![]() |
Barış
Biz barışı bilemeden büyüdük. Çizgili defter arasında çiçek kurutacağımız çağda düştük öfkenin dölyatağına... Huzur yüklü masal*lardan kovulduk. Apoletliydi sünne*timizin üniforması... "Her Türk asker do*ğar" diye diye yürü*dük. Adımlarımızı sa*ya saya büyüdük. Duvarlarında koca*man kırmızı harflerle intikam yeminleri ya*zılı kentlerde uçurduk ilk uçurtmaları*mızı... Marşlarla ta*nıştık, şiirlerden ön*ce... Ve kara önlükler giydik, rengarenk çi*çekler açarken gözlerimizde... "Erkekler ağlamaz"dı, ama "kız gibi gülmez"di de... Somurtup oturduk tahta sıralarda... Çatık kaşlar kabilesi, kahkahalarımı*zı soldurdu. * * * Biliyor musunuz, barışı hiç bilemeden bü*yüdük biz... Savaşa yollar gibi dualar ve gözyaşlarıyla mektebe yolladı analarımız... Zifir karanlık*tı ergenliğimizin okul koridorları... Tarih dersinde amentü duası ve cenk masalları öğ*rendik. Bedende iyi güreşmesini... Marmaraspor diye bir futbol takımımız vardı. Günün birinde kalecimiz Sacit'i vurdular. Biz yaştaydı. 17'sinde yani. Ölümle er*ken tanıştık. İlk aşkımızı öpüp koklayamadan kokladık genç ölülerin kan kokusunu...ve bıçakların bilenişini dinledik dolunay serenatları dinle*yeceğimiz çağda... Kan kırmızı haber bültenleri çaldı çocuk*luğumuzu... Sokakların öfkesine alıştık. * * * Sahi barışı hiç bilemeden büyüdük biz... Sıkılı yumruklar ve zincirli bileklerdik. "Karanlıktan yararlanarak kaçtık" ölüm sağanağından... Maraşlarda yanıp, Fatsalarda boğulduk. Bir Eylül sabahı tank sesiyle uyandırdılar. Hasan Mutlucan söyledi ilk gençliğimizin serhat türkülerini... Serhatın ne olduğunu bile bilmiyorduk henüz... Yaşıtlarımızı sallandırdılar alacakaranlık*ta... Biz küvetlerde yakıp, hela taşlarında boğduk başucu kitaplarımızı... Satırlar hesap sordu yıllar yılı... ...veremedik. *** Biz, barışı bilemeden büyüdük. Gökyüzünü yakın sandık, ölümü uzak... Lanetli bir kuşak gibi doyasıya sevişemeden yetiştik. Utangaç kızlar, mahcup oğlanlardık. Bir günah gibi gizledik buselerimizi... Coşkula*rımızı ruhumuzun en derinine gömdük. Dövüştükçe alkışlanıp, seviştikçe ayıplan*dık. * * * İnanın, hiç barışı bilmeden büyüdük biz... Akşam haberlerini ağıt gibi dinledik bun*ca yıl... Sabah manşetleri hüznümüz oldu. Savaşın askerleri, barışı yazan ellerimizi kırıp, barışı söyleyen türkülerimizi yaktılar. Barış, tenimizde elektrik, tabanımızda cop*tu... Kuytuda gizlice fısıldaştığımız parolaydı "Barış"... İddianamelerimizin başlığı, çocuk*larımızın ismiydi. Kanlı bir tarihi sayfa sayfa çevirip durduk, finalinden birşeyler umarak... Dağlarda genç cesetlerdik...terlememiş bıyıkları kanla kirlenen... Barışı bilmeden, barışı özleyerek yaşadık. * * * Umduk ki bir gün barış gelecek ülkeye, beklenmedik bir dost mektubu gibi... Yeral*tı sığınaklarından kafalarımızı uzatıp kar*deşliği soluyacağız küllerin arasından... Radyoların düğmesini korkusuz çevireceğiz ve endişesiz yürüyeceğiz kuytusunda kentle*rin... Sardunyalar ekeceğiz siperlerin kum torbalarına... Ve nihayet aslını yaşayacağız, müsveddelerini çiziktirip durduğumuz şu hırçın hayatın... Umduk ki, barış gelecek ülkeye... Hiç gelmediği kadar bereketli ve gür... Barış gelecek, alabildiğine özgür... * * * Ne yazık: barışı hiç bilmeden büyüdük biz... Savaş kurban gitti gençliğimiz... Can Dündar |
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2025, Jelsoft Enterprises Ltd.