![]() |
Osmanlı Devlati'nin Duraklama, Gerileme Ve Çöküş Devri
İÇ ÇALKANTILAR VE İSYANLAR
İsyanların Nedenleri ve Özellikleri 17.yüzyıla girildiğinde Osmanlı Devleti en geniş sınırlara ulaşmıştı. Buna karşın ortaya çıkan siyasal ve ekonomik sorunlar, devleti güç durumda bırakmaya başladı. Osmanlı Devleti doğuda İran; batıda Lehistan, Venedik, Avusturya; ku-zeyde Rusya ile sürekli mücadele içindeydi. Ayrıca coğrafî keşiflerin olumsuz etkileri, iç isyanlar, İran savaşları, Avusturya ve Lehistan seferleri, Girit savaşla-rı, saray kadınlarının devlet işlerine karışmaları, devlet giderlerinin artmasına karşılık gelirlerin azalması Osmanlı Devleti'-ni ekonomik yönden büyük güçlükler içine sokmuştu. İsyanların başlıca nedenleri : 1)Savaşların uzun sürmesi, Anadolu'daki beylerbeyi, sancakbeyi ve tımarlı sipahilerin savaşta bulunmaları sonucu merkez ve taşra yönetiminin bozulması, 2)17. yüzyılda göreve gelen bazı padişahların ve devlet adamlarının yeteneksiz ve güçsüz olmaları, 3)Devlet memurlarının göreve getirilmelerinde rüşvet ve iltimasın rol oynaması ve yetersiz kimselere görev verilmesi, 4)Devletin temel yapısını oluşturan toprak yönetiminin ve askerî teşkilâtın bozulması, 5)Tımarlı sipahilerin ihmal edilmesi, yeniçerilerin ve süvarilerin disiplinsizliği, haksızlıkların önlenememesi, tüm bunların da halkın devlete olan güvenini zedelemesi, 6)Tımar sisteminin bozulması ve buna bağlı olarak tarım ve hayvancılığın gerilemesi, savaşların getirdiği sıkıntılar, halktan ve tüccardan yeni vergiler alınmasıyla huzursuzluğun artması ve birçok insanın tarımdan elini çekerek tüketici ol-maya başlaması, üretimin azalması, gıda maddelerinin fiyatlarının artması, 7)Avrupa'nın bilim ve teknik alandaki gelişmesine ayak uydurulamaması, 8)Uzun süren savaşların bir sonucu olarak üretimin azalması ve gıda maddelerinin fiyatların yükselmesi, 9)Paranın değer kaybetmesi sonucunda halkın ve askerin satın alma gücünün azalması. Osmanlı Devleti'nde İdarî, askerî, sosyal ve ekonomik alanlardaki bozulmalar eğitim alanında da görülmeye başladı. Osmanlı eğitim sistemini oluşturan medreseler bozuldu, buralarda verilen eğitim çağın gerisinde kaldı, yeni gelişmeler takip edilemedi. Medreselerin programlarından pozitif bilimlerin çıkarılması sonucu tıp, felsefe, matematik gibi dersleri okutacak kişiler yetişmedi. İstanbul İsyanları İstanbul isyanları, daha çok yeniçeriler ve sipahiler tarafından çıkarılan askerî nitelikteki isyanlardır. Yeniçeriler ve sipahiler, maaşlarının zamanında verilmediği ya da ayarı düşük parayla ödendiğini ileri sürerek ayaklandılar. İsyancılar, bu ayaklanmaları, çıkarları elden gideceği endişesine düşen devlet adamları da desteklediler. Bu destek-le saraya isteklerini zaman zaman kabul ettirdiler. Padişahları değiştirdiler, sadrazamları ve ileri gelen devlet adamlarını idam ettirdiler. Her isyan sonunda isteklerini elde etmeleri, yeniçerilerin cesaretini daha da artırdı. 1-İstanbul isyanlarının başlangıcı Fatih dönemine kadar uzanır, ilk kez bu dönemde yeniçeriler cülus bahşişi için ayaklandılar, isteklerinin kabul olunması üzerine de bundan sonra her padişah değiştikçe askere, devlet büyüklerine ve memurlara cülus bahşişi vermek bir gelenek hâline geldi. 2-Yeniçeriler, II. Selim'in padişahlığı sırasında yine cülus bahşişi yüzünden isyan ettiler. Zaman zaman halk ve ulema sınıfının ve saray kadınlarının da katıldığı bu isyanların en önemlileri; III. Murat, II. Osman (Genç Osman), IV. Murat ve IV. Mehmet zamanında çıkanlardır. 3-III. Murat zamanında çıkan isyanın nedeni, ulufe sorunudur. Bu sırada hazinede para darlığı olduğundan, yeniçeri-lere ayarı bozuk akçelerle ulufe verilmek istendi. Bunu haber alan yeniçeriler saraya yürüdüler ve defterdarların öldürülmesini istediler. İsyanın büyümemesi için istekleri yerine getirildi. Bu durum, onların iyice şımarmalarına yol açtı. 4-II. Osman, ileri görüşlü padişahlardan biriydi. Yapılacak ıslahatlar konusunda esaslı düşünceleri vardı. Fakat, genç ve deneyimsizdi. II. Osman, Hotin seferindeki başarısızlığı askerin gayret göstermeyişine bağladı. Anadolu'dan ve Mısır'dan asker toplayarak yeniçeri ocağını kaldırmaya karar verdi. Yeniçeriler, padişahın bu düşüncesini öğrenin-ce isyan ettiler. İsyancılar, Ağa Kapısı'na sığınan II. Osman'ı buradan aldılar ve Yedikule'de boğarak öldürdüler (1622). Böylece II. Osman, isyan sonucu öldürülen ilk padişah Oldu. 5-IV. Murat zamanında da devam etti. İki kez saraya yürüyen isyancılar, padişahı ölümle tehdit ettiler. Sadrazam Hafız Ahmet Paşayı, padişahın gözü önünde öldürdüler (1632). Daha sonra IV. Murat, İstanbul'da düzeni sağlamayı başardı. 6-IV. Mehmet zamanında devlet yönetiminin iyice bozulması, maaşların eksik ödenmesi veya zamanında ödenme-mesi gibi nedenlerin yanında, harem ağalarının da devlet işlerine karışmaları üzerine sipahiler ayaklandılar. Padişahı Alay Köşkü'ne çağırarak durumdan şikâyetçi oldular. Saraydan bazı kişilerin öldürülmesini istediler. İstekleri yerine getirildi. Öldürülenler Sultan Ahmet Meydanı'nda bir çınara asıldı (1656). Bu olaya Vakayi Vakvakiye (Çı-nar Vak'ası) denir. 17. yüzyılda birbirini izleyen bu isyanlar, devletin huzur ve güveninin bozulmasına neden oldu. Taşra İsyanları Celâlî İsyanları: Celâlî isyanlarının başlangıcı Yavuz Sultan Selim zamanına kadar uzanır. Yavuz zamanında Bozoklu Celâl adında bir şaki, çevresine topladığı kişilerle devlete karşı ayaklandı. Ayaklanma bastırılmakla beraber, Bozoklu Celâl, halk arasında büyük ün kazandı. Bu olaydan sonra Anadolu'da çıkan isyanlara Celâlî İsyanları denilmesi bir gelenek oldu. 17. yüzyılda Osmanlı Devleti'nin ekonomik durumu bozulunca devletin gelirlerini artırmak için yeni çareler düşü-nüldü. Mirî toprakların vergilerinin toplanmasında, yöredeki etkili kimselerden yararlanıldı. Bu kişilere mültezim, sisteme de iltizam usulü denildi. Bunun sonucunda sipahilerin dirlikleri kesildi. Vergilerin yükseltilmesi, köylülerin topraklarını terk etmelerine neden oldu. Çoğunluğu sekbanlardan oluşan, işsiz kalan ve geçim darlığına düşen kimseler, valilerin ya da sancak beylerinin hizmetine girdiler. Kadıların ve sancak beylerinin kanunsuz şekilde halktan para toplamaları, halkın devlete olan güveninin azalmasına neden oldu. İsyanların çıkmasında ve yaygınlaşmasında, bu tarihlerdeki İran ve Avusturya ile yapılan savaşların da etkisi oldu. Savaşlar nedeniyle tımarlı sipahilerin orduya katılmaları, isyancılara bekledikleri olanağı verdi. Celâlî İsyanları içinde devleti en çok uğraştıranları; Karayazıcı, Canbolatoğlu, Kalenderoğlu, Kör Mahmut, Katırcıoğlu ve Gürcü Nebi isyanlarıdır. I. Ahmet zamanında, Celâlî İsyanları giderek yaygınlaştı ve tehlikeli olmaya başladı. İsyancılar, Anadolu'nun bü-yük bir kısmını ele geçirdiler. 1606'da Avusturya Savaşlarının sona ermesi üzerine, Sadrazam Kuyucu Murat Paşa ve Kanije kahramanı Tiryaki Hasan Paşa, Anadolu'da zor kullanarak devlet otoritesini yeniden sağladılar. Celâlî İsyanları, Osmanlı ekonomisinin iyice bozulmasına neden oldu. Anadolu'nun büyük kısmı harabe hâline geldi. İsyancılardan, askerlerden ve halktan yüz binlerce insan yaşamını yitirdi. Güvenlik nedeniyle köylünün toprağını terk etmesi sonucu üretim azaldı, tarım ve hayvancılık geriledi. Diğer İsyanlar: 17. yüzyılda merkezî yönetimin zayıflamasından cesaret alan eyalet yöneticilerinin isyanları zorlukla bastırılabilmiştir. Bunların amaçları imparatorluktan ayrılmaktı. Yerli hanedanların önderliğinde çıkarılan bu is-yanların bastırılması sırasında Osmanlı Devleti, zaman zaman Avrupa devletleri ile karşı karşıya gelmiştir. Devletin uzak illeri olan Yemen, Bağdat, Kırım, Basra ve Trablusgarp'ta çıkan isyanlar sonucu, buralarda âdeta yarı bağımsız yönetimler kurulmuştur. Yöneticilerin, kendi başlarına hareket etmeleri sonucu çıkardıkları isyanların başlıcaları, Erzurum Valisi Abaza Mehmet Paşanın ve Sivas Valisi Vardar Ali Paşanın isyanlarıdır. Devletin otoritesini sarsan bu isyanlar bastırılmıştır. Dev-letten ayrılmak amacıyla eyaletlerde çıkan isyanlar ise Eflâk, Boğdan ve Erdel'de çıkmıştır. |
Osmanlı Devlati'nin Duraklama, Gerileme Ve Çöküş Devri
Ahmet Teyfik Paşa (Okday) başkanlığındaki Osmanlı hükümeti delegeleri barış için Paris'e gittiler.İtilaf devletlerinin şartları kabul edilmeyecek kadar ağırdı.Ayrıca, İtilaf devletleri arasında anlaşmazlık çıktığı Ahmet Teyfik Paşa tarafından sezildi.Bu nedenlerle barış şartlarını kabul etmedi.Sultan Vahdeddin'in başkanlığında toplanan Saltanat Şurası'nda topçu Ferik Rıza Paşa dışında bütün üyelerce bu şartlar kabul edildi.150 kişilik kara listede yer alan Maarif Nazırı ( Milli eğitim bakanı ) Hadi Paşa başkanlığındaki delegeler kurulu, 10.8.1920'de Sevr Antlaşmasını imzaladı.Bu antlaşma hiçbir zaman uygulanmayan bir proje halinde kaldı.Özet olarak başlıca hükümleri şöyleydi:
1. Batı Anadolu, Yunanistan'ın egemenliğine bırakılıyordu. 2. Güneydoğu Anadolu'nun büyük bir kısmı Suriye'ye, Doğu Anadolu'nun büyük bir kısmı ise Ermenistan'a veriliyordu. 3. Boğazlar bölgesi itilaf devletlerinin egemenliği altında kalıyordu. 4. Arabistan ve Irak İngilizler 'e geçiyordu. 5. 1.Dünya savaşı içinde kaldırılan kapitülasyonlar yeniden yürürlüğe konuyordu. 6. Ordu mevcudu çok azaltılıyordu. 7. İstanbul şartlı olarak - daima tehdit altında - Osmanlı devleti'nde kalıyordu. 8. Türk uyruğundan çıkıp yabancı uyruğa geçmek mümkün olacaktı.Kapitülasyonların varlığı nedeniyle azınlıkların bu yola başvurmaları amacı güdülüyordu. 9. İşgal giderleri Osmanlı Devleti'nin sırtına yükleniyordu. 10. İtilaf devletleri aralarında yaptıkları özel anlaşmalarla, Anadolu'yu ekonomik nüfuz bölgelerine ayırmak istiyorlardı. Yürürlüğe konulmadığı için proje halinde kalan Sevr Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin ölüm fermanından başka birşey değildi. |
Osmanlı Devlati'nin Duraklama, Gerileme Ve Çöküş Devri
2. Meşrutiyet'in ilanından sonra, Osmanlı Devleti ile yabancı devletler arasındaki ilişkilerde meydana gelen gelişmeler içerisinde savaşla sonuçlanan ilk büyük olay, Osmanlı-İtalya Savaşı oldu. Bu savaş, her şeyden önce İtalya'nın sömürgecilik politikasının ve Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu bunalımların bir sonucuydu.
İtalya, 19. yüzyılın ikinci yarısında, Almanya gibi siyasal birliğini kurarak güçlü bir devlet durumuna gelmişti. Dünya üzerindeki zengin sömürgeler, güçlü emperyalist devletlerce paylaşıldığından, İtalya ancak zayıf devletlerin elindeki toprak parçalarını alarak hedefine ulaşabilirdi. Ülkesine çok yakın olan Trablusgarp, Osmanlı Devleti'nin Afrika'da kalan son toprağı idi. Trablusgarp yoluyla, Afrika'nın ortalarına kadar inebileceğini hesaplayan İtalya, Rusya ile yaptığı Racconigi Antlaşması'yla (1909), onun da desteğini sağlamıştı. İtalya, Rusya'dan başka diğer devletlerin de desteğini sağlamıştı. İtalya; Trablusgarp ve Bingazi'nin uygarlık bakımından geri bırakıldığı, burada yaşayan İtalyanlara kötü davranıldığını bahane ederek, 28 Eylül 1911'de bu bölgeyi işgale başladı. İtalyanlar Trablusgarp, Tobruk, Derne ve Bingazi'ye asker çıkardılar. İngiltere, Kuzey Afrika'daki bu önemli işgal hareketine kayıtsız kalmış, hatta destek bile olmuştur. Çünkü Akdeniz'de Fransa'ya karşı İtalya'yı bir denge unsuru olarak kullanmak istiyordu. İngiltere, Fransa'nın yerleşmiş olduğu Cezayir ve Tunus arasında, bir tampon bölgenin kurulmasından yanaydı. Osmanlı Devleti, işgal karşısında, büyük devletlerden arabuluculuk yapmalarını ve savaşı durdurmalarını istemişti. Devletler, savaş karşısında tarafsız kalacaklarını ilan edince Osmanlı Devleti, İtalya ile karşı karşıya kaldı. Osmanlı Devleti'nin işgal karşısında Trablusgarp'ta çok az askeri vardı. Makedonya, Arnavutluk ve diğer yerlerde meydana gelen isyanlar dolayısıyla Osmanlı Hükümeti, savaş için hazırlıkları tamamlayamamıştı. İngiltere'nin de Mısır'da tarafsızlığı ilan etmesi ile karadan bağlantı da kesilmiş oldu. Osmanlı'da deniz gücü de yetersiz olunca, denizden yardım ümidi de sona erdi. Bütün bu olumsuzluklara rağmen, İstanbul'da bulunan bazı kurmay subaylar, zor şartlar altında Trablusgarp'a ulaştılar. Mustafa Kemal ve Enver Paşa gibi komutanlar, halkı İtalyanlar'a karşı örgütleyerek iyi bir savunma cephesi oluşturmuşlardı. İtalya bu savunma karşısında güç duruma düşmüştü. Osmanlı Hükümeti'nin İtalya'ya uyguladığı ekonomik ambargo da İtalya'da önemli etkiler meydana getirdi. İtalya, kesin bir başarı sağlayamayınca, Akdeniz'e yönelerek, 17 Mayıs 1912'de Oniki Ada'yı işgal etmişti. Osmanlı Devleti'nin bu tarihlerdeki durumu da iyi değildi. İsyanlar artmış, hükümet bunalımı meydana gelmiş, parti çekişmeleri başlamıştı. Osmanlı'nın dış politikadaki yalnızlığı sürüyordu. Bu durumdan yararlanan Balkan Devletleri, Osmanlı Devleti'ne karşı savaş hazırlığına girişmişlerdi. Balkanlardaki bu durum, Osmanlı Devleti'ni İtalya ile barış yapmaya zorlamıştı. Uşi Antlaşması (18 Ekim 1912) Osmanlı Devleti, Trablusgarp ve Bingazi'yi boşaltacak. İtalya, Oniki Ada'yı Osmanlı Devleti'ne geri verecek, ancak Balkan Savaşı bitinceye kadar Yunan işgaline karşı İtalya'nın elinde geçici olarak bulunacak. Trablusgarp'ta Naip adıyla bir temsilci, Padişah adına bulunacak. İtalya, kapitülasyonların kaldırılmasında, Osmanlı Devleti'ne yardım edecek. Uşi Antlaşması'yla, Osmanlı-İtalya Savaşı sona ermiş oldu. Kuzey Afrika'daki son toprak parçamız da kaybedilmiştir. Kuzey Afrika'daki kayıp, sırası şöyledir: Cezayir (1930 Fransa), Tunus (1881 Fransa), Mısır (1882 İngiltere). Ege Adaları'nın bir kısmına, dolayısıyla Ege Denizi'ne ve Anadolu Kıyılarına büyük bir devlet, geçici olarak da olsa yerleşmiştir. Oniki Ada, elimizden fiilen çıkmış, İtalyanlar, Ege Denizi'ne yerleşmişlerdir. Kuzey Afrika'da, İtalyan sömürgeciliği başlamış, Doğu Akdeniz'de güçler dengesi bozulmuş, böylece İtalya, etkisi olan bir devlet haline gelmiştir. Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu durum ortaya çıkmış, topraklarını koruyamayacağı bir kez daha anlaşılmış, Balkan Savaşı'nın başlamasına cesaret vermiştir. |
Osmanlı Devlati'nin Duraklama, Gerileme Ve Çöküş Devri
II.MAHMUT DÖNEMİ ISLAHALARI
A)İdari Alanda Divan-ı Hümayun kaldırılarak yerine Nezaretler(Bakanlıklar) kurulmuştur Tımar ve zeamet kaldırılarak devlet memurlarına maaş bağlanmıştır. Askerlik işlerini düzenlemek için Dar-ı Şura-ı Askeri.Mülkiye işlerini düzenlemek için Dar-ı Şura-ı Bab-ı Ali ve 1838 ve Meclis-i Vala-i Ahkam-ı Adliye kuruldu.Bu meclisler danışma niteliğinde kararlar almaya yetkiliydiler.Padişah kararları onaylarsa yürürlüğe giriyordu. İdari birim olarak muhtarlıklar kurulmuştu. Posta teşkilatı düzenlenmiştir. Ülke dışı seyahatlerde pasaport uygulamasına başlanmıştır. Ölen yada azledilen devlet memurlarının mal varlığına devletin el koyması demek olan Müsadere kaldırılmıştır. Sağlık teşkilatı için önemli olan karanana ilk kez uygulanmıştır. Memurların kılık kıyafeti yeniden düzenlenmiş ve fes,ceket,pantolon resmi kıyafet olarak kabul edilmiştir. İller merkeze bağlanmıştır.Merkezi dinlemeyen valilerle mücadele edilmiştir. B)Askeri Alanda Sekban-ı Cedid Ordusunun sonra bu orduya benzer Eşkinci Ocağı kurulmuş fakat Yeniçeriler isyan ederek bu orduya da son vermişlerdir. Yeniçeri Ocağının Kaldırılması Yeniçerilerin savaşlardaki yetersizliklerinden,halk arasındaki taşkınlıkları ve devlet idaresine karışmaları üzerine halkın ve ulemanın desteğiyle Yeniçeri Ocağı kaldırılmıştır.(1826) Yorum:Yeniçeri Ocağının kaldırılması ile ıslahatların önündeki önemli bir engel kaldırılmış,padişahların ülke içindeki otoriteleri tekrar artmıştır. Yeniçeri Ocağının Avrupa usulünde Asakır-ı Mansure-i Muhammediye adıyla yeni bir ordu kurulmuştur.(Bölük,tabur,alay şeklinde düzenlenen ordudur.) Seraskerlik(Başkomutanlık)makamı oluşturulmuştur.Eyaletlerde ortaya çıkan boşluğu doldurmak için 1834 yılında Redif birlikleri kurulmuştur. 1836’da Anadolu ve Rumeli de Müşirlikler kurulmuş ve Redif birlikleri bunlara bağlanarak,müşirler hem idari hem de askeri yetkiler üstlenmiştir. İlk defa nüfus sayımı yapılmıştır.(1831)(Nüfus sayımı askeri nitelikte olmuştur.Yalnızca erkekler sayılmıştır.) Mehteran Bölüğü kaldırılıp Mızıka-ı Hümayun kurulmuştur. C)Kültür ve Eğitim Alanında İlk kez Avrupa tarzı eğitim kurumları açılmıştır. 1826’da Tıphane-i Amire (Askeri tıp oklu) açılmıştır.Daha sonra Mektep-i Maarif-i Adliye(Devlet memuru yetiştirmek için) Mektep-i Ulum-ı Harbiye,Mektep-i Bahriye açılmıştır.Enderun kapatılmıştır. 1828 yılında kurulan Mektep-i Rüşdiye Nezareti ile Osmanlı devletinde eğitim-öğretim yeni boyutlar kazanmıştır.Bu gelişme Osmanlı toplumunda bir probleme sebep olmuştur.Osmanlı eğitimin de dünya görüşleri eğitimi anlayışı ve yöntemleri tamamen ters iki kutbun doğmasına yol açmıştır.(Kültür çatışması ortaya çıkmıştır) Askeri İdadi (Askeri Lise)açılmıştır. Takvim-i Vekayi adıyla ilk resmi gazete yayınlanmıştır. Avrupa tarzı müzik serbest bırakılmıştır. İlk kez yabancı dil okulu açılmıştır Avrupa’ya ilk kez öğrenci gönderilmiştir. İlköğretim zorunlu hale getirilmiştir. D)Ekonomi Alanında Yabancı mallara karşılık yerli malların kullanımı teşvik edilmiştir. Müslüman tüccarları teşvik amacı ile vergiler azaltılmıştır. 1838 Balta Limanı Antlaşması ile İngiltere’ye ticari imtiyazlar verilmiştir. Bu antlaşma ekonomik ıslahatlara büyük darbe vurmuştur. |
Osmanlı Devlati'nin Duraklama, Gerileme Ve Çöküş Devri
HÜNKAR İSKELESİ ANTLAŞMASI
Osmanlılarla Ruslar arasında yapılmıştır. Mehmed Ali Paşa'nın Mısır'da ayaklanması üzerine, devletin güvenliğini sağlamak amacıyla Rusya'dan yardım isteyen II. Mahmud, Fransa'nın Mehmed Ali Paşa'ya destek çıkması üzerine Mehmed Ali Paşa ile anlaşmanın yolunu bulmaya çalıştı. Rus birliklerinin Karadeniz boğazını geçerek Büyükdere önlerinde demirlemesi Fransa ve İngiltere'nin işine gelmedi. Bunun üzerine Fransa ve İngiltere Padişah ile Mehmed Ali Paşa'nın arasını bulmaya çalıştılar. Böylece Padişah ile Mehmed Ali Paşa arasında 14 Mayıs 1833'de Kütahya antlaşması imzalandı. Geleceğini güvence altına almak isteyen Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa, Rus Çarı'na ittifak teklifinde bulunmuş, Çar'ın teklifi kabul etmesiyle de Osmanlılarla Ruslar arasında Hünkar İskelesi Antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşmaya göre; 1- Her iki devlette huzur ve güvenlikleri için birbirine yardım edecek. 2- 1829 yılında imzalanan Edirne antlaşması ile bu antlaşmada geçen diğer maddeleri onanmaktadır. 3- Osmanlılar Ruslardan yardım istedikleri takdirde, Rusya karadan ve denizden, her iki tarafında kararlaştırdığı sayıda bir kuvvetle yardım edecek. 4- Yardım isteyen taraf, yardıma gelen tarafın tüm masraflarını karşılayacak. 5- Antlaşma sekiz yıl geçerli olacak. 6- Bu savunma antlaşması 2 ay içerisinde onanacak ve onanan nüshalar İstanbul'da karşılıklı takas edilecek. Ayrıca antlaşmanın gizli maddesine göre; Rusya herhangi bir Batı devleti ile savaşa girerse, Osmanlı Devleti Çanakkale Boğazı'nı Rusya ile savaşan devletin donanmalrına kapayacak, Rus gemileri ise boğazdan rahatça geçebilecekti. |
Osmanlı Devlati'nin Duraklama, Gerileme Ve Çöküş Devri
BERLİN ANTLAŞMASI
1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında imzalanan Ayastefanos Antlaşması'nın yerine, İngiltere, Avusturya-Macaristan, Fransa, Almanya, Rusya ve Osmanlı Devleti arasında imzalanan antlaşma. Avusturya dışişleri bakanının yapmış olduğu resmi açıklama ile 13 Haziran'da Berlin'de bir kongre toplandı. Kongrede alınan kararlar, İngiltere ve Avusturya-Macaristan'ın çıkarları dikkate alınarak imzalanmıştır. Bu antlaşmaya göre ; 1- Sırbistan, Karabağ ve Romanya'nın bağımsızlıkları koşullu olarak kabul edildi. 2- Girit, Osmanı Devleti'ne bırakıldı. 3- Rusya, Doğubeyazıt ve Eleşkirt'i Osmanlılar'a bıraktı. 4- Bulgaristan bağımsız bir prenslik olacak ve özel koşullarla Osmanlı Devleti'ne bırakılan Doğu Rumeli ve Makedonya vilayetleri üçe bölündü. 5- Osmanlı Ddevleti'nin Rusya'ya ödemesi gereken savaş tazminatı 802.500 franka indirilerek taksite bağlandı. 6- Bosna-Hersek, Avusturya-Macaristan'a bırakıldı. |
Osmanlı Devlati'nin Duraklama, Gerileme Ve Çöküş Devri
Osmanlı Devleti ile Rusya arasında 21 Mart 1779 yılında imzalanan antlaşma.
21 Temmuz 1774'de imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması ile Rusya, Kırım'ın bağımsızlığını kabul etmişti. Avrupa ülkelerinin Kuzey Amerika'daki savaşlarla ilgilenmesi, II. Katerina'ya Kırım'ı işgal etme fırsatı vermiş, bunun üzerine Kırım Han'ı IV. Devlet Giray Osmanlılara sığındı. Yerine Rus yanlısı Şahin Giray'ın geçmesiyle Tatarlar ayaklandı. Ayaklanmayı detekleyen Osmanlılar,Selim Giray ve taraftarlarını Kırım'a gönderdiler.Rusların ayaklanmayı bastırması üzerine Osmanlılar Rusya'nın Kırım'dan çekilmesini istemiş, böylece İngiltere ve Fransa'nın arabuluculuğu ile Osmanlı ve Rus delegelerinin biraraya gelmesiyle İstanbul'daki Aynalıkavak Kasrı'nda yeni bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmaya göre ; Osmanlı Devleti, Şahin Giray'ın hanlığını tanıyacak fakat sonraki hanların seçimi için padişahın halife olarak onayı alınacaktı. Akdeniz ve Karadeniz'de Fransızlarla İngilizlere tanınan ticari haklar Rusya'ya da tanınacak, Kırım'daki Rus kuvvetleri geri çekilecekti. Bu antlaşma ile Kırım'ın bağımsızlığı yeniden onaylanmış oldu. |
Osmanlı Devlati'nin Duraklama, Gerileme Ve Çöküş Devri
3 Kasım 1839'da okunan Tanzimat Fermanı, Türk tarihinde demokratikleşmenin somut ilk adımıdır. Aslen II. Mahmut döneminde planlanmasına rağmen, II. Mahmut'un ölümünün ardından oğlu Abdülmecit döneminde dışişleri bakanı Mustafa Reşit Paşa tarafından okunmuştur. (Gülhane Parkı'nda okunması nedeniyle) Gülhane Hatt-ı Hümayunu veya Tanzimat-ı Hayriye de denir.
Bu fermanla devlet kendisini yenilemesi gerektiğini söylemiştir. Fermanda yer alan başlıca konular: Tüm vatandaşların can ve mal güvenliğinin sağlanması, Yargılamada açıklık, Vergide adalet, Erkeklere dört yıl mecburi askerlik, Rüşvetin ortadan kaldırılması olmuştur. Bu ferman sayesinde padişahların yetkileri meclislere ya da kişilere devredilmiştir. Buradaki amaç, iktidarı saraydan alıp bürokrasiye vermek ve devlet yönetiminde merkezileşmeyi sağlamaktı. Fermanda verilen bütün sözlerin tamamen yerine getirilememesine rağmen bu çabalar, çağdaşlaşmaya ve cumhuriyet fikrine önayak olmuştur. Tanzimat Fermanı'nın okunmasından I. Meşrutiyet'in ilanına kadar geçen dönem, Osmanlı tarihinde Tanzimat Dönemi olarak anılır. |
Osmanlı Devlati'nin Duraklama, Gerileme Ve Çöküş Devri
Islahat Fermanı, 28 Şubat 1856'da yayinlanan ferman. Temel olarak Tanzîmât Fermanı hükümlerini tekrarlayan, onları açıklayan ve genişleten bir fermandır.
Islahat fermanı yabancı devletlerin hazırladığı ve Bâb-ı âlî'nin kabul etmek zorunda kaldığı bir ıslahat programıdır. İngiltere, Fransa ve Avusturya Kırım Savaşı sonlarına doğru Hristiyanlarla Müslümanlar arasındaki farklılıkların her alanda ortadan kaldırılmasını öngören bir fermanı sultanın yayımlamasını, barış için ön şart koşmuşlardı. Paris Antlaşması görüşmeleri sürerken, müttefiklerin bu istekleri I. Abdülmecit tarafından yerine getirildi ve Islahat Fermanı ilân edildi. Fermanın içeriği: Hristiyanlara Bedel-i Nakdi (Bedelli askerlik) hakkı tanındı Vergiler herkesin gelirine göre toplanacaktı. Mahkemeler herkese açık olacak, herkes kendi inancına göre yemin edecekti. Gayri müslimler devlet memuru olabilecekti Gayri müslimlere kendi okul, kilise ve hastanelerini açma hakkı verilecekti. Herkes din ve inancında özgür olacak Hristiyanlar da il genel meclislerine seçilebilecek. |
Osmanlı Devlati'nin Duraklama, Gerileme Ve Çöküş Devri
Osmanlı Devleti'nin ikinci kez anayasal yönetime geçmesine denir. II. Meşrutiyet biçiminde de yazılır.
Meşrutiyetin İkinci Kez İlanı II. Abdülhamid'in baskıcı yönetimine karşı, meşrutiyet yönetiminin yeniden kurulmasını isteyen gizli muhalefet hareketi ortaya çıktı. Jön Türkler adı verilen aydınlar II. Abdülhamid'e karşı özellikle yurtdışında mücadeleye griştiler. Jön Türk hareketi, özellikle Rumeli’deki askeri çevreleri de etkiledi. En güçlü Jön Türk hareketi olarak İttihat ve Terakki Cemiyeti kuruldu. İttihat ve Terakki Cemiyeti Abdülhamid'e karşı Rumeli’de güçlü bir muhalefet başlattı. Yüzbaşı Resneli Niyazi Bey, II. Abdülhamid'in baskıcı yönetimine karşı baş kaldırarak taburuyla birlikte Manastır’da dağa çekildi. Onu Binbaşı Enver Bey (Enver Paşa) izledi. Ardından İttihatçılar 23 Temmuz 1908 sabahı Selanik hükümet konağını işgal ettiler. Ayaklanmanın tüm ülkeye yayılacağından çekinen II. Abdülhamid, aynı gün İkinci Meşrutiyet'i ilan etmek zorunda kaldı. II. Meşrutiyet Dönemi Seçimlerin ardından oluşan yeni Meclis-i Mebusan 17 Aralık 1908'de padişahın nutkuyla açılarak çalışmalarına başladı. Ama meclisin çalışmaları bu kez de dinci çevreler ile İttihatçı karşıtlarının 13 Nisan 1909’da İstanbul'da ayaklanmasıyla kesintiye uğradı. 31 Mart Olayı olarak anılan bu ayaklanma, Selanik'ten gelen Hareket Ordusu tarafından 24 Nisan 1909'da bastırıldı. 27 Nisan'da yeniden toplanan meclis, II. Abdülhamit'i bu ayaklanmadan sorumlu tutarak tahttan indirilmesine ve yerine V. Mehmet Reşat’ın geçirilmesine karar verdi. Ardından 1876 Anayasası olarak da bilinen Kanun-i Esasi üzerinde değişiklikler yaparak siyasal ve hukuksal kurumları yeniden düzenledi. Yeni anayasa padişahın yürütme yetkisini büyük ölçüde sınırlıyordu. Artık vekiller heyeti (bakanlar kurulu) meclise karşı sorumluydu. Ayrıca meclisin hükümetin çalışmalarını denetleme yetkisi vardı. Meclisten güvenoyu alamayan vekillerin ve hükümetin görevi sona eriyordu. Gerek Meclis-i Mebusan gerekse Meclisi-i Âyan, vekiller heyetinin yanı sıra yasa çıkarılmasını önerebiliyordu. Meclis başkanını padişah değil, meclisin kendisi seçiyordu. Padişaha meclisi kapatma yetkisi tanınmakla birlikte, bu yetki hem koşullara bağlamış, hem de üç ay içinde yeni seçimlerin yapılması zorunlu hale getirilmişti. İkinci Meşrutiyet dönemi ağırlıklı olarak İttihat ve Terakki hükümetlerinin yönetiminde geçti. Devlet yönetiminde İttihat önderleri Enver Paşa, Talat Paşa ve Cemal Paşa etkili oldular. Bu dönemde Osmanlı Devleti, Trablusgarp, Balkan ve I. Dünya savaşlarına girdi. Üç savaşta da yenilgiyle ve toprak kayıplarıyla çıktı. I. Dünya Savaşı’nın hemen ardından VI. Mehmet, İtilaf Devletleri’nin baskısıyla 21 Aralık 1918’de parlamentoyu kapattı. |
Osmanlı Devlati'nin Duraklama, Gerileme Ve Çöküş Devri
Birinci Meşrutiyet, Osmanlı Devleti'nde 1876 yılında ilan edilen anayasal yönetime denir. I. Meşrutiyet biçiminde de yazılır.
Meşrutiyeti Hazırlayan Koşullar Osmanlı Devleti bir imparatorluktu ve mutlak egemenliği esas alan padişahlıkla yönetiliyordu. Bu yönetim biçiminin yasal temelleri Fatih Kanunnamesi’ne dayanıyordu. Güçlü bir imparatorluk olan Osmanlı Devleti, zamanla gücünü yitirince başta ekonomik sorunlar olmak üzere çeşitli sorunlarla karşı karşıya kaldı. Bu durum, devlet ileri gelenlerini yönetim biçiminde reformlar yapmak zorunda bıraktı. Osmanlı Devleti’nin ekonomik sorunları, 17. yüzyıldan itibaren toprak kaybetmesi ve sürekli bütçe açığı vermesiyle başladı. Avrupa devletleriyle imzalanan serbest ticaret antlaşmalarıyla ülkeye giren mallardan düşük gümrük vergileri alınıyordu. Bu hem devletin gelirlerini azaltmış hem de yerli sanayinin gerilemesine yol açmıştı. Ekonomik sıkıntıların yanı sıra, özellikle 1789 Fransız Devrimi'nin etkisiyle yayılan özgürlükçü düşünceler ve ulusçuluk akımı, Osmanlı İmparatorluğu’nu da sarstı. Balkanlar'da 19. yüzyılda bağımsızlık talebiyle ayaklanmalar çıktı. Balkanlar'da ve Ortadoğu’da çıkar çatışmaları içindeki Avrupa devletleri ile Çarlık Rusya'sı da zaman zaman bu hareketleri desteklediler. Osmanlı sınırları içindeki Müslüman olmayan halkların durumlarının düzeltilmesi gerekçesiyle Osmanlı Devleti’ni reformlar yapmaya zorladılar. 1839’daki Tanzimat Fermanı ile 1856’daki Islahat Fermanı’nın ilanları bu tür koşullarda gerçekleşti. Öte yandan 1860’larda bir aydın hareketi olarak Yeni Osmanlılar ortaya çıktı. Namık Kemal ve Ziya Paşa gibi aydınlar, Avrupa ülkelerindeki anayasal monarşilerden etkilenerek Osmanlı Devleti’nin meşrutiyetle yönetilmesi gerektiğini savundular. Osmanlı Devleti, 1850’lerden itibaren dış borç almaya başlamıştı ve 1870’lere gelindiğinde devlet hem ekonomik hem de siyasal bunalıma sürüklenmişti. Bu bunalım sırasında Mithat Paşa ve arkadaşları 30 Mayıs 1876'da Abdülaziz'i tahttan indirerek yerine V. Murat'ı geçirdiler. Ne var ki, V. Murat aydınların ve ilerici devlet adamlarının istediği reformları yapabilecek biri değildi. Bunun üzerine V. Murat da tahttan indirildi ve yerine II. Abdülhamit padişah oldu. Meşrutiyetin İlanı Abdülhamit tahta çıktığında Balkanlar’da ayaklanmalar başlamış, Çarlık Rusya'sı Osmanlılara bir ültimatom vermişti. Büyük Avrupa devletlerinin İstanbul’da toplanan bir konferansta Balkan sorununu tartıştıkları ve Osmanlı Devletinden reformlar yapmasını istedikleri sırada, II. Abdülhamit siyasal bir manevrayla 23 Aralık 1876'da Kanun-i Esasi’yi (anayasa) ilan etti. Böylece meşruti yönetime geçilmiş oluyordu. 1876 Anayasası olarak da bilinen Kanun-i Esasi, aslında padişahın egemenlik haklarına bir kısıtlama getirmiyordu. Yürütme yetkisini tümüyle elinde tutan padişah, sadrazam ve vekilleri (bakanları) istediği gibi atayıp görevden alabiliyordu. Meclisin vekiller üzerinde denetim yetkisi yoktu. Padişah, istediğinde meclisi kapatma ve yeniden seçimlere götürme yetkisine de sahipti. Ayrıca padişah, "kamu yararı için" gerekli gördüğü kişileri sürgüne gönderebilirdi. Kanun-i Esasi uyarınca iki kanatlı bir parlamento oluşturuldu. Üyeleri seçim yoluyla belirlenen meclise Meclis-i Mebusan, üyeleri atama yoluyla belirlenen meclise de Âyan Meclisi deniyordu. İki meclisin oluşturduğu parlamento Meclis-i Umumi (Genel Meclis) olarak adlandırılmıştı. Âyan Meclisi'nin başkan ve üyeleri doğrudan padişah tarafından atanıyordu. Anayasaya göre Genel Meclis padişahın buyruğuyla kasımda açılıyor, mart başında çalışmalarını tamamlıyordu. Meşrutiyetin Askıya Alınması II. Abdülhamid iç ve dış baskılar yüzünden meşrutiyeti ilan etmiş ve Mithat Paşa'yı sadrazam yapmıştı. Bundan dolayı ilk işi de, meşrutiyetin mimarı Mithat Paşa’yı sürgüne göndermek oldu. Ardından 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nı gerekçe göstererek Haziran 1878’de Meclis-i Mebusan’ın çalışmalarını durdurdu. Ocak 1878'de meclisi yeniden topladıysa da kendisine mecliste yöneltilen eleştiriler üzerine 13 Şubat 1878'de meclisi kapattı. Ama hiçbir işlevi olmayan Âyan Meclisi'ne dokunmadı. Birinci Meşrutiyet böylece sona erdi. |
Osmanlı Devlati'nin Duraklama, Gerileme Ve Çöküş Devri
Merkezi Yönetimin Bozulması Osmanlı merkezi yönetiminin bozulmasında;
17. yüzyıldan itibaren tahta çıkan padişahların devlet işlerine ilgisiz kalmaları ve ordunun başında seferlere çıkmamaları Şehzadelerin sancaklara gönderilmemesinden dolayı, devlet işlerinde yeterli bilgi ve tecrübeye sahip olmadan devletin başına geçmeleri Padişahların tecrübesizliğinden yararlanan saray kadınlarının ve ağalarının devlet yönetiminde etkili olmaları Küçük yaşta tahta çıkmaları (4. Mehmed 12 yaşında tahta çıkmıştır). Önemli makamların liyakata bakılmadan rüşvet ve iltimas yoluyla dağıtılması gibi nedenler etkili olmuştur. Devlet yönetiminde otoritenin sarsılması, halkın devlete olan güveninin azalmasına ve iç isyanların çıkmasına neden olmuştur. Deneyimsiz kişiler tahta geçmiş, bu nedenle merkezi yönetim bozulmuştur. Ekonominin Bozulması 16. yüzyılın sonlarından itibaren Osmanlı ekonomisinin bozulmasında; Coğrafi Keşiflerin etkisiyle ticaret yollarının yön değiştirmesi ve gümrük gelirlerinin büyük ölçüde azalması 17. yüzyılda Avusturya ve İran ile yapılan savaşların yüklü harcamalara yol açması İhracatın azalması, ithalatın artması ve kapitülasyonların giderek Avrupalı devletlerin sömürü aracı haline gelmesi Sömürgelerden Avrupa’ya yüklü miktarda altın ve gümüşün gelmesi, bu madenlerin bir miktarının Osmanlı ülkesine girmesi ve paranın değerini düşürerek enflasyonu artırması Vergilerin yükseltilmesi üzerine köylerde yaşayan insanların vergilerini ödeyemeyerek tarımsal üretimi bırakmaları Saray masraflarının artması gibi nedenler etkili olmuştur. Köyden şehre göçler sonucu üretim azalmıştır Askeri Sistemin Bozulması III. Murat döneminden itibaren kapıkulu ocaklarına kanunlara aykırı asker alınarak sayılarının artırılması Yeniçerilerin geçim sıkıntısını ileri sürerek askerlik dışında işlerle uğraşmaları İltizam sisteminin yaygınlaşması üzerine tımar sisteminin önemini kaybetmesi ve eyaletlerde asker yetiştirilmemesi Denizcilikle ilgisi olmayan kişilerin donanmanın başına getirilmesi Avrupa’da meydana gelen harp teknolojisindeki gelişmelerin takip edilmemesi gibi etkenler Osmanlı askeri sisteminin bozulmasına neden olmuştur. Sosyal Alandaki Bozulmalar Tımar sisteminin bozulması, nüfusun artması ve Anadolu’da çıkan Celali isyanları halkın devlete olan güvenini sarsmıştır. 17. yüzyılda başta İstanbul olmak üzere büyük şehirlerin nüfusları hızla artmış, bu durum şehirlerde işsizliğe ve güvenliğin bozulmasına neden olmuştur. Sonuç olarak, devlet bu isyanları güçlükle bastırdı ve halkın devlete güveni azaldı. Eğitim Sisteminin Bozulması Ahmetli eğitim sisteminin temelini oluşturan medreselerin çağın gerisinde kalması ve Avrupa’da eğitim alanında meydana gelen yeniliklerin takip edilmemesi Pozitif bilimlerin medreselerin müfredatından çıkarılması Medrese öğrenimi görmemiş pek çok kişiye ilmi rütbeler verilmesi Yeni doğmuş çocuklara müderrislik unvanının verilmesi ve beşik uleması diye adlandırılan bir sınıfın ortaya çıkması Dış Etkenler Coğrafi Keşiflerle zenginleşen ve ekonomilerini güçlendiren Avrupa devletleri, Rönesans ve Reform hareketleriyle düşünce ve bilim hayatında önemli atılımlar yapmıştır. Osmanlı İmparatorluğu Avrupa’daki teknolojik ve bilimsel gelişmelere ayak uyduramamış, Avrupa’nın gerisinde kalmıştır. Avrupalıların Haçlı anlayışıyla Osmanlı İmparatorluğu’na hep birlikte saldırmaları duraklamaya neden olmuştur. |
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.