ForumSinsi - 2006 Yılından Beri

ForumSinsi - 2006 Yılından Beri (http://forumsinsi.com/index.php)
-   Bir Tutam Hikaye (http://forumsinsi.com/forumdisplay.php?f=456)
-   -   Küçük Çin Balığı|Masal Ve Hikaye Özetleri (http://forumsinsi.com/showthread.php?t=981548)

Prof. Dr. Sinsi 10-24-2012 02:13 AM

Küçük Çin Balığı|Masal Ve Hikaye Özetleri
 

KÜÇÜK ÇİN BALIĞI

Bir gün, bir denizde, onsekiz, yirmi metrede, küçük bir balık yanaştı kulağıma... Balıkça bilir misin dedi... Bilmez miyim... Hemen başımı salladım. Dinle dedi, sana bir sır vereceğim... Neymiş o dedim... Ağzımdan kabarcıklar merakla yükseldi...
Aşığım dedi küçük balık çok aşığım... İşte o günden beri kıskanırım küçük balıkları için için...
Küçük balıkla dost olmayı düşledim... Bir deniz kestanesi kırdım, mutlu düşleri, başka bir balığın peşinde yedi, deniz kestanesini... Adın ne senin dedim usulca..
Adım mı? bilmem... Benim adim yok, ben balığım dedi... Peki sana küçük Çin balığı desem olur mu? dedim... Seni mutlu mu edecek dedi... Belki de eder kim bilir..
Peki benim adim küçük Çin balığı olsun dedi,
Yüzdük, yüzdük, yüzdük... Yoruldum dedim, biraz dinlenelim mi? Yüzüme baktı, olur dedi küçük Çin balığı... dinlenelim. Niye yüzüme baktığını anlayamadım, sorsam mi dedim; soramadım, ağzımın ucunda bir soru kaldı ve küçük çin balığı bunu fark etti.. Toparlandım hemen, nereye yüzüyorduk?
Bir yerlere mi yüzmeliydik dedi,
Bilmem dedim gayri ihtiyari bilmem... Yüzüyorduk öylece dedi küçük çin balığı.
Yetmez mi ki, bu sana...
Yeter, yeter dedim.
Dedim ama. İçimde garip bir şey kıpırdadı adını koyamadım. Öylece yüzmeye devam ettik, öylece... Sanki yıllardır düşlediğim, hedefi olmayan, sadece elini tuttuğumda içiminin ısındığı bir sevda gibi..
Öylece yüzüyorduk...
Ben, bir adam, o, bir balık... Küçük çin balığı...
Sanki düşlerimi okudu istersen ayrılalım dedi... Neden, nedenmiş o?
İstersen ayrılalım ona yaklaşıyoruz.. O mu? O da kim? Ne çabuk da unuttun... hani sırrım, hani aşık olduğum...
Bir yudum sessizlik düğümlendi içimde... Onca sessizliğin içinde zamanı mıydı simdi?
Neler oluyor bana...Bu oksijen narkozu olmalı, biraz yukarı çıkmalıyım..
İki metre, evet evet.. İki metre yeter.. Vedalaşmadan mı gidiyorsun? Ne diyebilirim, sen, bir düş değil misin...
Sen, benim düşlerimin küçük çin balığı değil misin... Usulca süzüldü, yanağıma sokuldu, soğuk suların tüm sıcaklığıyla... Tüpüm bitmek üzere..
Çıkmalıyım.. Dönünce?...
Bekleyeceğim seni, kendine iyi bak, böyle hüzünlü bitmesin dedi ve maviliklerin içine doğru süzülüp kayboldu... Anlamsız, içim bos, yükselmeye başladım. Çıktığımda yanımdakiler telaşlıydılar...
İyi misin?
Biraz söyle uzan istersen...
Ayşegül de belli etmemeye çalıştığı panikle yanağımı tuttu, canım, iyisin değil mi? Başımı salladım, gözlerine bakamadım...
Her şeyi bir anda ele veririm gibi... Vazgeçsen su sevdadan, her seferinde böyle beklemek... Vazgeçmek mi bu sevdadan dedim, usulca, daha neresindeyim onu bile bilmeden... kıyıya akşamın hüznü çöktü...
En sevdiğim saatlerde, keyifsiz yudumladım koladan.. Ayşegül, kadınsı içgüdüleriyle huzursuz, bense bir balığa...
Saçmalıyorum.. Hep istediğim şey oluyor, sistemli deliriyorum,
Evet, iste böyle olsa gerek, sistemli deliriyorum... Toplanıp gitmek istiyorum her şeyi.. Elbiselerimi, tüpümü,her şeyi.. Ayşegül de dahil, her şeyi bırakıp gitmek istiyorum... Anlamsız bir hırsla eşyalarımı topladım... Valizim tıkış tıkış, içim de öyle.. Ve içimden kaçıp kopmak geliyor yasamdan, kopup esmek dağlara doğru...
Ama ya, ömrüm boyu, yakama yapışırsa küçük çin balığı...
Ya, yaşamım boyunca, soğuk suların sıcak öpücüğü gibi rüyalarımı basarsa... Tüm bitiremediğim aşklarımdan biri olursa. Düşüncelerime inanamıyorum.
Liseli gençlerin aşkı kokuyor... Yok yok...
Tekrar dalmalıyım, bu salakça düşü noktalamalıyım...
Sabahın ilk ışıklarıyla terleyerek uyandım. Elbiselerimi, paletimi zor topladım. Sahilin ıssızlığında giyindim, henüz günesin ısıtamadığı sularda ürperdim. Yavaşça mavinin büyüsüne bıraktım kendimi... Liseli heyecanım başladı. Soğuk suların içinde ellerim terledi, ilk aşkımı hatırladım.. Aşkımı mektupta ilan edebilmiştim... O da kabul etmişti. Sonra buluşmaya karar verdik. Onu ilk gördüğümde düşecekmiş gibi olmuştum. Bunu nasıl da unutmuşsum...
Dudaklarımın ucuna salakça bir liseli gülümsemesi yapıştı, öylece süzülüyorum mavilere. Biran önce havamı bitirip çıkmak ve bu salakça düse son vermek için... Binlerce balık süzülüp geçiyor yanı başımdan oraya buraya dağılıveriyor...
Ben ise, küçük çin balığını arıyorum...
Belki de umutlarımı, küçüklüğümden beri kurduğum düşleri, küçük olduğum için savaşamayıp kaybettiğim aşkımı... Kısacası kendimi arıyorum...
Ya ben dedi, küçük çin balığı yumuşacık bir sesle... Ya ben!.. Binlerce volta tutulmuş gibi sıçradım soğuk suların içinde. Sular kaynadı, kaynadı da yaktı beni sanki... Bir nefes daha almayacakmışım gibi geldi tüpümden, öylece kendimi bırakıvermek maviliklere...
Ama sen.. Sen, diye şaşkın kekeledi küçük çin balığı... Sen bana... Evet, küçük çin balığı, ben sana... İçimde yılların boşluğu doluverdi.. Bir söz, üstelik bir tamamlanmamış söz... Donduk, donduk da kaldık sanki öylece.
Laf bitti koskoca denizde. Laf bitti... Ne olacak simdi dedim...
Hiç dedi;
Yüzeceğiz. Sen, daha mutlu. Ben, şaşkın ve düşünceli... Neden şaşkın ve düşünceli diyemedim... Unutma, ben aşığım dedi, simdiyse şaşkın, sen yıllardır düşlediğimsin, olamayacak hayalimsin ve iste karşımdasın, ansızın çıkıp geldin, beni, çok etkiliyorsun ama ben, yine de aşığım... Yüzdük, lafın bittiği denizlerde... Mavilikler bir garip, artık eski renginde değil.
Sanki, sanki küçük çin balığının pırıltıları solmuş. Sanki, küçük çin balığı, tanımlayamadığı garip bir hüzün dalgasında sürükleniyor.
Elimi uzattım... Yüzüme dostça bir gülücük oturttum... Oysa içim?.. Havam bitmek üzere... Biliyorum dedi, benim de zamana ihtiyacım var, bunu da sen biliyorsun, ama dostluğum hep yanında olacak... Bakışlarımı gizledim, anlamlarını körelttim, aklımı onda bırakıp, yukarıya süzüldüm .. Ayşegül sahilde öylece hareketsiz...
Yanıma gelmedi, gittim yanına oturdum... İkimizde denize dönük... Nasıl bir oyun bu dedi, sesinin son enerjisi ile nasıl bir oyun bu?..
Bilmem dedim, bilmem... Belki de ölümcül.



Prof. Dr. Sinsi 10-24-2012 02:13 AM

Küçük Çin Balığı|Masal Ve Hikaye Özetleri
 

İki Balığın Hikayesi

--------------------------------------------------------------------------------

Biri olmadan, öbürü olmazmış. Bu böylece yazılsınmış.

Bir Rus köyü'nde iki balık yaşarmış. Biri turuncu ve

İri, öbürü korkak ve İnce. Bütün çiftler de böyledir

biraz düşününce.

İri sormuş birgün. 'Madem bütün bu denizler birbirine

bağlı, niye biz seninle sadece bu kıyıdan ötekine

yüzüp duruyoruz? Kendimizi bir akıntıya bıraksak, yeni

sularda yüzsek, başka balıklar yesek daha mutlu olmaz

mıydık?' Hak verdi İnce. İnceliğinden sırf. Çünkü onun

mutluluğu için, İri ve o kıyı yeterlidir. Gerisi hava

su değişikliğidir ki, insan bundan beslenemez.

Balıklar hiç...

Katıldı yine de, düştü İri'nin peşine. Akıntıya

bıraktı kendini. Bunlar beraberce, İstanbul ve

Çanakkale boğazlarını geçtiler. Geçerken eğlendiler.

Fakat bir balıkçı, akşam yavrularına balık götürmek

için suya ağ atmıştı. Ve bizimkiler farkına varmadan

bu ağa takıldılar. Daha doğrusu İri takıldı. İri ya.

İnce de sıyrılıp çıktı. İnce ya, bırakıp gitmedi. Hem

inceydi hem aşık. Kemirip ağları, kurtardı İri'yi. 'E,

tabi, ben bu ağlara takılacak kadar güçlü kuvvetli

değilim, eriyip gidecek gibiyim' diyerek, onun

gururunu da okşadı. Aşkta, en yanlış şeyler bile

mantıklı gelir insana. Tabi balıklara da... Çünkü aşk,

suyun içinde de aşktır.

Derken, bizimkiler soğuk denizlere kavuştular. Fakat

İnce, alışık değildi bu serin sulara ve hastalandı.

Pulları dökülüyordu hergün ve gün geçtikçe daha da

yavaşladı. Hatta durdu birgün. Atlantiğin ortasında.

Ya döneceklerdi ve İnce kurtulacaktı. Ya da tek bedene

düşeceklerdi. Çünkü herkesin Küba'ya kadar yüzecek

nefesi kalmayabilir. Hele hastaysa. İri, Küba'ya

gitmeyi seçmeden önce, biraz düşündü. O düşündüğü süre

kadardı sevgisi, ki o da çok sayılmazdı. En başta

sıkılan oydu köyün kıyısından. Demek aslında gitmek

istiyordu İnce'sinin yanından. Ama bizimki bu durumu

anlamadı. Ve onunla Küba'ya varmak için son çabalarla

yüzdü. İnsan, sevdiğiyle geçen zamana doyamadığı kadar

aşıktır. Balıklar da...

'İki dakika daha beraber yüzmek, tek başına sağlığına

kavuşmaktan iyidir' bile dedirtir aşk insana.

Dedirttiği gibi İnce'ye. İki dakika kadar yüzdü ve

öldü. Yukarı doğru çıkarken zayıf gövdesi,

kılçıklarına kadar mutluydu ve gülüyordu. Koca bir

balina onu yuttu, bunu da biliyordu. İri, tek kaldı

ama, suyun ucunda Küba vardı. Var gücüyle yüzdü.

İnce'yi unuttu. İnce'yi unuttuğu kötü oldu. Çünkü

onlar birbirlerine 5 saniyede bir, nereye gittiklerini

hatırlatıyorlardı ve şimdi 10 saniye geçmişti ve

katiyen hatırlamıyordu. Ne İnce'yi, ne Küba'yı ne de

adının İri olduğunu. İnsana adını başkaları

hatırlatır, balıklara da...

O yüzden kayboldu derin sularında Atlantiğin. Ve koca

bir balina onu da yuttu. Fakat mucize bu ya, balinanın

midesinde İnce'yi buldu. Meğer onları yutan aynı

balinaymış, İnce ölmemişmiş, tam tersi midenin

sıcaklığında dirilmişmiş. Ama oradan çıkarsa ölecek.

İri de oradan giderse, nereye gittiğini ve adını

unutucak. O yüzden, artık ikisi de buradalar. Ne fark

eder. İnsana sevdiğinin yanı cennettir. Sevmeden

hiçbir şeyin tadı olmadığını, bu hikayeyi bilen bütün

balıklar bilir.

Ya insanlar?



Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.