|
Prof. Dr. Sinsi
|
Hz Muhammed'in Geniş Hayatı - Peygamber Efendimizin Geniş Hayatı
8- RASÛLÜLLAH (S A S )'İN MEYMÛNE İLE EVLENMESİ
Hz Meymûne, Peygamber (s a s ) Efendimizin amcası Abbâs'ın eşi Ümmü'l-Fadl'ın kız kardeşidir Hâris el-Hilâliye'nin kızıdır Önce Amr oğlu Mes'ûd ile evlenmiş, sonra Adüluzza oğlu Ebû Rahm'in eşi iken dul kalmıştı Rasûllüllah (s a s )'ın eşleri arasında bulunmak en büyük emeliydi Bu yüzden, külfetsiz ve mehirsiz olarak Rasûl-i Ekrem (s a s )'in kendisini nikâhlamasını istiyordu (294) Hz Abbâs, dul baldızının isteğini Rasûlullah (s a s )'a iletti Peygamber (s a s ) Efendimiz, şeref ve asâletine hürmet ederek, Hz Meymûne'nin teklifini kabûl buyurdu Kaza Umresi esnâsında ihramlı iken nikah edip, ihrâmdan çıktıktan sonra zifâf oldu (295)
Hz Meymûne, Rasûlullah (s a s )'ın nikâhlandığı son eşidir Hicretin 51 'inci yılı, hac dönüşünde, Mekke'ye 6 mil mesâfede "Serif" denilen yerde vefât etmiştir (296)
Teyze Anne Yerindedir
Hz Hamza'nın küçük kızı Umâme, (veya Umâre) Mekke'de kalmıştı Kazâ Umresi'nden Medine'ye dönerken, "amca, amca" diye Rasûlullah (s a s )'in peşinden koştu Hz Ali onu kucaklayıp:
-Al, amcamızın kızı, diyerek eşi Hz Fâtıma'ya verdi Medine'ye varınca Hz Ali, Hz Câfer Tayyar ve Zeyd b Harise hepsi de çocuğun bakımının kendilerine verilmesini istemişlerdi Câfer Tayyar'ın eşi Esmâ,Ümâme'nin teyzesiydi Rasûlullah (s a s ):
-Teyze, anne yerindedir, buyurdu ve çocuğun bakımını ona verdi (297)
(262) Bkz el-Enbiyâ Sûresi, 107; Sebe' Sûresi, 28; el-A'raf Sûresi, 158; "Benden önceki peygamberler sadece kendi milletlerine gönderilmişti Ben ise bütün insanlara, peygamber olarak gönderildim " (el-Buhârî, 1/86 ve 1/113; Tecrid Tercemesi, 2/204 Hadis No:223)
(263) el-Buhârî, 1/24; Tecrid Tercemesi, 1/62 (Hadis No: 59)
Bu yüzük, Rasûlüllah (s a s )'in vefâtından sonra, halifelikleri esnâsında Hz Ebû Bekir, Hz Ömer ve Hz Osman tarafından kullanıldı Hz Osman'ın parmağından Medine'de Eris kuyusuna düştü Kuyunun suyu tamamen boşaltıldığı halde bulunamadı (Abdurrahman Şeref, Zübdetü'l-Kısas, 1/153, İst 1315)
(264) Zâdü'l-Meâd, 1/60-63; (O devirde Bizans İmparatorlarına "Kayser", İran Şahinşah-larına "Kisrâ", Habeş krallarına "Necâşi", Mısır Meliklerine "Mukavkıs", Türk hükümdarlarına da "Hâkan" denirdi )
(265) el-Buhârî, 1/6; M Hamîdullah, el-Vesâiku's-Siyâsiyye, 109; Tecrid Tercemesi, 1/16; (Hadis No: 7); ve 12/414; Zâdü'l-Meâd, 3/126
(266) Bkz el-Buhârî, 1/5-7; Tecrid Tercemesi, 1/14-23 (Hadis No:7)
(267) Zâdü'l-Meâd, 3/127; el-Vesâiku's-Siyâsiyye, 140; Tecrid Tercemesi, 12/416; İbnül-Esîr, a g e , 2/213
(268) el-Buhârî, 1/23,3/225 ve 5/136; Tecrid Tercemesi, 1/61-63 (Hadis No: 58) ve 10/487 ve 12/417
(269) Zâdü'l -Meâd, 3/127; el-Vesâiku's-Siyâsiyye, 100; Tecrid Tercemesi, 12/418-419
(270) Zâdü'l-Meâd, 3/128; el-Vesâiku's-Siyâsiyye, 104; Tecrid Tercemesi, 12/420
(271) Zâdü'l -Meâd, 3/128;el-Vesâiku's-Siyâsiyye,135; Tecrid Tercemesi, 12/422
(272) Zâdü'l -Meâd, 3/129; el-Vesâiku's-Siyâsiyye, 136; Tecrid Tercemesi 12/424
(273) Zâdü'l-Meâd, 3/132-133; el-Vesâiku's-Siyâsiyye, 156; Tecrid Tercemesi, 12/425
(274) Zâdü'l-Meâd, 3/133; Tecrid Tercemesi, 12/426
(275) Zâdü'l-Meâd, 3/ 133-134;el-Vesâiku's-Siyâsiyye, 126; Tecrid Tercemesi, 12/427
(276) Yolda giderken, ashâb, yüksek sesle tekbir getiriyorlardı Rasûlüllah (s a s ): "Kendinize acıyın, siz ne sağıra, ne de gaibe sesleniyorsunuz, sizi iyi işiten ve çok yakın olan Allah'a duâ ediyorsunuz O her zaman sizinle beraberdir" buyurmuştur (Buhârî, 5/75; Tecrid Tercemesi, 10/285, (Hadis No: 1608)
(277) el-Buhârî, 5/73
(278) el-Buhârî, 5/73; Müslim, 2/1044 (Hadis No: 1428)
(279) el-Buhârî, 5/76; Tecrid Tercemesi, 10/302-303, 1617 numaralı hadisin izâhı
(280) el-Buhârî, 4/ 66; Tecrid Tercemesi, 8/531 (Hadis No: 1310)
(281) Tecrid Tercemesi, 8/534; İbnü'l-Esîr, a g e , 2/219-220
(282) Bkz el-Buhârî, 1/98 ve 2/1044; Tecrid Tercemesi, 2/248-257 (hadis No: 241) ve 10/272, 1612 numaralı hadisin izahı; Müslim, 2/1044
(283) el-Enfâl Sûresi, 41
(284) el-Enfâl Sûresi, 1; el-Haşr Sûresi, 6-7
(285) Tecrid Tercemesi, 10/306 ve ll/412-413, 8/273 (Hadis No: 1173)
(286) el-Buhârî, 5/80; Tecrid Tercemesi, 10/295 (Hadis No: 1615)
(287) M Zihni, el-Hakayık, 1/200; İbn Hişam, 4/3
(288) el-Buhârî, 5/81; Tecrid Tercemesi, 10/301 (Hadis No: 1617)
(289) Rabbım, dâvetine sözüm ve özümle tekrar-tekrar icâbet ettim Emrine boyun eğdim Rabb'ım emrine uymak boynumun borcudur, senin eşin ve ortağın yoktur Rabb'ım bütün varlığımla sana yöneldim Hamd senin, nimet senin, mülk de senin Bütün bunlarla eşin ve ortağın yoktur senin
(290) Allah büyüktür, Allah büyüktür Allah'tan başka kulluk edilecek hiç bir ilah yoktur Allah büyüktür, Allah büyüktür Hamd O'na mahsustur
(291) Hacer-i Esved'in bulunduğu köşeden başlayarak, Kâbe'nin etrafını 7 defa dolaşmağa "Tavâf" denir Her bir devire "şavt" adı verilir
(292) Mescid-i Harâm'ın doğusunda, Safa ve Merve adı verilen iki tepe arasında 4'ü gidiş 3'ü dönüş olmak üzere, 7 defa gidip gelmeğe "sa'y" denir
(293) el-Buhârî, 5/86; Tecrid Tercemesi, 10/308
Tavâfın ilk üç şavtında, erkeklerin kısa adımlarla koşarak ve omuzları silkerek çalımlı ve sür'atli yürümelerine, "remel" denir
İhrâmlı iken, ridâ denen örtünün bir ucunu sağ koltuğun altından geçirip sol omuzun üzerine atarak sağ omuz ve kolu, örtünün dışında bırakmağa "Iztıbâ" adı verilir Iztıbâ ve remel, peşinden sa'y yapılacak olan tavaflar da sünnettir
(294) Nefsini hibe eden Müslüman hanımları, mehirsiz olarak nikâhlaması, Ahzâb Sûresi'nin 50'inci âyetiyle Rasûlüllah (s a s )'e helâl kılınmıştır
(295) el-Buhârî, 5/86; Tecrid Tercemesi 10/309 (Hadis No: 1618)
(296) Tecrid Tercemesi 10/310
(297) el-Buhârî, 5/85; Tecrid Tercemesi, 8/136-139 (Hadis No: 1158); Riyâzüs-Sâlihîn
Tercemesi, 1/365 (Hadis No: 333); Zâdü'l-Meâd, 2/369
VIII- HİCRETİN SEKİZİNCİ YILI (629-630 M )
1- MÛTE SAVAŞI (Cumâde'l-ûlâ 8 H /Eylül 629 M )
a) Savaşın Sebebi
Mûte Savaşı, Müslümanlarla Hristiyanlar (Rumlar ve Hristiyan Araplar) arasında yapılan ilk savaştır Sebebi, Rasûlüllah (s a s )'in elçisinin öldürülmesidir
Rasûlüllah (s a s ), İslâm'a dâvet için hükümdarlara elçilerle mektuplar gönderdiği sırada, Sûriye'de Busrâ (şimdiki Havran) Emîri Şürahbil'e de Hâris b Umeyr ile bir mektup göndermişti Gassânî Araplarından Şürahbil, Hristiyandı Bizans'ın himayesinde bulunuyordu
Hâris, Şürahbil'e, Kudüs'ün iki konak güneyinde, bulunan Mûte kasabasında rastladı Elçi olduğunu söyleyerek Hz Peygamber (s a s )'in mektubunu verdi Fakat, Şürahbil, devletler arası hukuk kurallarını çiğnedi, Rasûlüllah (s a s ) elçisini öldürttü
Şimdiye kadar Hz Peygamber (s a s )'in elçilerinden hiçbiri öldürülmemişti Bir elçinin öldürülmesi, tarih boyunca bütün toplumlarda insanlığa ve hukuk kurallarına aykırı bir davranış sayıldığı gibi, gönderene de en büyük hakaret ve meydan okuma demekti Bu sebeple Rasûlullah (s a s ) üç bin kişilik bir kuvvet hazırlayarak, azadlı kölesi Hârise oğlu Zeyd'in komutasında yola çıkardı(298) Elçi Umeyr oğlu Hâris'in şehid edildiği Mûte'ye kadar gidilmesini, Şürahbil ve maiyetinin İslâm'a dâvet edilmesini, kabûl etmezlerse savaşılmasını emretti (299) "Kadınları, çocukları, yaşlıları öldürmeyin Evleri yıkıp hârap etmeyin, ağaçları kesip, tahribâtta bulunmayın!" dedi Orduyu "Seniyyetü'l-vedâ" denilen ayrılık tepesi'ne kadar uğurlayan Hz Peygamber (s a s ):
- "Zeyd şehid olursa, komutanlığı Câfer alsın; Câfer de şehit düşerse, Ravâha oğlu Abdullah komutan olsun " buyurdu (300)
b) İki Tarafın Durumu ve Aradaki Eşitsizlik
Müslüman ordusunun hareketini Şürahbil duydu Derhal Lahm, Cüzâm, Kayn, Belkın, Behrâ gibi Hristiyan Arap kabîlelerinden büyük bir kuvvet hazırladı Ayrıca durumu Bizans İmparatoruna bildirerek, ondan da yardım istedi Böylece Şürahbil, 200 bin kişilik büyük bir ordu topladı Bunun 100 bini Rumlardan, 100 bini de Hristiyan Araplardan meydana gelmişti (301) İmparator Hirakl de işi önemseyerek, Belkadaki Meab şehrine kadar geldi
Müslümanlar, ancak Sûriye topraklarına girdikten sonra düşmanın gücü ve hazırlıkları hakkında bilgi edinebildiler
İki taraf arasında gerek sayı, gerek silah ve teçhizât bakımından korkunç bir fark vardı Tarihte, iki taraf arasında böylesine ölçüsüz bir fark görülmemiştir 200 bin (bazı rivâyetlerde 100 bin) kişilik bir kuvvet karşısında üç bin mücâhid ne yapabilirdi? Fakat, savaşmadan geri dönülemezdi Komutan Zeyd, Maan'da, Mücâhidlerin ileri gelenleriyle toplanıp durumu istişâre etti Acaba, durumu Rasûlüllah (s a s )'e bildirip alınacak cevâba göre mi hareket edilmeliydi? Fakat, Ravâhaoğlu Abdullah bütün tereddütleri giderdi
- Arkadaşlar, çekindiğimiz şey, ele geçirmek için yola çıktığımız şeydir, yani şehid olmaktır Dinimizi yüceltmek için savaşalım Yâ şehid, ya gazi olacağız Bunun ikisi de güzel değil mi ?(302) dedi
Abdullah'ın konuşması mücâhitlerin maneviyâtını yükseltti Hepsi de:
- Ravâhaoğlu doğru söylüyor Savaşmalıyız, dediler
c) Komutanlar Sırayla Şehâdet Şerbetini İçtiler
İki ordu Mûte'de karşılaştı Zeyd, sancak elinde, ileri atıldı Kahramanca çarpıştı, ölümden yılmadığını gösterdi Fakat düşman mızraklarının arasında şehid düşdü (303)
Zeyd şehid olunca, sancağı hemen Câfer aldı Emsâlsiz kahramanlıklar gösterdi Önce sağ eli kesildi, sancağı sol eliyle tuttu Sol eli de kesilince, kollarıyla sancağa sarıldı Pek çok yara aldığı halde son nefesine kadar sancağı bırakmadı Nihâyet o da şehid oldu (304)
Câferden sonra sancağı Ravâhaoğlu Abdullah aldı O da şiirler söyleyerek, kahramanca savaştı Vücudu delik deşik oldu Sonunda o da şehid oldu
d) Hâlid b Velîd'in Üstün Mahâreti
Râvâhaoğlu da şehid olunca, asker komutansız kaldı, umûmî bir panik başladı Dağılan askerin kaçışını Velîdoğlu Hâlid önledi Mücâhidler, Hâlid'in etrâfında yeniden toplandılar Hâlid komutayı aldı, sancak elinde akşama kadar çarpıştı O gün elinde tam dokuz kılıç parçalandı (305) Bu Müslüman olduktan sonra Hâlid'in katıldığı ilk savaştı
Gece olunca, Hâlid askeri yeniden tertipledi Öndekileri arkaya, arkadakileri öne, sağdakileri sola, soldakileri sağa aldı Böylece düşmana, yardım için yeni kuvvetler gelmiş intibâını verdi Sabah olunca da ansızın şiddetli bir hücuma geçerek, düşmanı bozguna uğrattı Bu fırsattan yararlanarak, askerini ustalıkla geri çekti Büyük bir kayba uğramadan Medine'ye döndü İslâm ordusunu korkunç bir felâketten kurtardı
200 bin kişiye karşı yapılan bu çetin savaşta, Müslümanlar sadece 12 şehid vermişlerdi Bu durum, komutanların savaşı çok başarılı idâre etmeleri ve canlarını fedâ etmekten çekinmemelerinin bir sonucuydu
e) Rasûlüllah (s a s )'in Medine'den Savaşı Seyretmesi
Rasûlüllah (s a s ) savaşın bütün safhalarını, Medine'ye henüz hiç bir haber ulaşmadan, ashâbına bildirmişti
Cenab-ı Hakk, zaman, mekân ve mesâfe kavramlarını kaldırarak, sevgili Peygamberine savaş meydanını olduğu gibi göstermişti Mescid-i Nebî'de minber üzerine oturmuş bulunan Allah Rasûlü (s a s ) gözlerinden yaşlar akarak:
-İşte sancağı Zeyd aldı, Zeyd vuruldu, şehid düştü Sonra Câfer aldı, O' da şehid oldu Sonra Ravâhaoğlu aldı, O 'da şehid oldu En sonunda sancağı, Allah'ın kılıçlarından bir kılıç, Velîdoğlu Hâlid aldı Allah O'na fethi müyesser kıldı, buyurdu (306)
Rasûlüllah (s a s ), Zeyd, Câfer ve Abdullah'ın şehid düştüklerini haber verdikçe, her biri için istiğfâr etmiş ve Cennete girdiklerini de müjdelemişti (307) Sancağı Hâlid alınca ise:
-Allah'ım, Hâlid senin kılıçlarından bir kılçtır Sen O'na nusret ihsan buyur, diye duâ etmişti (308) Bundan sonra Hâlid'e "Seyfullah" (Allah'ın kılıcı) denildi (309)
Câferin şehâdet haberini duyunca, âilesi feryâda başladılar Rasûlüllah (s a s )'de son derece üzgündü Çok sevdiği, en değerli arkadaşlarını kaybetmişti Câfer'in âilesini teselli etti Acılıdırlar, yemek yapamazlar, diye evine yemek gönderdi
-Allah Câfer'e, Mûte'de kesilen iki koluna bedel, iki kanat verdi O'nu Cennet'te meleklerle birlikte uçuyor gördüm, diye müjdeledi (310) Bu sebeple Câfer, bundan sonra Câfer Tayyâr diye anıldı
2- ZÂTÜ'S-SELASÎL SAVAŞI (Cumâde'l-âhir 8 H /629 M )
Kudâa kabîlesi'nin Uzre ve Belî kolları, Medine hayvanlarını yağmalamak üzere, Vâdi'l-Kurâ yakınlarında toplanmışlardı Rasûlüllah (s a s ) durumdan haberdâr olunca, bunların üzerine Amr b As (Âs oğlu Amr) komutasında 30'u atlı 300 kişilik bir seriyye gönderdi Bunlar arasında Sa'd b Ebî Vakkas, Üseyd b Hudayr, Sa'd b Ubâde, Sâid b Zeyd, Âmir b Rabîa gibi ensâr ve muhâcirlerden ileri gelen kimseler de vardı
Amr b Âs ashâbın büyüklerinden değildi Henüz bir yıl kadar önce Müslüman olmuştu Fakat dedesi Vâil'in annesi Belî kabîlesinden olduğu için Amr'ın bu kabîle ile ilgisi vardı Amr, aynı zamanda savaş usûlünü iyi bilen, son derece zekî bir kimse idi Bu sebeple Rasûlüllah (s a s ), komutanlığa O'nu seçmişti
Amr, Vâdi'l-Kurâ civarında Selâsil suyu'na varınca, düşmanın sayıca üstün olduğunu öğrendi Burada konaklayarak, bir haberci ile Rasûlüllah (s a s )'den yardım istedi Rasûlüllah (s a s )'de Ebû Ubeyde b Cerrâh komutasında 200 kişilik ek kuvvet gönderdi Hz Ebû Bekir ve Hz Ömer de bunlar arasındaydı Rasûl-i Ekrem (s a s ) Ebû Ubeyde'yi gönderirken:
- Ayrılığa düşmeyin, işbirliği yapın, buyurmuştu Amr b Âs, Ebû Ubeyde'nin, askerlere imâm olarak namaz kıldırmasına itirâz etti
- Sen bana yardıma geldin, kumandan benim, namazda ben imam olacağım, dedi
Ebû Ubeyde yumuşak tabiatlı bir zâttı, hiç itirâz etmedi
- Yâ Amr, Rasûlullah (s a s ) Efendimiz, ihtilâfa düşmememizi emretti Sen bana uymazsan, ben sana uyarım, telâşa gerek yok, diye cevâp verdi Amr bütün Müslümanlara sefer süresince imam olup namaz kıldırdı Böylece Hz Ömer ve Hz Ebûbekir de Amr'ın idâresine girmiş oldular Oysa Rasûlüllah (s a s ) Amr'ı ilk 300 kişiye; Ebû Ubeyde'yi de 200 kişiye kumandan tâyin etmişti Ebû Ubeyde'yi Amr'ın emrine değil, yardımına göndermişt (311)
Amr, düşmana yaklaşınca gerekli tedbirleri aldı Hava çok soğuk ve sert olduğu halde, gece ateş yakmayı yasakladı "Kim ateş yakarsa, onu yaktığı eteşin içine atarım," diye tehdit etti Asker, soğuktan Ebû Bekir ve Ömer'e başvurdular Hz Ömer:
- Bu nasıl şey, herkesi soğuktan kıracak mı? diye Amr'a haber gönderdi Amr b Âs:
- Yâ Ömer, sen bana itâatle memûrsun, İşime karışma, diye , cevâp verdi Hz Ebû Bekir de:
Rasûlüllah (s a s ) O'nu savaş usûlünü iyi bildiği için kumandan yaptı Madem ki kumandan O'dur, işine karışmamak gerekir, dedi Böylece gece soğukta geçirildi Çünkü ateş yakılsaydı, düşman Müslümanların azlığını öğrenecekti
Amr, plânını kimseye söylemedi Sabaha karşı, alaca karanlıkta ansızın düşman üzerine hücûma geçti ve savaşı kazandı Düşman pek çok ganimet bırakarak kaçtı Ashâb, düşmanın peşini tâkibetmek istedilerse de Amr buna da izin vermedi Bir kaç gün orada kalıp etraftaki ganimet hayvan sürülerini topladıktan sonra, Medine'ye döndü
Sefer esnâsında Amr b Âs ihtilâm olmuş, hava soğuk olduğu için gusletmeyerek teyemmümle namaz kıldırmıştı (312) Dönüşte ashâb, Rasûlüllah (s a s )'e, Amr b Âs'tan:
1- Hava çok soğuk olduğu halde, gece ateş yaktırmadı,
2- Galip geldiğimiz halde düşmanı tâkip ettirmedi,
3- Su bulunduğu halde gusletmeyip, teyemmümle namaz kıldırdı, diye şikâyette bulundular
Amr bu şikâyetlere karşı:
1- Sayımızın az olduğunu düşman anlamasın diye ateş yaktırmadım
2- Yardım için kuvet gönderebileceği düşüncesiyle düşmanı tâkip ettirmedim
3- Soğukta yıkanmak tehlikeli olduğu ve Cenâb-ı Hakk "Elinizle kendinizi tehlikeye atmayın " (ElBakara Sûresi, l95) "Kendinizi öldürmeyin Şüphesiz Allah size acımaktadır " (en-Nisâ Sûresi, 29) buyurduğu için gusletmeyip teyemmüm yaptım, diye cevâp verdi
Rasûlüllah (s a s ) Amr'ın cevâplarını tebessümle karşıladı (313)
Amr b Âs, henüz yeni müslüman olduğu halde, ashâbın büyüklerinin de bulunduğu bir orduya kumandan tâyin edilmesinden dolayı gururlanmıştı Savaşı da kazanarak dönünce, Rasûlüllah (s a s )'in yanındaki derece ve itibârını öğrenmek istedi Rasûl-i Ekrem (s a s )'e:
- En çok kimi seversiniz? diye sordu Rasûlüllah (s a s )
Âişe'yi diye cevâp verdi
- Sonra kimi?
- Âişe'nin babasını, Ebû Bekir'i
- Sonra kimi?
- Ömer'i
Amr, en sonraya kendisinin kalacağından korkarak daha fazla sormaktan vazgeçti (314)
(298) Orduda ensâr ve muhâcirlerin ileri gelenleri de vardı Azadlı bir köle hepsine komutan olmuştu Bu olay İslâm'daki ehliyet ve eşitlik uygulamasının canlı örneklerinden biridir
(299) Tecrid Tercemesi, 10/312
(300) el-Buhârî, 5/87; İbnü'l-Esîr, a g e , 2/234; Tecrid Tercemesi, 10/313 (Hadis No: 1619)
(301) el-Buhârî, 5/87; İbnü'l-Esîr a g e , 2/234-235; Tecrid Tercemesi, 4/541, (Hadis No: 644'ün izâhı)
(302) Zâdü'l-Meâd, 2/375; İbnü'l-Esîr, a g e , 2/235; İbn Hişâm, 4/17
(303) Zeyd, ilk Müslümanlardandır Rasûlüllah (s a s ) onu çok severdi Bedir'den itibâren bütün savaşlarda bulunmuştu Ashâbdan Kur'ân-ı Kerim'de ismi geçen, sadece Zeyd'dir (Ahzâb Sûresi, 37)
(304) Câfer, Rasûlüllah (s a s )'ın çok sevdiği hâmî amcası Ebû Tâlib'in büyük oğludur Hz Ali'den 10 yaş büyüktür İkinci Habeşistan hicretinde, kafileye başkanlık etmiş, Hayber'in fethedildiği gün Medine'ye dönmüştü Savaşta 90'dan çok yara almıştır Bunlardan 50'si ön tarafındaydı (el-Buhârî, 5/86-87; Tecrid Tercemesi, 10/313; Hadis No:1619)
(305) el-Buhârî, 5/87; Tecrid Tercemesi, 4/394 ve 10/315
(306) el-Buhârî, 2/72 ve 5/87; Tecrid Tercemesi, 4/391 (Hadis No: 623) ve 10/315; İbnü'l-Esîr, a g e , 2/237
(307) İbnü'l -Esîr a g e , 2/273; Tecrid Tercemesi, 4/393
(308) Tecrid Tercemesi, 10/315
(309) İbnü'l-Esîr, a g e , 2/238
(310) İbnü'l-Esîr, a g e , 2/238; M Zihni Efendi, el-Hakayık, 1/201, İst 1310
(311) İbn Hişâm,4/272; Zâdü'l-Meâd, 2/378; İbnü'l-Esir, a g e , 2/232
(312) Ebû Hanife ve Ebû Yûsuf'a göre abdest alan kimselerin teyemmüm yapana iktidâsı câizdir İmâm Muhammed'e göre abdestlinin teyemmümlüye uyması câiz değildir İhtilâf, halefiyyet su ile topraktan ibâret iki âlet arasında mıdır? Yoksa Abdest ve teyemmümden ibâret iki temizlik arasında mıdır? meselesinden doğmaktadır
Ebû Hanîfe ve Ebû Yusuf'a göre, halefiyyet su ile toprak arasındadır
İmâm Muhammed'e göre ise, iki temizlik (abdest ve teyemmüm) arasındadır Abdestli teyemmümlüye uyarsa, kuvvetli zayıfa binâ edilmiş olur Oysa imâm muktediden hâlen ednâ olmamalıdır Abdest aslî temizlik, teyemmüm ise zarûri temizliktir Aslî tahâret yapmış olan kimse zarûri tahâret yapmış olandan hâlen daha kuvvetlidir (Bkz Mehmet Zihni Efendi, Kitabü's-Salat,210-211, İst 1326)
(313) Zâdü'l-Meâd, 2/379; Târih-i Din-i İslâm, 3/406
(314) el-Buhârî, 5/113; el-Câmiu's Sagîr Şerhi Feyzü'l-Kadîr, 1/168 (Hadis No: 205); Târih-i Din-i İslâm, 3/407
|