![]() |
İnfakta İhsan
İnfakta İhsan Hakkında İnfakta İhsan İnfak, nafaka verip geçindirme, besleme, Allah yolunda harcama; bir terim olarak, gerek hısımlardan ve gerekse diğer insanlardan yoksul ve muhtaç olanlara para veya maişet yardımı yaparak, onların geçimini sağlama, demektir. Helâl yollarla elde edilen malı, ihtiyaca ve dinin gerekli ya da hoş görüldüğü yerlere harcama, sarf etme, Allah'ın bir rızık olarak verdiği görünür-görünmez (zahir-batın) nimetleri yayma bir başkasına verme, anlamınadır. İNFAKTA İHSAN İnfak, nafaka verip geçindirme, besleme, Allah yolunda harcama; bir terim olarak, gerek hısımlardan ve gerekse diğer insanlardan yoksul ve muhtaç olanlara para veya maişet yardımı yaparak, onların geçimini sağlama, demektir. Helâl yollarla elde edilen malı, ihtiyaca ve dinin gerekli ya da hoş görüldüğü yerlere harcama, sarf etme, Allah'ın bir rızık olarak verdiği görünür-görünmez (zahir-batın) nimetleri yayma bir başkasına verme, anlamınadır. İhsan ise, “Allah’a sanki onu görüyormuş gibi ibadet etmek, sen onu görmesen de O seni görür” şuurudur. Çünkü Cenab-ı Hakk, nerde olursak olalım, tenhada kalabalıkta, karanlıkta aydınlıkta daima bizimle beraberdir, aklımızdan geçirdiklerimizden, niyet ve düşüncelerimizden haberdardır. İnfakta ihsan ise, yapılan yardımların, gösterişten ve dünyevî beklentilerden uzak sırf Allah rızası için yapılmasıdır. İnfak’ın mahiyeti İslâm hukukunda infakın kapsamı geniştir. Aile reisinin bakmakla yükümlü olduğu kimselere harcama yapmasını kapsadığı gibi, diğer yoksul ve muhtaçlara yapılan zekât, sadaka ve benzeri yardımları da anlamı içine alır. Kur'an-ı Kerîm'in pek çok âyetinde, varlıklı müminlere "Allah yolunda infak" emir ve tavsiyesinde bulunulmuş, Allah yolunda harcayanlar övülmüştür. "Ey iman edenler, kazandıklarınızın ve sizin için yerden çıkardığımız ürünlerin en helâl ve iyisinden Allah yolunda harcayın (zekât ve sadaka verin)!" (el-Bakara 2/267) "Mallarını gizli ve açık olarak gece ve gündüz harcayan kimseler var ya, işte onların, Rableri katında ecirleri vardır. Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır." (el-Bakara 2/274) "Mallarını Allah yolunda harcayanların hâli, her başağı yüz daneli yedi başak bitiren bir tohumun hâli gibidir. Allah dilediği kimseye daha kat kat verir. Allah'ın ihsanı çok geniştir. Her şeyi hakkıyla bilendir." (el-Bakara 2/261) Bakara suresinin ilk ayetlerinde takvâ sahiplerinin vasıfları sayılırken, "Allah yolunda harcayanlar"; gayba inanan ve namaz kılandan sonra üçüncü sırada zikredilir. (el-Bakara 2/3; Âl-i İmrân 3/134). Allah yolunda yapılan harcamanın, malın sevilen çeşidinden yapılması, kişiyi "birr" derecesine ulaştırır. Ayette şöyle buyurulur: "Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcayıncaya kadar, cennete ve iyiliğin en güzeline (birr) eremezsiniz." (Âl-i İmrân 3/92) Hasan el-Basrî şöyle der: "Bir kimse sevdiği bir tek hurmayı bile Allah rızası için sadaka olarak verirse bu ayetteki "birr"e mazhar olmuş olur." Ömer b. Abdülaziz, yoksullara bol miktarda şeker dağıtır ve sebebini soranlara da: "Çünkü ben en çok şekeri severim" cevabı verirdi İnfakın en fazîletlisi ve en önde geleni kişinin muhtaç durumda bulunan hısımlarına yaptığı harcamalardır. Ayette şöyle buyrulur: "Erkekler kadınlar üzerinde hâkimdirler. Çünkü Allah birini (cihat, imamet ve miras gibi bazı konularda) diğerinden üstün yaratmıştır. Bir de erkekler, mallarından onların geçimini sağlamaktadırlar" (en-Nisâ 4/34). Âile fertlerine yapılacak harcama sadaka hükmündedir. Hadiste şöyle buyrulur: "Bir müslüman, aile fertlerinin geçimini, Allah'ın rızasını umarak sağlasa bu, kendisi için sadaka olur." Hadiste zikredilen aile fertlerine (ehl); karısı, çocukları, nafakası kendisine gerekli olan erkek ve kız kardeşleri ile amcası ve amcasının çocukları, evinde beslediği yabancı yoksul çocuklar dâhildir. Bir kimsenin bakmakla yükümlü olduğu kimseleri geçindirmesi, onun üzerine vaciptir. Eğer bu masrafları yaparken Allah rızasını kazanmayı kastederse, sürekli sadaka ecri alır. Ancak bu konuda Allah rızasını kast etmezse, üzerinden borç düşer, fakat ayrıca bir ecir alamaz. (ez-Zebîdî) İnfakta dört güzellik vardır: 1 - Allah Teala, sadaka verenin malına bereket ihsan eyler. 2 - Allah Teala, sadaka veren kimseyi halkına sevdirir. 3 - Allah Teala, onun verdiği sadakayı, cehennemle arasında bir perde yapar. 4 - Allah Teala, belayı ve sıkıntıyı sadaka veren kimseden defeder. İnfakın Ahlâkî Değeri İnfakın ahlâkî değeri, Kur’ân'da sıkça vurgulanan bir husustur. Her harcama veya infak, dinî-ahlakî açıdan makbul ve tasvip edilmekte midir? Bu mesele, infakın kim tarafından, ne maksatla, hangi maldan ve ne şekilde yapıldığına dair sorulara aranacak cevaplarla tespit edilebilir. İnfak eden kişi ve maksadı açısından bakıldığında, öncelikle infakın sırf Allah rızası için gerçekleştirilmesi gerekmektedir: "Ve derler ki, biz size sırf Allah rızası için ikram ediyoruz, yoksa sizden bir karşılık istemediğimiz gibi, bir teşekkür bile beklemiyoruz." (İnsan 76/9) Kişi yaptığı hayır ve harcamaları, insanlara gösteriş veya riya için yapmamalı ve yaptığı iyiliği de başa kakmamalı, muhtaçların üzerinde manevî nüfuz ve baskı aracı olarak kullanmamalıdır: "Ey iman edenler! Sadaka verdiğiniz kimselere minnet etmek, incitmek suretiyle o sadakalarınızı boşa çıkarmayın. Allah'a da âhirete de inanmadığı hâlde sırf insanlara gösteriş yapmak için malını harcayan kişinin durumuna düşmeyin. Onun durumu, üzerinde toprak bulunan kaypak bir kayaya benzer ki, şiddetli bir yağmur olur olmaz toprağı kayıverir, cascavlak kalır." (Bakara 2/264) Hz. Ebu Hureyre'den nakledilen bir hadis-i şerifte Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki: "Kıyamet günü ilk çağrılacaklar, Kur'an-ı ezberleyen biri, Allah yolunda öldürülen biri ve bir de çok malı olan biridir. Allah Teala Kur'an okuyana: "Ben Rasulüme inzal buyurduğum şeyi sana öğretmedim mi?" diye soracak. Adam: "Evet ya Rabbi! diyecek. "Bildiklerinle ne amelde bulundun?" diye Rab Teala tekrar soracak. Adam: "Ben onu gündüz ve gece boyunca okurdum" diyecek. Allah Teala: "Yalan söylüyorsun! diyecek. Melekler de ona: "Yalan söylüyorsun!" diye çıkışacaklar, Allah Teala ona: "Bilakis sen, "Falanca Kur'an okuyor" densin diye okudun ve bu da söylendi" der. Sonra, mal sahibi getirilir. Allah Teala: "Ben sana bolca mal vermedim mi? Hatta o kadar bol verdim ki, kimseye muhtaç olmadın?" der. Zengin adam, "Evet ya Rabbi" der. "Sana verdiğimle ne amelde bulundun?" diye Rab Teala sorar. Adam: "Sıla-i rahimde bulunur ve tasadduk ederdim" der. Allah Teala: "Bilakis sen: "Falanca cömerttir" desinler diye bunu yaptın ve bu da denildi" der. Sonra Allah yolunda öldürülen getirilir. Allah Teala: "Niçin öldürüldün?" diye sorar. Adam: "Senin yolunda cihadla emrolundum. Ben de öldürülünceye kadar savaştım" der. Hak Teala ona: "Yalan söylüyorsun!" der. Ona melekler de: "Yalan söylüyorsun!" diye çıkışırlar. Allah Teala ona tekrar: "Bilakis sen: "Falanca cesurdur" desinler diye düşündün ve bu da söylendi" buyurur. Sonra (Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Ebu Hureyre'nin dizine vurup): "Ey Ebu Hureyre! Bu üç kimse. Kıyamet günü, cehennemin, aleyhlerinde kabaracağı Allah'ın ilk üç mahlûkudur!" dedi." Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem buyurur: “Üç kişi vardır ki, kıyâmet günü Allâh onlarla konuşmayacak, yüzlerine bakmayacak ve kendilerini temize çıkarmayacaktır. Onlar için acı bir azap vardır.” Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemin bu sözleri üç defa tekrarladığına şâhit olan Ebû Zer radıyallâhu anh: “–Adları batsın, umduklarına ermesinler ve hüsrâna uğrasınlar! Kimlerdir bunlar yâ Rasûlallah?” diye sordu. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “–Elbisesini (kibir ve gururundan dolayı kurula kurula) sürüyen, verdiğini başa kakan ve malını yalan yeminle pazarlayan!” buyurdu. (Müslim, Îmân, 171) İnfakın, "birr" olabilmesinde veya ahlakî değerinin tesbitinde diğer bir nokta infak edilen şeylerin cins bakımından temiz, iyi ve kaliteli olmasıdır. Zira insanların, kendi nefisleri için tercih etmeyecekleri değersiz ve bayağı şeyleri Allah için tasadduk etmemeleri gerekir. Bu, ihsan ve infakın olmazsa olmaz vasfıdır: "Ey iman edenler! İnfakı gerek kazandıklarınızın, gerek sizin için yerden çıkardıklarımızın temizlerinden yapın. Kendinizin göz yummadan alıcısı olamayacağınız fenasını vermeye yeltenmeyin. Biliniz ki, Allah sadakalarınıza muhtaç değildir ve hamde layık olandır." (Bakara 2/267) Zekât, sadaka ve hayır işlerinde dikkat edilecek mühim hususlardan biri de, gizliliğe riâyettir. Çünkü açıktan verilen sadaka, alan kimsenin hayâ duygularını zayıflatır, zamanla alışkanlık hâline dönüşünce de çalışma gayret ve isteğini ortadan kaldırır. Bunun yanında veren kimsenin de gurur ve kibre sürüklenip kendini beğenmesine sebebiyet verir. Fakat bâzen sadaka veren ve hayır işleyenlerin îlân edilip halka bildirilmesinde fayda görülebilir. Böylece halk, fukarâya yardım husûsunda teşvîk edilmiş olur. Kur’ân-ı Kerîm’de Cenâb-ı Hak: “Sadakaları açıktan verirseniz, bu güzel bir şeydir. (Fakat) onları fakirlere gizlice verirseniz, sizin için daha hayırlı olur.” (el-Bakara 271) buyurmuştur. Müfessirler bu âyetten zekâtın açıktan verilmesi, sadaka ve diğer hayır-hasenâtın ise gizlice yapılması gerektiği hükmüne varmışlardır. İnfâk husûsundaki en güzel edeb, “sağ elin verdiğini sol ele bile fark ettirmemek” tarzında milletimizin de darb-ı meselleştirdiği bir ölçüdür ki, hadis-i şerifte bu tür insanların Arş’ın gölgesi altında gölgeleneceği müjdelenmiştir. Ecdâdımız, infaktaki bu edebin en güzel numûnelerini sergilemişlerdir. Târihimiz bunun en güzel şâhididir. Nitekim meşhur vakfiyesinde görüldüğü gibi Fâtih Sultan Mehmed Han, toplumun korunmaya muhtaç fertleri için en hassas edeb ölçüleriyle kâideler koymuştur. Pâdişâhı böyle bir edeb sergileyen cemiyetin fertleri de, sadakalarını bir zarf içinde câmîlerdeki sadaka taşlarına bırakırlar, muhtaçlar da vereni görmeksizin oradan ihtiyaçları kadarını alırlardı. İnfakta gizlilik esas olmakla birlikte, kalbin riyâdan korunması kaydıyla alenî olarak verilmesi de teşvik edilmiştir. Ayrıca infakta zaman kaydı da yoktur. Bir mümin, gece ve gündüz, her fırsatta infak etmelidir. Nitekim bu hakîkat, âyet-i kerîmede şöyle ifâde edilmektedir: “Mallarını gece ve gündüz, gizlice ve açıkça infak edenler yok mu, işte onların Rableri katında ecir ve mükâfatları vardır. Ve onlara herhangi bir korku yoktur. Onlar hiçbir zaman mahzun da olmazlar.” (el-Bakara 274) Hazret-i Ebû Bekir radıyallâhu anh, sâhip olduğu kırk bin dinarın on binini gece, on binini gündüz, on binini gizli, on binini de açıktan olmak üzere tamâmen tasadduk etmişti. Bu âyet-i kerîmenin nüzûl sebeplerinden birinin bu olduğu rivâyet edilmektedir. (Âlûsî, Rûhu’l-Meânî, III, 44) Diğer taraftan, Hazret-i Ali radıyallâhu anh da dört dirhem gümüşten başka hiçbir şeye mâlik değil iken bunun birini gece, birini gündüz, birini gizli, birini de açıktan olmak üzere hepsini tasadduk etmiş idi. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: –Niçin böyle yaptın? diye sorduğunda: –Rabbimin vaad ettiği şeyi hak etmek için demiş, bunun üzerine Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: –Umduğuna nâil oldun buyurarak onu müjdelemişti. (Vâhidî, Esbâbu Nüzûli’l-Kur’ân, 95) Sevginin alâmeti fedâkârlıktır. Seven, sevilene karşı sevgisi ölçüsünde fedâkârlıkta bulunur ve bunu bir zevk olarak telakkî eder. Bu, âşığın mâşûku uğruna can vermesine kadar dayanır. Allah'ın mahlûkâtına olan infak, sevenin sevilene karşı en güzel bir muhabbet tezâhürüdür. Çünkü zekât ve sadakanın Allah için verilmiş olmasından dolayıdır ki, Kur’ân-ı Kerim’de, “sadakaları Allah alır.” tarzında bir ifâde vârid olmuştur. Nitekim âyet-i kerîmede buyrulur: “Bilmediler mi ki, kullarından tövbeyi kabul eden ve sadakaları alan Allâh’tır.” (et-Tevbe 104) Bu nükteyi ifâde için Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem de: “Helâl maldan verilen her bir sadakayı, Rahmân olan Allâh (kudret) eliyle alır ve kabul eder.” buyurmuşlardır. Bu durumda zekât ve sadakada en önemli husus, samîmiyet ve ihlâsla, sırf Allâh rızâsını kastetmektir. İnfakta bulunanların gururlanmaları, teşekkür ve minnettarlık beklemeleri aslâ doğru değildir. Böyle bir düşünce, bu hayırların bütün sevap ve fazîletini silip süpürür. Bilâkis veren, alana karşı teşekkür hissiyâtıyla dolu olmalı ve rızâ-yı ilâhînin dışında bir maksat taşımamalıdır. Zîrâ Hak katında makbûl olan budur. Allâh Teâlâ, Hazret-i Ali ve Hazret-i Fâtımâ radıyallâhu anhümânın yaptıkları infâkı takdîr ve tekrîmle birlikte, müminlere de aynı hassâsiyet içerisinde infakta bulunmalarını tavsiye ederek âyet-i kerîmede şöyle buyurmuştur: “Onlar, kendi canları çekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler. "Biz sizi Allâh rızası için doyuruyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz. Biz, çetin ve belâlı bir günde Rabbimizden (O’nun azâbına uğramaktan) korkarız." (derler). İşte bu yüzden Allâh onları o günün fenâlığından esirger; (yüzlerine) parlaklık, (gönüllerine) sevinç verir.” (el-İnsân 8-11) Bu âyet-i kerîmede infakla ilgili birçok edeb ve nükte yer almaktadır. 1. İhtiyacı olduğu hâlde, mümin kardeşini kendine tercih etmenin yüce bir haslet olduğuna işâret ediliyor. 2. İnfâkın fânî ve dünyevî hedefler için değil, yalnız Allâh rızası için yapılması gerektiği bildiriliyor. 3. Kıyâmetin dehşetli azâbından korunmak maksadıyla infâkı, Allâh rızâsı için yapmanın ehemmiyeti vurgulanıyor. 4. İhlâsla yapılan infakların Hak katında makbul olacağı ve sâhibinin yüzünü ak edeceği vaat ediliyor. 5. Allâh Teâlâ’nın müminlerden bu nevi sâlih ameller işlemelerini talep ettiğine işâret ediliyor. Konunun ahlakî çerçevesini oluşturan bir başka ilke ise, yapılan harcamanın israfa dönüşmemesidir. Zira infak bir harcama olmakla beraber, asla bir savurganlık, hesabını bilmeme ve israf değildir: "İmkânı geniş olan imkânına göre nafakayı bol versin. Nasibi sınırlı olan ise Allah'ın kendisine bahşettiği imkân ölçüsünde nafakada bulunsun. Allah, herkesi sadece verdiği imkân ölçüsünde sorumlu tutar. Allah, sıkıntının ardından kolaylık ihsan eder." (Talâk 65/7) Bir başka âyette de aynı prensip şöyle ifade edilmektedir: "Rahmanın kulları, harcamalarında ne israf eder, ne de eli sıkı davranırlar; bu ikisi arasında bir denge tuttururlar." (Furkan 67/25) Yine Kur’ân'a göre, yapılan harcamaların ahlâkiliği hususunda genel bir değer ölçüsü de, insanların inanç ve ibadet hürriyetlerini kısıtlama ve ortadan kaldırma maksadı gütmemektir. İnsanlığın aleyhine yapılan harcamalar ahlâkî açıdan değersiz ve makbul infakın dışındadır. İnsanlığın Yüce Allah'tan uzaklaştırılması ve maddî-manevî sömürülmesi adına yapılacak harcamalar, uzun vadede toplumları köleleştiren yardımlar (!), Kur’ân'da yasaklanmakta ve ahlâkî değeri olmadığı vurgulanmaktadır: İnfak, insan ruhundaki yüce hasletlerin harekete geçmesine, nefsin arınmasına, aklın irfana ve kalplerin imana açılıp ısınmasına, amellerin ihsana dönüşmesine vesiledir. Ahlâkî açıdansa, kişiye kötülüklere karşı mukavemet kazandırır. İnfak ayrıca, içtimaî değişimin belirleyici dinamiklerinden de biridir ki, medeniyetlerin inşâsı, bekası ve inkırazıyla doğrudan ilgilidir. Medeniyetler, verme kültürünün şuuruna ermiş milletlerin eseridir. Cimri fertler ve bu fertlerden meydana gelen toplumların medeniyet inşası mümkün olmadığı gibi, israfa ve lükse dalmış, tüketen toplumlar da, medeniyetlerin çöküşünün habercileridir. İnfak eden ve üreten bir medeniyetin tarihî varisleri olarak yeniden üretip veren insanlar hâline gelebilmek için, bilginin de sağlıklı üretilmesi ve sağlıklı "infak" edilmesinin öğretilmesi gerektiğine inanıyoruz. |
İnfakta İhsan
infak nedir İnfak; Allahü Teala'nın rızasını kazanmak için kişinin, muhtaçlara servetinden ayni ve nakdi yardımda bulunmasıdır. Bu bakımdan infak, farz olan zekat ile vacip olan kurban ve fıtr sadakasını ve her çeşit hayrı şamildir. Allah'a itaat ve ibadet niyeti ile yapılan, Islam'a ve Müslümanlara faydası olan her harcama Allah yolunda infaktır. Mülk ve servetin asıl sahibi Allah'tır. Allahü Teala kullarına emanet olarak verdiği bu servetten başkalarına infakta bulunmalarını ister ve infakın faziletini, hangi maldan nasıl ve ne şekilde yapılacağını da Bakara suresinin 3. ayetinde şöyle beyan buyurur (mealen) "Onlar ki gaybe iman edip namazı dostdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden infak ederler." Bu ayet-i kerimede; iman ve namazdan sonra infak; yani "malı Allah'ın rızasının olduğu yere harcamak" emredilmektedir. Diğer bazı ayet-i kerimelerde buyuruldu ki (mealen) "Mallarını Allah yolunda infak edenlerin misali her başakta yüz tanesi bulunan yedi başak çıkarmış bir buğday gibidir. Allah dilediğine daha da katlar...", "Mallarını Allah yolunda infak eden, sonra verdiklerinin arkasından başa kakmayı, gönül incitmeyi reva (uygun) görmeyen kimseler, işte onlar için Rabbi katında mükafat vardır...", "Bir tatlı dil, bir af, arkasına eza takılacak sadakadan daha iyidir...", "Ey iman edenler! Sadakalarınızı başa kakmak, gönül kırmakla boşa gidermeyin..." "Ey iman edenler! Infakı, gerek kazandıklarınızın ve gerek sizin için yerden çıkardıklarımızın temizlerinden yapın. Kendinizin göz yummadan alıcısı olmadığınız fenasını vermeye yeltenmeyin...", "Şeytan sizi fakirlik ile korkutur ve sizlere çirkin şeyler ile emreder. Allah ise lütfundan bir mağfiret ve fazla bir kar va'd buyuruyor...","Her ne nafaka verdiniz veya ne adak adadınızsa her halde Allah onu bilir...", "Sadakaları açık verirseniz o, ne iyi. Ve eğer onları gizler de fukaraya öyle verirseniz bu sizin için daha hayırlıdır ve günahlarınızdan bir kısmına keffaret olur...", "Onlar ki, mallarını gece ve gündüz, gizli ve aşıkare olarak infak ederler, artık onlar için Rableri katında mükafat vardır. Ve onlara bir korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır. (Bakara suresinin; 261, 262, 263, 264, 267, 268, 270, 271 ayetleri |
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.