ForumSinsi - 2006 Yılından Beri

ForumSinsi - 2006 Yılından Beri (http://forumsinsi.com/index.php)
-   İslami Genel Konular (http://forumsinsi.com/forumdisplay.php?f=324)
-   -   Kur'an Kissalarinin Tefsir Ve Teşrî'deki Yeri (http://forumsinsi.com/showthread.php?t=902191)

Prof. Dr. Sinsi 10-11-2012 09:19 PM

Kur'an Kissalarinin Tefsir Ve Teşrî'deki Yeri
 

Kur'an Kissalarinin Tefsir Ve Teşrî'deki Yeri
Hakkında Kur'an Kissalarinin Tefsir Ve Teşrî'deki Yeri




KUR'AN KISSALARININ TEFSİR VE TEŞRÎ'DEKİ YERİ

Kur'an'ın, kendisini açıklamak ve yorumlamak, yada hayata geçirecek biçimde somutlaştırmak için vasıta olarak kullandığı kıssalar, Kur'ân'da önemli bir yer tutar. Geçmişten bu güne ve geleceğe, doğruları ve yanlışları algılama imkanı tanır. Kıssalar müjdeleme, korkutma ve terbiye etme, geçmişten haber verme, akide ve ibadetlerin esasını bildirme ve güzel ahlakı tanıma açısından önemlidir.1 Kıssalarda söylenen ve kıssalarla söylenilenler, bir amaçtan ziyade, hedefe götürmede bir vasıta kabul edilir. Kur'ân, insanları hidayete götürmek için gönderilmiştir.2 Bu yapılırken, hikmet ve güzel öğüt metodu uygulanır.3 Bu bakımdan, kıssalara hikmet ve öğüt denebilir. Kıssalarda yaşanmış olaylar etkili bir üslupla anlatılmış, insanlığın başına benzer olayların her zaman gelebileceği hatırlatılmıştır. Onlarda bahsedilen şahıs, olay, hadise, zaman ve mekan unsurlarıyla sunulmak istenilen hedefler, dolaylı bir anlatım ile geliştirilmek istenen bilinçler esas kabul edilmektedir. İnsanlık, kıssalarla kendini ve toplumunu sorgulama imkanı bulur ve onları dünyadaki yaşamı ve geleceği ile vereceği kararlarda bir mihenk noktası kabul eder. Dolayısıyla, Kur'an kıssalarında verilmek istenilen mesajı algılamak, insanlığın kurtulması ve Yaratıcısını tanıması için önemlidir.4

1-Kıssa Kavramı

Arapça'da "k-s-s" kökünden gelen "kassa" fiili ve aynı kökten türetilen "kasas" ve bu anlam için kullanılan "kıssa" bir kimsenin izini sürüp ardından gitmek,5 birine bir haber bildirmek,6 anlatmak ve hikaye etmek7 anlamları için kullanılır.8 Yüce Allah kıssayı; akıllılar için ibret, öğüt ve geleceğe ışık tutma, uydurmadan uzak, önceki kitapları doğrulayan, her şeyi açıklayan9 ve inananlar için kılavuz10 olarak tanımlar.11 Kur'ân'da yer alan bu anlamlardan hareket ederek bir tanım yapılacak olursa kıssa; geçmişte olmuş bir olayı, daha sonra gelecek insanlara, ders alınacak kısmını aktarmak şeklinde ifade edilebilir. Kıssaların, "Kur'an'da "nebe" ve haber" kelimeleriyle sıkça ifade edildiği görülmektedir.12 Kur'ân'daki bu haberler, meydana gelmiş olayları anlattığı için gerçek kıssalar,13 hayal mahsulü olanlarına ise hikaye denilmektedir.14 Kelimenin etimolojik yapısında bulunan iz takip etmek anlamı, baskın manalardan birini oluşturur.15 Buna göre kıssalar takip edilmesi gereken güzel hasletlerdir.

2-Kur'an'daki Anlamları

Kıssa kelimesinin Kur'ân'da kullanılış itibariyle altı manaya geldiği gözlenir. a) Peygamberlerin isimlendirilmesi,16 b) okumak,17 c) açıklamak,18 d) izini takip etmeyi istemek,19 e)haber20 ve f) tarihi bilgi.21 Kur'an-ı Kerim'de iki yerde ifade edilen "haber" kelimesi Hz. Musa'nın kıssasında geçmektedir. "Musa süreyi doldurup ailesiyle yola çıkınca, Tur Dağından bir ateş gördü. Ailesine "siz (burada) bekleyin; ben bir ateş gördüm, belki oradan size bir haber yahut ısınmanız için bir ateş parçası getiririm."22

Yukarıda yer verilen kelimelere ilaveten Ashab-ı Kehf'ın kıssası ifade edilirken; "Biz sana, onların gerçek olan haberlerini anlatıyoruz."23 ayetinde "hak" "kıssa" ve "nebe" kelimeleri bir arada zikredilmektedir. Bir kıssanın Yaratıcı tarafından hak ve gerçek olduğunun ifade edilmesi, yanlış ve uydurmadan uzak olduğunu ortaya koymaktadır. Kıssalarda "en-nebeü" 24 kelimesi, anahtar kavramdır. Huccet ve delil anl----- geldiği ahıreti ilgilendiren Kasas 66. ayeti istisna edilecek olursa,25 Kur'ân'da yer alan "en-nebeü" ve el-enbâü" kelimeleri önemli haberler için kullanılmıştır. Nebe kelimesiyle ifade edilen kıssalar doğruyu ifade etmektedirler.26 Ayrıca "Kitap" ve "Sahife" kelimelerinin yer yer kıssa için kullanıldığı görülür.27 Müşriklerin, Hz. Peygamberden bir ayet istemeleri üzerine, önceki kitaplardan misal verilmesi ve diğer peygamberlerin haberlerinin kitaplarda zikri buna misal verilebilir.28

3-Kıssaların Amaçları ve Özellikleri

a) Kıssaların Özellikleri

Kur'an-ı Kerim'de yer alan anlatımlara baktığımızda kıssaların, hayalden uzak gerçeği yansıtan olayların olduğu anlaşılmaktadır. Kıssaların aşkın hali, onları aynı zamanda "mesel" haline getirmektedir. Meselden farkı, olmuş veya olacak (ahırette olacak) olayları dile getirmiş olmasıdır. Meselde ise, böyle bir şart bulunmaz. Buradan hareketle, Kur'an'da yer alan her kıssanın bir mesel niteliğinde olduğunu, fakat her meselin bir kıssa olmadığını söylememiz mümkündür.

Kıssada olaylar bir hikaye veya bir romanda olduğu gibi düzenli bir şekilde bir yerden başlayıp, diğer bir yerde bitirilmez. Sadece bir sahne tasvir edilir. Bu sahnelerde tevhid ekseni ve Peygamberlerin risaletini ispat ağırlık kazanır. Örneğin, Hz. Musa ile Firavn arasında zikredilen kıssada, Firavn'ın inanç sistemi, sihirbazların durumu, Hz. Musa'ya verilen asa mucizesi, yanlış ve doğruyu ortaya koyarak hem tevhid, hem de risaletin ispatı işlenmiş olmaktadır.29

Kıssalarda bulunan diğer bir özellik, gerçek olaylara yer vermesidir. Bunlar kıssa ismiyle değil, "nebe", "enbâ" "hadis" ve "zikir" olarak ifade edilmektedir. Bu durum kıssaların bir vahiy olduğunu ortaya koymaktadır.

Kıssaların başka bir özelliği de, söylenenden ziyade, verilmek istenen mesajın önem kazanmasıdır. Bundan dolayı onlarda ne söylendiği ile iktifa edilmez. Alınacak derslere dikkat edilir. Her dönem için önemli ip uçları çıkarılmaya çalışılır. Kıssanın geçtiği dönemde olanlardan o dönemde yaşayan insanlar sorumlu olmakla birlikte,30 benzer hataların işlenmesi durumunda aynı sonuçların doğacağının akıldan uzak tutulmaması gerekir. Bu açıdan değerlendirdiğimizde her asra rehberlik görevi yapmaktadır.

Kıssalar birer model oluşturur. Bunları iki kısma ayırmak mümkündür. Birinci kısım olanı tasvir eder. Önce bir olay tasvir edilir. Bu olay etrafında insanların düşünmesi sağlanır. Bunun neticesinde Yüce Yaratıcının istediği ve olması gereken gösterilmiş olur. İkinci kısım modeller ise, olması gerekeni gösterir. Bunun en güzel örneğini Hz. Peygamberin sünneti oluşturur. Onun güzel ahlakı, olaylar karşısındaki tutumu ve ilişkilerin tasviri ümmeti için bir modeldir.31 Kaynaklardaki bu açıklamalara ilaveten, akıl sahiplerine ibret kaynağı olması, gerçeği yansıtması, ilahi kitaplarla uyum halinde olması, açıklayıcı hasletleri taşıması ve insanlığın mutluluğunu hedeflemiş olması temel özelliklerini oluşturmaktadır.32

b) Kıssaların Amacı

İlâhi kitaplar insanların mutluluğu için gönderilen bir hidayet rehberleridir.33 Bu rehber karşısında insanlar iki şıktan birini tercih eder. Ya Yaratıcıya ve ondan gelene inanır veya inkar ederler. Kıssaların kahramanı insanın kendisi değildir. Kahraman, insanın inancına, davranışlarına bağlı olan tarihi olgudur.34 Örnek olarak Hz. İbrahim kıssasında tevhıd ve şirk, Hz. Yusuf kıssasında ise Hz. Yusuf'un iffeti, hanımın şehveti işlenmektedir. Kıssalar da verilmek istenen toplum hayatını hikaye etmek değil, geçmiş milletlerin olumlu ve olumsuz davranışlarının sonucunu göstererek öğüt vermektir.35 Bu yapılırken, belirli tarihi hadiseleri ele alıp, tafsilata girmeden, önemli olanlara işaret ederek her devirdeki insanlara ders verir.
Kur'an kıssalarının, Kur'ân'ın içindeki kapladığı yer açısından, konuyla ilgili çalışma yapan alimler arsında farklı nakillerin olduğu gözlenir. Buna göre kıssalar, Kur'an'ın üçte birini, üçte ikisini,36 bazılarına göre de, Hz. Peygamber dönemindeki bazı olayların eklenmesiyle yarısını oluşturduğu,37 Hz. Peygamber dönemi çıkarılacak olursa, 1650 civarında olduğu ileri sürülmektedir.38 Kur'ân'da geniş bir yeri oluşturan kıssaların içeriğine bakıldığında bunların her biri insanlığı mutluluğa götürecek güzel hasletleri vurgular. Yüce Yaratıcı Kur'ân kıssalarıyla geçmiş milletlerin özelliklerini belirterek, daha önce gönderilen Peygamberler ile Hz. Muhammed'in benzer yönlerine işaret etmek, hakikatin üstün geldiğini hatırlatmak, inananlara teselli vermek, Allah'a karşı gelenlerin sonlarını göstermek ve Müslümanların azmini artırmak amacını güder.39 Konuya bu açıdan yaklaşıldığında kıssaların iki amacının olduğu görülür. a) Olumsuz alışkınlıklardan uzaklaştırmak. b) Elde edilen inancı işlev hale getirmek. Bu iki temel prensip, 1)Tasvir, 2) Talep (yani çağrılan konu), 3) Duyguların ifade ediliş şekli ile insanlığa sunulur. Bu yapılırken, geçmiş dönemlerde doğru yol üzerinde bulunan insanlara mükafat verildiğini ve kötü ve yanlış yoldakilere ise, cezalandırıldığını bildirip,40 Yaratıcısını tanıması ve ona nasıl kul olunması gerektiğini göstermek olduğu gözlenir.

Kıssalarda verilmek istenenler maddeleştirilecek olursa;

a) Tevdid'i hakim kılmak,

b)Hz. Peygamberin risaletini ve vahyi ispat etmek,41

b)İlahi dinlerin aynı kaynaktan geldiğini ortaya koymak,42

c) yüce Allah'ın İnananlara yardım edeceği, inanmayanlara azap edeceğini bildirmek,43

d) Seçkin kullarına verilen nimetleri hatırlatarak güzel amel işlemelerine teşvik etmek,

e) Şeytandan sakındırmak44 ve diğer inançların yanlış olduğunu hatırlatmak şekliyle ifade etmemiz mümkündür.45

c) Tefsirlere Yansıması

Tefsir kaynaklarında Hz. Adem ile Hz. Peygamber arasında gönderilmiş birçok peygamberin kıssalarına yer verilir. Bunlar arasında İsrailiyyat denilen haberler de bulunmaktadır. Kur'ân'ın nüzulünden sonra, bu gibi haberlerin tefsir kaynaklarına yansıdığı gözlenir. Bu kıssaların Kur'ân'dan mülhem olanlarının gerçek, diğerlerinin halk arasında dolaşan ilmi açıdan önemi olmayan nakiller oldukları anlaşılır. Doğru olanlarıyla İslâm'ı izah etmede bir tefsir ve dini motiflerle halka inilmesi arzulanır. Mahiyeti itibariyle Kur'ân kıssaları, tarihi gerçeğin bir yansıması olurken, diğer edebiyat türlerinden de farklı olduğu anlaşılır. Kaynaklarda bunların türleriyle ilgili olarak, tarih, tarih felsefesi, ahlaki hikayeler, edebiyat ve sosyolojik anlatımlar zikredilmektedir.46 Bu bakış ışığında kıssalar, ibret alabilene ibreti, düşüne bilene öğüdü, nasihat kabul eden ve söz dinleyene basireti, İslâm'ı yaşamayı isteyene en güzel örneği, hakikatten ötürü zulme uğrayana teselliyi sağlamış olur. Ayrıca, Kur'ân'da yer alan kıssalar incelenip düşünüldüğünde, güzel nasihat ve yol göstericiliğinin yanında, ilim, güzel ahlak, hidayet için akli ve ilmi deliller, insanın basiretini açacak özellikler taşıdığı anlaşılır.47 Dolayısıyla, tefsir kaynaklarında bunlardan her birine misal bulmak mümkündür. Bizim burada yapmak istediğimiz, bir tebliğ çerçevesinde, Kur'ân ve tefsirler ağırlıklı iki misal vererek, kıssalardan elde edilmek istenen neticeye ışık tutmaktır. Yoksa kıssalarla ilgili çok geniş bilgi vermek değildir.
Yüce Allah Bakara Suresi 72-82. ayetlerinde insanların dikkatini şu hususlara çekmektedir.
-Allah'ın ölüleri nasıl dirilteceği,
-Her peygamberin döneminde kitapları tahrif etmek isteyenlerin olacağı,
-Her toplumdaki cahil insanları karakterleri ve İslâm'a karşı çıkmaları,
- Allah'a yapılan iftiralar ve yapanların ruhi durumları.
- Ehl-i Kitap mensuplarının ahıretle ilgili iddiaları ve kendilerinin özel statülerinin olduğu,
- Her dönemde Allah'ın emirlerini yerine getirenlere verilecek mükafatın hatırlatılması.

Dikkat edilirse Bakara Suresinde yer alan bu kıssada, hiçbir şeyin Allah'a gizli olmadığı, her dönemde mevcut olabilecek insan topluluklarını tanımada, tevhıd başta olmak üzere ahıretin durumu, inanan ve inanmayanların elde edebilecekleri nimet veya cezalar, kıssa yoluyla tasvir edilmektedir. Özellikle dinler tarihi kaynaklarını ve İslamı bilen birinin bu kıssalar karşında inanmaktan başka bir alternatifinin olmadığı gözlenmiş olur. Bu ayetlerde ifade edilen millet İsrail oğullarıdır. Söz konusu millet içinde evladı olmayan zengin birisini mirasına elde etmek için yeğeni tarafından öldürülür. Daha sonra bu cenazeyi suçsuz birinin evinin önüne götürerek bırakır. Sonunda iftiraya uğrayan ile diğer adamlar Hz. Musa'nın hakemliğine müracaat ederler. Hz. Musa kendine gelen vahıy neticesinde bir ineği kurban ettirerek ölen adama, kesilen hayvanın bir parçası ile vurulmasını ister. Neticede katilin kim olduğu oryaya çıkar.48 Kurtubî (ö. 671/1273) söz konusu ayetin tefsirinde İslam'dan önce katile miras verilmediğini, İslâm'da birçok eski adeti kabul ettiği gibi, bu adeti de kabul ederek katilin varis olamayacağını ileri sürmektedir.49 Diğer taraftan yukarıda işaret edilen kıssada Allah'a hiçbir şeyin gizli kalmadığı ve ölülerin nasıl diriltildiğini göstermesi açısından önem taşımaktadır.
Başka bir misal vermek gerekirse; Araf Suresi 32-39. ayetlerinde yer alan Ehl-i Kitap mensuplarının Allah'ın emirlerini değiştirmesi ile ilgili kıssalardır.

Bu kıssalarda;
-Helal-haram tayini yetkisinin Yaratıcıya ait olduğu ve yaratılan nimetlerden öncelikle insanların istifade etmesi gerektiği hatırlatılır.
-Bütün peygamberlere yasak edilenler aynıdır.
-Her milletin bir süresi bulunmaktadır.
-Peygamberlere inananların hiçbir zaman korkmayacakları.
-Peygamber ve gönderilen emirlere karşı çıkanların cehenneme gireceği.
-İnsanların ceza almalarına sebep olan kötü hasletler ve yapanlara dünyada verilen mühlet. Ahıretteki pişmanlığın fayda vermeyeceği gibi konular işlenir. Konuyla ilgili tefsirlerde hayli nakil bulunmaktadır.
Dikkat edilirse, Araf Suresindeki bu kıssada helal haram konusunda emir verme yetkisinin Yaratıcıya ait olduğu, ümmetlerin varlığının devamının emirlere riayette olduğu, idareci ve halkta bulunması gereken hasletler ve ilâhi dinlere inanmanın faydaları tasvir edilmiş olur. Sevap kazanmak için Allah'ın helal kıldığı bazı şeyleri haram kılan sahabeleri ikaz için Mâide 87. ayetin indiği rivayet edilir.50 Müfessirler bu kıssalardan hareketle, helalların durumu ve helal-haram tayini konularına geniş yer vermektedirler. Örnek olması açısından tefsirlerde yer verilen bilgilere kısa olarak yer verilecektir.

4-Helal Eşyanın Aslındandır.

Yüce Yaratıcı insanlar için yaratılanların asılları itibariyle mubah olduğunu haber vermektedir."Yeryüzünde ne var ise, hepsini siz (insanların faydasına) yaratan, sonra göğe yönelip de onları yedi kat halinde düzenleyen O'dur. O, her şeyi hakkıyla bilendir."51, "Allah'tır ki, denizi size boyun eğdirdi. Tâ ki gemiler onun içinde buyruğuyla akıp gitsin ki, siz onun kereminden (nasibinizi) arayınız ve şükredesiniz.", "Göklerde ve yerde ne varsa hepsini kendinden (bir lütuf olarak) size boyun eğdirdi. Elbette bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır.52"
İslâm âlimleri yukarıya aldığımız "Yer yüzünde ne varsa, hepsini sizin için yarattı."53 ,"Göklerde ve yerde ne varsa hepsini katından size boyun eğdirdi."54 ayetlerinden hareketle; "Helal eşyanın aslındandır." veya "Eşyada aslolan ibahadır."55 fıkıh kâidesini geliştirmişlerdir. Ayrıca dinî ve dünyevî bir takım konuları bu prensiplerin üzerine bina ettikleri anlaşılmaktadır.56
Dünyada olanlar insanlar için yaratılmakla birlikte, yaratılanların hepsi faydalı olmayabilir. İnsanlara zararlı olanlardan bazılarna Kur'ân işaret etmiştir.57 İnsanların akıl ve tecrübeleriyle bunları incelemeleri, bilgi ve tecrübeye dayanarak gerekli şekilde kullanmaları gerekmektedir. Çünkü akıl kişilere göre farklı olabilmekte, yanılma ihtimali olmaktadır. Konuyla ilgili Kur'ân'da şu bilgileri bulmaktayız.
" De ki: 'Baksanıza Allah size rızık olarak ne indirdiyse, tuttunuz onun bir kısmı helal, bir kısmını da haram yaptınız' De ki: "Allah mı size böyle izin verdi. Yoksa siz Allah'a iftira mı ediyorsunuz?"58

Buraya alınan ayetlerdeki kıssalar hem İslam'dan önceki dinlerin durumlarını tanımada, hem de inanların hareketlerini tayin etmede önemli kuralları oluşturmaktadır. Bu kıssalar ve emirler vasıtasıyla insanlık tehlikelerden kendilerini korumuş olmaktadır.

5-Helal-Haram Tayini

İlâhi emirlerin ilk muhatabı insanların atası olan Adem'dir.59 İlk insanla başlayan bu mesaj son nebi ile noktalanmıştır.60 Allah'ın kullarına gönderdiği dinin aslında değişiklik olması mümkün değildir.61 Bununla birlikte, temel noktaların dışında kalan hususlarda bazı farklılıkların olduğu gözlenmektedir. Peygamberlere verilen temel noktaların aynı olduğu Şurâ Suresi 13. ayette ifade edilirken,62 tali konulardaki uygulamanın farklı olabileceği, "Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol belirledik"63 ayetiyle hatırlatılmaktadır. Yüce Allah, Hz. Peygamber'den önce gönderilen peygamberlerden bazılarının durumlarını açıklamıştır. Hz. Muhammed'le bu görev bitmiş ve İslâm din olarak kabul etmiştir.64 Dikkat edilirse, Şura ve Nisâ surelerinde gönderildiği belirtilen Peygamberlerin getirdiği dinlerin hepsinin içeriği aynıdır.65 Bu durum, aynı emirlerin verildiğini ortaya koymaktadır. Bu Peygamberleri ve emirleri gönderen Yüce Yaratıcıdır. Belirli aralıklarla bunların gönderilmesi ve Kur'ân'da bunların kıssalarına yer verilmiş olması, kıssaların hedefinin insanlığın kurtulmasına yönelik olduğu anlaşılmaktadır.66
Yüce Allah, hüküm koyma yetkisinin kendisinde olduğunu belirtip bu konuda Müşrik, Ehl-i kitap ve Müslümanları ikaz etmektedir.

a) Müşriklerin Durumu

Yüce Yaratıcı kıssalar vasıtasıyla verdiği haberlerde cahil Arapların yaptığını kabul edilmez bulur. Yapılanları şirk olarak değerlendirir. "Yoksa Allah'ın dininde izin vermediği bir şeyi onlara meşru kılacak ortakları mı vardır." 67, "De ki: 'Gördünüz mü, Allah'ın size rızk olarak verdiği şeylerin bir kısmını haram, bir kısmını helal yaptınız.' De ki: 'Allah mı size böyle izin verdi. Yoksa siz Allah'a iftira mı ediyorsunuz.?' "68 "Allah'ın yarattığı ekin(ler) den ve hayvanlardan (putlara) pay ayırdılar. Zanlarınca: 'Bu Allah'ın, bu da putlarımıza' dediler. Ortakları için ayrılan Allah'a ulaşmıyor fakat Allah için ayrılan, ortaklara ulaşıyor. Ne kötü hüküm veriyorlar."69

b) Ehl-i Kitab'ın Durumu

Benzer uyarılar, Ehl-i Kitab'a da yapılmaktadır;"Onların çoğunu günah, düşmanlık ve haram yemede birbirleriyle yarıştıklarını görürsün. Rabbânîler ve Hâhamların, onları günah söz söylemekten, haram yemekten men etmeleri gerekmez miydi? Yaptıkları şey ne kötüdür."70
Yukarıya aldığımız âyetlerde Ehl-i Kitap alimleri halkı aydınlatmadıkları için kınanır. Tevbe 31. âyette de halkın içine düştüğü durum haber verilmektedir.
İbn Abbas, Mâide Sûresindeki 62. âyetin, Kur'ân'daki en şiddetli bir ayetlerden biri olduğunu belirtir.71 Hz. Peygamber de haram ve helal etme hususunda insanların dikkatini çekerek, "İçlerinden günah işleyen bir kimseyi, bundan men etmeye güçleri yettiği halde, bunu yapmayan toplulukları, Allah mutlaka cezalandırır."72 buyurur.
Müfessir Razî, Mâide Sûresi 62 ve 63. âyetlere farklı bir yorum getirir. Dikkat edilirse, her iki âyetin sonun halkın yaptıkları ve din adamların yapması gerekenler farklı fiille açıklanmaktadır. "Amele ve sanea." Buna göre, ayetlerin anlamları (yaptıkları işler ne kötüdür ve kötü işleri sanea ediyorlar) olmaktadır. Cahil halkın işledikleri kötülükler amele fiiliyle belirtilirken, onların yaptığı kötülüklere engel olmayan alimlerin durumu sanea filifle ifade edilmiş olur. "Sanea" fiiliyle belirtilen, amele fiiliyle belirtilenden daha şiddetlidir. Ehl-i Kitap alimlerinin yaptıkları hataların, diğer cahil insanların yaptıklarından daha kötü olduğu belirtilmiş olur.73 Bu ayetlerin içeriği kötülükleri önlemeyen Müslüman alimler için önemli bir ikaz olmaktadır.

c) İnananların Durumu

Yüce Yaratıcı, son ilâhi mesajını Hz. Muhammed'e göndermiştir. Müşrik ve Kitap Ehl-i nin içinde bulunduğu durumu haber veren Kur'an, benzer ikazları, inananlara da yapmaktadır. Yüce Allah, Hz. Muhammed'e şu ilâhi mesajın tebliğ edilmesini emreder.
"De ki: 'Allah'ın kulları için çıkardığı süsü ve güzel rızıkları kim haram etti?' De ki: 'O nimetler dünya hayatında öncelikle inananlarındır. Kıyamet gününde ise, yalnız onlarındır.' İşte biz , bilen bir topluluk için âyetleri böyle açıklıyoruz. De ki: 'Rabb'in, ancak kötülükleri, gerek açığını, gerek gizlisini, günahı ve haksız yere saldırılmayı, hakkında hiçbir delil indirmediği bir şeyi, Allah'a ortak koşmayı ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyler söylemenizi haram etmiştir."74
Kaynaklarda yer aldığına göre, Hz. Peygamber bir gün kıyametle ilgili bilgi verir. Bunun etkisinde kalan birçok sahabe, sevap kazanmak için, Allah'ın helal kıldığı bazı şeyleri, kendilerine haram kılarlar. Bunun üzerine şu âyet nazil olur.75
"Ey İnananlar! Allah'ın size helal kıldığı güzel ve temiz şeyleri kendi kendinize haram etmeyin. Çünkü Allah sınırı aşanları sevmez. Allah'ın size verdiği rızklardan helal ve temiz olarak yiyin ve inandığınız Allah'tan korkun."76
Buraya alınan ayetin inişiyle ilgili farklı rivayetler olmakla birlikte,77 müşterek nokta, verilen hükme riayet edilmesidir. Hz. Peygamber'de ümmetinden daha çok sevap kazanmak gayesi ile bazı helalları haram kılanları ikaz eder.
"...Vallâhi ben sizin, Allah'tan en çok korkanınızım. Ama bazen oruç tutar, bazen de bırakırım. Namaz kılar, uyurum da. Kadınlarla da evlenirim. Kim benim sünnetimden ayrılırsa, o benden değildir."78 demiştir.79
Benzer bir ikaz H. Peygamberin şahsında bütün Müslümanlara yapılmaktadır. Hz. Peygamber aileleri arasında geçen bir olaydan sonra kendisine bal şerbetini yasaklar.80 Bunun üzerine, Yüce Allah yaptığının uygun olmadığını haber verir:
"Ey Peygamber! Niçin, Allah'ın sana helal kıldığı şeyi, eşlerinin hatırı için haram kılıyorsun? Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir."81 Bu ayetlerden Peygamberlerin dahi hüküm koyma yetkisinin olmadığı anlaşılmış olur. hatırlatmaktadır.

6. Kıssaların Teşrideki Yeri

İlâhi dinlerin verilerinde hukuk kuralarının önemli bir yeri bulunmaktadır. Bu temel özellikler ilk Peygamberle başlamış, son nebi ile nihayet bulmuştur. Hz. Peygamberin yürürlüğe koyduğu hukukun önceki peygamberlerin getirdikleri temel noktalar ile aynı olduğunu Yüce Allah şu ayetiyle haber vermektedir.
"Allah, Nuh'a buyurduğu şeyleri size de din olarak şeriat olarak belirlemiştir..."82 Buraya aldığımız ayetin devamında, dine bağlı kalmak ve onda ayrılığa düşmemek emredilmiştir: " (Ey Muhammed) sana vahyettik; İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya buyurduk ki: 'dine bağlı kalın, onda ayrılığa düşmeyin'..."83

Ku'an-ı Kerim'de yer alan kıssaların da önceki kitaplarda yer alan hukuka atıfta bulunularak bunların eleştirilmesi, önceki peygamberlere verilenenlerdeki ihtilafları hatırlatma olarak algılanmalıdır. Kıssaların teşrideki yerine temas etmeden Kur'ân emirleri ile önceki kitaplarda yer alan hükümlere kısaca işaret etmekte fayda vardır. İsrail Oğulları ile ilgili kıssada; "Bu Kur'an, İsrail oğullarına, kendilerinin ayrılığa düştükleri şeylerin bir çoğunu hatırlatıyor." 84 "Andolsun, Allah İsrail Oğullarından söz almıştı. Biz onlardan on iki başkan belirledik. Allah onlara şöyle dedi: 'Ben sizinleyim. Namazı kılarsanız, zekatı verirseniz, elçilerime inanırsanız, onları destekler ve Allah'a ödünç verirseniz, sizin kötülüklerinizi örteceğim..."85 buyurulur.
Yukarıda ifade edilen, Tevrat'ta yer alması gereken hükümler hatırlatılmakta, Hz. Peygamber'e bildirilen hukuka ise, şu ifadelerle işaret edilmektedir. "Ey iman edenler, kazandıklarınızın ve yerde sizin için çıkardığımız nimetlerin iyilerinden infak edin..."86 Bu güzel rızkların neler olduğu En'an Suresi 141. ayette açıklanmıştır. Bu hükümlerde istenen, emredilenlerin yerine getirilmesidir. Aksi durumda olanların elinden Allah'ın verdiği nimetlerin nasıl aldığı kıssa olarak, Kalem Suresi 21-34. ayetlerde haber verilmiştir.

Kitab-ı Mukaddes ve Kur'ân hükümleriyle ilgili başka bir misal şu kıssada bulunmaktadır. "(Ey Muhammed) kendinden önceki kitabı doğrulayıcı ve onları kollayıp koruyucu olarak bu kitabı gerçek olarak indirdik. Onların aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet ve sana gelen gerçekten ayrılıp onların keyiflerine uyma..."87 Buraya alınan ayete dikkat edilirse, Kur'ân önceki kitapları tasdik ederek onlar üzerinde korucu ve gözetleyici görevi üslenmektedir. Buna göre, önceki Peygamberlere verilen hükümlerle, Kur'ân 'da emredilenler, tali konuların dışındakiler aynıdır. İlahi kitaplardaki emirlerin bir birlerine uymaması, onlardan birinin bozulmuş olduğunu akla getirmektedir. Toplum düzeni ile ilgili Tevrat'ta bulunması gerekenler Mâide suresi 44 , İncil'de bulunması gerekenler de aynı surenin 46-47. ayetlerde haber verilmektedir. Bu durum bize kıssaların teşride önemli bir yerinin olduğunu göstermektedir.

Kıssaların Hukuka Yansıması

Hukuk bir toplumsal realiteyi, etik (ahlak) değerler açısından düzenleyen normlar(hukuk kuralları) sistemi olarak tanımlanır.88 Kur'ân-ı Kerim içindeki hukukla ilgili "yapın" veya "yapmayın" şeklinde ayetler olduğu gibi, kıssalardan hareketle de bazı normların elde edilmesi mümkündür. Tebliğ çerçevesinde tefsir kaynaklarında işaret edilen bazı bilgilere yer vermek mümkündür.
Kaynaklarda şer'î deliller ifade edilirken, "şer'u men kablenâ" içinde değerlendirilen kıssaların önemli yeri bulunmaktadır. Bunlar ikiye ayrılır.
1) Kur'ân ve sünnette yer almayan bilgiler. Bu bilgiler Müslümanları bağlamamaktadır.
2) Kur'ân ve sünnette işaret edilen hükümler. Bunlarda kendi arasında üç kısma ayrılmaktadır.
a) Ehl-i Kitab'a haram edilip Müslümanlara helal edildiği belirtilen kıssalardaki hükümler. Yiyeceklerle ilgi bazı hükümler ile89 ganimetleri buna misal vermemiz mümkündür.90
b) Müslümanlar için kıssalarda geçerli olduğu belirtilen hükümler. Bunlar Müslümanları bağlamaktadır. Örneğin oruç daha önceki dinlerde de bulunmaktadır.91 Kurban ve hacc ise Hz. İbrahim'e dayanmaktadır.92 Söz konusu ibadetleri Müslümanlar yapmak durumundadır.
c) Kur'ân ve sünnette kabul ve red edildiğine dair işaret bulunmayan hükümler. Buna misal olarak Mâide Suresi 45. ayetteki kıssaları ihtiva eden hükümler ile Bakara Suresi 178.ayetteki kısas emri, Kamer suresi 28. ayette yer alan suyun taksimi, Hz. Musa ve Hz. İsa'ya emredilen namaz93 misal verilmektedir.94
Konuyla ilgili İslâm alimlerin farklı yaklaşımları olabilmektedir. Ebû Yusuf (ö. 162/796) ile el-Kerhî (ö. 340/952) Kur'ân'ın Tevrat'ta bulunması gereken,95 " Tevrat'a onlara, cana can, göze göz, buruna burun ..."96 ayetini delil alarak söz konusu suçu işleyenlerin benzer cezaya çarptırılacağı ifade edilmektedir.97 Ebû Yusuf, kadını öldüren erkeğin öldürüleceğini, el-Kerhî'de zimmîyi öldüren Müslümanın kısas edileceğini uygun bulmuştur. İmam-ı Şafiî (ö. 204/820) de Hz. Peygamber'in Tevrat metinlerinden hareketle, Yahudî'ye verilen cezayı örnek göstermektedir.98
İmam-ı Muhammed (ö.189/805), Hz. Salih'in kıssasında yer alan, "(Sâlih) İşte belge bu devedir. Kuyudan su içmek hakkı belirli gün onun, belirli bir gün de sizindir. Sakın ona bir kötülük yapmayın..."99 ve "Onlara suyun aralarında paylaştırıldığını misal ver; içme sırası kimim ise o gelip suyunu alsın."100 ayetini delil alarak, suyun sıra ile kullanılmasının caiz olduğunu belirtir.101 Ayrıca Kasas suresinde yer alan, "Babam sulama ücretini vermek için seni çağırıyor... Babacığım! Onu ücretli olarak tut, ücretle tuttuklarının en iyisi bu kuvvetli ve emin adamdır."102 ayeti Hanefî imamları tarafından icâre akdi için delil kabul edilmektedir.103
Yine Yusuf Suresindeki Hz. Yusuf kıssası ayetleri arasında, "Melikin su kabını kaybettik, onu getirene bir deve yükü mükafat verilecek"104 ifadesi geçmektedir. Söz konusu ayet 'cilâla'105 akdine delil gösterilmektedir.106 Yukarıya alınan misallerde de görüldüğü gibi, Kur'ân ayetlerini bir birinden ayırmak mümkün değildir. Bütün ayetlerin belirli bir hedefi bulunmaktadır. İnsanlığa doğruları tanıtmak, iyi yaşamını sağlayacak kuralları göstererek, Yaratıcına kul olmaktır. Dolayısıyla ahkam ayetleri emir ve nehiyleri kesin olarak ifade ederken, kıssalar tasvir edilmek suretiyle kendilerinden hisse çıkarılması arzulanmaktadır.

7. Kıssalarda İfade Edilen Örnek İnsan Tipleri.

Kur'ân-ı Kerim kıssalarda farklı karakterlere işaret etmektedir. Bunlarla beğendiği ve hoşnut olmadığı karakterleri hatırlatarak İnsanlardan razı olduğu karakterlere sahip olunmasını istemektedir. Hoşnut olmadığı insan karakterlerine Kalem Suresi 10-20. ve Bakara Suresi 8-13. ayetlerini misal olarak vermemiz mümkündür. Beğenilen karakterlere Kur'ân'da zikredilen Peygamberler ve diğer salih kulları örnek gösterebiliriz. Bunlardan Hz. İbrahim, Hz. Musa ve Hz. Muhammed'in karakterine örnek olarak şu hususları zikredebiliriz.

a)Hz. İbrahim

Kur'an-ı Kerim'de üzerinde en fazla durulan karakter tiplerinden biri Hz. İbrahim'dir. O tasvir edilirken, yaratılandan Yaratana gidişi, sükuneti, müsamaha ve hilmi örnek gösterilir. "...gerçekten İbrahim çok içli ve yumuşak huylu idi."107 ayeti bu durumu hatırlatmaktadır. Hz. İbrahim putperestliğin yaygın olduğu bir dönemde dünyaya gelir. Babası bunun başını çeker. O gerçeği aramada aklı ve düşünceyi bir metot olarak kullanmış, Yaratanı bulması örnek gösterilmiştir.108 Babasını içinde bulunduğu durumdan kurtarmak için;
"Babacığım, işitmeyen, görmeyen ve sana hiçbir fayda ve zararı olmayan şeylere niçin tapıyorsun? Babacığım, muhakkak bana, sana gelmeyen bir ilim geldi. Bana uy ki, seni dos doğru bir yola ileteyim. Babacığım şeytana tapma. Zira Şeytan, Rahman'a isyan etmişti. Babacığım ben sana Allah'tan bir azap gelmesinden kokuyorum. O takdirde sen Şeytan'ın dostu olursun"109 sözleriyle bir evlatlık örneği sergilemiştir.
Hz. İbrahim, sabrı, aklı ve düşüncesi ile Yaratıcısını bulması, inançsızlara karşı yaklaşımı ile insanlığa örnek gösterilirken, Yaratıcı tarafından; "Şüphesiz İbrahim, çok halim, yüreği yanık, kendisini Allah'a vermiş biri idi."110 ifadeleriyle Rabb'ının dostu olmuş, güzel hasletleri Rabb'i tarafından taktirle karşılanarak, insanlardan benzer karakterleri kazanmaları arzulanmıştır.

b)Hz. Musa

Kur'ân'ın değişik surelerinde Hz. Musa'ya geniş yer verilmektedir. Buna göre Hz. Musa sert bir mizaca sahiptir. Kızdığını cezalandıra bilmektedir. Kasas Suresi 15. ayette, "Halkın (kendisinden) habersiz olduğu bir sırada şehre girdi. Orada biri kendi tarafından diğeri de düşman tarafından olan iki adamın kavga ettiğini gördü. Kendi taraflarından olan, düşmanlarından olana karşı Musa'dan yardım istedi. Musa'da ötekine bir yumruk indirip ötekini öldürdü. (Sonra) 'Bu, şeytanın işindendir .. O, gerçekten apaçık, saptırıcı bir düşmandır' dedi."
Hz. Musa bu ayette ifade edildiği gibi, kendisine inanan insanın haklı veya haksız olduğu araştırmadan düşmana karşı yardımda bulunuyor. Çok geçmeden yaptığının yanlış olduğunu anlayarak Yaratıcısına, "Rabb'im, ben nefsime zulmettim, beni bağışla.' dedi. Allah O'nu bağışladı. Çünkü O, çok bağışlayan, çok merhamet edendir. Rabb'im, dedi bana lütfettiğin nimetler hakkı için artık bir daha suçlulara arka çıkmayacağım."111
Yukarıdaki kıssaya dikkat edilirse, Hz. Musa kendisine inanan insanın sözüne güvenerek ona yardım etmesinin yanlış olduğunu anlayıp, hemen pişmanlığını dile getirerek yaratıcısına yönelir. Allah'da kulunu affeder.112 Kendisi asabi duygulara sahip olan birisi, bu kıssadan ders alarak, hatasından hemen dönmesi, araştırmadan karar vermemesi, düşman bile olsa haksızlık yapmaması, kendi inancından bile olsa, haksız olandan yana tavır almaması gerektiği vurgulanmaktadır.

c)Hz. Muhammed

Kur'ân-ı Kerim'de yer alan birçok örneklerin yanında, Yaratıcının kendi ismini vererek, taltif ettiği son nebinin kıssaları ayrı bir önem taşır. O rahmet, merhamet ve şefkatin bütün derinliklerini üzerinde toplar. O'nun ahlakı Yaratıcı tarafından örnek gösterilir.113
"Andolsun size kendinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatli ve merhametlidir."114
Dikkat edilirse, yukarıya almış olduğumuz ayet, Hz. Peygamber'in müminler için ne derece hayati bir önem taşıdığını göstermektedir. İnananlara düşen son nebiye ve O'na verilenlere uymalarıdır. Tevbe Suresi 128. ayeti bu durumu açık bir şekilde ortaya koymaktadır.
aa) "Sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir." (Azîzün aleyhi mâanittüm) Aziz; gâlip, çetin, şiddetli anlamlarına gelmektedir.115 Dolayısıyla insan bir sıkıntı ile imtihan olduğunda en çok üzülen kendisi, anne-babası ve aile fertleri olur. Allah (cc) peygamberi için müminler üzerine ailesinden daha fazla üzüleceğini haber vermektedir. İnsanın başına gelecek en büyük sıkıntı, yaptıklarına karşılık Allah'ın vereceği azaptır. Kişinin kendine gelen azabı kaldırması mümkün değildir. Allah'tan gelecek bela ve musibetleri kaldırabilecek kişiler, Allah'ın Peygamberleridir. Onlarda Müminlere hangi hallerde azaba uğrayacaklarını haber vermekle, azabı önceden önlemiş olmaktadır. Hatalarına karşılık Mü'minlere öğretilen tövbe, onlar için ayrı bir kurtulma yoludur. Bu bilgileri insanlara peygamberler öğretmektedir.
ab) "O size çok düşkün" (Harîsun aleyküm) Haris kelimesi de, çok düşkün, üzerine titreyen, çok şiddetli gibi anlamlara gelir.116 Tıpkı annenin yavrusunun üzerine titrediği gibi, Hz. Peygamber de inananlar için aynen öyledir. Aradaki fark anne evladını dünya tehlikelerinden korumaya çalışırken, Hz. Peygamber, dünya ve ahiret tehlikelerine karşı korumaktadır. O'nun bu arzusu Mü'minlerle sınırlı değildir. Allah'ın dinini kabul etmeyen kişilerin inanmasını isteyerek onların da, kurtulmasını arzulamaktadır. Peygamberin bu durumu Kur'an-ı Kerim'de şu ifadelerle haber verilmektedir.
"(Resulüm!) Sen onların hidayete ermelerine çok düşkünlük göstersen de, bil ki; Allah, saptırdığı kimseyi hidayete erdirmez. Onların yardımcıları da yoktur."117 Hz. Peygamber inanmayan insanlar için bu kadar üzülürken, ümmeti üzerine gösterdiği hassasiyetin çerçevesini çizmek mümkün değildir. Zira O'nun affı ve merhametine insanlık tarihinde henüz rastlanamamıştır.
ac) Yüce Allah, Hz. Peygamberi kendi isimleriyle taltif etmektedir. Kendi zâtı için: "Allah'ın yerde olanları ve emriyle denizde yüzen gemileri sizin emrinize vermiş olduğunu, izni olmadan yere düşmesi için göğü O'nun tuttuğunu görmez misin? Doğrusu Allah insanlara karşı Raûf ve Rahim'dir."118 buyururken, peygamberi için de aynı isimleri, "Müminlere karşı Raûf ve Rahimdir" ayetiyle haber verir. Raûf, hilm bakımından en üst seviyede olmak demektir ki, bütün insanları kapsar.119 Rahim: acımak anlamıyla birlikte rahmetinin çok olması, günahkarlara da acıması demektir.120 Söz konusu kelime dünya ve ahiretteki rahmeti ihtiva etmektedir. Hz. Peygamberin Mü'minlere olan düşkünlüğü, en güzel şekilde bu kelimelerle açıklanabilir.121 Dolayısıyla Hz. Muhammed'in ümmetine olan dostluğu, herhangi bir menfaat karşılığı değil, Allah'ın lütfu sayesinde bir rahmet peygamberi olmasından kaynaklanmaktadır.122 Yukarıya kıssalarını örnek olarak aldığımız üç Peygamberde gerçeği kabul etmek isteyen insanların aradığı her şey mevcuttur. Önemli olan, Hz. Musa'da olduğu gibi hatayı anlayıp Yaratıcı'ya yönelmeli, Hz. İbrahim gibi sabır ve hilm yolu tercih edilmeli, Hz. Muhammed' de olduğu gibi de rahmet, merhamet ve acımada şefkatli olunmalıdır.

9. Kıssaların Günümüze yansıması

Kur'ân'da yer alan kıssalar toplumu büyük ölçüde ilgilendirmektedir. Tasvir edilen toplumlar ele alınırken, toplumdaki bireylerin, bir birleriyle olan ilişki ve davranışlarının bir düzene sokulması hedeflenmektedir. Onların olumlu ve olumsuz yönleri ifade edilerek, Yaratıcının istemediği davranışların yapılması halinde toplumun başına gelenler hatırlatılmaktadır. Burada üzerinde durulması gereken husus, kıssalarda belirtilenler geçmişle sınırlı kalıp kalmayacağı konusudur. Yani zamanımızda benzer hareketlerin yapılması halinde, insanlığa aynı cezaların verilmesi mümkün müdür? Müfessirlerin yaklaşımı konuya açıklık getirmektedir. Bunlar iki kısma ayrılır
1) Kıssalarda ceza verilen toplumların özellikleri
2) Benzer özelliklerin olması durumunda zamanımıza yansıması.
a)Kıssalarla Ceza Verildiği belirtilen toplumların özellikleri.
Yüce Yaratıcı kıssalarda Hz. Peygamber aracılığı ile insanlığa toplumsal gerçekleri pratik bir şekilde tanıtmaktadır. Kıssaların bu işlevi ile ilgili şu örnekleri vermemiz mümkündür.
Sad Suresi 12-14. ayetlerinde sözü geçen dünya nimetleriyle donatılan Nuh, Âd, Firavn, Semud, Lut ve Eyle halkları kendilerine verilen dünya nimetleri sebebiyle gelen peygamberleri yalanlamışlar, neticede cezaya uğramışlardır. Necm Suresi 50-52. ayetlerinde ise, "Önceki Âd kavmini ve Semud'u yok edip geri bırakmayan O'dur. Daha önce de, Nuh toplumunu yok eden O'dur. Çünkü onlar çok haksızlık eden ve pek taşkın kimselerdi." buyurur. Söz konusu milletlerin helak oluş sebepleri zulüm, inkar ve ahlaksızlık olarak ifade edilmektedir.
İsrâ Suresi 15-17. ayetlerinde, toplum yaşantısındaki sorumluluğun temel ilkesi ve toplumların yok edilmesindeki kural şu sözlerle ifade edilmektedir. "Kim doğru yola erişirse kendi lehine yola gelmiş, kim de saparsa, ancak kendi aleyhine sapmıştır. Kimse kimsenin günahını çekmez. Biz Peygamber göndermedikçe kimseye azap etmeyiz. Bir şehri yok etmek istediğimiz zaman, onun varlıklılarına yola gelmelerini emrederiz, ama onlar buna rağmen yoldan çıkarlar. Artık o şehir yok olmayı hak eder. Biz de orasını yerle bir ederiz..."
Kasas Suresi 58-59. ayetlerinde toplumun cezalandırılışının sebepleri şu şekilde belirtilmektedir. "Nimet ve refaha karşı nankörlük eden nice kasabaları yok etmişizdir. İşte onların yerleri! Kendilerinden sonra pek az insan otura bilmiştir. Onlara biz varis olmuşuzdur. Rabbin kasabaların halkına, onları ayetlerimizi okuyacak bir peygamber göndermedikçe onları yok etmiş değildir. Zaten biz yalnız, halkı zalim olan kasabaları yok etmişizdir." Buraya alınan ayetlere dikkat edilirse, yukarıda ifade edildiği gibi, insanların yok oluş sebepleri yaratılanlara zulüm, inkar ve nimete küfürdür. Hud Suresi 117. ayetinde ise, ıslah olmuş toplumların haksız yere cezalandırılmayacağı belirtilmektedir. Yer yüzünde varlıklarını sürdürebilecek toplulukların özellikleri ise şu ayette haber verilmektedir.
"And olsun ki, Tevrat'tan sonra Zebur'da da yeryüzüne ancak iyi kullarımın varis olduğunu yazmıştık."123 Toplumla ilgili diğer bir ayette, " Bu, bir toplum iyi gidişini değiştirmedikçe, Allah'ın'da verdiği nimeti değiştirmeyeceğinden ve Allah'ın işiten ve bilen olmasındandır."124 buyurur. Buraya aldığımız ayetlerin dışında başka birçok ayetin toplumla ilgili kıssaları içerdiği gözlenmektedir. Söz konusu kıssalarda öğüt almak ve geleceğini düzeltmek isteyen insanlar için önemli işaretler bulur.125

b) Kıssaların Zamanımıza Yansıması

Yukarıya alınan ayetlere dikkat edilirse, geçmiş milletlerin cezalandırılışının bir takım sebepleri bulunmaktadır. Bunlar şu maddelerle özetlenir. Yaratılanlara zulüm, Allah'ı inkar, helalları haram etmeleri, insanların mallarını haksız yere yemeleri,126 verilen nimetlere nankörlükte bulunmaları,127 varlıklı insanların isyan etmeleri128 ve ahlaksızlıkları başta gelmektedir. Benzer hatalar zamanımızda olması ile aynı cezaların verilmesi mümkün müdür? sorusuna Kur'ân'da yer alan iki ayetle cevap vermek mümkündür. "Ülkelerin halkı inanıp korunsalardı, elbette üzerlerine gökten ve yerden bolluklar açardık. Fakat yalanladılar. Biz de onları kazana geldikleri kötülükler yüzünden yakaladık."129 "Siz şükreder ve inanırsanız Allah size niye azap etsin? Allah şükrün karşılığına veren ve bilendir."130 Yukarıya aldığımız birinci ayette geçmiş milletlerin helak ediliş sebepleri ifade edilirken, ikinci ayette de insanlara soru sorarak inanan ve hayırlı işler yapanın cezalandırılması için bir sebebin olmadığı belirtilir. Müfessirlerin üzerinde durduğu başka bir ayet Rum Suresi 41 ayetidir.
"İnsanlara elleriyle kazandıkları (günahlar) yüzünden karada ve denizde fesat çıktı. Belki dönerler diye, onlara yaptıklarının bir kısmını tattırıyor."

Müfessirler buraya aldığımız ayeti tefsir ederlerken farklı yorumlarda bulunurlar. Taberi, (310/922), karada ve denizlerde günahların artması, insanların öldürülmesi, yağmurun azlığı, bereketin azalması ve zulmün artması neticesinde bazı cezaların verileceğini belirtir.131 İbn Kesir (ö.774/1372), insanların hatalarından dolayı karada suların azalması neticesinde kıtlığın oluşması, denizlere yeterince su akmaması sebebiyle deniz hayvanlarının hastalanması, karada insanların bir birlerini öldürmeleri ve denizlerde gemilerin soyulması Allah'ın bir cezası olarak değerlendirmektedir.132 Zemahşeri (ö.538/1149) de, ziraat ve ticaretteki olumsuzluklar, insan ve hayvan ölümleri, yanma ve boğulmalar, geçim sıkıntıları, faydalı şeylerin azalması, zararlı şeylerin çoğalmalarını kara ve denizlerde insanların hataları sebebiyle olabileceğini ileri sürer.133 Elmalılı'da karada ve denizlerde Allah'ın yarattığı bir fıtrat düzeni bulunur. Bu düzen şirk, ahlaksızlık, haksızlık ve Müslümanların çeşitli fırkalara ayrılıp çarpışması sonucu yaptıklarının karşılığı olarak dünyada bazı cezalar verilebileceği görüşündedir.134 Rum Suresi 41. ayet ve Müfessirlerin görüşlerini netleştirmek gerekirse, Yüce Yaratıcı, dünyada kendisine şirk koşulmasını, yaratılanlara zülüm ve fuhşun her çeşidini büyük günah saymaktadır.135 Bu suçları işleyen insan ve toplumların cezalarının karşılıksız kalmayacağı ifade edilmektedir.136 Hz. Peygamber'de hadislerinde, "Bir günahkar öldüğünde, insanlar, ülkeler, ağaçlar ve canlılar rahata erer." 137 buyurarak kötü insanın durumunu hatırlatmaktadır.

10. Netice olarak şunu ifade etmemiz mümkündür:

Kur'ân-ı Kerim'de yer alan kıssalar, geçmişi, içinde bulunduğumuz zamanı ve geleceği birbirine bağlamaktadır. Kur'an-ı Kerim, önceki peygamberler dönemlerinde olan olumlu ve olumsuz halleri hatırlatarak, olumsuz hallerden sakınılmasını istemekte, yaşantımızın bu doğrultuda tanzim edilmesi arzulanmaktadır. Kıssalardaki ceza sebeplerine bakıldığında; Nuh kavmine verilen cezanın sebebi şirk,138 yaratılanlara yapılan zulüm,139 fısk, ahlaksız olmaları140 ve acımasız oluşları.141 Hud milletine verilen cezanın sebebi, şirk,142 isyan, 143 kibir 144 ve neticede başlarına yağdırılan taşlardır.145 Hz. İbrahim'in milletide Allah'a şirk koşmuş146 neticede ceza verilmiştir. Hz. Lut kavmine fuhuş ve ahlaksızlık,147 sebebiyle ceza verilmiştir.148 Hz. Şuaypİn kavmi ölçü ve tartıda bir birlerine haksızlık yapmışlar, bunun üzerine dünyada ceza verilmiştir.149

Yüce Allah kıssalarla eski milletlerin durumunu haber verdikten sonra Hz. Muhammed'e bildirdiği emirleriyle cezaya sebep olan fiiller haber verilmiştir. Bunlar açıklanırken; " ..Zaten biz yalnız, halkı zalim olan milletleri yok etmişizdir."150 "... Biz değil onlar kendilerine zulmediyorlardı."151 Kur'ân-ı Kerim'de ifade edilen, eski milletlerin yaptıkları olumsuzlukları Müslümanların yapmamaları istenir. Bu yasakları yapmak cezaya sebep olur. Yaratıcı bunların cezasını isterse dünya da, dilerse ahırette verebilmektedir. Bununla birlikte, Rum Suresi 41. ayette, insanların kötülüklerden vazgeçmeleri için yaptıklarının karşılığı olarak birazının dünyada verileceği hatırlatılmaktadır.
Yüce Allah eski milletlerin ceza ve mükafat almalarına sebep olan davranışları bir ayette özetlemektedir.
" Allah Adaleti, ihsanı ve sılayı rahmi emretmektedir. Fuhşu, inkarı ve zulmü ise yasaklamaktadır. Öğüt almanız için Allah size böyle öğüt veriyor."152
Tebliğ çerçevesinde belirtilen kıssalardan alınması gerekenleri ifade etmek gerekirse; söz konusu kıssalar zamanımızda geçerliğini sürdürmekte, suçların işlenmesi halinde, benzer cezaların verilebileceği anlaşılmaktadır. Burada önemli olan insanların tevbe edip yapılanlara pişman olmaları, benzer hatalardan kaçınmaları kendi çıkarlarına olacağıdır. Yüce Yaratıcı kullarından kendisine gereği gibi inanmalarını, bunun için Hz. Muhammed ve Kur'an'ın tavsiyelerine uyulmasını istemektedir.153 Kıssalardan ibret alınması, dünya ve ahıreti kazanmada etken olacağı bilinmektedir. Hud suresinde yer alan, konuyla ilgili iki ayetin anlamını vererek, tebliği bitirmek istiyorum.
Sizden önceki nesillerden akıllı kimselerin insanları yer yüzünde bozgunculuk yapmaktan men etmeleri gerekmez miydi? Fakat onlar arasından, ancak kendilerini kurtardığımız pek az kişi bunu böyle yaptı. Zulmedenler ise kendilerine verilen refahın peşine düşüp şımardılar ve suç işleyen insan olup çıktılar. Halkı islah edici kimseler olsaydı, Rabbın o şehirleri haksız yere yok edici değildi."154

BİBLİYOGRAFYA
· ABDÜLBÂKİ, Muhammed Fu'ad;
· el-Mu'cemu'l-Müfehres li Elfâzi'l-Kur'âni'l-Kerim, Beyrut ts.
· ABDÜLFETTAH, el-Kadı;
· Esbâbu'n-Nüzül, (Sahabe ve Muhaddislere Göre) Ter. Salih Akdemir, Ankara 1995.
· ABDULVAHHAP en-Neccar,
· Gassu'l-Enbiya Mısır Ts.
· AHMED Naim;
· Sahih'i Buhârî Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi, (I-XII) Ankara1975.
· ALUSİ, Ebu'l-Fadl Şihâbuddîn Mahmud (ö.1270/1854);
· Ruhu'l-Meânî fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Azîm Ve's-Seb'il-Mesânî, (I-XXX) Beyrut ts.
· el-BUHARİ, Ebû Abdullah Muhammed b. İsmail (ö.256/870);
· el-Câmiu's-Sahîh, (IVIII), İst., 1979.
· CASSAS, Eli er-Râzî (ö.370/980);




Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.