ForumSinsi - 2006 Yılından Beri

ForumSinsi - 2006 Yılından Beri (http://forumsinsi.com/index.php)
-   Şiir Cenneti (http://forumsinsi.com/forumdisplay.php?f=315)
-   -   Kutlu Doğum Haftası Şiirleri (http://forumsinsi.com/showthread.php?t=658429)

Prof. Dr. Sinsi 09-02-2012 03:34 AM

Kutlu Doğum Haftası Şiirleri
 
Kutlu Doğum Haftası İle İlgili Şiirler

Kutlu Doğum Haftası İle İlgili Şiir

Muhammed'i Çok Özledim

Muhammed’i çok özledim

Ciğerlerim pare, pare

Şol canımdan çok istedim

Yollar, götür beni yâre

Günüm gecem selâvattır

Ne huzurdur, ne rahattır

İstediğim şefâattır.

Yâr Muhammed, cana çare.

Irmak olsam, yâre aksam

Ravzasına, nasıl baksam

Şol gönlümü, bile yaksam

Kapanmıyor, canda yare.

Ümmetinim, şerefim çok

Gelmelere dermanım yok

Bir hasret ki, saplandı ok

Sırat üzre, düştüm nare.

Derdim elbet, Kabe ve Hac

Muhammed’e aşkım ilaç

Hasretinden düştüm bîlaç

Çöllerdeyim, hem avare.

Hak aşkına ömür versem

Muhammed’i bir kez görsem

Eşiğinde bile ölsem,

Yalvar, yakar, ben bîçare.

Aşk var ise, Sen sebebi

Habibullah, en son nebi

Selindeyim, coştu debi

Şefâat kıl, sitemkâre.

Bayram Leventoğlu

ADI GÜZEL KENDİ GÜZEL MUHAMMED

Canım kurban olsun senin yoluna,

Adı güzel, kendi güzel Muhammed,

Şefâat eyle bu kemter kuluna,

Adı güzel, kendi güzel Muhammed

Mü'min olanların çoktur cefâsı,

Ahirette olur zevk-u sefâsı,

On sekiz bin âlemin Mustafâ'sı,

Adı güzel, kendi güzel Muhammed

Yedi kat gökleri seyrân eyleyen,

Kûrsûn üstünde cevlân eyleyen.

Mi'râcda ümmetin Hak’dan dileyen,

Adı güzel, kendi güzel Muhammed

Ol çâriyâr anın gökler yâridir,

Anı seven günahlardan beridir,

On sekiz bin âlemin serveridir,

Adı güzel, kendi güzel Muhammed

Aşık Yunus neyler iki cihânı sensiz,

Sen Hak Peygambersin şeksiz, gümânsız

Sana uymayanlar gider imânsız,

Adı güzel, kendi güzel Muhammed.

Yine Bir Pazartesi

Her yer simsiyah olmuş gözler ufukta kilit

Asırlardır hasretle beklenen birisi var

Gönüller dua dua ve işte doldu vakit

Bu güneşin ışığı tüm kainatı boğar

Anneciğinin kalbi sevgiyle sırılsıklam

Sensiz ne sabah olur ne sensiz geçer akşam

Nasıl teslim eylesin seni başka kucağa

Senin için katlandı gül kokundan uzağa

Ebva’yı titretince ayaklarının sesi

Yüreğine mi düştü Azrail’in gölgesi

Deden Abdülmüttalip sana başka bağlandı

O siyah gözlerinde neler görmüştü neler

Vefatı yaklaştıkça sanki ciğeri yandı

Senden uzak olmaya ne gök dayanır ne yer

İçinde bulunduğun kervan bile korunur

Baştan ayağa nursun üstündeki bulut nur

Seni tanıyan kalpler bekliyorlar sessizce

Sense kulluk edersin rabbine gündüz gece

Hira yamaçlarında meleklerin nefesi

Arap şairlerinin sustu artık bestesi

Hazırlan ebu kubeys Rasulüllah geliyor

Bütün yakınlarına müjdesini verecek

Bu yol öyle dikenli bu yol öyle çetin,zor

Yalnız nasibi olan mescidine girecek

Mukaddes görev için hazırdır dar-ül erkam

Bir kerecik istesen hattaboğlu sana ram

Müslümanlar arttıkça kureyş zulmü çoğaldı

Hiçbir şey yıldıramaz duyan ummana daldı

Gülyüzünde tebessüm kucaklıyor herkesi

Bir bakışı kendine aşık eden çehresi

Yakınlarını tek tek uğurladın toprağa

Kim bilir kaç acıya mezar oldu yüreğin

Teselli geldi gökten hazırlan yolculuğa

Pusulası aşk yolun rabbe yükseleceğin

Gayri hicret gerekir Medine diyarına

Hepsi veda ederek bütün varlıklarına

Rızaullah uğruna yollara koyulurlar

Yürüyün muhacirler sizi bekliyor ensar

Ne tılsımlı suremiş ne tılsımlı söz yâsin

Uçuşsun güvercinler sevr dağını süslesin

Kureyş yollara düşmüş kaç bin kişilik ordu

Onların karşısında biz bir avuç Müslüman

Rasulüllah el açıp hemen duaya durdu

Be hey müşrik ordusu sen asıl kendine yan

Sadık kalınmayınca sadece bir sözüne

Rabbin sevgilisinin kan bulaştı yüzüne

Şimdi bütün ağıtlar yalnızca uhut için

Kıyamete dek sürer gözyaşları göklerin

Bayram geldi şehrine bayram yaşar kabesi

Müşriğe bile bayram oldu fetih hutbesi

Bu güzelliğe karşı düşmanlık mı dayanır

Güneş yüzünü görse önünde diz çökecek

İnsanlık bölük bölük ümmetliğe uzanır

Sana kainat hayran hayrandır cin ve melek

Refiki ala deyip kapadın gözlerini

Giderken ashabının götürdün ciğerini

Gülyüzlüm sen gideli kaç yıl oldu kaç asır

Şu dünyanın sırtında sensizlikten bir nasır

Yalnız sende bulunur insanlığın çaresi

Yerin gözbebeğisin göğün ciğerparesi

Sinemdeki yangının sebebini sor bana

İçtiğim onca şarap ateşimi almadı

Şu koskaca kainat zulüm gibi zor bana

Ey gülüm hasretinden bende takat kalmadı

Nurunun etrafında dönen pervaneleriz

Aşkınla nefes alan deli divaneleriz

Hiçbir zaman bitmeyen destanımızsın bizim

Her derde her tasaya dermanımızsın bizim

Ne olur geliversen yine bir pazartesi

Kalbimizin gıdası ruhumuzun neşesi

Zeynep K. Füzün

PEYGAMBER

Sen, fikir kadar güzel;

Ve tek, birden daha tek!

Itrını süzmüş ezel;

Bal sensin, varlık petek.

Sensin ölüme hisar;

Bakisi hep inkisar...

Sar bizi, çepeçevre sar,

Rahmet rüzgârı etek!

Necip Fazıl Kısakürek

Sen Yoktun Sultanım

Sen yoktun...

Hz Âdem’deydi nurun.

Önce cenneti, sonra yeryüzünü şereflendirdin.

Âdem nuruna affedildi,

Arafat bu affa şâhitti..

Sen yoktun..

Nuh’un gemisindeydi Nurun...

Dalgalar yeryüzünü boğarken,

Taprağın bağrındaki su,

Gökyüzüyle buluşurken

Ve bu bir ilahi azap derken,

Allah nurunu taşıdı binbir sebeple

Tûfan, nurunu selamladı edeple...

Sen yoktun...

Hz.İsmail’in alnındaydı Nurun

İbrahimî bir dua yükseldi kimsesiz çöllerden

“Rabbimiz” dedi,

“Onlara kendi içlerinden

Senin ayetlerini okuyacak

Kitap ve hikmeti öğretecek onlara,

Onları temizleyecek bir elçi gönder,

Amin dedi on sekiz bin âlem

Nurunla aydınlanan minicik ellerini semaya kaldırarak

Amin dedi İsmail.

Hira Nur dağı amin diyerek ayağa kalktı

Medine’den adı Uhud olan bir amin yankılandı sevr dağında.

Sen yoktun...

Hz.İsa “Ahmed” diye muştuladı seni

Alemlerin efendisi diye sana seslendi.

Artık ben sizinle çok söyleşmem, dedi havarilerine..

Çünkü bu âlemin reisi geliyor...

Bekleyin Ahmed geliyor.

Kainata rahmet geliyor.

Havarilerin yüzünü okşayan,

Ölüleri dirilten bir nefes oldun

Ama sen yoktun...

Sen yoktun Sultânım,

Hz. Abdullah’ın alnındaydı Nurun

Başı eğik gezerdi mazlum

Huteyle göklerden seni sorardı

Varaka seni arardı semada

Anneler kız çocuklarını hep ağlayarak sevdiler.

Ağlayarak süslediler ölüme...

Ağlayarak hadi dayına gidiyorsun dediler.

Sen yokken,

Canlı canlı toprağa gömülmenin adıydı dayıya gitmek.

Anne yüreğinin çıldırtan çaresizliğiydi.

Ve yavrusunun ölüme gidişini seyretmesiydi...

En son çocuk atılırken çukura

Annesinin suretinde bir melek tuttu onu

Ve tebessüm ederek hira nur dağını gösterdi.

Melekler süslüyordu hirâyı.

Efendisine hazırlanıyordu cebel-i nur,

Efendisine hazırlanıyordu mekke.

Âlem Efendisine hazırlanıyordu

Kainatın gözü Hz. Aminedeydi.

Toprak yalvarıyordu rabbine,

Allahım gönder artık diyordu.

Gel diye ağlıyordu mazlumlar, gözleri semada

Ve bir gelişin vardı ya rasulallah,

Bir inişin vardı yer yüzüne...

Önünde cebrail!

Ardında yalın kılıç melekler!

Bir inişin vardı yer yüzüne...

Yetimler en huzurlu geceyi geçirdi belki de

Öksüzler annelerine sarıldı doya doya.

Sonra bir sessizlik kapladı seher vaktini.

Herşey sus pus olmuştu.

Hadi diyordu yıldızlar, Hadi diyordu ay!

Kainat bir isim duymak istiyordu.

Ve bir ses yükseldi Âmine’nin evinden;

Muhammed!

Karanlıklar aydınlığa bıraktı yerini.

Muhammed!

Melekler öptü o nurdan ellerini.

Muhammed!

Seni yaratan Allah’a kurbânız ey dürri yekta!

Sana o adı veren rahmana kurbanız

Artık sen vardın

Susuz topraklara rahmet indi seninle

Annenden sonra anne halime sevindi seninle

Yağmura mı ihtiyaç var?

Kaldır şehadet parmağını,

Yağmurları salsın Allah.

Sonra tut ağacın yaprağını,

Köklerini çıkarttırıp yanında yürütsün Allah.

Yeterki sen iste,

Sen iste yarasulallah

Deki ben kimim?

Dağlar, taşlar dile gelsin,

Dilsiz çocuklar ellerinden tutup,

Ente Rasulullah desin.

Sen vardın

Bedir kârdı,

Uhut dardı

Hendek yârdı.

Yiğitlerin vardı.

Ölmek için yarışan yiğitler...

Hele bir enesin vardı senin.

Enes bin malik...

Uhut’ta öldüğünü duyunca arkadaşlarına,

Niye burada oturuyorsunuz diye sormuştu.

Onlar da

“Allah’ın Rasulü öldürülmüş deyince

Enes kükremiş:

“ Peki o öldükten sonra yaşayıp da ne yapacaksınız?

Kalkın ve O’nun gibi ölün! Demişti.

Ve savaşın en yoğun olduğu yerde şehit düşmüştü.

Hem de ne şehit ey nebi!

Vücudu yaralardan tanınmaz haldeydi.

Kızkardeşi ancak parmaklarından tanıdı onu...

Musab Bin Umeyr’in vardı senin.

Uhut’ta sancağını taşıyan.

Öyle bir aşkla sana bağlıydı ki

Allah o gün melekleri Musab’ın suretinde indirdi.

Ebu hureyren vardı...

Acıkınca mescidin önünde durur sana bakardı.

Sen anlardın,

Ya Ebâhir gel! Derdin.

Ve sen gittin...

Bir gidişle gittin

Ardında hüznün kaldı.

Hasretin kaldı göklerde.

Bilal ezan okuyamaz oldu

Ne zaman teşebbüs etse

Muhammed rasulullah demeye

Dizleri üstüne çöker, kendinden geçerdi.

Sonra günler ay,

Aylar yıl oldu.

Ve asırlar oldu

Sensizliğe açtık gözlerimizi.

Ama sen bırakmazsın bizi.

Sen varsın ey şehitlerin sultanı

Sen varsın!

Bir şehit bile ölmezken

Sana nasıl yok deriz.

Ebutalip şama giderken devesinin önüne geçip

Beni burda kime bırakıp gidiyorsun demiştin.

Ne anam var ne babam...

Ebutalip bırakmamıştı bu yüzden.

Sensizliğin ızdırabıyla inleyen ümmetini kime bırakıp gidiyorsun Ya Rasûlallah!

Bırakma bizi ki; Allah;

Sen onların içindeyken onlara azab edecek değiliz buyuruyor.

Bırakma bizi!

Hayatı seninle öğretti Rahman.

Kulluğu seninle tanıdık.

Duayı senden öğrendik sevgili!

Hz Ömer umre için senden izin isteyince,

“Kardeşcik” dedin ona,

Kardeşcik, duanda bana da yer ayırır mısın?

Bizler Ömer değiliz ama

Bütün dualarımız senin için

Ey Rabbimiz!

Rasulünü anışımızdan haberdar et!

O’na binler salat, binler selam!

Habibine Makam-ı Mahmut’u ver

O’na vesileyi lutfet.

O’nu refik-i Âlâya yükselt

Bizi de affet

O’nun hatrına affet

Zatının hatrına Affet.

Dursun Ali Erzincanlı



Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.