|
Prof. Dr. Sinsi
|
Hz.Muhammed (S.A.V.) Hakkında-Peygamber Efendimiz (S.A.V.) Hakkında
Hz Peygamber'e Sesleniş
Bir seher vakti uyandım Yine gama, yine kedere dalmış her yer Efendim
Yine efkâr, yine âh u zâr almış cihanı Bir velvele ki, sorma Efendim
Yine hasret, yine gurbet almış her yanı
Bütün aşklar, sevgi ve muhabbetler, bütün dertler kıyama kalkmış
Sana hasret, sana müştak, sana tutkun gönüller kıyama kalkmış
Bir seher uyandım Efendim, sana meczûb âşıklar kıyama kalkmış
Her varlık âh u zâra durmuş, lâleler, sümbüller, güller kıyama kalkmış
Kıyam etmiş bülbüller, zikre durmuş gönüller
Bir seher uyandım Efendim, bülbüle kulak verdim;
Geçmiş günleri, sevda ve aşkları yâd ediyordu
Sana yazılan na'tları, bestelenen şiirleri hikâye ediyordu
Ötüyordu dertli dertli Yine hicrân, yine giryân, yine hazân, yine hüsrandı
Kâh ağlıyor, kâh inliyor, kâh susuyordu yine
Hiç böyle ötmemişti, böyle şakımamıştı
Yakmıştı canı, yıkmıştı c*****, velveleye vermişti cihanı
Hiç böyle sızlanmamıştı, böyle dertlenmemiş, geçmişe böyle yanmamıştı
Bu sabah ona kulak verdim Efendim
Bir sevda dilindeydi, bir aşkı anlatıyordu
Oturduğu dalı, yaprağı, gövdeyi titretiyordu, öyle ötüyordu
Hasretten yanıyor, gurbetten ağlıyordu Sanki bütün sevdalıları ağlatıyordu
Bu seher başkaydı Efendim, bu sefer başka
Hazır dili çözülmüşken ona sormak istiyordum;
Bunca velvele, bunca serzeniş kime? Onca kıyamet, onca şikâyet niye?
Bir şeyler fısıldadı, bir şeyler söyledi
Âh Efendim, beni yüreğimden vurdu
Kalbim böylesine yanmamıştı, göğsüm böyle daralmamıştı
Ruhumu inletti, beni dîvâne, muzdarip etti
Böyle aşk dinlemedim, böyle muhabbet, böyle hasret görmedim
Seherde ağlattı beni, yine gama, kedere saldı  
Meğer bunca dağlanışı, sızlanışı, bunca âhı, bunca efgânı;
Yıkık gönüller, kırık kalbler, kavrulmuş yürekler adına imiş
Yanık sinelerin, aşka adanmış türkülerin,
Hasretten lâl kesilmiş dillerin sözcüsü imiş meğer
Bunca kıyamet Efendim, bunca âh u zâr;
Sana adanmış ruhların, türkülerin, aşk ve sevdaların
Yürek yakıcı bir efgânı, bir efkârıymış Efendim
Nasıl bilmedim, nasıl uyanmadım, kendimden utandım
Hissizliğimden, insanlığımdan, aşka olan sessizliğimden utandım
Soğumuş bir demir kesilmiş bedenimden,
Kurumuş, çölleşmiş hadekamdan, Sana tutkun gönüllerden utandım
Bir seher vakti uyandım Efendim, her yer meşke boyanmış, her şey sermest olmuş
Bağbân hayran, bülbül mestâne, kızıllık her yeri sarmış, sanki gülzâre dönmüş
Günler buruk ve yalnız, öksüz ve yetim kalmış, o kutlu doğumu yâda durmuş
Bir sessizlik var her yerde Efendim, sanki varlık lâl kesilmiş
Yine hazân, yine hicran, yine giryân cana düştü Yine efgân bana düştü
Gül böylesine kızıl olmamıştı, böyle dertli, gönlü böyle mahzûn olmamıştı
Her zerresini böyle gam, böyle keder, her yanını kırmızı almamıştı
Mevsim böylesine yaş dökmemişti ardından, akşam böyle kararmamıştı
Sabahlar ne kadar inlemiş, gül ne kadar gözyaşı içmiş bilsen Efendim,
Göz ne kadar acı dökmüş Gam ne keder vermiş, ne canlar yakmış,
Ne hüsranlar yaşatmış bilsen
Yokluğun ne elem salmış geceye, ne hüzün vermiş sehere, ne dert vermiş
Kırmızılık bir kez daha giyinmiş, bir kez daha kuşanmış ayrılık güllerinde
Onlar Sen'i temsil ediyor sözde, Sen'i hatırlatıyor
Aşkını o sembolize ediyor, teninin kokusunu o takdim ediyor sanki
Gönül bir teselli bulmak istiyor, ayrılık ateşine bir çare
Bu hicrana, bu efgâna, bu hüsrâna bir merhem istiyor
Bir seher vakti Efendim, teselli aradım gülden, bülbülden
Geceden, gündüzden Sen'i sordum
Aşktan, ızdıraptan, hasretten bezenmiş bir buket yaptım
Sabahı Sana delalet, şafağı teselli yaptım
Hasret ve tutkularıma Efendim, sebeb-i meserret yaptım
Bir ferman yazmak isterdim her yerde okunsun,
Sana olan aşkları, tutkuları dile getirsin
Bir çerağ yakmak isterdim, gönüllerde Sen'in sevdanı tutuştursun
Bir türkü söylemek isterdim, Sen'in adını yüceltsin
Aşkına adanmış bir beste yazmak, güle, bülbüle onu okutmak
Her dertli gönüle onu ezberletmek isterdim
Ne çare, sonunda anladım ki Efendim,
'Dertli söylegen olur ' derler amma,
Sevdanı anmak, sevdanı yazmak için,
Erbâb-ı dîl olmak gerek, erbâb-ı gönül
Fatma ERGENE
|