ForumSinsi - 2006 Yılından Beri

ForumSinsi - 2006 Yılından Beri (http://forumsinsi.com/index.php)
-   Dualar (http://forumsinsi.com/forumdisplay.php?f=614)
-   -   Duâ Ve Münâcât (http://forumsinsi.com/showthread.php?t=562721)

Prof. Dr. Sinsi 08-24-2012 02:55 PM

Duâ Ve Münâcât
 

Duâ ve Münâcât

Duâ ve münâcât, Allâh’ın azameti karşısında kulun, aczini îtirâf ederek muhabbet ve tâzîm hissiyâtı içinde O’ndan lutuf ve yardım istemesidir. Münâcât, yâni duâdaki ilticâ, bir acziyet ifâdesi ve yalnız ilâhî dergâha sığınmanın bir nişânesi olduğu için dînen pek mühimdir.
Kul, Cenâb-ı Hakk’a münâcâtını, sâdece sözle değil kalben de büyük bir samîmiyetle îfâ etmelidir. Duâları, “havf ve recâ” yâni “korku ile ümit” duyguları arasında bir hâlet-i rûhiye ile yapmalıdır. Duâ yürekten gelmeli; kalb, duânın yüklendiği mânâya âit arzularla titremelidir. Aynı zamanda duâ bir günâhın affedilmesi istikâmetinde ise, o günâhın bir daha işlenmemesi husûsunda kat’î bir azim ve kararlılıkla îfâ edilmelidir. Hazret-i Mevlânâ -kuddise sirruh- şöyle buyurur:
“Nedâmet ateşiyle dolu bir gönülle ve nemli gözlerle duâ ve tevbe et! Zîrâ çiçekler, güneşli ve ıslak yerlerde açar!”
Mü’min, kulluğunun bir îcâbı olarak, her hâlükârda Rabbine yakarış hâlinde bulunmalıdır. Gerçek bir dînî terbiye de, duâ hâlini mü’minin rûhunda sürekli kılmayı hedefler. Zîrâ duâ, kalbde Allâh’a açılan en yüce kapının anahtarıdır. Âyet-i kerîmede şöyle buyrulur:
“Kullarım Sana Ben’i sorduklarında, (bilsinler ki) Ben onlara çok yakınım. Bana duâ edenlerin duâlarını kabûl ederim…” (el-Bakara, 186)
Duâ tekrarlandıkça derûnî duyuşlar şeklinde mü’minin rûhuna nakşolur, şahsiyetine nüfûz edip onun bir husûsiyeti hâline gelir. Bu sebepledir ki büyük ve yüksek ruhlar, devamlı duâ hâlinde yaşarlar.
Duâ, sonsuz kudret sâhibi Cenâb-ı Hakk’a, acziyetimizi müdrik bir şekilde yönelerek, O’nun huzûrunda teslîmiyet ve sükûnetle boyun eğmemizdir. Gerçekten, duâlara acziyet ve kusûrunu îtiraf ile başlamak, merhamet-i ilâhiyyeyi dâvette ve dolayısıyla duânın makbûl olmasında, büyük bir tesiri hâizdir.
Duâyı bizlere yaşayışıyla en güzel şekilde tâlim eden, Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’dir. O, gözyaşları içinde ve ayakları şişinceye kadar kıldığı namazlara ilâveten, acziyet duyguları içinde Cenâb-ı Hakk’a dâimâ ilticâ ederdi. Özlü duâları çok sever, özlü olmayan duâyı yapmazdı.65
“Kulun Rabbine en yakın olduğu hâl, secde hâlidir. İşte bu sebeple secdede çok duâ etmeye bakın!”
(Müslim, Salât, 215) tavsiyesinde bulunurdu.
Mü’min, devamlı duâ etmenin yanında bir de din kardeşlerinden, fakir, zayıf ve muhtaçlardan duâ alma gayreti içinde olmalıdır. Zîrâ Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
“Bir mü’minin diğer bir mü’mine gıyâbında yaptığı duâdan daha çabuk kabûl edilen hiçbir duâ yoktur.” buyurmuşlardır. (Tirmizî, Birr, 50/1980)
Mevlânâ Hazretleri de şöyle der:
“Sen, varlığını, malını, mülkünü güzel bir şekilde infâk et de, bir gönül almaya bak! Ki o gönlün duâsı, mezarda, o kapkara gecede sana ışık versin, nûr olsun!..”

Osman NURİ TOPBAŞ



Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.