|
Prof. Dr. Sinsi
|
Hz Muhammed'in Geniş Hayatı - Peygamber Efendimizin Geniş Hayatı
IX-HİCRETİN DOKUZUNCU YILI
ELÇİLER YILI (Senetü'l-vüfûd)
"Allah'ın yardımı ve zafer günü gelip,insanların akın akın Allah'ın dînine girdiklerini görünce; Rabbını överek tesbih et; O'ndan bağışlanma dile Çünkü O, tevbeleri dâima kabûl edendir"
(en-Nasr Sûresi, 1-3)
Arabların, Hz İbrâhim'in soyundan gelmeleri ve Kâbe'nin muhâfızı olmaları sebebiyle Kureyş'e büyük saygı ve bağlılıkları vardı Hudeybiye Barış Anlaşmasıyla, Kureyş tarafından Müslümanların siyâsi varlığı tanınınca, Arap kabîleleri Medine'ye sefâret hey'etleri göndermeğe başlamışlardı Hicretin 8'inci yılında, puta tapıcı müşrik Arapların din merkezi olan Mekke fethedilmiş, Kureyş Kabîlesi Müslüman olmuştu Bunun Araplar üzerindeki tesiri çok büyük oldu Müslümanlığın önünde hiç bir kuvvetin duramayacağını anladılar Artık, Arabistanın her tarafında Müslümanlık sür'atle yayılıyordu Arabistanın çeşitli bölgelerinde yaşayan kabîleler, Müslüman olmak veya Müslüman olduklarını bildirmek ve kabûl ettikleri İslâm Dini'nin esâslarını öğrenmek üzere, Hz Peygambere heyetler gönderdiler Bunların sayısı 70'i aşmaktadır İlk hey'et, Hevâzin Kabilesi'nden Hicreti 8'inci yılında gelmişti Son heyet ise, Yemen'deki Neha‘ Kabilesi'nden, Hicretin 11'inci yılı Şevval ayında gelen hey'ettir Söz konusu sefâret hey'etlerinin çoğu, hicretin 9'uncu yılında gelmiştir Bu yüzden hicretin 9'uncu yılına "Senetü'l-vüfûd" (Elçiler yılı) denilmiştir
Rasûl-i Ekrem, kendisine gelen bu sefâret hey'etleriyle bizzât ilgilenir, onlara ikrâmda bulunur, her kabîlenin hâline ve âdetlerine göre onlarla konuşurdu Ayrılırken de münâsib hediyeler verir, Müslümanlığı öğretmek üzere onlara yetişkin öğretmenler, mürşidler gönderirdi Rasûlüllah (s a s ) bu mürşidlere:
- Kolaylaştırın, güçleştirmeyin Müjdeleyin, korkutup nefret ettirmeyin (365), diye tenbihde bulunuyordu
Necrân Hey'eti
Necrân, Yemen tarafında, Mekke'ye 7 konak mesâfede, ahâlisi Hıristiyan olan büyük bir şehirdi Rasûlüllah (s a s ) Necrân Hıristiyanlarına bir mektup gönderip, ya Müslüman olmalarını, yahut da cizye vermelerini istemişti (366) Bunun üzerine emirleri Abdülmesih Âkıb'ın riyâsetinde Medîne'ye 14 kişilik bir hey'et gönderdiler Hey'ette, en büyük âlimleri Ebu'l-Hâris ile kardeşi Kürz b Alkame de vardı Hz İsâ hakkında Rasûlüllah (s a s )'le tartışmaya girdiler Rasûlüllah (s a s ) onlara:
- Gelin, çocuklarımız, kadınlarımız, hepimiz bir yerde toplanalım, Sonra, "Allah'ın lâneti yalancıların üzerine olsun," diye duâ ve niyâzda bulunalım, var mısınız, dedi (367) Necrânlılar korktular, bu teklife yanaşmadılar Cizye vermeği kabûl edip ayrıldılar
Râhib Ebu'l-Hâris, kardeşi Kürz ile konuşurken:
- Yemin ederim ki, beklediğimiz ümmî peygamber budur
- O halde neden bunu açıkça söyleyip ona uymuyorsun?
- Sebebi, bizimkilerin yaptıkları Bize mevki, şeref ve servet verdiler Eğer Müslüman olursam , bunların hepsini alırlar (368) Kürz, bu konuşmayı gizli tuttu, daha sonra müslüman olunca açıkladı
2- ŞÂİR KÂ'B'IN İSLÂM'I KABÛLÜ
Kâ'b, İslâm'dan önce (câhiliye döneminde) şiirleri Kâbe duvarlarına asılan "Mualleka" şâirlerinden Züheyr'in oğludur Kâ'b da babası gibi güçlü bir şâirdi Fakat devâmlı olarak Hz Peygamber (s a s ) ve İslamiyeti hicvederdi Bu yüzden Raûlüllah (s a s )'in "yakaladığınz yerde öldürün" dediği kimseler arasında bulunuyordu
Mekke fethedilince, Tâif'e kaçmıştı Tâif halkı da Müslüman olunca, sığınacak yer bulamadı Kardeşi Büceyr daha önce Müslüman olmuştu Kâ'b'a bir mektup yazdı Rasûlüllah (s a s ) 'in, Müslüman olup af dileyenleri bağışladığını anlattı Medine'ye gelip Müslüman olmasını öğütledi Başka kurtuluş yolu yoktu
Kâ'b Rasûlüllah (s a s ) 'i öven bir şiir hazırlayıp gizlice Medineye geldi Sabah namazında Mescide gidip Rasûlüllah (s a s )'le birlikte sabah namazını kıldı Namazdan sonra Rasûlüllah (s a s ) 'in önünde diz çökerek oturdu:
- Yâ Rasûlallah, Kâ'b, geçmişine tevbe ederek Müslüman oldu Huzûrunuza getirsem, onu affeder misiniz? diye sordu
- Evet, diye cevâb alınca kendini tanıttı
- Kâ'b bin Züheyr benim, dedi Ensârdan biri üzerine atılıp hemen Kâb'ı öldürmek istedi Fakat Hz Rasûlüllah (s a s ) izin vermedi
- O, tevbe etti, Müslüman olarak geldi, buyurdu Bunun üzerine Ka'b önceden hazırladığı kasidesini okumağa başladı (369)
"Rasûlüllah, her şeyin kendisiyle aydınlandığı bir nurdur, Şerri kesip atmak için çekilmiş Allah'ın kılıçlarından biridir " anlamındaki beyitler Rasul-i Ekrem (s a s )'in pek hoşuna, gitmişti Hemen bürdesini (hırkasını) çıkarıp, şâire giydirdi Bu yüzden bu şiir "Kaside-i Bürde" adıyle şöhret buldu (370)
3- HATEM TÂÎ'NİN KIZI
Tay kabîlesi, Müslümanlara karşı düşmanca bir tavır içinde bulunuyordu Rasûlüllah (s a s ) 150 kişilik bir kuvvetle Hz Ali'yi bu kabîle üzerine gönderdi Hz Ali ansızın Tay kabîlesine vardı Burada bulunan puthaneyi yıkıp putu kırdı Bir çok esir ve ganimetle Medine'ye döndü Kabîle reisi meşhûr Hâtem Tâî'nin oğlu Adiyy ise Sûriye'ye kaçtı
Esirler arasında Hatem Tâî'nin kızı da vardı Hz Peygamber (s a s )'e:
- Yâ Rasûlallah, babam öldü, kardeşim kaçtı, fidye ödeyebilecek bir şeyim yok Babam cömert bir insandı, kabîlesinin ulusuydu Esirleri kurtarır, fakirleri doyurur felâkete uğrayanlara yardım ederdi Kimseyi boş çevirmez, isteğini reddetmezdi Kurtulmam için ben de sana sığınıyorum, dedi
Rasûlüllah (s a s ) onu serbest bıraktı Elbise ve yol harçlığı vererek, Sûriye'ye kardeşinin yanına gönderdi (371) Kız kardeşi, Adiyy'e Hz Peygamber (s a s )'in fazilet ve âlicenablığını anlatınca o da Medine'ye gelip Müslüman oldu
4- TEBÜK GAZVESİ (Recep 9 H /Eylül 630 M )
"Yakın bir kazanç ve normal bir yolculuk olsaydı, sana uyarlardı Fakat çıkılacak yol, onlara uzak geldi Kendilerini helâk ederek, "gücümüz yetseydi sizinle beraber çıkardık," diye Allah'a yemin edeceklerdir Allah, onların yalancı olduklarını elbette biliyor "
(et-Tevbe Sûresi, 42)
Tebük, Medine'nin 14 konak kuzeyinde, Medine ile Şam'ın ortasında bir kasabadır Buraya kadar gelindiği için bu sefere "Tebük Gazvesi" denilmiştir Rasûlüllah (s a s )'in bizzât katıldığı en son gazvedir Tebük Seferinde savaş olmamış, fakat pek çok güçlük yenilerek kuvvetli bir ordu hazırlanmış, koca Bizans imparatorluğuna meydân okurcasına, askerî ve siyâsî büyük başarılar elde edilmiştir
a) Gazvenin Sebebi
Hıristiyanlığın temsilcisi olan Bizans İmparatorluğu, Arabistan'ı işgal etmek hevesindeydi Bunun için, Sûriye'de ve Arabistan'ın kuzeyinde bulunan Hıristiyan Arapları, Müslümanlara karşı savaşa hazırlıyordu Müslümanlığın Araplar arasında sür'atle yayılmağa başlaması, Hıristiyanların taassubunu körüklüyordu
Bu sırada Medine'ye yağ tâcirleri gelmişti Bizans İmparatorluğunun Gassan, Lahm, Cüzâm  gibi kabîlelerle işbirliği yaparak, Müslümanlara karşı büyük bir hazırlık içinde olduğunu haber verdiler Rasûlüllah (s a s ) esâsen bu bölgeden emîn değildi Sûriye ve Şam tarafından yapılacak bir baskından endişe etmekteydi Bu haber üzerine hemen Bizans'a karşı seferberlik ilân etti
b) Sefer Hazırlığı
Yol uzun, düşman kuvvetliydi Üstelik, yaz mevsiminin en sıcak günleriydi Kuraklık yüzünden kıtlık vardı Hurmalar olgunlaşmış, hasat mevsimi gelmişti Bu mevsimde hurma gölgelerini bırakıp, aç susuz uzun bir yolculuğu göze almak, gerçekten zordu Nitekim, bu seferin yapıldığı günlere Kur'an-ı Kerim'de "sâatü'l-usre" (güçlük zamanı) denilmiştir (372) Kur'ân-ı Kerîm'deki bu deyimden alınarak, bu sefere "Gazvetü'l-usre", orduya da "Ceyşü'l-usre" adı verilmiştir
Rasûlüllah (s a s ) sefer hazırlığı yaparken, düşmanın haber almaması için, maksadını gizli tutar, seferin nereye yapılacağını açıklamazdı Bu seferde, gidilecek yer uzak, yolculuk zordu Askerin buna göre hazırlanması için Rasûlüllah (s a s ) Bizans üzerine gidileceğini açıkça bildirdi Bütün kabîlelere ve Mekke'ye haber gönderip gönüllü mücâhidlerin Medine'de toplanmalarını istedi
Münâfıklar ilk anda yan çizdiler Akla, hayâle gelmedik bahâneler uydurup sefere katılmamak için izin istediler (373) Bunlarla da kalmayıp sefere katılacak müslümanları caydırmaya çalıştılar (374) Ubey oğlu Abdulllah:
- Muhammed Bizans'ı ne sanıyor O'nun ashâbıyla birlikte esir düşeceğini gözümle görmüşcesine biliyorum, diyordu (375) Bedevîlerden bir kısmı da mâzeret uydurup izin istemişlerdi (376) Hâlis Müslümanlar arasında bile,(377) bu meşakkatli yolculuğu göze almayıp ağır davrananlar ve sefere katılmayanlar (378) olmuştu
Fakat başta Rasûlüllah (s a s ) olmak üzere ashâbın azim ve gayreti bütün engelleri yendi Etraftaki kabîlelerden gelen akın akın mücâhidler, Medine'de toplanmağa başladı Kısa zamanda 30 bin kişilik büyük bir ordu toplandı Bunun 10 bini atlı, 12 bini develiydi Kıtlık sebebiyle askerin bir çoğunun techizâtı tam değildi Rasûlüllah (s a s ) zenginlerin ordu için bağışta bulunmasını istedi Herkes elinden geldiğince bağış yaptı Kadınlar bilezik ve küpe gibi ziynet eşyalarını verdiler Hz Ebû Bekir, malının tamâmını; Hz Ömer yarısını bağışladı (379) En büyük bağışı ise Hz Osman yaptı: Bütün silah ve teçhizâtıyla birlikte 300 deve ile bin dinâr altın (380) Bu büyük bağışı sebebiyle Hz Peygamber ellerini açıp:
"Allah'ım , ben Osman'dan râzıyım, Sen de razı ol," diye duâ etmişti" (381)
Yapılan bağışlarla silah ve bineği olmayan fakir mücâhidler teçhiz edildi Sefere katılmak istedikleri halde, binek ve azık bulamayanlar da vardı Bunlardan 7 kişi Rasûlüllah (s a s )'a gelerek:
- Ey Allah'ın Rasûlü, gazaya gitmek istiyoruz, fakat yiyecek azığımız, binecek devemiz yok, demişlerdi Rasûl-i Ekrem:
- Sizi bindirecek deve kalmadı, deyince ağlayarak ayrılmışlardı(382) Bu sabeple bunlara "Bekkâûn" (yani ağlayanlar) ünvanı verilmişti (383) Daha sonra bunlara da binek temin edildi (384)
Rasûlüllah (s a s ) Recep ayında bir perşembe günü Medine'den çıktı (385) Ordugâhını, Medine dışında "Seniyyetü'l-vedâ" denilen ayrılık tepe'sinde kurdu Hz Ali'yi Medine'de kaymakam (vekil) bıraktı Herkes sefere çıkarken Medine'de oturmak, Hz Ali'ye ağır geliyordu Hemen silahlanıp yola çıktı Ordu Seniyyetü'l-vedâ'dan ayrılmadan yetişti
- Beni kadınlar ve çocuklar içinde mi bırakıyorsun? dedi Rasûlüllah (s a s ):
- Yâ Ali, bana nisbetle sen, (Tur'a giderken) Musâya nisbetle Harûn'un yerinde olmağa razı değil misin? Şu kadar ki, benden sonra Peygamber yoktur(386), buyurdu Hz Ali de Medine'ye döndü
c)Münâfıkların Tutumu
Ordu, seniyyetü'l-vedâ'dan hareket edince, münâfıkların bir kısmı, reisleri Abdullah b Übeyy ile geri döndü Sefere katılanlar, yolculuk sırasında da bozguncu tutumlarını sürdürdüler Bir konaklama sırasında Rasûlüllah'ın (s a s ) devesi Kasvâ kaybolmuştu Münâfıklardan Zeyd b Ebî Salt:
- Tuhaf şey, Muhammed peygamberim der, göklerden haber verir, oysa devesinin nerede olduğunu bilmiyor, demişti Bu küstahça sözleri Rasûlüllah (s a s ) duyunca:
- Vallahi, ben yalnızca Allah'ın bana bildirdiklerini bilirim Allah bana şimdi bildirdi Kasvâ, şu iki dağın arkasındaki vâdîde yuları bir ağaca dolanıp kalmıştır Haydi, oradan getirin, buyurdu (387)
Münâfıkların yaptıkları bütün bu mel'anetler, çevirdikleri dolaplar, sefer esnâsında günü gününe inen Kur'ân ayetleriyle teşhir edilmiştir (388) Münâfıkların iç yüzleri ve kirli çamaşırları apaçık ortaya çıktığı için Tebük Seferi'ne "Gazve-i fâdıha" (Rüsvaylık gazvesi) de denilmiştir
d) Tebük'ten Dönüş
Uzun ve meşakkatli bir yolculuktan sonra Tebük'e varıldı Fakat gerek Bizans, gerekse Arap kabîlelerinde hiç bir harekete rastlanmadı 30 bin kişilik muazzam Müslüman ordusu Hıristiyan Arap kabîlelerini yıldırmıştı Medine'ye gelen haberlerin asılsız olduğu anlaşıldı İslâm ordusunun kuvvet ve azameti gösterilmiş, maksat hâsıl olmuştu Bu yüzden daha fazla ileriye gitmeğe lüzûm görülmedi Rasûlüllah (s a s ) Tebük'de bulunduğu esnâda o bölgede bulunan Eyle, Cerbâ, Ezruh, Dûmetü'l-cendel gibi bazı küçük Hıristiyan beylikleriyle anlaşmalar yaptı Bu beylikler yıllık cizye ödeyerek İslâm hâkimiyetine girmeği kabûl ettiler Müslümanlar, Tebükte 20 gün kaldıktan sonra Ramazanın ilk günlerinde Medine'ye döndüler
e) Mescid-i Dırârın Yaktırılması
Münâfıklar, Kubâ Mescidi'nin yakınında bir mescid yaptılar Maksatları, Kubâ Mescidi'nin cemâatini bölmek, Müslümanlar arasına ayrılık sokmaktı Münâfıklardan bir hey'et Tebük seferinden dönerken Rasûlüllah (s a s )'ı karşıladılar Yaptıkarı mescidde namaz kılmasını ricâ ettiler Ancak bu esnâda, Tevbe Sûresi'nin 107-108'inci âyetleri indi İbâdet için değil, fitne ve fesât ocağı olarak yapılan bu binada Rasûlüllah (s a s )'ın namaz kılmasına izin verilmedi "Sakın bunların mescidinde namaz kılma" (389) buyruldu Rasûlüllah (s a s ) Medine'ye dönünce, Mâlik b Dühşem ile Ma'n b Adiyy'e hemen bu mescidi yıkıp yakmalarını emretti Onlar da derhal Rasûlüllah (s a s ) 'in emrini yerine getirdiler (390)
İki ay kadar sonra, münâfıkların başı olan Übeyy oğlu Abdullah öldü Müslümanlar da onun kötülüklerinden kurtulmuş oldular
f) Medine'ye Giriş
Rasûlüllah (s a s )'in ordusu ile birlikte dönmekte olduğu Medine'de duyulunca, bütün halk, kadınlar ve çocuklar sokaklara döküldü Şiirler ve neşîdeler söyleyerek, orduyu Seniyetü'l-vedâ'da parlak bir merâsimle karşıladılar
g) Sefere Katılmayanların Durumu
Rasûlüllah (s a s ) Medine'ye gelince doğru Mescid'e gitti, iki rek'at namaz kıldı Sefer dönüşlerinde önce mescide gidip iki rek'at namaz kılmak âdetiydi (391) Sonra Mescid'de oturup ziyâret ve tebrikleri kabûl etti Sefere katılmamış olanların herbirinin mâzeretini dinledi, haklarında Allah'tan mağfiret diledi Özürleri olmadığı halde, Tebük Seferi'ne iştirak etmeyen üç kişi için:
- Allah hakkınızda hüküm verinceye kadar bekleyin, buyurdu Müslümanların bunlarla konuşmalarını yasakladı Tam 50 gün bunlarla kimse konuşmadı, kimse selâmlarını almadı Vakitlerini üzüntü ile ve gözyaşları içinde geçirdiler Sonunda, tevbelerinin kabûl edildiği bildirildi
(Haklarındaki hüküm ) geri bırakılan üç kişi ise, yeryüzü bütün genişliğiyle başlarına dar geldi Vicdanları da kendilerini sıkıştırdı Allah'a karşı, Allah'tan başka sığınacak bir yer olmadığını anladılar Allah da eski hallerine dönmeleri için tevbelerini tabûl etti Şüphesiz ki Allah tevbeleri kabûl edici ve esirgeyicidir (392) (Tevbe Sûresi, 118)
5- HZ EBÛ BEKİR'İN HAC EMİRLİĞİ (Zilhicce 9H /Şubat 631 M )
Haccın sebebi olan Kâbe, Hz İbrahim ve oğlu Hz İsmâil tarafından Mekke'de yapılmıştır İnşâat tamamlandıktan sonra Cibrîl (a s ), tavâfın ve hac ibadetinin nasıl yapılacağını amelî olarak onlara göstermiş, Hz İsmâil de Hicaz halkına öğretmişler Ancak, Hz İbrâhim'in tebliğ ettiği dini hükümler zamanla unutulmuş, Mekke putperestliğin merkezi olmuştur Hz İsmâil'in öğrettiği hac usûlü yavaş yavaş değişmiş yerini putperestlerin haccı almıştır
İslâm'dan önce müşrik Araplar, içinde günah işlenilen elbiselerle Kâbe ziyâret edilemez, derlerdi Bu sebeple Kâbe'yi çırıl çıplak tavâf ve ziyaret ederlerdi (393)
Hicretin 9'uncu yılında hac farz kılındı (394) Fakat o sene Rasûlüllah (s a s ) haccetmedi Hz Ebû Bekir'i Hac Emiri olarak Mekke'ye gönderdi
Hicretin 8'inci yılında Mekke fethedilmiş, Kâbe putlardan temizlenmiş, Mekke halkı Müslüman olmuştu Ancak henüz Müslüman olmayan müşrik kabîleler hâlâ Kâbe'yi çırıl çıplak tavâf ediyorlardı Diğer taraftan, Hicretin 9'uncu yılında hac, "nesî" uygulaması yüzünden belirli zamanından önce yapılacaktı
Bilindiği üzere, oruç, hac, kurban gibi ibâdetlerin vakitleri kamerî aylara göre tesbit edilir Kamerî yıl (ay senesi), yaklaşık 354 gün, Güneş yılı ise yaklaşık 365 gündür Aradaki 11 günlük fark sebebiyle, hac günleri her yıl yer değiştirir; bazen yaz, bazanda kış mevsimine gelir Hac mevsimini çok sıcak veya çok soğuk aylara rastlatmamak, sâbit bir mevsimde (ilkbaharda) tutmak için Araplar üç yılda bir, seneye bir ay ekleyerek o yılın aylarını 13'e çıkarırlardı Buna "nesî" deniyordu Böylece hac mevsimi değişmez, fakat, aylar yer değiştirirdi 33 senede bir, aylar yerine gelirdi (395) Nitekim, Hicretin 10'uncu yılında kamerî aylar aslî yerine geldiler Kur'an-ı Kerîm, müşrik Arapların bu çirkin âdetini yasaklamıştır (396)
Hz Peygamber (s a s ) hac farizasını aslî günlerinde edâ etmek istediğinden o yıl hacca gitmedi Hz Ebû Bekir'i Hac Emiri tâyin etti Medine'den hacca gitmek isteyen 300 kişi de Hz Ebû Bekir'le gittiler
Hz Ebû Bekir yola çıktıktan sonra, müşriklerle münâsebetleri düzenleyen hükümler indi (397) Bunların müşriklere duyurulması gerekiyordu Rasûlüllah (s a s ) Hz Ali'yi de bu iş için gönderdi Hz Ali yolda Hz Ebû Bekir'e yetişti
- Hac Emiri yine sensin, ben Tevbe Sûresi'nin yeni inen ilk âyetlerindeki hükümleri müşriklere tebliğ ile görevliyim, dedi
Hz Ebû Bekir, Zilhicce'nin 8'inci günü Mekke'de bir hutbe okuyarak, haccın nasıl yapılacağını anlattı Müslümanlar, Hz Ebû Bekir'in anlattığı şekilde haccettiler Müşrikler kendi bildiklerini yaptılar
Hz Ali ise, Zilhicce'nin 10'uncu günü Mina'da bir hutbe okudu Hz Peygamber (s a s ) tarafından gönderildiğini bildirdi Tevbe Sûresi'nin ilk âyetlerini yüksek sesle okuduktan sonra:
1- Müslümanlardan başka hiç kimse Cennete giremez
2- Bu yıldan sonra hiç bir müşrik Kâbe'ye yaklaştırılmayacak
3- Hiç kimse Kâbe'yi çıplak tavâf etmeyecek
4- Kimin Hz Peygamber (s a s )'le anlaşması varsa, müddeti bitinceye kadar ona uyulacak, dedi (398)
Bu ilândan sonra çok geçmedi Bütün Arabistan Müslüman oldu O yıldan sonra da hiç bir müşrik Mekke'ye bırakılmadı
(365) el-Buhârî 1/25 ve 4/26; Tecrid Tercemesi, 1/65 (Hadis No: 63)
(366) Zâdü'l-Meâd, 3/81
(367) Âl-i İmrân Sûresi, 61; Tecrid Tercemesi, 10/412-414 (Hadis No:1650)
(368) Zâdü'l-Meâd, 3/80
(369) İbn Hişâm, 4/144-158; Târih-i Din-i İslâm, 4/ı-445
(370) Bu hırka Kâ'b'ın ölümünden sonra mirâscıları tarafından 20 bin dirhem (yaklaşık 60 kg ) gümüş karşılığında Emevî Devletinin kurucusu Muâviye'ye satılmıştır Emevîlerden Abbâsilere, Mısırın Yavuz Sultan Selim tarafından feth edilmesiyle de "Mukaddes emânetler" arasında Osmanlılara geçti Halen Topkapı Sarayı Müzesi "Hırka-i Saâdet Dâiresi"nde, III Murat tarafından yaptırılmış olan mahfaza içinde korunmaktadır
(371) İbn Hişâm, 4/226; Târih-i Din-i İslâm, 3/481
(372) et-Tevbe Sûresi, 117; İbnü'l-Esîr, a g e , 2/277; Tecrid Tercemesi, 10/445-446
(373) Bkz et-Tevbe Sûresi, 49; Tecrid Tercemesi, 10/446-447
(374) Bkz et-Tevbe Sûresi, 81
(375) Târih-i Din-i İslâm, 3/485
(376) Bkz et-Tevbe Sûresi, 91
(377) Bkz et-Tevbe Sûresi,38-39
(378) Bkz et-Tevbe Sûresi, 117-118
(379) Târih-i Din-i İslâm, 3/483; İbnü'l Esîr, a g e , 2/227; Tecrid Tercemesi, 10/450
(380) Zâdü'l-Meâd, 3/3; bkz Buhârî, 3/198 ve 4/202; Tecrid Tercemesi, 8/275 (Hadis No: 1174)
(381) İbn Hişâm, 4/161; Tecrid Tercemesi, 10/450
(382) et-Tevbe Sûresi, 92; Tecrid Tercemesi, 10/451
(383) İbn Hişâm, 4/161; Zâdü'l-Meâd, 3/3-4; İbnü'l-Esîr, a g e , 2/277
(384) Bu yediden biri olan Ulbe bin Zeyd, bir gece teheccüt namazından sonra göz yaşlarıyla şöye niyâz etmişti:
-"Allah'ım! Sen cihâdı emrettin ve ona bizi teşvik ettin Fakat, Peygamberinle birlikte gazaya gitme kudretini bana vermediğin gibi, Peygamberinin elinde beni bindirecek binek de bırakmadın Allah'ım Sen bilirsin ki, ben üzerime düşen mal, can ve nâmus borcunu her bâdirede veren bir kulunum "
Sabah namazından sonra Rasûl-i Ekrem (s a s ):
Bu gece mal, can sadakası veren nerede, diye sordu Kimse cevâp vermeyince; ikinci defa sordu Bunun üzerine Ulbe kalktı Rasûlüllah (s a s ): Müjde sana ey Ulbe, yemin ederim ki sen zekât ve sadakaları kabul olunanlar divânına yazıldın, buyurdu (Zâdü'l-Meâd, 3/4; Tecrid Tercemesi, 10/455; ibn Hişâm, 4/161)
(385) el-Buhârî, 4/6; Riyazüs-Sâlihîn Tercemesi, 2/310 (Hadis No: 960)
(386) el-Buhârî, 5/129; İbn-Hişâm, 4/163; Tecrid Tercemesi, 10/456 (Hadis No:1658)
(387) İbn Hişâm, 4/166; Zâdü'l-Meâd, 3/7; Tecrid Tercemesi, 10/457; İbnü'l-Esîr, a g e , 2/279
(388) Bkz et-Tevbe Sûresi, 66-68
(389) Bkz Tevbe Sûresi, 107-108
(390) İbnHişâm, 4/173-174; Zâdü'l-Meâd, 3/19; Tecrid Tercemesi, 5/377-378
(391) el-Buhârî 4/40; Tecrid Tercemesi, 8/497 (Hadis No: 1287)
(392) Bu üç kişinin geçirdikleri çok sıkıntılı 50 günün tafsilâtı için bkz el-Buhârî, 5/130-135; Tecrid Tercemesi, 10/464-485 (Hadis No: 1659); Riyâzü's-Sâlihin Tercemesi, 1/27 (Hadis No: 21)
(393) el-Hakayık, 1/67; Tecrid Tercemes, 6/45 ve 6/156 (Hadis No: 803)
(394) Bkz Âl–i İmrân Sûresi, 97
(395) Bkz Hak Dini Kur'ân Dili, 3/2532; M Hamîdullah, İslâm Peygamberi, 2/87-94
(396) Bkz et-Tevbe Sûresi, 37
(397) Bkz et-Tevbe Sûresi, 1-36; Tecrid Tercemesi, 2/245-248 (Hadis No: 240 ve izahı)
(398) İbn Hişâm, 4/190-191
|