|
Prof. Dr. Sinsi
|
Hz. Muhammed (S.A.V)’İn İletişim İlkeleri
8-İnsanları ve onların değer verdiği şeyleri önemsemesi: "(Onların) Allah’tan başka yalvardıklarına sövmeyin ki, onlar da bilmeyerek sınırı aşıp Allah’a sövmesin*ler! "âyeti, diğer insanların değer verdikleri şeylere saygılı davranmayı önermektedir Bu sebeple, küfür ve inançsızlık düşünce ve fikir olarak red*dedilse de, her kim olursa olsun, bireyin değer verdiği kişisel inancına, düşünce ve kanaatine saldırmak, ahlâkî bir davranış olarak görülmemektedir
Müşriklerin reisi Ebû Cehil’in oğlu İkrime’nin hanımı, Mekke’nin fethi sırasında İslâm’ı kabul etmişti Bu arada kocası İkrime korkusundan Yemen’e kaçtığından, onu affedip Müslümanlığa kabul etmesi hususunda Hz Peygamber’den söz almış*tı Bunun üzerine eşi, İkrime’yi bulup Müslüman olması için huzuruna getir*diğinde Hz Peygamber: "Hoş geldin süvari yolcu!" diyerek onu güler yüzle karşıladı Öte yandan çevresindeki arkadaşlarına da, "İkrime aranıza katılı*yor, onu gördüğünüzde babası Ebû Cehil’e sövüp hakaret etmeyin, çünkü ölüye yapılan hakaret, hayatta olanı incitir " buyurdu
9-Kişilerin yeteneklerinden yararlanması: Hz Peygamber değişik işler için görevlendirdiği insanların yetenekleri*ni dikkate almıştır Nitekim, "Kıyamet ne zaman kopacak?" diye soran kişiye, "Emanet zayi edildiği zaman kıyameti bekle " buyurmuş, aynı şahsın emane*tin nasıl zayi olacağını sorması üzerine de, "İşler ehil olmayan kimselere verildiği zaman" demiştir
Hz Peygamber , askeri başarıları ile ünlü olan Halid b Velid’e Allah’ın kılıcı anlamında "Seyfullah" demiş, yetenek ve başarısını takdir etmiştir 19 Hz Peygamber, şiiri bir iletişim aracı olarak kullanmış; çağının sözlü iletişim geleneğine uyarak şairlerin yetenek ve becerilerinden İslâm’ı müda*faa etmede ve inkarcılara karşı tavır almada faydalanmıştır O, "Şiirde hik*met vardır Çünkü şiir, Kureyş’i oktan daha fazla yaralar " buyurmuş*tur
10-Hediye vererek insanların gönlünü kazanması: Hz Peygamber, dostlukları kuvvetlendirme, sevgiyi pekiştirme, gönül kazanma, İslâm’a yönlendirme, muhtemel kötülükleri önleme, hizmet ve başarıyı ödüllendirme gibi çeşitli amaçlarla, beşeri bir âdete uyarak çevresindeki insanlara hediye vermiş ve başkalarının hediyelerini de kabul etmiştir Bir defasında genç sahabi Cabir’den devesini satın almış, parasını ödedikten sonra almış olduğu deveyi ona hediye etmişti
11-Mesajını kolaylık ve tedricilik yöntemiyle sunması: Hz Muhammed (sav), peygamberlik misyonu gereği, ilâhî mesajı, insan zih*ninin işleyiş ve algılayış yeteneğini dikkate alarak, bir anda değil de, zamana yayıp, önce basit ve kolay olandan başlayarak, yani tedricî olarak iletmiştir Hz Peygamber, Muaz’ı Yemen’e gönderirken şu tav*siyeleri yapmıştı: "Ehl-i Kitap’tan bir kavme gideceksin Onları Allah’tan başka ilâh olmadığına ve benim Allah’ın elçisi olduğuma şehâdet etmeye davet et Eğer buna itaat ederlerse, Allah’ın her gün ve gecede onlara beş vakit namazı farz kıldığını bildir Buna da itaat ederlerse, zenginlerden alınıp fakirlere verilecek bir zekatı Allah’ın onlara farz kıldığını bildir Buna da itaat ederlerse, sakın mallarının en kıymetlilerini alma Mazlumun beddua*sından kork Çünkü mazlumun bedduası ile Allah arasında perde yoktur "
12-Mesajını yaymak için çevresindeki insanlara sorumluluk vermesi: Veda Hutbesinde Hz Peygamber "Sizden bura*da bulunanlar sözlerimi burada bulunmayanlara ulaştırsın Belki burada bu*lunan, kendinden daha anlayışlı ve sözlerimi daha iyi muhafaza edecek biri*ne ulaştırır "diye hitap etmiştir Hz Peygamber bir defasında da: "Benim sözümü duyan, ezberleyen ve işittiği gibi kendinden sonrakilere ulaştıranı Allah nurlara gark etsin Kendinden daha anlayışlı olanlara ilim taşıyan nice insanlar vardır Niceleri de âlim olmadıkları halde ilim taşırlar "buyurarak, mesajının başkalarına iletilmesini temenni ettiği duasıyla insanları etkileye*bilmiştir Hz Peygamber mesajının yayılmasında olduğu gibi aslını muhafaza edebilmesi için de çevresindeki insanlara sorumluluk vermiştir "Benim adıma söylenmiş bir yalan, bir başkasının adına söylenen yalan gibi değildir Bile bile benim adıma yalan uyduran kişi ce*hennemdeki yerine hazırlansın " Bir diğer sözünde de, mesajını içeren bilgileri gizleyenler için: "Kendisinden sorulan bir bilgiyi gizleyen ve onu insanlara ulaştırmayan kişiye kıyamet günü ateşten gem vurulur "buyur*muştur
13-Olumsuz tepkilere karşı sabır ve tahammül göstermesi: Eşi Âişe Hz Peygamber’e, Uhud savaşının yapıldığı günden daha zor bir gün yaşayıp yaşamadığını sormuş, O da şu şekilde cevap vermiştir: "Evet, senin kavminden çok kötülük gördüm Bu kötülüklerin en fenası, onların bana (Taif de bir mevkii olan) Akabe günü yaptığıdır Taifli İbn Abdülyâlîl’e sığınmak istemiştim de beni kabul etmemişti Ben de geri dö*nüp, derin kederler içinde yürümekteydim Karnüsseâlib (denilen yere) va*rıncaya kadar kendime gelemedim Orada başımı kaldırıp baktığımda, bir bulutun beni gölgelediğini gördüm Dikkatlice bakınca bulutun içinde Cebra*il’i fark ettim Cebrail bana seslenerek: ‘Allah, kavminin sana ne söylediğini ve seni himaye etmeyi nasıl red*dettiğini duymuştur Onlara dilediğini yapması için de sana Dağlar Meleği’ni göndermiştir ’ dedi Bunun üzerine Dağlar Meleği bana seslenerek selam verdi Sonra da: ‘Ey Muhammed! Kavminin sana ne dediğini Allah işitti Ben Dağlar Meleğiyim Ne yapmamı istiyorsun? Eğer dilersen şu iki dağı onların başına geçireyim ’dedi O zaman: ‘Hayır, ben onların soylarından sadece Allah’a ibadet edecek ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayacak kimseler çıkarmasını Allah’tan dilerim ’ de*dim "
14-İyiliği tercih etmesi, intikam alma yoluna gitmemesi: Hanîfe oğullarından Sümâme b Usâl, Mekke’de Hz Muhammed’le (sav) karşılaştığında, Peygamberin kendisini İslâm’a davet etmesi üzerine, "Bir daha bu teklifini yaparsan seni öldürürüm " diyen ve bir başka sefer, Hz Peygamberin kendisine gönderdiği elçiyi öldürmek isteyecek kadar düşman*lıkta ileri giden bir kişiydi Bir İslâm askeri birliği onu yakalayarak Medine’ye getirmişti Fakat, askerler yakaladıkları bu kişiyi tanıyamamışlardı Hz Peygamber onu görür görmez tanımış ve mescidde bir direğe bağlanma*sını ve kendisine saygılı davranılmasını istemiştir Namaz için mescide, giriş ve çıkışlarda bizzat Hz Peygamber kendisiyle ilgilenmiş ve ona iman teklif etmiştir Onun bu isteğine cevaben Sümame’nin hep, "Şâyet beni öldürecek olursan, zaten kanı dökülecek katil bir kimseyi öldürmüş olacaksın; şâyet kan diyeti istersen istediğini veririm " sözleri karşısında Hz Peygamber, ona hiç karşılık vermeksizin oradan uzaklaşıp gitmekteydi Sümame, bu arada camide olup bitenleri ve İslâm’ın nasıl bir din olduğunu bizzat görmekteydi Üç gün sonra o, yine bildik cevabım tekrar edince Hz Peygamber, onun hiçbir fidye alınmaksızın serbest bırakılmasını istedi Sümame, bu tavırdan oldukça etkilenmiş olmalı ki, serbest kalınca camiden çıktı, şehir dışında bir yerde güzelce temizlendikten sonra tekrar Hz Peygamber’e gelerek, Ona Müslüman olduğunu bildirdi ve şöyle dedi: "Şu ana kadar sen bana dünyanın en iğrenç adamı gibi duruyordun; işte artık şimdi seni herkesten çok takdir ediyorum "
15-Bazen sosyo-psikolojik bir baskı, bazen de uyarı, azarlama ve müdahale etme yoluna gitmesi: Hz Peygamber, bazen sosyo-psikolojik bir baskı uygulama yoluna git*miştir Rivâyetlere göre, Ka’b b Mâlik, askerî bir sefere katılması gerekir*ken her nasılsa ihmal etmiş, katılmamıştı Onun bu tavrı Hz Peygamber tarafından hoş karşılanmamış ve kendisiyle elli gün konuşulmamıştı Bu durumda, ondan başka iki kişi daha vardı Yüzlerine dahi bakılmadığı, ken*dileriyle iletişimin tamamen kesildiği böyle bir tavır, aslında savaşa katılan Müslümanlarla birlikte hareket etmedikleri için bir cezalandırmaydı Hz Peygamberin kırgın ve kızgın bir şekilde "Allah’ın hükmü gelinceye kadar kalk, git!" dediği Ka’b b Malik, bu elli günlük sürede, yeryüzünün kendisine dar geldiğini söylemiştir Bu süre sonunda samimi tevbeleri üzerine Allah, affedildiklerini bildiren şu âyeti indirmiştir:149 "Ve (savaştan) geri bırakılan o üç kişinin (tevbelerini kabul buyurdu) Bütün genişliğiyle beraber arz başlarına dar gelmiş ve canları kendilerini sıktıkça sıkmış ve Allah’tan, yine Al*lah’a sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı Allah onların tevbesini kabul buyurdu ki tevbe etsinler Çünkü Allah, tevbeyi çok kabul eden, çok esirgeyendir "
Kaynak; Dr Yusuf MACİT
|