Konu
:
Şizoid Durum
Yalnız Mesajı Göster
Şizoid Durum
09-06-2012
#
1
Prof. Dr. Sinsi
Şizoid Durum
Hapsedilmiş Birey Tablosu
Psikoterapistin
karşısındaki hastaların zihinsel olarak değil
yalnızca bedensel olarak orada bulundukları
coşkusal bakımdan ulaşılamaz oldukları ruhsal durumlara büyük bir önem vermesi gerekir
Bir kadın hasta bedensel olarak geldiğini
ama kendiliğini birlikte getirmediğini dile getirircesine "Kendimi buraya geliyormuş gibi hissetmiyorum
" demişti
Komşusu olan genç adama birlikte yürüyüşe çıkmayı önerdiğinde de kendisini aynı ruhsal durumda hissettiğini belirtti
Yürüyüşe çıkmışlar ve hasta yorgun
isteksiz ve konuşamaz durumda bulmuş kendisini: "Buraya geldiğimde de aynı şeyi hissettim; sanki burada değilmişim gibi
" Yemeğe karşı tepkisi de benzerdi
Canı güzel bir yemek yemek istiyor
ama sofraya oturduğunda sanki yemeğe hiç ilgi duymuyormuş gibi iştahı kaçıyordu
Başka bir hasta ise şöyle bir düş görmüştü:
Eşimle birlikte sizi görmeye geldik ve eşim hastaneye gittiğim için orada olmadığımı açıkladı size
Kopukluk
kapatılmışlık
temassızlık
kendini ayrı ya da yabancı hissetme
her şeyin bulanık olması ya da gerçekdışı gelmesi
kendini insanlarla bir hissetmeme ya da yaşamın anlamını yitirmesi
ilginin azalması
her şeyin boş ve anlamsız görünmesi gibi şikâyetlerin hepsi çeşitli yönlerden bu ruhsal durumu betimler
Hastalar genellikle bunu "depresyon" olarak adlandırırlar; ama klasik depresyonda kolayca fark edilen kara kara düşünme
öfke ve suçluluk gibi ağır
karanlık
içten içe yaşanan duygular bu hastalarda görülmez
Depresyon aslında hastanın saldırganlığını iç kendiliğine yöneltirken açıkça öfkeli ve saldırgan bir davranışa kapılmama mücadelesinin bir parçasını oluşturan
daha dışa dönük bir ruhsal durumdur
Yukarıda sözü edilen durumlar ise daha ziyade "şizoid durumlar"dır
Bunlar kesinlikle içe dönüktür
Depresyon nesne ilişkileriyle ilgilidir
Şizoid kişi ise nesneleri reddetmiştir
onlara hâlâ gereksinim duysa bile
Gerçek libidinal kendiliğin büyük ölçüde geri çekilmesi sonucunda dış ilişkiler boşalmış gibidir
Etkin ruhsal faaliyet gizli bir iç dünya içinde yitirilmiştir; hastanın bilinçli beni yaşamsal duygu ve eylemden boşalmış ve gerçekdışı bir niteliğe bürünmüştür
Düşler ve fanaaailer yoluyla
iç dünyada süregelen yoğun bir etkinliğin izlerine rastlanabilir; ama hastanın bilinçli beni sanki tarafsız bir gözlemciymiş gibi sadece durumdan kopuk bir izleyici olarak katıldığı bu içsel dramayı aktarmaktan öteye geçmez
Dış dünyaya karşı sergilenen tutum da bunun aynısıdır: katılmama ve hiçbir şey hissetmeksizin uzaktan gözlem; tıpkı katılmadığı
hiçbir kişisel ilgi duymadığı ve kendisini sıkıntıya boğan bir toplantıyı betimleyen bir muhabir gibi
Yürütülen biçimiyle bu etkinlik mekanik görünebilir
Şizoid bir durum baskın olduğunda
bilinçli ben iç ve dış olmak üzere iki dünya arasında asılı kalmış ve bu iki dünyayla da gerçek bir ilişki içinde değilmiş gibidir
Etki alanı dışında kalmak ve duyguya kapılmamak üzere coşkusal ve itkisel bir durağanlık buyruğu vermiştir
Bu şizoid durumlar depresyon ile dönüşümlü olabilir; zaman zaman bu ikisi birbirine şaşırtıcı bir biçimde karışır; şizoid ve depresif belirtiler bir arada görülür
Bunlar bir seans sırasında gelip giden geçici ruh hallerinden
özgül şizoid özelliklerin çok belirgin bir biçimde izlenebildiği uzun süreli durumlara varıncaya kadar her şiddette olabilir
Bu noktada
aslında şizoid iken kendisini depresif olarak tanımlayan bir hastayı örnek vermek yararlı olabilir
Bu hasta bir seansa şöyle başladı: "Çok depresifim
Oturup kalıyor
koltuktan kalkamıyorum
Hiçbir amaç göremiyorum
gelecek bomboş
Çok sıkılıyorum ve büyük bir değişiklik istiyorum
Kendimi umutsuz
boynu bükük
umarsız ve kıstırılmış hissediyorum
Buna nasıl çare bulabileceğimi ya da katlanabileceğimi bilmiyorum
" (Analist: "Sizin için çözüm her şeye bir sünger çekmek
hiçbir şey hissetmemek
insanlarla coşkusal düzeydeki tüm ilişkilerden vazgeçip mekanik bir şekilde hareket etmek
bir robot olmak
") Buna tepkisi şizoid özelliği açıkça ortaya koydu: "Evet
hiçbir şeye aldırmadığımı
ilgi duymadığımı hissediyordum
Sonra korkuya kapıldım
bunun tehlikeli olduğunu düşündüm
Kendimi bir şey yapmaya zorlamasaydım
öylece oturur
umursamaz
ilgilenmezdim
" (Analist: "Analizde bana da bu tepkiyi gösteriyorsunuz: Sakın etkilenme
duygulanma
ona tepki gösterme hevesine kapılma
") Şöyle yanıtladı: "Eğer herhangi bir şey hissedecek olsaydım
size karşı büyük bir kızgınlık hissederdim
Böyle hissetmeme neden olduğunuz için sizden nefret ediyorum
Size yakınlık duymaya başladıkça
kendimi aptal gibi
ezilmiş gibi hissediyorum
"
Coşkusal bakımdan gerçek bir ilişki kurma
yani duygularını olduğu gibi dile getirme gereksinimi duyduğu bir başka insan olarak analistin varlığı bile
ancak bu ilişkiyi ortadan kaldırarak üstesinden gelebileceği bir coşkusal kriz yaratıyordu onda
Dolayısıyla
duyduğu kaygılara karşı başlıca savunması
kendisini coşkusal bakımdan uzak ve ulaşılmaz kılmak ve herkesle arasına mesafe koymaktı
Bir seferinde şöyle dedi: "Sizi sevmektense
sizden nefret etmeyi yeğlerim
" Ama bununla da kalmıyordu
Ne seviyor ne de nefret ediyor
hiçbir şey hissetmiyor ve seanslarda dıştan bakınca çoğu kez tembel
geldiği için sıkıntı içinde ve bir "ne olursa olsun" tutumu takınmış oluyordu
Şu halde
anlamaya çalıştığımız sorun budur
Şizoid durum öncelikle dış nesne ilişkilerini ortadan kaldırmaya ve kopuk
geri çekilmiş bir biçimde yaşama çabasına dayanır
Bu hastalara ne olmaktadır ve niçin? Bu yalnızca bir tedavi sorunu değildir
Tüm yaşamı kapsayan bir sorundur
Bir İçsel Dünyada Yaşama
Nesneye ve İçsel Nesne İlişkilerine Duyulan Gereksinim
Fairbairn'in nesne ilişkileri kuramı şizoid sorunlar üzerine yaptığı incelemelerden doğmuştur ve şizoidin "kendi içinde sürdürdüğü yaşam" konusunda çok bilgi vericidir
Fairbairn bireyin libidosunun hazzı ya da yalnızca öznel doyumu değil
nesnenin kendisini amaçladığını öne sürer
"Haz nesneye giden yolu gösteren bir işaret levhasıdır
" der (1952a: 33)
İnsan doğasına ilişkin temel olgu iyi nesne ilişkilerine yönelik libidinal dürtümüzdür
Anahtar biyolojik formül organizmanın çevreye uyumudur
Anahtar psikolojik formül ise kişinin insani çevreyle ilişkisidir
İnsan
yaşamının anlamlılığını nesne ilişkilerinde bulur ve yaşamımız yalnızca bu bakımdan bir anlam kazanır; çünkü nesne ilişkileri olmaksızın ben gelişemez
İşte şizoidin sorunları da özellikle bu alandadır
Duyduğu kaygı nedeniyle kendisini tüm nesne ilişkilerinden koparmaya sürüklenir
İyi nesnelere yönelik kaçınılmaz arayışımız sırasındaki gereksinimlerimiz
korkularımız
engellenmelerimiz
gücenikliklerimiz ve kaygılarımız psikopatolojinin konusunu oluşturur; çünkü yaşamdaki gerçek sorun bunlardır
İyi nesne ilişkilerine kavuşma ve bunları sürdürme yolundaki güçlükler fazla belirgin olduğunda ve insan ilişkilerine aşırı büyük bir kaygı ve çatışma eşlik ettiğinde
bu temel gereksinimi yadsımak ve gidermek için umutsuz çabalara girişilir
İnsanlar kabuklarına çekilir
insani olmayan nitelikte bir çalışmaya gömülür
gerçek insanlarla ilişkileri ellerinden geldiğince ortadan kaldırır
kendilerini soyutlamalara
ideallere
kuramlara
örgütlere vb
adarlar
Durumun doğası gereği bu girişimler başarılı olamaz ve her zaman felaketle sonuçlanır; çünkü bunlar kendi doğamızı yadsıma çabasından başka bir şey değildir
Hem bunu yapıp hem sağlıklı kalamayacağımız açıktır
İnsanlar dış dünyada kendilerini insan ilişkilerinden ne denli kopuk tutarlarsa
iç ruhsal dünyalarındaki coşkusal yüklü fanaaaileştirilmiş nesne ilişkilerine o denli yönelirler ve sonunda psikotik yalnızca kendi iç dünyasında yaşamaya başlar
Ama bu da yine bir nesne ilişkileri dünyasıdır
Yalıtılmış birimler olarak yaşamaya kuruluşumuz uygun değildir
Tüm nesnelerin gerçekten kaybedilmesi ruhsal ölüm anlamına gelir
Bu nedenle
kronik açık alan fobisi olan ve kendi ailesiyle birlikte dışarıya çıktığında bile ciddi kendine yabancılaşma nöbetleri geçiren on dokuz yaşında genç bir kadın hasta "Büyük mağazalarda korkunç bir kapalı yer fobisi yaşıyorum ve kendimi dışarıya atmak istiyorum
" demiştir
Aslında alışveriş yapanların oluşturduğu büyük kalabalığın ortasında bunalıyor ve kendisini çaresiz hissediyor
korkunun gelişmesinden önce de ani ve istemsiz bir şizoid geri çekilme durumuna uğruyordu
Bunu "Ansızın herkesle ve çevredeki her şeyle temas yoksunluğu hissediyorum ve her şeyin ortasında kayboluyor gibi oluyorum
" diye dile getirmiştir
Açık alan fobisinin nedeni buydu
Ev dışındaki dünyada bunalıyor ve "kendini kaybediyordu
" Karen Horney (1945) "Nevrozlar insan ilişkilerindeki bozukluklardan kaynaklanır
" der
Ancak
Horney burada yalnızca dış nesnelerle bilinç düzeyindeki ilişkileri kastetmektedir
Bebeklik dönemindeki kötü dışsal ilişkiler daha az açık bir tehliaaae
yani geri çekilme ve bir iç dünyada
içselleştirilmiş ruhsal nesnelerden
kötü nesnelerden ve "kötü nesne durumlarından" oluşan bastırılmış bir dünyada yaşamayı sürdürme girişimine yol açar
Bütün bunlarda yeni olan
Melanie Klein ve Fairbairn'in daha ayrıntılı olarak geliştirdikleri içsel nesneler kuramı ve Fairbairn'in içgüdüsel itkilere değil
nesne ilişkilerine birincil önem tanımasıdır
Libidinal dürtünün gerçek ereği nesnedir
Hazları değil
kişileri ararız
İtkiler ruhsal varlıklar değil
benin nesnelere verdiği tepkilerdir
Melanie Klein'ın içsel nesnelerin ve içsel nesne ilişkilerinin iç dünyası kur******* ve bu kuramın Fairbairn tarafından ele alınan sonuçlarından yararlanmadan şizoid sorununu anlamaya olanak yoktur
Bu metapsikoloji henüz bütün psikanalistler ve psikoterapistlerce kabul görmediği
hatta belki anlaşılmadığı için burada buna elden geldiğince yalın biçimde değinmek yararlı olabilir
İçsel nesneler dünyasının ne anlama geldiği şöyle açıklanabilir: Bir anlamda yaşamdaki tüm deneyimimizi saklayıp "her şeyi ruhumuzda taşırız"
Eğer böyle yapmasaydık
geçmişimizle tüm sürekliliği yitirir
uçuşup daldan dala konan kelebekler gibi
yalnızca bir andan öbürüne yaşardık; hiçbir ilişki ya da deneyimin bizim için kalıcı bir değeri olamazdı
Dolayısıyla bir bakıma her şey ruhta içselleştirilir
saklanır ve içsel olarak sahiplenilir; yaşamda kesin bir süreksizliğe karşı yegâne savunmamız budur
Bunun üzücü bir örneği
belleğini yitirerek bilincinde köklerinden koparılan insandır
Şeyler
ruhta sırasıyla bellek ve içsel nesneler olarak adlandırdığımız iki ayrı yoldan içselleştirilip saklanır
Bu konu yakın bir tarihte Bion'un çalışmasında vurgulanmıştır
İyi nesneler öncelikle ruhsal olarak içselleştirilir ve yalnızca bellekteki anılar olarak saklanır
Yaşandıkları anda zevk verirler; bu deneyim doyum sağlar ve hiçbir sorun yaratmaz
iyi ben gelişimini destekler ve ileride geriye dönülüp hazla anımsanır
Ebeveynden biriyle ya da evlenilen kişiyle olduğu gibi çok önemli bir sürekli iyi nesne ilişkisinde ise
mutlu geçmiş anılarının yanı sıra şimdi ve gelecekte bir dış gerçeklik olarak iyi nesneye sürekli sahip olunacağına ilişkin güven duygusu vardır
Bu durumda içselleştirilmiş nesneler yaratmak için bir neden yoktur
Dışsal deneyim
gereksinimlerimizi karşılamaya yetmektedir
Bu noktada Fairbairn
Melanie Klein'dan farklı düşünür
"İyi nesnelerin"
öncelikle "anı" dışında hiçbir biçimde içselleştirilmesinin gerekmediği kanısındadır; ama bu
ilişkiye kesin olarak sahip olma deneyimini içermelidir
Nesneler ancak ilişki
örneğin nesnelerin değişmeleri ya da ölmeleri yüzünden
bir kötü nesne durumuna dönüştüğü zaman daha köklü bir biçimde içselleştirilir
Gereksindiğimiz ve sevdiğimiz birisi bizi artık sevmediği ya da bizim böyle yorumladığımız bir davranış gösterdiği
ya da ortadan kaybolduğu
öldüğü
yani bizi terk ettiği zaman
bu kişi coşkusal ve libidinal anlamda bir kötü nesneye dönüşür
Çocuk için
annesi memeyi sunmayı reddettiğinde
onu sütten kestiğinde
aksi
sabırsız ve cezalandırıcı davrandığında ya da hastalık nedeniyle geçici bir süre ya da ölüm dolayısıyla sürekli olarak onun yaş******* çıktığında böyle bir durum oluşur; gereksindiğimiz kişi coşkusal bakımdan kopuk
uzak ve donuk kalınca da aynı şey olur
Bütün bunlar
en önemli gereksinim bakımından engellenme
reddedilme ve terk edilme ya da zulüm ve saldırıya uğrama şeklinde yaşanır
Bunun üzerine artık kötü nesneye dönüşen bu yitirilmiş nesne
anıdan çok daha yaşamsal ve temel bir anlamda ruhsal olarak içselleştirilir
Bion'un deyişiyle
kötü deneyimler sindirilemez ve özümlenemez; ruhun yansıtmaya çalıştığı yabancı nesneler olarak saklanır
Yakınlarını yitirenler
yıllarca sonra bile sevdikleri kişiyi hâlâ yaşıyormuşçasına canlı bir biçimde düşleyebilirler
Analizinde
yaşamı boyunca ölüm korkusu çeken bir hastanın düşlerinde sürekli olarak tabut içinde cesetler gördüğü ortaya çıktı
Bu düşlerden birinde
kendisi aaaifli sosyal etkinliklerde bulunurken
aklı hep bir perdenin arkasında duran tabuttaki cesetteydi
Ölüye içten içe duyduğu ölümcül ilgi ve bağlanma bu hastayı tehdit ediyor ve onda gerçek bir ölüm korkusu yaratıyordu
Ölü adam
tabutta yatar halini gerçekten görmüş olduğu babasının cesediydi
Başka bir hasta ise
on iki yıl önce ölen annesinin kendisine şiddetli bir biçimde öfkelendiği bir karabasan görüyordu
Bir ilk engellenme durumunu kopyalayarak oluşturulan bir ruhsal dünya (bkz
Riviere 1952: 26 ve Heimann 1951)
kişinin kötü nesnelere bağlandığı ve bu yüzden her zaman engellenme
açlık
öfke
suçluluk ve derin bir kaygı duyduğu
bunu sürekli olarak yine dış dünyaya yansıtarak geçici bir iç rahatlama aramaya yöneldiği mutsuz bir dünya oluşmuştur
İçselleştirilenler kötü nesnelerdir; çünkü bunların kötülüğünü kabullenemeyiz; dış gerçeklikte uzaklaşmaya çalışsak da bunlardan vazgeçemeyiz
bunları kendi haline bırakamayız; dış gerçeklikte bunları denetim altına alamadığımız için de ruhsal iç dünyamızda durmadan sahiplenip değiştirmeye çalışır ve iyi nesnelere dönüşmeye zorlarız
Hiçbir zaman değişmezler
İlk kötü nesnelerimizi yaşamın çok erken dönemlerinde bastırdığımız ve kilit altına aldığımız bilinçdışı iç dünyamızda
bu nesneler gerçek dış deneyimimize göre bize karşı hep reddedici
aldırmaz veya düşman kalır
İçselleştirilen bu nesnelerin yalnızca fanaaai olmadığı vurgulanmalıdır
Çocuk
nesneleriyle coşkusal olarak özdeşleşmiştir ve onları ruhsal olarak içe aldığı zaman özdeşleşmesi sürer; bunlar doğrudan doğruya onun kişiliğinin ruhsal yapısının parçaları haline gelir
İçsel nesnelerin varlıklarını bilince gösterdiği fanaaailer
içsel nesneleri oluşturan marazi ruhsal yapıların etkinliğidir
Nesneler ancak yaşamın daha ileri dönemlerinde zaten var olan içsel nesne yapılarıyla bileşerek böyle köklü bir biçimde içselleştirilir
Yetişkinin yaşamında dış gerçeklikteki durumlar
içsel
bilinçdışı ve salt ruhsal gerçeklikte süregelen bu durumların ışığında bilinçdışı olarak yorumlanır
İç dünyada oluşan coşkularla dış dünyada yaşarız
Psikopatolojik sorun büyük ölçüde
insanların içselleştirilmiş kötü nesnelerinin nasıl üstesinden geldikleri
kendilerini ne ölçüde bunlarla özdeşleşmiş hissettikleri ve dış nesnelerle ilişkileri nasıl karmaşıklaştırdıklarıdır
Önemli olan haz değil
ister içsel ister dışsal olsun
her zaman için nesnedir
(b) İç Dünyanın Psikodinamiği
Fairbairn
bu bakış açısından yola çıkarak psikozlar ve psikonevrozlar kuramına yeni bir yaklaşım getirdi
Klasik Freud-Abraham yaklaşımında
bu hastalıklara yaşamın ilk beş yılında libidinal gelişimin birtakım saplanma noktalarına takılıp kalmasının yol açtığı düşünülüyordu
Bunlar
oral emme evresinde şizofreni
oral ısırma evresinde manik-depresyon
erken anal evrede paranoya
geç anal evrede takıntılar ve fallik ya da erken genital evrelerde de histeridir
Fairbairn ise
libidinal itkilerin yazgısına değil
içsel kötü nesnelerle ilişkilerin doğasına dayanan
tümüyle farklı bir yaklaşım öne sürdü
Melanie Klein'ın depresif konum kuramını kabul ederek
şizoid ve depresif durumların içsel kötü nesne ilişkilerindeki iki temel tepki tipi
kaçılması gereken iki temel ve nihai tehlike olduğu ve bebeklikteki mutlak bağımlılığın oral evresinde nesne ilişkilerinde yaşanan güçlüklerden kaynaklandığı düşüncesini ortaya attı; paranoya
takıntılar
histeri ve fobileri içsel kötü nesnelerle başa çıkmak ve depresif ya da şizoid ruhsal durumların nüksetmesini önlemek için başvurulan dört ayrı savunma yöntemi olarak ele aldı
Bu da
herhangi bir hasta çoğunlukla bu yöntemlerden birini yeğlese bile
hastaların durmadan paranoid
takıntılı
histerik ve fobik tepkiler göstermeleri olgusunu anlaşılabilir kılmaktadır
Psikonevrozlar temelde
serbest kalsalar depresif ya da şizoid durumlar yaratabilecek olan içsel kötü nesne durumlarına karşı bir savunmadır; yine de
bu durumlar genellikle kötü bir dışsal durum yüzünden yeniden etkinleşebilir
Dolayısıyla tedavide
hastanın sorunu hiçbir zaman çözmeyen bu yetersiz yöntemlerden vazgeçmesine ve içsel kötü nesnelere karşı giriştiği bu semptom üretici savaşımların gerisindeki nedenin farkına varma cesaretini bulmasına yardım etmek amaçlanmalıdır; başka bir deyişle amaçlanması gereken
hastaların bilinçli kendiliklerinde iki temel ruhsal tehlike olan depresyon ya da şizoid duygu kaybından birine ya da öbürüne teslim olma duygusuna kapılmalarına yol açan temel kötü nesne durumlarına geri dönme riskini göze almalarına yardım etmektir
Doğal olarak
depresif ve şizoid durumlar
ben savunmalarına karşın
değişen derecelerde sürekli olarak bilinçte gelişir
Harry Guntrip
Şizoid Görüngü
Nesne İlişkileri ve Kendilik
Özgün adı: Schizoid Phenomena
Metis yayyınevi
Prof. Dr. Sinsi
Kullanıcının Profilini Göster
Prof. Dr. Sinsi Kullanıcısının Web Sitesi
Prof. Dr. Sinsi tarafından gönderilmiş daha fazla mesaj bul