|
Prof. Dr. Sinsi
|
Hz Muhammed'in Geniş Hayatı - Peygamber Efendimizin Geniş Hayatı
7- RASÛLÜLLAH (S A S )'İN CAHŞ KIZI ZEYNEB'LE EVLENMESİ:
Zeyneb, Rasûlullah (s a s )'in öz halası Ümeyme'nin kızıdır Abdülmuttalib'in torunudur Hz Peygamber (s a s ), Zeyneb'i azadlısı Zeyd b Hârise'yle evlendirmişti Dindar olmasına rağmen, azadlı bir kölenin eşi olmak Zeyneb'e ağır geldi Asâlet ve güzelliğini ileri sürerek, dâima Zeyd'in kalbini kırdı Bu yüzden, Rasûlullah (s a s )'in:
-"Eşini tut, Allah'tan kork" (241) emrine rağmen, sonunda Zeyd O'nu boşadı
Esâsen gerek Zeyneb, gerek kardeşi Abdullah bu evliliği başlangıçta istememişler, "halanızın kızını azadlınıza mı lâyık görüyorsunuz?" demişlerdi Fakat:
-"Allah ve Rasûlü, bir şeye hükmettiği zaman, mü'min erkek ve mü'min kadın için muhayyerlik yoktur " (el-Ahzâb Sûresi, 36) anlamındaki âyet inince, istemeyerek rızâ göstermişlerdi Çünkü Zeyneb, Kureyş'in Hâşimî kolundandı Soylu bir kadındı İslâm'dan önceki Arap örfüne göre soylu bir kadın, azadlı da olsa, bir köleyle evlenemezdi Onlar, Zeyneb'in Rasûlullah (s a s )'la evlenmesini istiyorlardı Oysa İslâm Dini bütün insanları, yaratılış bakımından eşit saymıştı (242)
Hz Peygamber (s a s ), öz halasının kızı Zeyneb'i azadlısı ve evlâdlığı Zeyd ile evlendirerek, Arapların yanlış anlayışını yıkmış oldu
Diğer taraftan, Rasûlullah (s a s ), peygamberliğinden önce Zeyd'i evlâd edinmişti Arabların örfüne göre, evlâdlık öz çocuk gibi sayılır, evlâd edinen kişinin mirâsçısı ve mahremi olurdu Bu sebeple, evlâdlığın boşadığı kadın, evlâd edinen kişiyle evlenemezdi Kur'ân-ı Kerîm Arapların bu örfünü hükümsüz saymış, evlâdlık âdetini kaldırmıştır (243) Bu sebeple, evlâdlığın dul kalan eşiyle, babalığın evlenmesi helâldir
Rasûlullah (s a s )'in, Arapların bu örfünü de yıkması gerekiyordu Bu sabeple Zeyd'den boşanan Zeyneb'i Allah'ın emriyle nikâhladı (244) Böylece hem Zeyneb'i hem de yakınlarını memnûn etmiş oldu
Görüldüğü üzere, Hz Peygamber (s a s )'in bu evliliği, dinî hükümlerin uygulanması ile ilgilidir
(222/1) İbn Hişâm, 3/308; İbn Sâd, Tabakat, 8/ 177; İbn Hacer, el-İsâbe, 7/565
(222/2) Bkz en-Nisâ Sûresi, 43 ve el-Mâide Sûresi, 6
(223) Bkz el-Buhârî, 1/86); Tecrid Tercemesi, 2/201-204 (Hadis No: İ)
(224) Olay hakkında geniş bilgi için bkz el-Buhârî, 3/154 Tecrid Tercemesi, 8/85-112 (Hadis No: 1151); İbn Hişâm, 3/309-321; İbnü'l-Esîr, a g e , 2/195-199
(*) Mahfe: Deve ve fil gibi hayvanların üzerinde seyahat edenlerin içine oturdukları kafesli çadır veya sepet
(225) en-Nûr Sûresi, 11-13
(226) en-Nûr Sûresi, 40
(227) Bkz en-Nisâ Sûresi, 51-52
* bk Riyâzü's-Sâlihîn, 1/543-548 Hadis No: 522
(228) el-Buhârî, 5/45; Tecrid Tercemesi 10/227 (Hadis No: 1588)
(229) İbn Hişâm, 3/230; İbnü'l-Esîr, a g e , 2/179; Târih-i Din-i İslâm, 3/258-259
(230) İçlerinden bir güruh (münâfıklar), Ey Medineliler, tutunacak yeriniz yok, hemen geri dönün, demişlerdi Bir kısmı da Peygamber (s a s )'den evlerimiz düşman saldırısına açık diye izin istemişlerdi Oysa evleri açık değildi, sadece savaştan kaçmak istiyorlardı (el-Ahzâb Sûresi, 13)
(231) Bu savaştan başka, hiçbir olayda Rasûlüllah (s a s )'ın namazını geçirdiği nakledilmemiştir Burada üç vakit namazını kazaya bırakması, Hendek savaşının ne derece sıkıntılı ve meşakkatli geçtiğinin en büyük delilidir Bu yüzden Hz Peygamber (s a s ):
- "Allah onların dünyada evlerini, âhirette kabirlerini ateşle doldursun Bize ikindiyi kılacak fırsat vermediler, nihâyet güneş battı" diye bedduâ etmiştir (el-Buhârî, 5/48 ve 3/233; Tecrid Tercemesi, 2/238 (Hadis No: 353) ve 8/396, (1233 numaralı hadisin izâhı,)
* el-Buhârî, 4/24 (K el-Cihad, B 157)
(232) İbnü'l-Esîr, a g e , 2/182-184
(233) el-Buhârî, 3/234 ve 5/49; Tecrid Tercemes, 8/395 (Hadis No: 1233)
(234) Bkz el-Buhârî, 5/47 "Ben sabâ rüzgarıyle yardım olundum, Ad kavmi ise debur (lodos) rüzgârıyla helâk edildi " (bkz el-Hakka Sûresi, 6)
(235) el-Buhârî, 5/48; Tecrid Tercemesi, 10/230 (Hadis No: 1589); İbnü'l-Esîr, a g e , 2/184
(236) el-Ahzâb Sûresi, 26
(237) el-Buhârî, 5/49-51; Tecrid Tercemesi, 8/ 325 (Hadis No: 1191)
(238) el-Buhârî, 5/50; Müslim, 3/1391 (Hadis No: 1770)
(239) Bkz Tevrât, Tesniye Kitabı, Bab: 20, Ayet:10-14
(240) Bkz el-Buhârî, 5/50; Tecrid Tercemesi, 10/ 245 (Hadis No: 1591)
(241) Bkz el-Ahzâb Sûresi, 37
(242) "Allah katında en üstününüz, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır" (Hucûrat Sûresi, 13) "Ey insanlar Rabb'ınız birdir, babanız birdir Arabın Acem'e (Arab olmayana), Acemin Arab'a, beyazın siyaha, siyahın beyaza veya kızılderiliye üstünlüğü yoktur Üstünlük ancak takva iledir " (Müsned-i Ahmed b Hanbel, 5/ 411; Mecmeu'z-Zevâid, 3/266 ve 8/84)
(243) "Allah evlâtlıklarınızı, oğullarınız gibi tutmanızı meşrû kılmamıştır" (el-Ahzâb Sûresi 4)
(244) "  Sonunda Zeyd, eşiyle ilgisini kestiğinde, onu seninle evlendirdik ki, evlâtlıkları eşleriyle ilgilerini kestiklerinde, onlarla evlenmek hususunda mü'minlere sorumluluk olmadığı bilinsin " (Ahzâb Sûresi, 37)
VI- HİCRETİN ALTINCI YILI
l– HUDEYBİYE BARIŞI (Zilkade 6 H /Mart 628 M )
"Ey Muhammed, Biz sana apaçık bir zafer sağladık "
(Fetih Sûresi, 1)
a) Müslümanların Kâbe'yi Ziyâret Arzusu
Peygamberimiz Hz Muhammed (s a s ), Medine'ye hicret edeli 6 yıl olmuştu Bu süre içinde Mekke müşrikleriyle, Medine'de bulunan Müslümanlar arasında, sırasıyla Bedir, Uhud ve Hendek Savaşları oldu Mekke müşrikleri Medine'yi basmak, Hz Rasûlullah (s a s )'i öldürmek, Müslümanlığı yok etmek için her çâreye baş vurdular; bütün imkân ve güçlerini ortaya koydular; fakat amaçlarına ulaşamadılar Müslümanların günden güne güçlenmelerine, sayılarının artmasına engel olamadılar
Ancak Medine dışındaki kabîleler, Müslümanlığın ne olduğunu yeterince bilmiyorlardı Kâbe'nin komşusu ve koruycusu olduğu için saygı duydukları Kureyş kabîlesi, kendi içlerinden çıktığı halde Hz Muhammed (s a s )'in peygamberliğini kabûl etmemiş,hatta O'nu yurdundan çıkarmışlardı Bu yüzden, Müslümanlığın Medine dışındaki kabîlelere tanıtılabilmesi ve geniş ölçüde yayılmasının sağlanabilmesi için, Mekke'lilerle barış yapılmasına ihtiyaç vardı Rasûlullah (s a s ), geçici de olsa Mekkelilerle barış yaparak, diğer kabîlelerle serbestçe ilişkiler kurmayı arzu ediyordu
Diğer taraftan, Mekkeli Müslümanlar, doğup büyüdükleri ve her şeylerini bırakıp ayrıldıkları yurtlarını çok özlemişlerdi Her namazda yöneldikleri kutsal Kâbe'yi 6 yıldan beri ziyâret edemiyorlardı Kâbe'yi ziyâret, bütün Müslümanların en büyük ortak özlemleri olumştu
b) Rasûlullah (s a s )'in Rüyâsı
Hicretin 6'ıncı yılı, Rasûlullah (s a s ), gördüğü bir rüyâ üzerine(245) hep birlikte Kâbe'yi ziyâret edeceklerini ashâbına müjdeledi (246) Hazırlıklar tamamlandı Savaş yapılması yasak olan aylardan Zilkade'nin ilk pazartesi günü (2 Zilkade 6 H /14 Mart 628 M ), yerine Mektûm oğlu Abdullah'ı vekil (kaymakam) bırakarak, ashâbından 1400 kişi ile(247) Medine'den ayrıldı Hanımlarından Ümmü Seleme de berâberinde bulunuyordu Maksadı savaş olmayıp, yalnızca Kâbe'yi ziyâret etmekti Mekkelileri telâşlandırmamak için, ashâbının silah taşımalarına izin vermemiş, sadece yolcu silâhı olarak birer kılıç almışlardı (248) Hac için Mekke'ye gelecek düşman kabîlelerle yolda karşılaşmamak için, Kâbe ziyâretini hac günlerinden önce yapmayı uygun görmüştü Yanlarındaki 70 kurbanlık deveyi kıladelediler ve Zülhuleyfe'de "umre" niyyetiyle ihrama girdiler (249) Yol güvenliğini sağlamak için 20 kadar süvâriyi öncü olarak gönderdiler
c) Mekkelilerin Tepkisi
Mekkeliler, Hz Peygamber (s a s )'in Kâbe'yi ziyâret için yola çıktığını duyunca telâşlandılar Müslümanları Mekke'ye sokmamağa karar verdiler Velîd oğlu Hâlid ve Ebû Cehil'in oğlu İkrime'yi 200 süvâri ile öncü olarak gönderdiler
Resûlullah (s a s ), Mekkelilerin bu kararını önden gönderdiği gözcüleri vasıtasiyle öğrendi Sağ tarafa sapıp, yol güzergâhını değiştirerek, Hudeybiye'ye kadar ilerledi (250) Rasûlullah (s a s )'in bindiği "Kasvâ" adlı deve burada çöktü, bütün gayretlere rağmen kalkmadı Müslümanlar:
-Kasvâ harin oldu, çöktü kalkmıyor, diye söylenmeğe başladılar Rasûlullah (s a s ):
-"Kasvâ harinleşmez, onun çökme huyu da yoktur Fakat vaktiyle Fil'in Mekke'ye girmesine engel olan ilahi kudret, şimdi de Kasvâ'yı ilerletmiyor Allah'a yemin olsun ki, Kureyş Cenâb-ı Hakk'ın kutsal kıldığı şeylere hürmet ve tâzim kasdıyle benden her ne isterse, ne kadar ağır olursa olsun, istediklerini kabûl edeceğim " buyurdu (251)
d) Barış Müzakereleri
Bu sırada Huzâa kabîlesi reisi Büdeyl çıkageldi Kureyşin, Müslümanları Mekke'ye sokmamak için müşrik kabilelerle anlaştığını ve savaş hazırlığı içinde olduklarını haber verdi (252)
Rasûlullah (s a s ) savaş maksadiyle değil, sâdece Kâbe'yi ziyâret için geldiklerini, daha önce yapılan savaşlarda Kureyş'in uğradığı kayıpları anlattı
-İsterlerse belirli bir süre onlarla barış yapalım Benimle diğer kabîlelerin arasını serbest bıraksınlar, (karışmasınlar) Eğer ben üstün gelirde, Araplar İslâmiyeti kabûl ederlerse, Mekkeliler de isterlerse bu dine girebilirler Şayet Araplar bana üstün gelirlerse, Kureyş savaş külfeti çekmeden istediğini elde etmiş olur Aksi halde, Allah'a yemin ederim ki, O'nun yolunda ölünceye kadar onlarla savaşırım, Allah da yardımını gerçekleştirir, dinini üstün kılar, buyurdu (253)
Büdeyl, Rasûlullah (s a s )'den duyduklarını Kureyş'e iletti Kureyş ileri gelenleri de savaşa taraftar değildi Sakif kabilesi reisi Tâifli Mes'ûd oğlu Urve'yi Hz Peygamber (s a s )'e gönderdiler Rasûlullah (s a s ) Büdeyl'e söylediklerini Urve'ye de anlattı Urve hem Rasul-i Ekrem (s a s )'le konuşuyor, hem de Müslümanların durumunu ve bütün davranışlarını dikkatle tâkip ediyordu Dönüşünde gördüklerini özetle şöyle anlattı:
-Bilirsiniz ki ben birçok devlet başkanını ziyâret ettim, Rum Kayseri, Fars Kisrâsı, Habeş Necâşi'sinin huzurunda elçi olarak bulundum Yemin ederim ki, Müslümanların Muhammed (s a s )'e gösterdikleri hürmet, sevgi ve bağlılığı bunların hiçbirinin sarayında görmedim  Sözlerini dikkatle dinliyorlar Bir şey sorunca, alçak (hafif) sesle cevâp veriyorlar İsteklerini derhal yerine getiriyorlar Saygılarından yüzüne dikkatle bakamıyorlar Abdestinden artan suyu bile,-teberrük için-aralarında paylaşıyorlar  Madem ki, bize barış teklif ediyor, kabûl edelim, dedi
Mekkeliler, Urve'nin sözlerinden hoşlanmadılar Bir iki elçi daha gidip geldi, fakat hiç bir sonuca varılamadı
Rasûlullah (s a s ), Kureyş'ten gelen eçilerle sonuca ulaşılamadığını gördü Kureyş'le görüşmek üzere Hz Ömer'i Mekke'ye göndermeyi düşündü Ömer:
-Yâ Rasûlallah, Mekkeliler benim kendilerine olan düşmanlığımı bilirler, himâyesine sığınabileceğim bir yakınım da yok Osman'ın Mekke'de akrabası çok, Ebû Süfyân ile amcazâde Osman bu işi benden daha iyi başarır, dedi
Hz Osman Mekke'ye gitti Ebû Süfyân ve diğer Kureyş ileri gelenleriyle görüştü Maksatlarının sâdece Kâbe'yi ziyâret olduğunu anlattı Mekkeliler:
-Hepinizi Mekke'ye bırakırsak, Araplar, "Kureyş Müslümanlardan korktu," derler Fakat istersen Kâbe'yi sen tavâf et, hepiniz birden olmaz, dediler Hz Osman, Kâbe'yi Müslümanlardan ayrı olarak ziyâret etmeği kabûl etmedi
-Rasûlullah (s a s ) tavâf etmedikce, ben de etmem, diyerek tekliflerini reddetti O'nun bu davranışı Mekkelileri kızdırdı, göz hapsine aldılar ve dönmesine izin vermediler
2- RIDVÂN BÎATI:
"Allah, mü'minlerden ağacın altında sana bîat ederlerken hoşnud olmuştur Gönüllerindekini bilerek onlara güvenlik vermiş, onlara yakın bir zafer ve ele geçirecekleri bol ganimetler bahşetmiştir "
(el-Fetih Sûresi, 18-19)
Hz Osman'ın gecikmesi, Müslümanları telâşlandırdı Öldürüleceğine dâir söylentiler çıktı Böyle bir ihtimâle karşı Resûlullah (s a s ) gereken tedbirleri aldı Müslümanları Allah yolunda yapacakları savaşta, canlarını fedâ etmekten çekinmeyeceklerine dâir, kendisine bîat etmeğe çağırdı "Artık bunlarla vuruşmadan buradan ayrılamayız," buyurdu
İlk biat eden Ebû Sinan el-Esedî oldu "Rasûlullah (s a s )'in gönlündeki muradı ne ise, onun gerçekleşmesi üzerine biat ediyorum " dedi
Hudeybiye'de bodur bir ağacın aldında,(254) bütün Müslümanlar sırayla Rasûlullah (s a s )in ellerini tutarak bîat ettiler Allah yolunda ölünceye kadar savaşmağa, düşmandan kaçmamaya söz verdiler Hz Peygamber (s a s ), Hz Osman adına da bir elini diğeriyle tuttu, onu da böylece bîata kattı Yalnızca Cedd b Kays adlı münâfık, devesinin arkasında gizlendi, bîata katılmadı
Cenâb-ı Hak, Kur'an-ı Kerîm'de, Hudeybiye'de Rasûlullah (s a s )'e bîat eden mü'minlerden hoşnud olduğunu bildirmiştir (255) Bu sebeple, İslâm Târihinde bu bîata "Rıdvân Bîatı" adı verilmiştir
Müslümanların kararlılığını ve Rasûlullah (s a s )'e bağlılıklarını gösteren bu bîatın Mekkeliler üzerindeki etkisi büyük oldu Derhal Hz Osman'ı serbest bıraktılar ve Hz Peygamber (s a s )'le barış yapmak üzere Amr oğlu Süheyl başkanlığında bir hey'et gönderdiler
a) Barış Şartları
Uzun müzâkere ve tartışmalardan sonra kabûl edilen barış şartları şunlardır:
1- Müslümanlar bu sene Kâbe'yi ziyâret etmeden dönecekler, bir yıl sonra ziyâret edecekler
2- Müslümanlar Kâbe'yi ziyâret için geldiklerinde, Mekke'de üç günden çok kalmayacaklar ve yanlarında birer kılıçtan başka silah bulundurmayacaklar
3- Müslümanların Mekke'de bulunduğu günlerde, Kureyşliler Mekke dışına çıkacaklar, Müslümanlarla temâs etmeyecekler
4- Mekkelilerden biri Müslümanlara sığınırsa, Müslüman bile olsa, geri verilecek; fakat Müslümanlardan Mekkelilere sığınan olursa, geri istenmeyecek
5- Kureyş dışında kalan diğer kabileler, iki taraftan istediklerinin himâyesine girmekte ve anlaşma yapmakta serbest olacaklar
6- Bu anlaşma on yıl geçerli olacak, bu müddet içinde iki taraf arasında tecâvüz ve savaş olmayacak
b) Barış Anlaşmasının Yazılması
Barış şartlarını Rasûlullah (s a s) Hz Ali'ye yazdırdı "Bismi'llâhi'r-rahmâni'r-rahîm Bu anlaşma, Muhammed Rasûlullah ile Kureyş elçisi Süheyl arasında yapılmıştır " diye yazılmasına Süheyl itiraz etti
- "Rahmân" sözünü anlamıyoruz, ayrıca senin Rasûlullah olduğunu kabûl etseydik, bu anlaşmaya gerek yoktu "Bismike'llâhümme (Allah'ım, senin adınla) Bu anlaşma Abdullah'ın oğlu Muhammed ile Kureyş elçisi Süheyl arasında yapılmıştır " diye yazılmasını istedi (256/1)
-Rasûlullah (s a s) mutlaka barışı sağlamak istiyordu Daha işin başında, "Allah'a yemin olsun ki Kureyş benden Cenab-ı Hakk'ın kutsal kıldığı şeylere hürmet kasdiyle her ne isterse, ne kadar ağır olursa olsun, isteklerini kabûl edeceğim," buyurmuştu Bu sebeple, bütün bu ağır şartları kabûl etti
Fakat müslümalar son derece üzgündüler Büyük bir ümit ve heyecanla gelmişlerdi Oysa şimdi Kâbe'yi ziyâret edemeden döneceklerdi
Anlaşmanın yazılması henüz bitmişti ki, Süheyl'in oğlu Ebû Cendel, ayağındaki zinciri sürükleyerek çıkageldi Babası onu Müslüman olduğu için, zincire vurarak hapsetmişti Her nasılsa kurtulmuş, bin bir güçlükle Mekke'den kaçmış, Müslümanlara sığınmağa gelmişti
Süheyl oğlunun geri verilmesinde isrâr etti Aksi halde anlaşmayı imzalamadan döneceğini söyledi Bütün çabalara rağmen, inadından dönmedi Barışın sağlanabilmesi için, Ebû Cendel'in müşriklere teslimi gerekiyordu Çektiği işkenceleri ve acıklı hâlini anlatarak müşriklerin elinde bırakılmamasını isteyen Ebû Cendel'i Rasûlullah (s a s):
-Ey Ebû Cendel, biraz daha sabret, pek yakında Yüce Rabbım sana ve senin gibilere kurtuluş yolunu açacaktır, diye teselli etti
c) Ashâbın Üzüntüsü
Fakat bu son durum, artık Müslümanların üzüntülerini dayanılmaz hâle getirmişti Hepsinin sinirleri gergindi Hz Ömer dayanamadı Rasûlullah (s a s) 'ın huzuruna gelerek:
-Sen Allah'ın Peygamberi değil misin? Bizim dinimiz hak değil mi? Neden bu zilleti kabûl ediyoruz, neden? diye söylendi Hz Peygamber (s a s):
-Evet ben Allah'ın Peygamberiyim Bu yaptığım işlerde Allah'a isyan etmiş de değilim O, benim yardımcımdır, diye cevap verdi Fakat Ömer'in üzüntü ve öfkesi devâm ediyordu
-Sen bize Kâbe'yi tavaf edeceğiz , demedin mi? diye sordu Rasûlullah (s a s):
-Evet, dedim Fakat bu sene ziyâret edeceğimizi söylemedim, Tekrâr ediyorum, Kâbe'yi hep beraber tavâf ve ziyaaret edeceğiz, buyurdu (256/2) Anlaşmanın imzalanmasından sonra Rasûlullah (s a s) ashâbına:
-Haydi, artık kurbanlarınızı kesiniz, sonra tıraş olup ihramdan çıkınız, emrini üç defa tekrarladığı halde, hiç kimse yerinden kıpırdamamıştı (257) Hz Peygamber (s a s), ashâbının bu ilgisizliğine üzülerek, eşi Ümmü Seleme'nin yanına gitti Ümmü Seleme:
-Yâ Rasûlallah, onlar üzüntülerinden ilgisiz görünüyorlar Siz kimseyle konuşmadan kendiniz kurbanınızı kesin, tıraş olun Onlar size uyacaklardır, dedi
Ashâb, Hz Peygamber (s a s) 'in kurbanını kesip tıraş olduğunu görünce, hemen onlar da kurbanlarını kesip, birbirlerini tıraş etmeğe başladılar (258)
d) Hudeybiye Barışı Aslında Zaferdi
Hudeybiye Barışı'nın hemen bütün şartları, Müslümanların aleyhine görünüyordu Fakat barışın Müslümanların yararına ve sonucun lehlerine olacağını Rasûlullah (s a s) biliyordu Bu sebeple,barışı sağlamak için, aleyhlerinde görünen en ağır şartları kabûl etmişti
Rasûlullah (s a s) barış anlaşmasının imzalanmasından üç gün sonra Medine'ye döndü Böylece Müslümanlar Hudeybiye'de 19-20 gün kalmış oldular
Dönüşte yolda "Fetih Sûresi" indi, Cenâb- Hakk Hudeybiye anlaşmasının Müslümanlar için zillet ve yenilgi değil, aksine zafer olduğunu bildiriyordu (259)
Gerçekten Hudeybiye anlaşması, Müslümanlığın Medine dışında yayılmasına bir başlangıç oldu Mekkeliler o zamana kadar müslümanlara, dağılıp yok olmağa mahkûm, derme-çatma bir toplululk gözü ile bakıyorlardı Bu anlaşma ile Müslümanları bir devlet olarak tanımış oldular
Anlaşmadan sonra Müslümanlarla müşrikler arasında görüşme ve temâslar arttı Hz Peygamber (s a s) İslâm'ı serbestçe yaymağa başladı Hudeybiye musâlahasından Mekke'nin fethine kadar geçen 21 aylık devrede Müslüman olanların sayısı, İslâm'ın doğuşundan, Hudeybiye Barışına kadar geçen 19 yılda Müslüman olanların sayısından kat kat fazla oldu Hayber'in ve Mekke'nin fethi gibi zaferler, Hudeybiye musâlahasını takibetti Dört yıl sonra, Rasûlullah (s a s)'ın vefâtında Müslümanlık bütün Arab yarımadasına yayılmış bulunuyordu
e) Barış Şartlarının Müslümanlar Lehine Dönmesi
Hz Peygamber (s a s ) anlaşmaya bağlı kaldı Mekkeliler istemedikçe, hiç bir hükmünü tek taraflı kaldırmadı Kısa bir süre sonra, Kureyş'le aralarında anlaşma bulunan Sakîf kabîlesinden Ebû Basîr adında biri, Medine'ye gelip Müslümanlara sığındı Ebû Basîr de Ebû Cendel gibi işkence gören Müslümanlardandı Mekkeliler, arkasından hemen iki kişi gönderip Ebû Basîr'in iâdesini istediler Rasûlullah (s a s):
-Ey Ebû Basîr, biliyorsun ki, biz Kureyşle bir sözleşme yaptık, ahdimizi bozamayız Biraz daha sabret, Rabb'ım yakında bir kurtuluş yolu açacaktır, diyerek Ebû Basîr'i Kureyşlilere teslim etti
Ebû Basîr, Mekke'ye ölüme götürüldüğünü biliyordu Bu sebeple, bu adamların elinden kurtulması gerekiyordu Yolda, Zülhuleyfe'de(260) yemek için oturdular Ebû Basîr, bunlara saf ve samîmî göründü Bir ara:
-Kılıcın ne kadar da güzelmiş, bakmama müsaade eder misin? diyerek, birinin elinden kılıcı aldı, hemen üzerine atılıp onu öldürdü; diğeri ise kaçıp kurtuldu
Ebû Basîr öldürdüğü Kureyşlinin atına bindi, silahını kuşandı, tekrar Medine'ye döndü Rasûlullah (s a s)'ın huzuruna çıkıp:
-"Ey Allah'ın Rasûlü, siz sözünüzü yerine getirdiniz Beni onlara teslim ettiniz Fakat Allah beni kurtardı, dedi Hz Peygamber (s a s) ona anlaşma şartlarına göre Medine'de kalmasının mümkün olmadığını anlattı Ebû Basîr Medine'den çıktı Mekke'ye dönemezdi Medine'de kalamıyordu Deniz kıyısında, Mekke- Şam yolu üzerinde "İys" denilen bir yere yerleşti Mekke'de Müslümanlıklarını gizleyenler ve işkence görenler, birer, ikişer kaçıp, Ebû Basîr'in yanında toplandılar Ebû Cendel de kaçıp buraya geldi Kısa zamanda sayıları 70'e yükseldi, daha sonra 300 oldular Mekkelilerin Şam ticâretini önleyecek bir kuvvet hâline geldiler
Ebû Basîr'in yanında toplananlar, Hudeybiye anlaşması hükümlerine bağlı değildiler Kureyşin Şam ticâret yolu tehlikeye girmişti Mekkeliler telâşlandılar Anlaşmanın, Medine'ye sığınan Mekkelilerin geri verilmesiyle ilgili maddesini hükümsüz saymaktan başka çâre yoktu Baskı ile Müslümanlığın önlenemeyeceğini anladılar Hemen, Hz Peygamber (s a s)'e Ebû Süfyan'ı elçi olarak gönderip, bu maddenin kaldırılmasını ve Mekke'den kaçan bütün Müslümanların Medine'ye kabûlünü istediler Anlaşma yapılırken en çok ısrar gösterdikleri bu madde, gene onların isteğiyle kaldırılmış oldu
Peygamber (s a s ), Ebû Basîr ve arkadaşlarını Medine'ye çağırdı Bu sırada Ebû Basîr ölüm yatağında idi Vefât edince orada defnettiler Arkadaşlarını Ebû Cendel toplayıp Medine'ye götürdü Böylece Kureyşin Şam ticâret yolu açıldı Müslümanlar da anlaşmanın en ağır hükmünden kurtulmuş oldular
Hudeybiye Barışı 2 yıl devâm etti Anlaşmayı Kureyş bozdu İki yıl sonra Mekke, Müslümanlar tarafından fethedildi (20 Ramazan 8 H /11 Ocak 630 M )
|