Yalnız Mesajı Göster

Hz Muhammed'in Geniş Hayatı - Peygamber Efendimizin Geniş Hayatı

Eski 09-08-2012   #22
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Hz Muhammed'in Geniş Hayatı - Peygamber Efendimizin Geniş Hayatı



RASÛLÜLLAH (SAS)'İN VEFÂTININ ASHÂB-I KİRÂM ÜZERİNDEKİ TESİRİ

Rasûlüllah (sas)'in vefât ettiği hemen duyuldu Bu haber, ashâb-ı kirâm üzerinde derin üzüntü meydana getirdi Daha sabahleyin ayağa kalkmış halde görmüşler, iyileşiyor diye sevinmişlerdi Beklenmedik acı haber, herkesi şaşkına çevirdi Yola çıkmak için hazırlanan Üsâme ordusu da ordugâhtan döndü, kumandanlık sancağı Rasûlüllah (sas)'in kapısı önüne dikildi Hicrette Rasûlüllah (sas)'in Medine'ye girdiği gün, en büyük bayram sevinci yaşanmıştı Bugün en büyük acı ve mâtem yaşanıyordu Münâfıklar ise, "Muhammed hak peygamber olsaydı, ölmezdi" gibi küstahça sözler söylemişler, ortalığı bulandırmışlardı Bu duruma sinirlenen Hz Ömer, kılıcını çekerek:

-Rasûlüllah (sas) ölmemiş, bayılmıştır Kim Muhammed öldü derse, boynunu vururum, diyordu Böyle bir hengâmede metânetini muhâfaza edebilen sâdece Hz Ebû Bekir oldu(450) Acı haberi öğrenen Hz Ebû Bekir, kimseye bir şey söylemeden, doğru kızı Hz Âişe'nin odasına girdi Rasûlüllah (sas)'in yüzündeki örtüyü kaldırdı, iki gözünün arasını hürmetle öpüp ağladı(451)

-Anam, babam sana fedâ olsun Allah'ın sana takdir ettiği ölüm geçidini geçtin Fakat Allah sana ikinci bir ölüm tattırmayacaktır, dedi Sonra, âilesini teselli edip ayrıldı

Ömer halka hâlâ "Rasûlüllah ölmedi, öldü diyenin boynunu uçururum" diye hitâbediyordu Hz Ebû Bekir minbere çıktı Halk, Hz Ömer'i bırakıp, Hz Ebû Bekir'in etrâfında toplandı Ebû Bekir Cenâb-ı Hakk'a hamd ve senâ ettikten sonra:

-Sizden her kim Muhammed (sas)'e tapıyorsa, iyi bilsin ki, Muhammed (sas) öldü Her kim Allah'a kulluk ediyorsa, iyi bilsin ki, Allah bâkîdir, asla ölmez," dedi Sonra şu anlamdaki âyetleri okudu

"Muhammed ancak bir peygamberdir O'ndan önce de nice peygamberler geçti Eğer o ölür, veya öldürülürse geri mi döneceksiniz Her kim geri dönerse, Allah'a hiç bir zarar vermez Allah şükredenlerin mükâfatını verecektir" (Âl-i İmrân Sûresi, 144)

"Ey Muhammed, şüphesiz sen de öleceksin, onlar (müşrikler) de ölecek" (ez-Zümer Sûresi, 30)

Ashâb, o derece şaşkınlık içindeydi ki, bu âyetleri sanki önceden hiç duymamışlar, ilk defa Hz Ebû Bekir'den işitiyorlardı HzEbû Bekir'in sözlerini ve âyetleri dinleyince herkes kendine geldi(452) Evet, peygamber de olsa herkes ölecekti İşte, iki cihânın serveri, peygamberlerin sonuncusu Hz Muhammad (sas)'de ölmüştü

4- HZ EBÛ BEKİR'İN HALÎFE (DEVLET BAŞKANI) SEÇİLMESİ

Hz Ebû Bekir'i dinledikten sonra, ashâbın heyecânı yatıştı Aynı gün Benî Saide sofasında toplandılar Hz Ebû Bekir'i halife seçtiler (1 Rabiulevvel 11 H/ 27 Mayıs 632 M)

5- RASÛLÜLLAH (SAS)'İN TEÇHÎZ VE DEFNİ

Rasûlüllah (sas)'in cenâzesi, halîfe seçimi yapıldıktan sonra, salı günü yıkanıp hazırlandı Bu vazîfeyi en yakın akrabası yaptı Son hizmetinde bulunabilmek isteyen herkes, Hz Âişe'nin odası önünde toplanmıştı Bu yüzden Hz Ali odanın kapısını kapattı, içeriye kimseyi almadı Yalnızca ensar adına Bedir mücâhidlerinden Havlî oğlu Evs içeri alındı

Rasûl-i Ekrem (sas)'in mübârek vücûdu, bir sedir üzerine konuldu Dış elbisesi soyuldu Yıkama işini bizat Hz Ali yaptı Amcası Abbâs ile oğulları Abdullah, Fazl ve Kusem, cesedin çevrilmesine yardımcı oldular Üsâme ile azadlı kölesi Şukran da su döktüler İç gömleği çıkarılmayıp vücûdu üzerinden oğulduğu için Hz Ali'nin eli Rasûlüllah (sas)'in mübârek vücûduna dokunmamıştır(453)

Cenâzelerde genellikle görülen koku ve nahoş şeylerden hiçbiri O'nda yoktu Bu yüzden Hz Ali:

-Hayâtında da pâksın, ölümünde de pâksın, diyerek yıkadı Sonra üç parça beyaz pamuk bezi ile kefenleyip(454) odanın kapısı açıldı

Rasûlüllah (sas)'in mübârek cesedi, sedirin üzerine konulmuştu Önce erkekler, sonra kadınlar, en sonra da çocuklar ayrı ayrı namazını kıldılar Rasûlüllah (sas) hayâtında olduğu gibi ölümünden sonra da herkesin imâmı olduğu için, O'nun cenâze namazında kimse imâm olmadı Hz Âişe'nin odası küçüktü Bu yüzden namaz, gece yarısına kadar devâm etti

Rasûlüllah (sas) Efendimiz: "Cenâb-ı Hak, peygamberlerin ruhunu, onların defnedilmesini istediği yerde kabzeder," buyurmuştu(455) Bu sebeple Rasûlüllah (sas)'in kabri, Hz Âişe'nin odasında, üzerinde son nefesini verdiği döşeğin serildiği yerde, Ensâr'dan Ebû Talha tarafından kazıldı Salıyı Çarşambaya bağlayan gece yarısı defnedildi (2/3 Rabiu'l-evvel 11 H-28/29 Mayıs 632 M) Mübârek cesedini, kabri saâdete Hz Ali, Fazl, Üsâme ve Avf oğlu Abdurrahman indirdiler HzÂişe:

-Biz Rasûlüllah (sas)'in defnedilğini, çarşamba gecesi gece yarısı duyduğumuz kürek seslerinden anladık, demiştir (456)

(450) İbn Hişâm 4/305; Tecrid Tercemesi, 11/30-31

(451) Mehmet Raif, Muhtasar Şemâil-i Şerif Tercemesi, 266, İst, 1304

(452) Bkz el-Buhârî, 5/142-143; Tecrid Tercemesi, 11/31-32; İbn Hişâm, 4/306

(453) İbn Hişâm, 4/312-313

(454) el-Buhârî, 2/75; Tecrid Tercemesi, 4/422 (Hadis No: 627)

(455) İbn Hişâm, 4/314; İbn Kesîr, el-Bidâye ve'n-Nihâye, 5/266

(456) İbn Hişâm, 4/314

RASÛLÜLLAH (SAS)'İN TERİKESİ

Peygamber (sas) Efendimiz, hayâtı boyunca son derece sâde yaşamıştır Eline geçen her şeyi derhal yoksullara dağıtmış, günlük ihtiyacı dışında hiç bir mal edinmemiştir(457) Bu sebeple, vefâtında mirascıları tarafından paylaşılacak hiç bir şey bırakmamıştır(458), Rasûl-i Ekrem (sas)'in hanımlarından Hz Cüveyriye'nin kardeşi Hâris oğlu Amr:

-Rasûlüllah (sas) vefâtında ne bir dirhem gümüş, ne bir dinar altın , ne bir köle, ne de başka bir şey bıraktı, Yalnızca (Mısır Mukavkısı'nın hediye gönderdiği) beyaz bir ester ile silahını ve bir de (sağlığında) vakfettiği (fedek ve Hayber'deki) arâzîyi bıraktı (459), demiştir

Rasûl-i Ekrem (sas)'de:

-Vefâtımda vârislerim ne dinar, ne de dirhem paylaşacak Bıraktığım (arâzînin) zevcelerimin nafakası ve işçinin ücretinden geri kalan irâdı vakıftır" buyurmuştur(460)

Kur'ân-ı Kerîm'de, kâfirlerden savaş sonunda elde edilen ganimet malların beşte biri ile, savaş yapılmadan anlaşma yolu ile alınan "fey" malların tasarrufunun Rasûlüllah (sas)'e aît olduğu beyân edilmiştir(461) Bu sebeple, savaş yapılmadan alınan Benî Nadîr ve Fedek arâzîsinin tamamı ile savaş sonucu elde edilen Benî Kurayza ve Haybeyr arâzisinin beşte biri, Rasûl-i Ekrem (sas)'in tasarrufunda bulunuyordu(462)

Rasûl-i Ekrem (sas) Efendimiz:

"Biz peygamberler cemaatine mirâscı olunmaz, bıraktığımız her mal sadakadır, vakıftır," buyurmuştu(463) Bu sebeple bu topraklar, Rasûlüllah (sas)'in vefâtından sonra mirâscıları arasında paylaştırılmadı Her birine, Rasûlüllah (sas) hayatta iken yaptığı gibi, gelirlerinden hisse verildi Rasûlüllah (sas) 'in mirâsçıları kızı Hz Fâtıma ile amcası Hz Abbâs ve hayatta olan zevceleriydi

(457) Bir sefer dönüşünde, Uhud Dağı karşıdan görülünce:

Uhud Dağı benim için altına çevrilip tamâmen altın olsa, tek bir dinârdan fazlasının üç günden çok bende kalmasını istemezdim, hemen dağıtırdım Bir dinarı da ancak borcum için hazırlardım, buyurmuştur (bkz el-Buhârî, 3/82, 7/178, 8/128; Müslim, 2/687 (Hadis No:991); Tecrid Tercemesi, 7/376 (Hadis No: 1075)

Yoksullara dağıttıktan sonra, bir kaç altın elinde kalmış, bunları Hz Âişe'ye emânet etmişti Hastalığında Hz Ali'ye dağıttırdıktan sonra: "İşte şimdi içim ferahladı, eğer Rabbına bu altınlar yanında iken kavuşsaydı, Muhammed'in hâli nice olurdu?" buyurmuştu (Târih-i Din-i İslâm, 3/560)

(458) Satın aldığı 30 ölçek arpa borcu için vefât ettiğinde Rasûlüllah (sas)'in zırhı rehin bulunuyordu (el-Buhârî, 5/145)

(459) el-Buhârî, 3/186 ve 144; Tecrid Tercemesi, 8/235 (Hadis No: 1167)

(460) el-Buhârî, 3/169; Tecrid Tercemesi, 8/273 (Hadis No :1173)

(461) Bkz el-Enfâl Sûresi, 40 ve el-Haşr Sûresi, 6

(462) Tecrid Tercemesi, 8/274

(463) Bkz el-Buhârî, 4/42-43, 5/23-25; Tecrid Tercemesi, 8/498 ve 10/177 (Hadis No: 1288 ve 1577)

7- RASÛL-İ EKREM (SAS)'İN ÜSTÜN AHLÂKI

"Allah'ım beni ahlâkın en güzeline yönelt Kötü ahlâktan uzaklaştır"(464)

Rasûlüllah (sas)Efendimiz, simâca insanların en güzeli, ahlâk yönünden de insanların en üstünüydü(465) "Sizin en hayırlınız, ahlâken en üstün olanınızdır" (466) "Ben ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim"(467) buyurmuştu Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de "Aziz Peygamberim, şüphesiz sen en üstün bir ahlak üzeresin", buyurulmuştur(468)

Rasûlüllah (sas)'in yaşayışı, Kur'ân-ı Kerîm'in sanki canlı bir tablosuydu Eşi Hz Âişe'den Rasûlüllah (sas)'in ahlâkı sorulunca:

-"Siz Kur'ân-ı Kerîm okumuyor musunuz? O'nun ahlâk'ı Kur'ân'dan ibâretti"" diye cevâp vermişti(469) Çünkü O'nun yaşayışı ve bütün davranışları Kur'ân-ı Kerîm'in insanlara gösterdiği hidâyet yolunun uygulanmasıydı Nitekim, sâdece sözleriyle değil, yaşayışı, fiil ve davranışlarıyla da uyulması gereken en güzel örnek olduğunu Yüce Kitâbımız Kur'ân-ı Kerîm beyân etmektedir: "Sizin için Allah Rasûlünde en güzel örnek vardır"(470)

Rasûl-i Ekrem (sas) güler yüzlü, nâzik tabîatlı, ince ve hassas rûhlu idi Katı yürekli, sert ve kırıcı değildi Ağzından sert ve kaba hiç bir söz çıkmazdı Kur'ân-ı Kerîm'de bu konuda: "Allah'ın rahmeti eseri olarak, sen onlara yumuşak davrandın Eğer kaba ve katı kalbli olsaydın, şüphesiz etrafından dağılıp giderlerdi"(471/1) buyrulmaktadır

Rasûlüllah (sas) başkalarını tenkit etmez, kimsenin ayıbını yüzüne vurmazdı(471/2) Yanlış ve hoşlanmadığı bir davranış görürse, "içinizden bazı kimseler, şöyle şöyle yapıyorlar" şeklinde, bu davranışları yapanların kim olduklarını belli etmeden ve hiç kimseyi kırmadan yanlış ve hataları düzeltirdi(472) Kimsenin sözünü kesmez, konuşması bitinceye kadar dinlerdi Tartışmayı sevmez, sözü gereğinden çok uzatmazdı Kendini ilgilendirmeyen şeylerle meşgul olmaz; kimsenin gizli hallerini araştırmazdı Allah'a hürmetsizlik olmadıkça, şahsına yapılan kötülükleri, ne kadar büyük olursa olsun, bağışlar, eline imkân geçince öc almayı düşünmezdi Ancak Allah'ın yasaklarını çiğneyenlere hak ettikleri cezâyı verirdi(473) Nitekim, Mekke'nin fethedildiği gün, daha önce kendisine her türlü kötülüğü ve hakareti reva gören Mekke müşriklerine:

-"Bugün size geçmişten dolayı azarlama yok", (Yûsuf Sûresi, 92) serbestsiniz diyerek hepsini affetmişti(474)

İffet ve hayâ yönünden, köşesinde oturan bâkire kızdan daha utangaçtı(475) "Hayâ imandandır"(476) "Hayâ ancak hayır getirir"(477) buyurmuştur Bir şeyden hoşlanmadığı zaman açıkça söylemez, bu durum yüzünden anlaşılırdı(478) Hiç bir yemeği beğenmezlik etmez, arzu etmezse yemezdi(479) Elini yıkamadan ve "Besmele" çekmeden yemeye başlamaz Allah'a hamdetmeden de sofradan kalkmazdı

Bütün insanları eşit tutar, zengin-fakir, efendi-köle, büyük-küçük ayrımı yapmazdı Mekke'nin fethi esnâsında Fâtıma adlı bir kadın hırsızlık yapmış, soylu bir âileden olduğu için bu kadına cezâ verilmemesi istenmişti Bu olayla ilgili hutbesinde Rasûl-i Ekrem:

"Sizden önceki ümmetlerin helâk edilmeleri ancak şu sebepledir: Onlar, içlerinden zengin ve soylu bir kimse hırsızlık yaptığı zaman onu bırakırlar fakir ve zayıf bir kimse çaldığında ise ona cezâ verirlerdi Allah'a yemin ederim ki, Muhammed (sas)'in kızı Fâtıma da çalmış olsaydı, muhakkak elini keser, cezâsız bırakmazdım" (480) buyurdu

Her bakımdan kendisine güvenilirdi Verdiği sözü mutlaka zamanında yerine getirirdi Dürüslükten ayrıldığı, şaka bile olsa yalan söylediği hiç görülmemiştir Bu yüzden O'na henüz Peygamber olmadan "Muhammedü'l-emîn" denilmişti Nitekim Peygamberliğini ilan ettiği zaman, iman etmeyenler bile O'na "yalancı, yalan söylüyor", diyememiştir(481) En yakın hısımlarını Safâ tepesine toplayıp onları İslâm'a dâvet için, "Size şu dağın arkasında düşman atlılarının bulunduğunu söylersem, bana inanır mısınız?" dediği zaman: "Hepimiz inanırız çünkü Sen yalan söylemezsin" diye cevâp vermişlerdi(482) Kendisi böyle olduğu gibi, herkesin dürüst olmasını isterdi "Doğruluktan ayrılmayınız, çünkü doğruluk, iyilik ve hayra götürür, İyilik ve hayır da, kişiyi Cennet'e ulaştırır Kişi doğru söyleyip doğruluğu aradıkça, Allah katında sıddîkler zümresi'ne yazılır Yalan sözden ve yalancılıktan sakınınız Çünkü yalan insanı kötülüğe sevkeder Kötülük de kişiyi Cehennem'e götürür, İnsan yalan söylemeğe ve yalanı aramağa devâm ede ede, Allah katında nihayet yalancı yazılır" (483), buyurmuştur

Rasûlüllah (sas) insanların en cömerdi ve en kerîmiydi (484) Eline geçen her şeyi muhtaçlara dağıtır, kimseyi eli boş çevirmezdi(485) "Ben ancak dağıtıcıyım, veren Allah'tır", der(486) ihtiyâcından fazla bir şeyin kendinde veya evinde bulunmasını istemezdi "Uhut Dağı altına çevrilip de benim olsa, borcum için ayıracaklarım müstesna, ondan tek bir dînârın bile üç geceden çok yanımda kalmasını istemezdim" (487) buyurmuştur

Son derece mütevâzi ve alçak gönüllü idi Bir topluluğa geldiğinde, kendisi için ayağa kalkılmasını istemez, nereyi boş bulursa, oraya otururdu Arkadaşları arasında otururken ayaklarını uzatmazdı Arkadaşları her işini yapmayı kendileri için şeref ve cana minnet saydıkları halde, bütün işlerini kendi görür, ev işlerinde hanımlarına yardım ederdi(488) Methedilmesini ve aşırı hürmet gösterilmesini istemez,"Hristiyanların Meryem oğlu İsâ'ya yaptıkları gibi yapmayınız Ben sâdece Allah'ın elçisi ve kuluyum"(489) derdi Fakîr kimselerle düşüp-kalkmaktan, yoksulların, dulların, kimsesizlerin işlerini görmekten zevk alırdı Bulduğunu yer, bulduğunu giyer, hiç bir şeyi beğenmezlik etmezdi(490) Yiyecek bir şey bulamayıp aç yattığı bile olurdu

Bütün işlerini tam bir düzen ve nizâm içinde yapardı Namaz ve ibâdet vakitleri, uyku ve istirahat için ayırdığı saatler, misâfir ve ziyâretçilerini kabûl edeceği vakitler hep belirliydi Vaktini boş geçirmez, her ânını faydalı bir işle değerlendirirdi "İnsanların çoğu iki nimetin kıymetini takdirde aldanmışlardır: Sıhhat ve boş vakit", buyurmuştur(491)

Ahlâklı ve faziletli sanılan nice kimseler, yakından tanındığı zaman, pek çok kusurlarının bulunduğu görülür İnsanı en yakından tanıyan, onun iç yüzünü ve bütün gizli hallerini en iyi bilen, şüphe yok ki eşidir Rasûl-i Ekrem (sas) ilk vahiy'den sonra gördüklerini anlattığı zaman eşi Hz Hatice:

-"Allah'a yemin ederim ki, Cenâb-ı Hak hiç bir vakit seni utandırmaz Çünkü sen akrabanı gözetirsin, işini görmekten âciz kimselerin ağırlıklarını yüklenirsin, fakîre verir, kimsenin kazandıramayacağını kazandırırsın Misâfiri ağırlarsın, Hak yolunda herkese yardım edersin" diyerek(492) O'nun Peygamberliğini hemen kabûl etmiş, en küçük tereddüt göstermemiştir

Çocukluğundan itibâren 10 yıl hitzmetinde bulunan Hz Enes:

-Rasûlüllah (sas)'e 10 yıl hizmet ettim Bir kere bile canı sıkılıp, öf, niçin bunu böyle yaptın, neden şunu şöyle yapmadın, diye beni azarlamadı", demiştir(493)

Kâinâtın Efendisi, Rabbımızın Yüce Elçisi Sevgili Peygamberimizin büyüklüğünü, üstün ahlâkını ve örnek yaşayışını gerektiği şekilde bu satırlar içinde anlatmak şüphesiz mümkün değil O'nun büyüklüğünü ve ahlâkının yüceliğini bir parça sezdirebilmişsem, kendimi bahtiyâr sayarım

"Dünya neye sâhipse, O'nun vergisidir hep;

Medyûn O'na cem'iyyeti, medyûn O'na ferdi

Medyûndur o Masûm'a bütün bir beşeriyyet;

Yâ Rab, bizi mahşerde bu ikrâr ile haşret"(494)

Salât ve selâm O'na, âline, ashâbına ve yolunda olanlara

(464) Müslim, 1/535 (Hadis No: 771)

(465) el-Buhârî, 4/ 1819 (Hadis No, 2337); Tecrid Tercemesi, 9/311 (Hadis No:1449)

(466) el-Buhârî, 4/166; Müslim 4/1810 (Hadis No 2321); Tecrid Tercemesi 9/318 (Hadis No:1456)

(467) Mâlik, el-Muvatta, 2/904 (neşr, M Fuad Abdülbaki) Kahire, 1370/1951

(468) Nûn Sûresi, 4

(469) Müslim, 1/514 (Hadis No: 746)

(470) el-Ahzâb Sûresi, 21

(471/1) Âl-i İmrân Sûresi, 159

(471/2) el-Buhârî, 4/167; Tecrid Tercemesi, 9/321 (Hadis No: 1460)

(472) Ebû Dâvûd, 2/550

(473) el-Buhârî, 4/166; Müslim, 4/1813 (Hadis No: 2327); Ebû Dâvûd, 1/550; Tecrid Tercemesi, 9/319 (Hadis No: 1457)

(474) İbn Hişâm 4/54; İbnü-l Esîr, age, 2/252; Zâdü'l-Meâd, 2/394; Tecrid Tercemesi, 10/340-341

(475) el-Buhârî, 4/167; Müslim 4/ 1809 (Hadis No: 2320); Tecrid Tercemesi, 9/320 (Hadis No: 1459)

(476) el-Buhârî, 1/11; Tecrid Tercemesi, 1/32 (Hadis No: 23)

(477) el-Buhârî 7/100; Tecrid Tercemesi, 12/163 (Hadis No: 2001)

(478) el-Buhârî 4/167; Tecrid Tercemesi, 9/321 (Hadis No: 1460)

(479) el-Buhârî 4/167; Tecrid Tercemesi, 9/321 (Hadis No: 1461)

(480) el-Buhârî, 5/97 ve 8/16

(481) el-Enâm Sûresi, 33

(482) Tecrid Tercemesi, 9/285

(483) el-Buhârî, 7/95; Müslim, 4/2013 (Hadis No 2607); Ebû Davût, 2/593; Tirmizi 4/347 (Hadis No: 1971)

(484) el-Buhârî, 4/167; Müslim, 4/1802 (Hadis No: 2307)

(485) Müslim, 4/1805 (Hadis No:2311)

(486) el-Buhârî, 1/26; Müslim, 2/719 (Hadis No:1037)

(487) el-Buhârî, 3/82; Tecrid Tercemesi, 7/376 (Hadis No: 1075); Riyâzü's-Sâlihîn, 1/501-503 (Hadis No: 467-468)

(488) el-Buhârî, 1/64, 1/193; Tirmizi, 4/654 (Hadis No: 2489)

(489) el-Buhârî, 4/142; Tecrid Tercemesi, 9/213 (Hadis No: 1405)

(490) el-Buhârî, 4/167

(491) el-Buhârî, 5/170; Tirmizi, 4/550 (Hadis No: 2304)

(492) el-Buhârî, 1/3; Tecrid Tercemesi, 1/3-10 (Hadis No:3)

(493) el-Buhârî, 7/82; Müslim, 4/1084 (Hadis No: 2309); Tecrid Tercemesi, 12/148 (Hadis No: 1987)

(494) Mehmet Akif, Safahat, VII Kitap (Gölgeler), "Bir Gece" başlıklı şiirden

KAYNAKLAR

1- Bûharî, Ebû Abdullah Muhammed b İsmâil (v256/870) el-Câmiu's-Sahîh, I-VIII, İstanbul, 1315 h

2- Cevdet Paşa, Ahmet (v1313/1895), Kısas-ı Enbiyâ, I-III, İstanbul 1308

3- Hamîdullah, Muhammed, İslâm Peygamberi, I-II, (Terceme: Said Mutlu ve Sâlih Tuğ), İstanbul 1385-1388/1966-1969

4- Hamîdullah, Muhammed, Hz Peygamberin Savaşları, (Terceme: Sâlih Tuğ), İstanbul, 1962

5- Hamîdullah, Muhammed, el-Vesâiqu's siyâsiyye, Beyrut, 1405/1985

6- İbn Esîr, Ali b Muhammed eş-Şeybânî, (v630/1232) el-Kâmil fi't-târih, I-XIII, Beyrut, 1385/1965

7- İbn Hişâm, Abdülmelik (v218/834) es-Siyretü'n Nebeviyye, I-IV(nşr Mustafa es-Seka, İbrâhim el-Ebyâri, Abdülhafiz Şiblî), Beyrut 1391/1971

8- İbn Kayyım, Muhammed b Ebi Bekr, (v751/1350), Zâdü'l-meâd, I-IV (nşr: Muhammed Hamid el-Feqi) Kahire, 1373/1953

9- İbn Kesîr, Ebû'l-Fidâ İsmail b Ömer,(v 774/1373), el-Bidâye ve'n-Nihâye, I-XIV, Beyrut, 1966

10- İbn Sa'd, Ebû Abdillah Muhammed (v230/844) et-Tabakatü'l-Kübrâ, I-VIII Beyrut, 1398/1978

11- Keskioğlu, Osman, Hatemü'l-Enbiya Hz Muhammed ve Hayatı, Ankara, 1966 (AHimmet Berki ile müşterek)

12- Konrapa, Zekâi, Peygamberimiz, İslâm Dini ve Aşere-i Mübeşşere, İstanbul, 1968

13- Mahmud Esad Efendi, (v1336/1917), Târih-i Din-i İslâm, I-III, İstanbul 1319-1329

14- Miras, Kâmil, (1376-1957) Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi, I-XII, ilk üç cildi Ahmet Naim (v1353/1934) tarafından hazırlanmıştır) İst 1928-1948, IB

15- Müslim, Ebû'l-Huseyn Müslim b el-Haccâc b Müslim el-Kuşeyrî, (v 261/875), el-Câmiu's-Sahîh, I-V (nşr: M Fuad Abdülbâki), Kahire, 1374-1375 h/1954-1955 m

16- Şiblî, Mevlâna ve Süleyman Nedvi, Asr-ı Seâdet, İslâm Tarihi, I-X (Trc: Ömer Rıza Doğrul) İstanbul, 1346-1353 h/ 1928-1935 m

17- Yazır, Muhammed Hamdi, (Elmalı Hamdi Efendi, v 1358/1942), Hak Dini Kur'ân Dili, I-IX, İstanbul, 1935-1939

Kaynak: Tamamı Diyanet İşleri Bşklığından alınmıştır

Alıntı Yaparak Cevapla