileri*ye sürülmektedir[11]


Alıntı Yaparak Cevapla