|
Prof. Dr. Sinsi
|
İslamiyet Öncesi Türklerde Toplum Yapısı Ve Devlet Yönetimi,İslamiyetin Toplum Yapısi
Zorlamacı Din Anlayışı Yoktu
Üçüncü yüzyılın sonlarına kadar çok tanrılı dinlere inanan ve bu dönemde Hıristiyanlığı kabul eden halka,akla hayale sığmayan eziyetleri lâyık gören Roma imparatorları,Hıristiyanlığın 388’de devlet dini olmasından sonra kendilerini Hıristiyanlığın bayraktarları olarak görmeğe başladılar Bizans İmparatorluğu döneminde,Hıristiyanlık devletin işleyişinde önemli bir prensip haline geldi ve yeni memleketler fethedilir edilmez halk zorla Hıristiyan yapılmağa çalışıldı Bizans İmparatorluğu bu kez Hıristiyanlığın temel prensip ve kaidelerine yönelerek,bu dine inananları esas almış ve bundan başka dinlere inananlar,dinlerini değiştirmeğe zorlanmışlardır İnançlarından dönmeyenler ise insafsızca cezalandırılmışlardır
Eski Türk devletlerinin halkları dinî bakım*dan bütünlük arz etmezlerdi Değişik dinlere mensup insanlar bir arada yaşarlar,ibadetlerini serbestçe ya*parlardı Hakimiyeti elinde bulunduranlar, hiçbir za*man halkı kendi inançlarına zorlamadıklarından Orta Asya Türk devletlerinde "Halk dini" ile "Devlet di*ni" çoğunlukla birbirlerinden ayrılmıştı Halk dini daha çok hastalıkların tedavisinde,fala bakmakta,si*hirbazlık gibi hususlarda geniş tabakaların günlük ihtiyaçlarına cevap veren ve onları manevî bakım*dan tatmin eden ilkelerdi Bu dinin esası cin ve peri*lere,ölülerinin ve hayvanların ruhlarına inanmaktı Ruhlara,şaman denil en rahipler kendi ruhlarını gön*dererek veya onları kendi içlerine alarak ilişki kurar*lar ve böylece de onlara inananları etkilerlerdi [5]
Kölesiz Toplum Yapısı
İlk Türk devletlerinde kağanın yetkileri yasa*larla belirtilmemişti,anane halinde yaşıyorlardı Bu*nunla beraber Katip Çelebi'den öğrendiğimize göre Karahıtayların yasalarında,Cengiz Yasasında,Ti*mur'un Tüzükleri’nde kağanın görevlerine dair hü*kümler bulunmaktadır Türk devlet geleneğince Kağanın görevi daha devlet kurulmadan başlamakta idi Türk ulusunu devletsiz bırakmamak,boylarını bir araya toplamak en önemli göreviydi Bu görevin hukukî veya idarî ol*maktan ziyade sosyal bir karakteri vardı Orhun Abidelerinden de milleti çoğaltmak,açı doyurmak,çıplağı giydirmek gibi görevleri olduğu anlaşılmakta*dır Yusuf Has Hacib ise hakanların görevlerini esas*ta ikiye ayırmaktadır,dışardan gelen tehlikelere kar*şı kılıcı,iç huzuru sağlamak için de töresi vardır Yu*suf Has Hacib'e göre gerçek iç ve dış barısın sağlana*bilmesi,iç ve dış ilişkilerin adalete dayanmasıyla mümkündür Ordulara kumanda etmek hak ve göre*vini töre hakana vermektedir Yasaların baş uygulayıcısı O idi Hakana herkes itaat etmekle mü*kellefti Başbakanı,yüksek memurları o tayin eder O azlederdi Devlet mahkemesi(yargı)nın başka*nıydı: toyu,kurultayı toplantıya o çağırır,törede ya*pılması gerekli değişikliklere dair tekliflerde bulu*nurdu [6]
Kitabelerde bodun sözü bazen "kara" sıfatı ile birlikte kullanılmıştır Buna karşılık bir de ak-beğ deyimi,Türk cemiyetinde bir "asîller" sınıfı*nın varlığı hususunda yoruma sebep olmuş gibidir Devlet idaresinde ha*kana büyük yardımcılar durumunda olan beylerin idare edilen halka nispetle üstün tutulması tabiî ise de,bundan imtiyazlı bir sınıf hükmünün çıkarıl*ması müşküldür Nitekim kitâbeler-deki hitaplarda,çok kere,devlette en yüksek icra makamlarım işgal eden "buyruk"lar (nazırlar,bakanlar) beylerden önce yer almaktadır Türkçe'de "kara" sıfatının,as*lında,aşağı bir dereceyi değil,aksine,büyük, kudretli,yüksek,saygı değer seviyeyi belirttiği hususuna da ayrıca dikkat çekilmiştir Buna göre,kita*bedeki "kara-bodun" ifadesini,"asıl,büyük,kalabalık bodun" diye mânalandırmak gerçeğe daha yakın görünmektedir ve ihtimal,sayısı az olanlar "ak" sayılmıştır Dede Korkut'da açıklandığına göre,bey olabilmek için,kan dökmek,aç doyurmak,çıplak giydirmek lâzımdır Şartlar bunlardan ibarettir Herhalde kitâbelerdeki şu hitap zinciri,Kağan,ailesi,bodun,şadapıt beyler,tarhanlar,buyruk beyleri,Dokuz-Oğuz beyleri,bir "sınıf hiyerarşisi değil,doğrudan doğruya devlet içinde idare edenlerden,idare edilenlere doğru bir sıralama olmalıdır Boz*kır kültüründe hâkim zihniyet de bunu gerektirir[7]
Devletin yalnız hükümdar ve ailesinden ibaret sayıldığı topluluklarda ("dominium") siyâsî hürriyet ve çalışma serbestliği yok gibidir Devlet idaresi ve ülke anlayışında idareci ile halk arasında ortaklık bulunan siyâsî teşekkül*lerde ise,durum başkadır Eski Türk topluluğunda da insanın ferdî hukukla donatılmış ve iktisaden hür bir hayat düzeninde olduğu anlaşılmaktadır Bu*nun tarihî vesikalarla ortaya konması mümkündür Önce,ailede husûsî mül*kiyet mevcut idi Bozkır Türk devletinde taşınır mallarda olduğu gibi ta*rım arazisi üzerinde de özel mülkiyet câri idi Husûsî mülkiyet kişi hakla*rının ve hürriyetinin teminatıdır İnsan şahsî mülke sahip olup,onu istediği gibi kullandığı veya değerlendirdiği sürece hürdür 10 asır Bulgarlarında fertler kendi arazilerinden elde ettikleri mahsûlden hükümdara bile bir şey vermeyebiliyorlardı Hazar hakanı ve idarecileri tebaanın mülküne el uzatamazlardı Oğuzlarda "bey"ler,hanın bazı aşırı davranışları karşısında seslerini Avrupa Hun imparatorlarından Attilâ'nın başkentinde bir Bizanslı,Bizans'ta insanın baskı altında ti tutmasına ve kanunların yürümemesine karşılık kendisinin Hun memleketinde hür olduğu ve korkusuz yaşadığını söylemişti Çin'deki köleler,hürriyet ülkesi olan Asya Hım topraklarına kaçıyorlardı Bozkır Türk topluluğunda "küçük aile" kuruluşundan gelen öyle bir hürriyet havası vardı ki,her aile başlı başına bir il sayılabilirdi
Türk boylarındaki bu karakteristik durum eski Türk ilinde siyâsî birliği meydana getiren boyların türlü sebeplerle birbirlerinden kolayca ayrılmala*rına ve aynı bölgede veya başka bir yerde yeni bir il teşkil etmek üzere tek*rar toparlanabilmelerine imkân vermekte idi (eski Türk siyâsî kuruluşların*da boy sayısını ifade eden ve zaman zaman değişen rakamların gösterdiği gi*bi) Boyda yalnız otlak ve yaylaklar ortak mülkiyette olup,bu tip arazi "dev*let" malı olduğu için,buralardan faydalanan al,koyun ve sığır sürülerine karşılık boydan tahsil edilen belirli ölçüdeki vergiler ile ilin mâlî ve askerî ihtiyaçları karşılanıyordu Göçlerde ailelerin ve fertlerin kendilerine ait taşına*bilir mallarını beraberlerinde götürebilmeleri ve istedikleri gibi tasarruf etmeleri onlardaki hürriyet duygusu ve serbestçe davranma eğilimini daima canlı tut*makta idi Bu hâl ise,eski Türk devletlerinde,tabiatiyle,köleliği ve bazı zümre*lerin "imtiyaz"larla donanmasını önlüyor,ayrıca,Bozkır kültürünün ekonomik özelliği de,adalet,eşitlik ve insana saygı prensiplerinin gelişmesine yardım edi*yordu:
Eski çağlarda,yaşamak için zarurî olan "enerji"yi (basit deyimi ile çek*me ve taşıma gücünü) insanlar,kendi aralarındaki zayıf ve "vasıfsız" kişilerin kol kuvvetini çalıştırmak suretiyle sağlıyorlardı "Asalak" kültürde ve "köylü" (yerleşik) kültürde başkaca çare yoktu İktisaden "besicilik"e dayanan Boz kır kültüründe ise bu ihtiyacı,başta en yüksek kas (adale) kuvvetine sahip at olmak üzere,hayvan gücü karşılıyordu Orman kavimlerinde ve yerleşik top*luluklarda hâkimiyeti ele geçiren gruplar,zorbalık yolu ile kendilerine hiçbir mülkiyet hakkı ve hiçbir siyâsî hak tanımadıkları mahkûm kütleleri (Moğollarda çeşitli kölelik müesseseleri,İslâvlarda meşhur köle ticareti,Mısır'da köle kütleleri,Çin'de enselerine boyunduruk vurularak çalıştırılanlar,Hind'de paryalar,Eski Yunan'da Aristoteles'in "ehlî hayvan" ve "canlı âlet" dediği ve doğrudan doğruya "mülk" sayılan insanlar,Roma'da benzerleri) sı*nıf kast cenderesine alarak,cemiyet düzenini öyle devam ettirmek için,asır*lar boyunca,türlü tedbirlere (özel kanunlar) başvururlarken,insanın kol (adale) gücüne ihtiyaç görülmeyen Bozkır kültüründe özel mülkiyet ve hür çalışma esasında gelişen sosyal gelenekler,zamanla,töre hükümleri hâlinde kesinlik kazanmıştı
Eski Türkçe'deki "kul" tâbiri umumiyetle "köle" mânasında alınıyorsa da doğru olmamak gerekir Gök-Türk yazılı vesikalarda 14 yerde "kul" tâbiri geçmektedir Ancak buralarda gerçek mânası ile "mülk"ten ve "hak"tan mahrum kimseler değil,bazı siyâsî ve "medenî" hakların kaybedilmesi bahis konusudur ve daha çok "esirlik" ifade edilmek istenmiştir İstiklâlini kaybe*den toplulukların böyle kısıtlamalara uğraması,zamanımızda bile tabiî kar*şılanmaktadır Esirlik ile kölelik sosyal ve hukukî bakımlardan birbirinden farklı şeylerdir Eski Yunan'da,Roma'da ve Moğollarda,kölelerin yanında,fakat onlardan ayrı olarak esir (bilhassa savaş esirleri) de vardı [8]
Kurultayİnsan Hakları Mahkemesi)
Türk dev*let felsefesi,devletin,nazariyelerle değil,toplumun eğilimlerine,günün şartlarına göre kurulabileceğini ve yönetileceğini esas almıştır Göçebelik dönemin*de varlığını devam ettirmesi "halkının ihtiyaçlarını karşılaması,ancak katı disipline dayanan düzenle mümkündür
Her an baskına maruz kalma ihtimali,her ferdin devlet hayatında görev almasını icab etti*riyordu Bir baskın anında herkes ne yapacağını bil*meliydi Bu zaruret Türk milletinin her ferdini dev*letiyle bütünleştiriyor ve onlarda düzen fikrini yer*leştiriyordu Yüz binlerce insan ve hayvanın bir yer*den bir yere göçünün de nasıl bir disiplin gerektirdi*ğini tahayyül etmek güç değildir Yerleşik uygarlık döneminde bu düzen fikri etkisini göstermiş,değişik coğrafyalarda,çeşitli milletlerden oluşan devletler kurmasını sağlamıştır [9]
Kurultay,kökü Türkçe ve eki ise,Moğolca olan bir sözdür Kurultaylın asıl Türkçe karşı-lığı,"kengeş meclisi"dir Bu meclis,bir çeşit müzâkere ve danışma meclisidir
Türk boylarının dışarıda ve kurultayda nasıl yer ala*cakları,yani silsile-i meratibin kuruluş şekli,beyle*rin ve halkın disiplinli devlet protokolünde yerleri*nin nerede olduğu ile yaylak ve kışlak gibi yurtlan belirtmekte idi Devletin kurulusunu ve işleyişini düzenleyene ana-töre denirdi İslâm öncesi Türk devletlerinin hepsi de bu ana töreye göre düzenlenir*ler di Devlet gider,töre kalır" atasözü törenin önemi*ni anlatması bakımından çok manidardı Abidelerde de "il ve töre" kelimeleri yan yana sık kullanı*larak ikisinin arasındaki ilişki vurgulanmak isten*miştir İktidarı elinde bulunduranların söyledikleri ve devlet hayatındaki düzenlemeleri töre sayılmaz*dı O ancak zaman içinde nesilden nesile geçerek olu*şurdu Töre yalnız devleti değil,devlet dışındaki top*lum hayatını da düzenler,bu fonksiyonundan dolayı da toplumun esası kabul edilir "Her şey kalksa,töre kalkmaz" denirdi Bundan dolayı törenin bir adı da "yol" idi Herkes bu yoldan gitmek zorundaydı,yol*dan ayrılan yanılmış olur Yanılanı da bir felâket bek*lerdi Her şeyin ölçüsü törede aranır ve bulunurdu [10]
Oğuzların,“yığınak,dernek,derim"gibi kelime*lerle adlandırdıkları kurultay,kavram olarak Cengizlilerden intikal etmiştir "Kurul" kelimesi ile "tay" ekinin birleştirilmesinden meydana getirilen "kurul*tay" Türk devletlerinde Mete'nin zamanından beri te*mel müessese olmuştur Kurultay, başlangıçta dinî tören,bayram,yeme-içme toyu eğlenme ile yarışma*yı da ifade eden bir devlet toplantısı idi Hatta bu toplantılar Cünhan zamanında da vardı O zaman "kadın-erkek,büyük-küçük,herkesin" katıldığı ileri*ye sürülmektedir [11]
|