ForumSinsi - 2006 Yılından Beri

ForumSinsi - 2006 Yılından Beri (http://forumsinsi.com/index.php)
-   Makaleler (http://forumsinsi.com/forumdisplay.php?f=316)
-   -   Seçme Deneme Yazilari (http://forumsinsi.com/showthread.php?t=986851)

Prof. Dr. Sinsi 10-24-2012 10:32 PM

Seçme Deneme Yazilari
 

YAĞMURLA GELENLER

Bu sabah yağmur var İstanbul'da

Gözlerim dolu dolu oluyor bilinmezliğe

Anne sözü dinler gibi masum,

Ağladım bu sabah, İstanbul'da

Bu sabah yağmur var İstanbul'da , tıpkı şarkıda söylendiği gibi Şimdilik ince ince yağıyor yağmur Hava bulutlu, gri ve puslu Vapurlar geçiyor, denizde nazlı nazlı süzülüşlerini seyrediyorumKarşıda, Topkapı Sarayı'nın yeşillikler arasındaki gri silueti Ve ıslak, nemli toprağın kokusuİçimde garip bir huzur

Yağmuru hep sevdim Yağmurla birlikte garip bir hüzün ve ardından büyük bir huzur kaplar içimi,ferahlarım, hafiflerimBilmem Sizin için ne ifade eder yağmur Yağmuru sever misiniz? Yoksa hiç sevmeyen, hatta nefret edenlerden misiniz?

Çocukken annenizden izin alıp, ya da bir kaçamak yapıp, yağmur şakır şakır yağarken sokağa fırladınız mı? Minicik ayaklarınızda belki naylondan kırmızı renkli bir çizme , belki de her tarafı delikli sandaletinizle, küçük göletlerin içine girip çıktınız mı?En çok sevdiğiniz arkadaşınızla birlikte , göletlere batıp çıktıkça sevinç çığlıkları atıp, çocuk şarkıları söylediniz mi?

Hiç yağmurda yürüdünüz mü ? Saçım bozuldu, ayaklarım ıslandı diye üzülmeden, sırılsıklam ıslandığınız halde içinizde çocuksu bir coşkuyla, sokaklarda kayıp gittiniz mi?Ne güzeldir yağmurda ıslanmakİçinizde çocuk kalan yanınıza göre tabiEğer hiç kalmamışsa çocuk yanınız,ya da derin bir uykudaysa süresiz, yağmurda ıslanmak, hoş değildir şüphesiz

Sevgilinizle yağmurda dolaştınız mı?Yol boyunca karşılıklı olarak dizilmiş ağaçların, dallarıyla birbirini kucakladığı geniş sokaklarda, kocaman bir şemsiyenin altında, sevgilinizle sarmaş dolaş yürümekteyken, nemli ve temiz havayı içinize çekerken, sevgilinizin kulağınıza fısıldadığı tatlı aşk sözcükleriyle sarhoş oldunuz mu? Yağmurlar içinize içinize yağdı mı?

Dışarıda yağmur bardaktan boşanırcasına yağarken, hiçbir şey yapmayıp,sadece pencerenizden yağmuru ve oradan oraya koşuşturan insanları seyrettiniz mi?Sıcacık evinizde , kömür sobasının üzerinde demlenen çayın tatlı tıkırtısı kulağınızdayken, ince belli çay bardağınızı,çay kaşığınızla çıngır çıngır karıştırıp, nefis çayınızdan kocaman bir yudum aldınız mı?Her yudumla birlikte içinizin ısındığını, yumuşadığınızı hissettiniz mi?

Yağmurlu bir günde her şeye boş verip,tüm planlarınızı erteleyip, tüm görüşmelerinizi, buluşmalarınızı iptal edip,sıcacık yatağınızda,sobanın yanında mindere kıvrılıp yatıvermiş bir kedi edasıyla, mışıl mışıl uyudunuz mu?

Yağmurda ağladınız mı? Gözyaşlarınız yağmura karışırken, ağladığınızın hiç fark edilmemiş olmasını dilediniz mi?Ya da yağmurda ağlamak yerine, gözyaşlarınızı yağmur gibi içinize akıttınız mı?

Sahi bunların tamamını ya da bir kaçını yağmurda yaptınız mı? Yoksa yağmur, kar , çamur demeden, yağmurun yağdığını bile fark etmeden ya da yağmura hiç aldırış etmeden, planlarınız gereği bir şeyleri yetiştirmek için oradan oraya koşuşturmakla mı geçti günleriniz? Eğer öyleyse,çok şey kaybettiniz

Şimdi yavaşlayın,hatta durunPencerenizi açın ve yağmurun sesini dinleyinGözlerinizi yumun Sadece Siz ve yağmurun sesi Düşlere dalın,uzaklara gidin Çocukluğunuzu yakalayınİlk aşkınızı hatırlayınİnanın hayal kurmak için hiç geç kalmadınızYağmurda çılgınlık yapmak için deKoşun,ıslak sokaklar Sizi bekliyor

Yağmurda huzur, yağmurda hüzün,yağmurda dans ve yağmurda aşk, hepsi Sizinle olsunİçinizdeki melekler,Mazhar Fuat Özkan'ın bu güzel şarkısını mırıldasınlar

Bu sabah, yağmur var İstanbul'da,

Gözlerim dolu dolu oluyor bilinmezliğe

Anne sözü dinler gibi masum,

Ağladım bu sabah

Günler dayanılmaz oldu,...

Senden uzak olunca

Martılar mahzun oldu,

Onlar bile ağladılar

Şarkılar da düşüm de,

Seni bana getirmez ki ...



Prof. Dr. Sinsi 10-24-2012 10:32 PM

Seçme Deneme Yazilari
 

BİR ACI SU VE SEVİNÇLİ BİR DAMLA

Bu kalabalıklar sen oluyor gitgide... Gördüğüm her yüz sana benziyor. Elbet hiçbir göz bakmıyor senin gibi, ama her renkte biraz sen varsın işte, her seste bir ton sen. Yanıp sönen her ışıkta görünüp kayboluveriyor yüzün. Sayamıyorum ya kayan yıldızları, dileğim tek; teksin yüreğimde.

Yokluğun aleni bir acı su bırakıyor gözlerime, kırpmıyorum... Korkuyorum seni kaybedeceğimden. Yüreğime damlayan her kan biraz daha can katıyor kimsesizliğime. Sevdamı yazdığım kesik yol çizgilerinden geçerken sen, biraz daha bulanıyorsun ya bana, farkında değilsin yazık ki.

Yoksun! Gözüme değen her yüz sen, her kadeh senle dolu. Sen yoksun! Tüm bunlara rağmen burdasın işte her şeyinle. Şimdi avuçlarımdaki ter, göz pınarlarıma dolan acı su ve karası gözlerimin. Var oluşunu geçtim de, yokluğunla dahi sarhoş olurken ben, başka söze ne hacet, yüreğimdesin işte. Gözlerime düşen yıldızda, dilimden geçen her kelimede, avuçlarımda tuttuğum güneşte... Tamam, sustum! Ben çoktan sen olmuşum. Düşündüğümde kendimi, bir eşittir koyuyorum isminin yanına. Tamam, budur işte!
...

Karşılıklı iki kadeh içtim bu gece seninle. Aldığım herbir yudumda biraz sen vardın, biraz ateş, biraz su, en çok da sevdam. Gözlerinde kaybolup var olmak vardı ya, yoksun bu ilk gerçekten varoluş gecemde. Ama yüreğimdesin şükür ki. Günler eklendikçe bir diğerine daha iyi anlıyorum seçimimin doğruluğunu, büyütmemişim seni gözümde.

Bu bir armağandır bana. Bir annenin kucağına ilk verilişi gibi yavrusunun, öyle sevinçli bir damla yaşsın gözümde...

07-Ağustos-2003 / Çandarlı
Sevcan Koyuncu


Prof. Dr. Sinsi 10-24-2012 10:32 PM

Seçme Deneme Yazilari
 

YALNIZLIĞIM ALENİ

Bugün biter mi bilmem... Yine yarın seninle doğup, sensiz mi batar günüm bilmem ki.

Yalnızlığım aleni. Sevgisizim!

Kıyafetlerim emanet durur oldu üzerimde, eriyorum göre göre gözlerim. Bu kez yalan söylemiyor aynalar, görüyorum. Seninle doyuruyorum karnımı belki de. Acıyor eşim dostum bakıp bakıp da halime, acıyorum.

Bilmem nasıl biter bugün. Halsizim...

Öleceğimden korkuyorum değmeden zavallı ellerim gül yüzüne, korkum aşar dağları da. Çekemem mi dersin kokunu içime. Hep ben değil miyim gördüğünde seni ağzı kulaklarına varan, yüreğinde bir kuş çırpınan. Kanatları canımı yakıyor bazen. Olmadığında sen, olmuyorum ben de.

Yalnızlığım aleni. Sevgisizim!

Ağlama diyorum gözlerime, Allah büyüktür. Bu kez kan damlıyor yüreğime. Yaşananlara sebep bulamayışımızın da kabahati bizde, yoksa hayatta sebepsiz ne var ki. Elbet bu da ödülsüz kalmayacak. Eşsin derken yüreğime, derdim oldun sonunda. Sığındığım Allahım sabrını da veriyor nasılsa.

Bugün bilmem nasıl biter. Halsizim...

Bu günlerde bilmem kaç kez gelip gidiyor elim telefona, tit tir. Kaç kez çevirip de kalıyorum son numarada bilmem ki. “Kendimi yalnız hissediyorum” dediğimde bana güldüğünü hatırla. Yalnızlığımı seninle paylaşmış olmam mıydı buna sebep, yoksa komik mi olmuştum gerçekten bilmiyorum, kızdım kendime. Geçmiş günkü mutluluğum gibi sebepsiz mi sandın bunu da yoksa.

Yalnızlığım aleni. Sevgisizim!

Yaptığım en güzel şeylerden biriyken yazmak, beceremez oldum bunu da, saçma sapanım. Kalemi her elime alışımda ismin dökülüyor kağıtlara, delinin bellediği gibi bellemiş gidiyorum. Ne büyük bir felakettir insanın kendini kandırması bilirim. Düşüncelere düşüp de olur olmaz, inandırması kendini, düşüncelerden düşmesi. Şükür ki biliyorum gerçekleri. Tek derdim, bunu hak etmeyişim.

Bilmem nasıl biter bugün. Halsizim...

“Sevenim var, sevdam var” derdi bir şair. Neler saklar kendi içinde bu ufacık dize anlamayan anlamaz. Sevenle sevdan aynı noktadaysa yok senden güzeli, güllük gülistanlık olur da her yer, her şey; sevenlerin dağ olsa da yoksa sevdan bitmişsin demektir, farkında olmasan da, öyle eksik. Yüreğe ortak, yaşamaya sebep sevda.

Yalnızlığım aleni. Sevgisizim!

11-Temmuz-2003 / Ankara

Sevcan Koyuncu


Prof. Dr. Sinsi 10-24-2012 10:32 PM

Seçme Deneme Yazilari
 

EN ACI ÖLÜM UMUTSUZLUKTUR

Denizde bir kum tanesi de olsa, umuttur umut. Yaşamaya sebep...

Hiç bitmez istekleri insanoğlunun. Kendimizi bilir bilmez biran önce büyümeye can atarız. Böylece salmaya başlamış işte köklerimizi hayata. “Keşke hiç büyümeseydim” demeye başladığımız vakit, çaresizliğimi kabul eder ve devam ederiz yürümeye, büyümeye. Ağır ağır, isteksizce. Kimi zaman bir el iter sırtımızdan usulca, koşaradım kimi zaman. Bağlanmak için bir umut ararız, yığınla buluruz. Önce iyi bir okul bitirmek isteriz, ardından iyi bir iş. Nice sevgiler gelir geçer hayatımın orta yerinden, kiminde acı çeker, kiminde çektiririz. Bir eksilip, bir çoğalırız. Kaybederiz bilmeden, hiç aklımızda yokken kazanırız. Böylece oturur benliğimiz, köklerimiz daha da derinlere iner. Umutsuz kaldığımız zamanlar da olur elbet. Hayat bu; her şey ne zaman hep çok güzel oldu ki. İsyan boşa; ne çocukluğumuz geri dönebilir, ne değiştirmeye yeter gücümüz geçmişi. Hep tutunacak bir dal buluruz, ya da dallarımızı onaracak birilerini.

Umutsuz kaldığımız vakit, öldük demektir.

Yaşamaya sebep, seni seçtim. Umudumsun...

Kolu kanadı kırık kuşlar gibiyim şimdi. Bırak uçmaya, ayaklarımı yere basmaya yok mecalim. Uykusuz üç beş gecenin ardından iki kadeh içmiş gibiyim. Anlayacağın, bende mevsim hazan, hüzün soluyorum havadan. Köklerimden birkaçı sarsılmış, kopacak gibiyim yerimden. Ne kadar umutsuz kalsam da sensizliğimle, umut doluyum yine de işte. Hayat bu; her şey ne zaman hep çok güzel oldu ki. İsyan boşa; ne seni yar edebilirim kendime, ne dönebilirim artık gözlerimim sana değmediği yıllara. Tutunacak bir dalım var yine şükür ki, sesin çare olur yüreğime.

Umutsuz kaldığımız vakit, öldük demektir.

Yaşamaya sebep, seni seçtim. Umudumsun...

08-Temmuz-2003 / Ankara

Sevcan Koyuncu


Prof. Dr. Sinsi 10-24-2012 10:33 PM

Seçme Deneme Yazilari
 

SENSİZLİKMİŞ YALNIZLIK

Bu sevdaya düşmeden önce, bilmezdim nasıl da bir başına kalınır o koskoca kalabalıklarda. Onca insanın ortasında olup da, onca yürekte yer bulup da, nasıl kimsesiz kalınır bilmezdim, gülerdim kahkahayla. Kulak arkası ettiğim sevgiler, ilgiler ve çiçeklerinden önce yapraklarını, dallarını göremediğim ağaçlar, ya da güneş, hep gün batımı denk geldiğim, bu derttendir belki de.

Yalnızlıkmış sensizlik, bilemedim...

Bilmezdim nasıl da kördüğüm olursun kimsesizliğinle, bu sevdaya düşmeden önce. Koşup koşup da koparmış gibi ipini, bilmezdim nasıl da varamazsın kendine, düşe kalka, yara bere dizlerin dirseklerin. Kan çanağı gözlerin, ağlayamazsın. Her yeni günle beraber sızmak için pencerenden odana, bekliyorum geceyle gündüzün sessiz buluşmasını, gözkapaklarım hasret birbirine, bu derttendir belki de.

Yalnızlıkmış sensizlik, anlıyorum...

Bu sevdaya düşmeden önce, nasıl da yetmezmiş güç kırmaya zincirlerini bilmezdim, bundanmış kaçamayışım kendime. Ellerime, kollarıma yapışan bir şeyler var, ayak bileklerime kenetlenen eller, bir silkinişle geride bıraktığım kimseler var, bir de yüreğimde yer edenler. Bilmezdim sorumlu dünlerin sorunsuz bir yarın hediye edeceğini bana. Benim yarınlarım onların dünlerine benzemesin diye bekliyorum henüz, ışıyacağım elbet, alacakaranlık vaktidir şimdilik, bu derttendir belki de.

Sensizlik yalnızlıkmış, biliyorum...

Nasıl da sabahlar gözbebeklerimde biri bilmezdim, bu sevdaya düşmeden önce. Bilmezdim bir adımlık bakış kadar yakınken bana, nasıl da uzak kalırsın. Ah bu mesafe geçer sevdamı da. Ufacık kareler var hayatımdan alınma; kiminde bir kaçamak bakışın, gülümseyen yüzün ya da, şöyle uzaktan yürüyüp gidişin kimindeyse. Öyle büyütürüm ki gözümde, hep gözümde, bu derttendir belki de.

Sensizlikmiş yalnızlık, bilmezdim...

Gözlerimi bir kırpışımla yanaklarımı ıslatan sanma ki yağmurdur. Onda da bir parça sen var, bir parça düş ve gelecek bir parça. Anlayacağın, üç nokta (...). saçlarımdan tel tel süzülendir yağmur. Nasıl da ıslakmış yaşamak bilmezdim, bu sevdaya düşmeden önce.

Bu sevdaya düşmeden önce, bilmezdim.

Sensizlikmiş yalnızlık...

05-Temmuz-2003 / Ankara

Sevcan Koyuncu


Prof. Dr. Sinsi 10-24-2012 10:33 PM

Seçme Deneme Yazilari
 

SON BAŞLANGICIM SEN OLSAN

Her tercih bir kaybediştir

Ve her kaybediş, bir başlangıç...

Seni seçmiş olduğum şu günlerin anlatılmaz huzurunu yaşıyorum içimde. Eşsin yüreğime!

Gün be gün çoğalıyorum. Çiçek çiçek açıp, mis oluyorum. Gönderdiğim rüzgarla seni çağırıyor kokum. Sevdan başlangıcım olsun istiyorum, sonra ardından üç nokta (...) koymak. Bir kez daha görüyorum aynalarda parladığını gözlerimin ve yansımamı tüm gülen gözlerde, sen bilmesen de. Öyle doymuştum ki hüzne, uzun zaman oldu, değişti mevsimler, özlemişim...

Geceleri dörtgözle bekleyip, yalnızlığımı kovuyorum odamdan, seninle kalıyorum. Anlayacağın, korkmuyorum karanlıktan. Ya da oturup ayın üzerine, izliyorum seni, senden habersiz. Asırlar geçme doymazmışım gibi geliyor. Gündüzler hiç gelmesin istiyorum. Döküyorum yapraklarımı, insanları kovamıyorum. Sensizim!

Zaman, eski zaman değil. Saklamaya lüzum yok ellerimin titrediğini, tutmadığını dizlerimin. Yüreğimi saklamaya lüzum yok. Gün gibi aşikar her şey. Gönlümde bir bayram havası, uçurduğum rengarenk balonları tutamıyor kimse. Herkes anlıyor, senden başka. Neyim var ki utanılacak? Hiç! Ne mutlu bana.

Bildiğim ve bilmediğim kayıplarımın ardından üzülmediğime şaşmamak lazım. Hem öyle tokum ki acıya, acıyan yerlerimi çoktan kesip attım. Seninle yeniden yer bulmayacak nasılsa. Her şeyin başı inanmak değil mi? İnanıyorum buna.

Başlangıç mı? Çok güzeldir hep. En güzel üç noktası (...) hayatın. Son başlangıcım olsan sen, keşke!

02-Temmuz-2003 / Ankara

Sevcan Koyuncu


Prof. Dr. Sinsi 10-24-2012 10:33 PM

Seçme Deneme Yazilari
 

Cehennemde Bir Gün

Aşk cehennemimizde soğuk bir gün!,Karşımda duruyor güzel işkencen,Aşklar doğuyor bir tarafı kırık düşlerimden,Sevgi tohumları atıyorum topraklara.Karlar gibi yere serilmişim üstümden geçenlere inat,kendimden geçercesine seviyorum seni,Gözlerinin o ışıkları vuruyor ve alıp götürüyor beni başka dünyalara,Öpücük yolluyorum sana oradan çünkü sen yanımda değilsin yani gerçek dünyadasın.

Koskaca şehirde yalnız ben uyanığım teninin rengi olan ay gökyüzünü mavilere yani gözüne bırakırken.Karaları severdim geceleri, ne olduda gündüzleyin kalbimdeki yerini mavilere bıraktı?.Aynalarım mı yoksa beni mavileştirdi yoksa kendime senin gözünle mi baktım?...Yoksa sözlerimmi yeşertti o aşk tohumlarını?...Bak işte aşk ağaçları meyve veiror.Toplamış ve yemişim onları,ömrümde görmedim böyle tad.Fotoğraflar yalancıdır bir güler bir ağlar.Çirkin yüzümün neresini sevdin?Yoksa ışıldayan gözlerin yüzümü başkamı görüyor?...

Beni koysan cennete sorarım nerde Şeymam diye.
Rengarenk açmış sevgi çiçekleri hatırlatır
bana kışın baharı.Ben beni ben olduğum için sevdim.
Bana seni seviyorum de bir ömrümü sana sevgi vermeye adıyım.
Zamanı unutturdun bana yanlış olmasın herhalde yirmi birinci yüzyıldayız...sana çarpan karaları bana yolla sana kıyamam.
Seni tanımayan tek bir hücre bile yok vücudumda.
Yaşadıklarım bir daha olmayınca kalbim yanıyor mum gibi.Ah!!! Mumum bitti.Seni sonsuzluk buluşması kadar çok sevdim,Attığım tohumlar ağaç oldu bak..Güldeki kırmızı her zamankinden daha kımızı.Mücadelem aşk denizinin en dibinde batmış bir hazine gibi duran ebedi ve bekalı sevgiyi bulmam.Karlar gibi yağıyor gökten hoşlanışlar sevgi ırmaklarına dökülüyor suyu çoğaltıyor o ırmaklar ki görülmemiş büyüklükteki aşkımızın olduğu denizlere dökülüyor.Kışın o hüzünlü ve mavi yüzünü bana masmavi yaptın.Gönlünün içindeki aşk şehrine,toprak olmuş serilmiş Gök 0lmuş gizine almış,Melek olmuş korumuş,Kar olmuş yağmış,Güneş olmuş ısıtmış,Ay olmuş yansıtmış,Dağ olmuş yükselmiş,Ağaç olmuş meyve vermişim.
Bir gün ahrete göç etmeye hazırlanırken,sevi cem yine seni deli gibi ve göçe cem tüm günahlarımla orada da seninle olmak için yalvarıyorum Allah(C.C)'Ye. Birde bunları senin düşündüğüne inansam.
(Gözleri ışıldayan mavi meleğime,Beni Hiç ellere verme ! ! !)


Prof. Dr. Sinsi 10-24-2012 10:33 PM

Seçme Deneme Yazilari
 

Kafanı carp , kapıyı carpma
“Kapıyı hızlı çarpıp çıkma. Geri dönmek zorunda kalabilirsin” demiş
büyüklerimiz... “Kapıdan kapıya değişir” diye düşünebilirsiniz.
Değişmez
aslında. Bazen öfke, hırs ya da intikam, kalbinizi kapının çarpma
hızından
daha hızlı çarpar.

Sevgilinizi, işinizi ya da en iyi arkadaşınızı terk ederken çarptığınız
kapılar aynıdır. Hepsinde geride bıraktığınız insanlar vardır. Onları
“sizsizliğe” mahkum edip mutlu olurken, farkında olmadan kendinizi de
onlardan “eksiltmiş” olursunuz.

Bazen çarpma öncesinde “neden” sorusu gelir. Gelmezse bilin ki
çarptığınız
kapı bir daha size hiç açılmayacaktır. Hayat politika gibi değildir.
Pişkinlik ve yüzsüzlük kaldırmaz. Pişmanlığa bile esnekliği çok azdır.
Terazisi, “çıkarlardan” çok, “duygularla” tartar. Kefenin birine kırık
bir
kalp koyduğunuzda, diğerine ne koyarsanız koyun dengelemez. Kalp cam
gibidir. Kırıkları yapıştırsanız da izleri yok edemezsiniz.
Sevgilinizi, “sevgisizlikten” değil, “bencillikten” terk ediyorsanız,
bundan
sonra çarpacağınız daha çok kapı var demektir. Her “çarpıntı”
hayatınıza
attığınız bir çarpıdır. Bu çarpı, matematikteki görevini üstlenip
“artırıcı”
etki yapmaz. Görevini, “eksi”ye devreder.
İşyerinizi, yeni bir iş bulduğunuz için terk ediyorsanız, kapıdan
girerken
verdiğiniz sözleri hatırlamanız gerekir. Kimse hayatını aynı işyerinde
geçirmek zorunda değilse de, sözlerini tutmak zorundadır. Tabi bu
sözleri
tutmak kendi elinde olduğu sürece...
Yasal zorunlulukları bir kenara atın. Patronun sizi Pazartesi çağırıp,
Salı
günü atma lüksünü de... Patron sizi gönderirken, geride kalanların
durumundan çok kurumun devamlılığını düşünür. Kurum yoksa iş de yoktur.
Hedeflenen satışa, kara ve verimliliğe ulaşmadıkça Pazartesi-Salı
döngüsünden sıyrılmak da mümkün olmaz.
Siz giderken durum biraz daha farklıdır. Sevgilinizi terk etme
nedeniniz
işiniz için de ortaya çıkarsa “çarpı” işaretinin “eksiltici” etkisi bir
kez
daha devreye girer. Elinizdeki işleri devretmeden, geride kalanları zor
durumda bırakarak “çarparsanız” bu kez birden çok kişiyi hayatınızdan
eksiltirsiniz.
En iyi arkadaşınızı terk ediyorsanız vay halinize. Kaç kişinin “en iyi”
arkadaşı vardır? “En iyi” arkadaşı edinmek kaç yıllık emek ister? “Kaç
yılda” edinilen “en iyi” arkadaş, “kaç saniyede” harcanır? “En iyi”nin
boşalttığı yeri doldurmak için kaç tane “iyi” gerekir?
Kapıları çarptıktan sonra kafayı çarpmamak için düşünmekte fayda var.


Prof. Dr. Sinsi 10-24-2012 10:33 PM

Seçme Deneme Yazilari
 

Öğrendiğim bir şey var yaşadıklarımdan...

Bir yarım aklım vardı / onu da leylekler kaptı..

Kemikleşmiş laflar hep sıkmıştır beni... yarım yarım yamalak düş gibi önüme serilirler..

Neden asayım ki yıldızları gök yüzüne ve neden saçlarım yalnız kalsın..

Bazen dolaşırım yalnızlığımın dar sokaklarında.
Köşe başlarından kuyruk sallayan kedilerin bağırtıları gelir kulağıma, üşürüm kendimle, kendimce..
Bir sokak lambam bile yok, puslu ışığı altında sevgili öptüğüm..
Bir kaldırım taşı, ayak izlerini süreceğim..
Aslında çöpten ekmek toplayan bir kimsesizim bile yok ve elleri çamurlu dilenci çocuklarım..
Yalnızım yani anlacağın...yalnızım içim buruk, göz bebeklerim kırmızı..

İki kere ikinin dört ettiğini söylüyorlar bana..
İnanmıyorum..aslında inanmak istemiyorum, nasıl bu halim mi dört..!
Kendime suskun düşler satın alıyorum gecelerden..
Borç hayli kabarık, ser sefil umutlarımın kara kaplı defterinde..ödenecek ama kim bilir belki hemen...belki de yarın...öbür gün..

Hekimde kesilmişim kendi kendime; tedavisi zor hastalıklarla uğraşıyorum ciğerlerimde..Ne yani, öksürmüşsem, kan damladıysa dilimin ucundan şiirlerime...ve ben isyansam göbeğime bağladığım taş misali...isyansam diyorum.....yaşanmayan aşklar misali..

Geri dönüşler yok bu yolculuklarda, her an bir inziva karargahı gibi sığındığım merdiven boşlukları..Gelen geçen yok, yağmurlar bile ıslatmıyor eskisi gibi...kurumuşum, kirlenmişim..
Yalan gibi...

Şimdi bir uçurumun kenarında olmak vardı, kimsenin olmadığı koca yamaçların sırtından bakmalı en diplere..Mendil sallamalı uçurum çiçeklerine..rüzgar bir başka esmeli, intiharı düşünmeli özgürce..

Gidilmiyor yalnız, oysa ellerinin o sıcaklığı, avuçlarındaki ıslaklıktan kayıp düşmek vardı ya bu sonsuz kuyulara...o da olmadı..

Yanlış zamanların getirdiği iki damla göz yaşı gibi ağlamaklı bir iki kelime düşseydi ya bağıra bağıra gönül bahçeme..o da olmadı..

Aslında *öğrendiğim bir şey var yaşadıklarımdan* hayat ne seni ne de beni güzelim..

Yormadı..
Yoramadı..!


Prof. Dr. Sinsi 10-24-2012 10:33 PM

Seçme Deneme Yazilari
 

Öleceğim Uğrunda

Yırtılan bir mektup gibi ellerim.
Kenarından ateşe verilmiş, ömrün yakamozuna akseden silik satırlar arasında yanıyor yürek.Parmak uçlarında küle dönecek ve küllerin de yeniden kendini yaratacak bir sevdanın çığlıklarıdır, alevine nefesini rüzgar yaptığın yanış.Koklama bu gülü / yandı ki yandığının resmidir sana bıraktığı tek gülüş.

Şehrimin sokaklarındayım.Faydasız çamurların göğsünde akıyorum.Çamur / hey çamur / sürü beni.O kadının ayak izlerine bula beni.

Karanlık ki yamandır bu şehir de / Öksüzlüğün nefesidir sokaklarda ışıyan kedi gözleri.Saat her on ikiyi vurduğunda gördüğüm çakmak bakıştır penceremde ki yıldız.Kedi / nankör kedi..Karanlığın karnını delen bakışlarınla onun gözlerine taşı beni.Çırpınışım kalsın kan kızılı hasretlere hediye.

Yürüyorum / adımlarım dipsiz kuyulara atılan taş gibi / derinden gelen uğultularla yankılanıyor sokaklarımın sarı odalarında.Eylül rengi bir gece yaşıyorum, resmini tırnaklarımla çizdiğim taş duvarlarda.Duvar / katil duvar, aç yolumu.Aç ki özgürlüğümü bulayım / ona koşayım.Sonra gülüyorum / güldükçe seni görüyorum.

Geç fark ettim gökyüzünün hırçın bakışlarını.Öyle sert / öyle dolu ki..İçine gömük biriktirilmiş hırs küpü patladı patlayacak.Bir kadın doğuyor karanlığın bağrından.Yüzünde saflığın en beyazı.Yırtıyor gökyüzünün hamile karnını.Bana gülüyor.Kadın / Ay..gel kadın / doğ kadın / ışığınla beni sar kadın.Sevişelim kadın.Geceye ihtiras çığlıkları atarak, öpüşelim kadın.Gülüyorum / güldükçe seni görüyorum.

Soğuk / ayazın karısı soğuk.Isıt beni / üşüyorum.

Avuçlarım ıslak / bağrım ıslak / gözlerim ıslak..ağlıyorum.Ağlarken gülüyorum / güldükçe seni görüyorum.

Caddelerdeyim.Ateş böcekleri gibi kaçışan trafik ışıkları yollarıma düşüyor.Gitmek istiyorum.Taksi / hey taksi..
Gider misin onun olduğu yere..Döner mi tekerlerin yar yar diye.Söyle taksi / param olmasa bile götürür müsün beni sevgiliye.? Kendime gülüyorum / güldükçe kendimde seni görüyorum.

Öyle titriyor ki dudaklarım, sorma..buzdan makyaja bulanmış teninde har’a değen çatlak topraklar.Sen de güneş / sen de ateşin en yıkamışı biliyorum.Ateş / gel ateş..tenimde yan / ben de yan..kül et bu içimde yeşerttiğim ormanları.Kurut retinam da dalgalan fırtınalı tutkuları.

Yürüyorum / yürüdükçe seni hissediyorum.
Hüznün en güzel şekli yüzünü arıyorum.Yumruklarımı sıkıyorum / havaya sallıyorum.Rüzgarla dövüşüyorum.Ters esme diyorum rüzgar / ters esme.Sen estikçe ben senden uzaklaşıyorum.Rüzgar / nemrut rüzgar.Yanıma gel / benimle yürü / al beni / kat beni peşine.Sonra da rüzgar, ne olur.? çak beni o kadının döşüne.

Berbatım / berbatım bu gece.Devrik kadehler gibi dönüyor başım.Dal ucunda yaprak, düştüm düşeceğim gecenin tam ortasına.Bir cinayet gibi meçhul kokacak tenim.Kimliksiz / kimsesiz / sahipsiz bir yürek konacak adım.Öylesine sessizce, çıkar mı bu sevda bir namazlık saltanatın tahtına.

Biliyorum..
Bu yolun sonunda..
Sana kavuşmak..
Sana karışmak..
Kurşunsa da..
Elin elime değdiği anda
Öldür beni,

Yoksa ben öleceğim bu uğurda
Öleceğim uğrunda..

Telif : Levent Saral


Prof. Dr. Sinsi 10-24-2012 10:34 PM

Seçme Deneme Yazilari
 

Ben Derdimi Kime Anlatayım
Benden yazmamı istiyorsun günlerdir...
Tek kanatlı solgun düşlerimi, yüzünde kanayan o kutsal ışıkla aydınlatan sonsuzluk meleğim.

Sana neyi anlatayım?

Ruhumu yaktıktan sonra artık damarlarımda dolaşan sensizliğin tenimi yakan acısını mı? O acıyı uyutsun diye sığındığım ama sevgini orda da hep ama hep kaybettiğim soğuk rüzgarları mı? Odamın tavanındaki, yoksulluğumu ve kimsesizliğimi harç yapıp içine doldurduğum o derin o sonsuz çatlakların altında, sen diye her gece koynuna girdiğim o zamansız ölümleri mi? Gözlerinden özgürlüğe akan mavi nehirlerde boğulduğum canım sevgilim, söyle; sana neyi anlatayım?

Şimdi burada değilsin... Ama duyuyorsun beni biliyorum, kapat gözlerini benim için ve dinle ne olur: Bak yoksun... bunun anlamını biliyor musun? Yokluğun; yüreğimdeki bu yıldızsız, bu dipsiz karanlık gece... Yokluğun ; odamın duvarlarına astığım suretlerine bakarken, gözlerinde unuttuğum dalgın gözlerim... Yokluğun; gönül bahçenden kopartıp verdiğin için soldurmayıp kuruttuğum ve tıpkı sevdam gibi sonsuzluğa mahkum ettiğim bu kırmızı güllerin, sırf kalemini değdirdiğin için atmaya kıyamadığım bu kağıtlar, peçetelere yazdığın şiirlerin, hediyelerini sardığın paket kağıtların, sen gidince; hala sen kokuyordur diye üzerime giydiğim ve derin derin soluduğum giysilerin...

Yokluğun; elinin, kokunun, soluğunun değdiği her şeyi dünyanın en kıymetli hazinesi gibi saklayan, bu yari deli, bu hayattan kopuk ruhum. Kapat gözlerini ve bana bak. Ben diye ne varsa gördüğün, iste o senin yokluğun..

Söyle, sana neyi anlatayım?

Sabaha karşı çalan telefonumun ucunda "ne olur bana hayattan daha kötü davran" diye diye sayıklayan o kırgın, o kendine çarpan sesi mi? Yüzünde yara izleriyle gelirdin bana. Vücudunun her yeri morluklar içinde gelirdin. O solgun, o savrulmuş teninde açan mor renkli kötücül çiçeklerle ağlatırdın beni. Hayal kırıklıklarıyla örselenmiş ruhunu, acı bir sevdanın gölgelediği gözlerini alır gelirdin. Ben sana tutkundum, sense vücudundaki o morluklara...

O hep çok uzağımdaki, yüzü bir başkasına dönük aşkını anlatırdın. Dehşetle izlerdim seni. Bir annenin karşılıksız şefkatiyle dinlerdim, tek söz bile etmeden. Sarardım yaralarını; o morlukların ve yara izlerinin acısını dudaklarımla alır, yokluğunda kanayan kalbimin karanlık odalarında saklar; elinin, kokunun ve soluğunun değdiği her şey gibi onları da biriktirirdim.
Ve sonra giderdin...

Beni, ay ışığının rutubet kokulu duvarlarına vurduğu, tek odalı sensizliğimde aşkımla, deliliğimle, bu hayata hep yabancı ruhumla bir başıma bırakır; masanın üzerine senin için bıraktığım o tek sigarayı yakar ve giderdin. Şimdi benden sana hayattan daha kötü davranmamı istiyorsun. Sırf sana, seçimlerine ve hayatına duyduğum saygıdan... "Neden biraz olsun kendine merhamet duymuyorsun" diyerek seni koruma hakkını bile kendinde görmeyen bu yaralı ruhumdan sana kötü davranmasını istiyorsun. Her gece sen diye koynunda uyuduğum ölümün o soğuk nefesi, gözlerimi kapatmadan önce, artık şahidi olduğum hayatının vücudunda bıraktığı o yaraları, morlukları, savruluşları iyileştirmesi için, seçimlerinle mutlu olman için Tanrıya dualar eden benden, sana kötü davranmamı istiyorsun, öyle mi?

Şimdi burada değilsin. Ama beni duyabiliyorsun, biliyorum. Kapat gözlerini benim için ve dinle ne olur. Bunu sana ancak bir kez söylemeye cesaretim var...

Aşk... Hala yüzünde taşıdığın o derin, o bir türlü iyileşmeyen yara izin değildir sevgili. O iz hırstır, o iz bencilliktir, o iz sana değil kendine tapan bir ihtirastır. O iz senin o sonsuz ve hep kendini kanatan merhametin gibi değil. O iz sen gibi değil sevgili. Sen hep sana hayat kadar kötü davrananları sevdin. Sakin benden de bunu isteme ne olur, yapamam...

Sen beni hiç tanımadığın bir kentin tek odalı ve rutubet kokan bir evinde, aşkıma ve ölümüme bıraktın. Beni soluksuz, umutsuz, sensiz bıraktın. Benim o kırılgan öfkem yalnızca kendi yüreğimi kanattı; senin yüzündeki o kutsal ama o artık durmadan kanayan ışığı değil. İsyanlarımın çığlığı bu kimsesiz ömrüme saplandı hep; senin özgürlüğüne değil. Fırtınalarında sürüklendi aşkımız. Korkularının, yaralı geçmişinin, savruk benliğinin dalgalarında beni kaybedip kaybedip sonra yeniden buldun. Seni hep uzaklara çağıran o yalnızlık rüzgarının alabora ettiği parçalanmış düşlerini yeniden topladım sensizlik sürgünlerimde. Kanayan sevdamı, vurgunu olduğum yüzündeki o kutsal ışıkla sardım. Sığındığım bu huzurun bedelinin hayatımla ödedim hep. Bilmediğim yollardan geçtim kanatarak kendimi. Ve şimdi sorular cevaplarını buldu. Sükunetin ve güvenin o bilge dinginliginde süzülüyor aşkımız. Artık, biliyorsun ki; sevgimin inadı hiç kırılmayacak. Yüzümde gördüğün, o bu dünyaya ait olmayan iyilik ve en zor anlarımda çıktığını söylediğin o "yasadışı gülümseyiş" bir kez olsun sönmeyecek. Benim sonsuzluk meleğim, affet ama, bedeli ebedi sensizlik olsa dahi sana hayattan daha kötü davranmayacağım...

Günlerdir sana yeniden yazmamı istiyorsun benden...
Sana neyi anlatayım;
"Her sarnıç küflü bir yağmuru,
Her sevda bir ayrılığı yaşar"

--->: Seçme Deneme Yazilari frmacil sayfa 2iki --->: Seçme Deneme Yazilari




Prof. Dr. Sinsi 10-24-2012 10:34 PM

Seçme Deneme Yazilari
 

Meleğim...
olanlar ve yaşanılanlar,hissedilenler biraz garip ama sanırım özel olmanın tek sebebini bu tek cümleyle anlatabilirim.

ben senin dünyevi başarılarınla değil, seninle ve yüreğindekilerle ilgileniyorum.!!!

sen gerçekten ne istiyorsan ben gerçekten onu isterim.
benim mutluluğum senin özgürlüğünde itaatinde değil...
bunu sakın unutma..

bazen bir bakış fırtınalar koparır orda yürekte yani...

bazen yalnızlığın ayak sesleri duyulmaya başlar.bazen sıcak bir tebessüm anımsanır geçmişten,bazen oraya akan gözyaşları nehir olur taşar.

dingin bir liman gibidir gece oysa ve sığınmamıza izin verir ama yinede ne kadar kaçabiliriz.kendimizden ne kadar saklayabiliriz içimizde biriktirdiklerimizi?

peşimizden gelmeye bize acı vermeye devam etmezler mi geçmişin hataları, kayıpları...

işte hayat hafife alınmayacak kadar özel çünkü bir kez yakalıyoruz onu ve nasıl yaşayacağımıza biz karar veriyoruz.her ne kadar farklı yollar sunulsa da,dağıtılsa da...

ve ben ne kadar uzakta olursan ol tek bir yolu seçiyorum senin gittiğin yol ve seninle gidebileceğim o yol....

“ meleğimsin ” bunu hiçbir zaman unutma ve anlamı da senin gibi ve sadece sana özel...

Telif : Özge rona


Prof. Dr. Sinsi 10-24-2012 10:34 PM

Seçme Deneme Yazilari
 

Beni Bensiz bırakma
Tek kanatlı,solgun düşlerimi,yüzünde kanayan o kutsal ışıkla aydınlatan sonsuzluk meleğim...
SANA NEYİ ANLATAYIM?"EVET YANLIZIM...

Sadece bunu söyleyip susmak isterdim...Ebediyyen susmak.
Çünkü canım acıyor...
Konuştukça,arzuladıkça,özledikçe,en kötüsü yaşadıkça canım acıyor."
Ruhumu yaktıktan sonra şimdi de damarlarımda dolaşan sensizliğin etimi yakan acısını mı?O acıyı uyutsun diye sığındığım,ama sevgini orada da hep ama hep kaybettiğim soğuk rüyalarımı mı?Odamın tavanındaki yoksulluğumu ve kimsesizliğimi harç yapıp içine doldurduğum o derin,o sonsuz çatlakların altında ,sen,diye her gece koynuna girdiğim o zamansız ölümlerimi mi?
Şimdi burada değilsin.Ama beni duyabiliryorsun,biliyorum.Kapat gözlerini benim için ve dinle n'olur.Çünkü bunu sana ancak bir kez söylemeye cesaretim var.Seni ait olduğun çevre için değil,bana ait olman için değil,karşılığında beni sevmeniz için değil...Sadece sen olduğun için sevdiğimi söyleyebilseydim...
Ne zaman sevgine acıksam kendi kalbimi yedim.
Kendi etimi...Aşkımı....Ruhumu yedim.
"YÜREĞİMİN EN SAKLI YERİNDE YALNIZCA SENİN ELİN DOLAŞMIŞTI"
Seni yollarca,şehirlerce uzağından sevdim.
Seni kelimelerce,şiirlerce yakınından sevdim.
Seni,dünya üzerinde sanki ilk kez benim için kalemi eline alıp yazdığın mektuplarca sevdim.Seni umutsuzca,beklentisizce,hayallerce sevdim uzağından.
Zamanla kırgınlık kimlik değiştirdi ve vazgeçiş oldu benim için.Unutmanın en ağırı unutamadan unutmaktır.Seni sonsuza kadar kaybetmek,kimlik değiştirdi ve unutmak oldu benim için...
Anlamadın mı artık,varlığım sana acı vermek iin değil,sadece seni sevebilmek için yaşadım ben...Hala seninle geçireceğim anların telaşıyla ,tüketir gibi yaşıyorum sensiz geçen günlerimi...Seninle geçen zaman bir daha tekrarı mümkün olmayan,doğaçlama bir melodi gibi benim için.Sanki birlikte yazılmış kaderimizin sayılı dakikalarından an çalıyorum.Öyle birikmişsin ki içimde...Seni yaşamakla tüketmem,seni sıradanlaştırmam mümkün değil.İçime çektikçe çoğalıyorsun sevgili...
"Sevgilim,beni bensiz bırakma olur mu?Çünkü sen nereye gidersen git,ben oradayım.Benim başka gidecek bir yerim yok.
Benim senden başka gerçeğim yok.Sende yaşıyorum ben sadece.
Senin kalbinin topraklarında yaşıyorum ben.Beni bensiz bırakma olur mu...."


Prof. Dr. Sinsi 10-24-2012 10:34 PM

Seçme Deneme Yazilari
 

ERTELENEN ANLAR

Neleri nelere değişiyoruz? Değer mi acaba diye durup düşünmeden.

Sevdiğimiz için gecenin ikisinde yol kat edilmiyorsa, uyku tatlı
geliyorsa....

Hangi zamanı kimlerden çalıyoruz, çantada keklik gibi gördüklerimizden mi?

Şu saati kurma işini bir türlü ayarlayamıyorum. On dakika erkene kursam,

onun verdiği rahatlıkla süre daha da uzuyor. Vaktinde kursam telaşa
kapılıyorum.

Çareyi buldum! Uyumak uğruna kahvaltısızlık. Yolda elime alacağım kuru bir
poğaça ama on beş dakika fazla uyku.

Hayal etmiyor değilim şöyle beyaz örtülerde domatesli, peynirli, ballı
kahvaltıyı ama...

İşe gelince telaş eder dururum, yapacaklarımı düşünmekten arkadaşlarıma
esaslı bir günaydın diyemem.

Ne kaybettirir bana beynimi onlara verip, gözlerinin içine bakarak bir
günaydın demem?

Ya da nasılsın derken seni gerçekten umursuyorum ve nasıl olduğunu merak
ediyorum hissini ona belli etmem?

İşler mi durur? Kaç dakika kaybettirir bunları yapmak bana?

Annem aradığında 'işteyim şu an, bunları burdan konuşamam, akşama evden
ara' dediğimde...

Akşam aradığında ise gündüz endoskopiye gittiğini, beni yanında istediğini
söylemek için aradığını işitmek...

İşten eve gelip bir telaş yemeği yetiştirmeye çalışırken bütün gün beni
özleyen çocuğumun bacağımdan çekiştirip bana sarılmak istemesi... "Hayır,
yavrucum, şu an sana sarılamam, yemek yetiştirmem gerekiyor.

Ancak her iş bittiğinde - tabii o da ancak sen uyuduğunda, sen bilmem
kaçıncı rüyanı görürken- seni öpebilirim" demem...

Uzun zamandır görmediğim arkadaşlarım yemeğe davet ettiklerinde bunun
kahrolası bir toplantıya denk gelmesi, ama onların gitmesi.....

Çok sevdiğim akrabamın doğum gününe sırf eşim keyif almıyor, diye sadece
telefon etmem....

Pazar yürüyüşüne çıkmak için hazırlanırken yağmurun başlaması, 'oysa daha
dün gitmiştim kuaföre, otur evde cips atıştır.

Yağmur mu? Vurmasın yüzüme damlaları. Nasılsa daha çok yağar' demem....

Böyle kaç tane anı, kaçırırız hayatta? Kaçını bir daha yakalama şansını
verir hayat bize?

Annemizin endoskopisi kötü çıkarsa...

Evladımız hızla büyürken ıskaladıklarımız ve bir daha geri gelmeyen büyüme
evreleri....

Dostlarla yapılan enfes sohbetler...

Aile ile yapılan her daim tat veren kahvaltılar...

Neleri nelere değişiyoruz? Değer mi acaba diye durup düşünmeden.

Sevdiğimiz için gecenin ikisinde yol kat edilmiyorsa, uyku tatlı
geliyorsa....

Hangi zamanı kimlerden çalıyoruz, çantada keklik gibi gördüklerimizden mi?

Ne kadar ilgilenmesek de, ne kadar az zaman ayırsak da, nasılsa yanımızda
olacaklarından emin olduklarımızdan mı?

Ya o keklikler bir gün keklik olmaktan bıkarsa.....

Ya onlar, 'al, istediğin hayatı sen yaşa. Ne olursa olsun biz arka fonda
yokuz' derlerse?

Ya, 'her şeyi sizler için yapıyordum' yalanı ile baş başa kalırsak?

Ya........

Ya yağmurun bir daha yağdığını göremezsek?!!


Prof. Dr. Sinsi 10-24-2012 10:34 PM

Seçme Deneme Yazilari
 

BİR ÖLÜMÜN ÖYKÜSÜ
Zaman gece yarısı,dışarıda fırtına ve yağmur.bense ıslak gözlerimle buğulanmış cama ismini yazıyor ve seni düşünüyorum.Hani bir şarkımız var ya;işte onu söylüyor ve belki gelir diyorum.O anda ' Hayatım ben geldim.' diyen bir ses duyuyorum ve karşımda SEN.' Birtanem hasretine daha fazla dayanamadım.Sana senin olmaya geldim.'diyorsun.Seni kollarımın arasına alıyorum ve o aşka,hasrete susamış dudaklarını öpmek için uzanıyorum ki;kahrolası gök gürültüsü buna engel oluyor.Anlıyorum ki gördüklerim ve öpmek için uzandığım kız gerçek değil.Meğer hayal görmüşüm.Bi anda seni hayallerimden bile ayıran o gökgürültüsüne isyan etmemek için kendimi zor tutuyorum.Ve o anda hırsımı almak için yumruğumu kaldırıyorum önümde duran o buğulu cama.Tam vuruyorum ki,bir anda duraklıyorum.Elim gitmiyor.Çünkü o buğulu camda ismin yazıyordu.İşte o anda içimden bir şeylerin akıp gittiğini hissettim.anladım ki;meğer seni cama değil de kalbime yazmışım.İşte seni böyle severken hayallerimde bile sana kavuşamamak be ni çıldırtıyor.içimdeki hasreti bir türlü atamıyorum ki.O anda tekrar 'Hayatım ben geldim' diyen sesi duyuyorum.Bu sefer heyecanlanmıyorum.Tekrar arkamı döndüğümde hayalinle karşılaşırsam dayanamam.Artık gücüm tükeniyor,ama o ses yineleniyordu.'Duymuyor musun?tatlım.Sana senin olamaya geldim.o camın önünde ne yapıyorsun'diyen bir ses ve gözlerimden akan yaşı silen bir çift el.'Bakıyorum ki bu defa hayal değil gerçek.Ve sana sarılmak için kollarımı uzatıyorum ki ikinci bir gök gürültüsü buna engel oluyor ve bir daha anlıyorum ki yine hayal görmüşüm. Artık bu sefer yumruğumu kaldırıp var gücümle cama indiriyorum.Elimden akan kanlar camda yazılı isminin üzerinden akarak iniyordu.Canım yanıyor.Ama bedenim değil,kalbim yanıyordu.Yavaş yavaş gücüm tükeniyor,acı veriyordu.Elimden akan kanlar kalbimi yavaş yavaş suluyarak beni bitiriyordu.Bense o anda' Seni Seviyorum.Ne olur gel.Daha fazla acı çektirme.'diyerek haykırıyordum.her ne kadar sen bana acı çektirsende ben son bir defa elimden sızan kanla buğulu cama birşeyler yazmaya çalışıyorum.
- < SENİ SEVİYORUM > -
MEHMET MÜNİR ŞAVLI



Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2025, Jelsoft Enterprises Ltd.