![]() |
Kendine yazılan mektuplar
Maksim Gorki'nin, "Boles" adlı bir öyküsü vardır. Moskova'da, Tereza adlı, iri yarı, kaba-saba bir Polonyalı kadınla komşu olan bir üniversite öğrencisini anlatır. Okuma yazma bilmeyen kadın, ara*da gelip sevgilisi Boles'e mektup yazma*sını ister gençten: "Sevgili Boles'im, biricik sevgilim, mahzun kumruna niye hiç yazmıyor*sun?" Genç, biraz da için için gülerek kale*me alır Tereza'nın yazdırdığı bu satırları... Sonra bir gün Tereza bu kez "Boles"ten kendisine gelecek" bir mektup yazmasını ister üniversiteliden... O zaman genç anlar ki, Boles diye biri yoktur aslında... Polonyalı kadın itiraf eder: "Boles'e yazdığınız mektubu başkalarına okutup dinliyorum. O zaman Boles varmış gibi geli*yor bana... Ondan bana gele*cek bir mektup yazarsanız onun varlığına büsbütün ina*nacağım, yaşamak benim için daha kolaylaşacak." O günden sonra üniversiteli gene, Tereza'dan Boles'e, Boles'ten Tereza'ya ateşli aşk mektupla*rı yazar... İri yarı Polonyalı, avaz avaz ağ*layarak dinler bunları; karşılığında üniversitelinin çamaşırlarını yıkar, söküklerini diker. * * * Tereza'nınki kadar acıklı bir öykü dinledim geçen hafta: Avrupa Birliği ülkelerinde internet üzerinden sürdürülen bir ankette, Av*rupalılar, AB'ye aday 15 ülke içinde en az Türkiye'yi Avrupa'ya yakıştırmışlar. Yani "en istenmeyen aday" durumundaymışız. Bunda şaşılacak bir şey yok. Şaşılacak şey, bir Avrupa büyükelçi*mizin -tabii ki iyi niyetle- Dışişleri'ne gönderdiği teklif: Sayın elçi, ankette Türkiye'nin pua*nını artırmak için bizim üniversiteleri harekete geçirmeyi önermiş; sefer*ber olup Avrupa'yı mesaj yağmuruna tutsunlar, Türkiye'yi istenir aday konumuna soksunlar diye... * * * Ne kadar acıklı! İnternet'e mesaj yağınca Avrupalı*lar, "Meğer biz Türkleri çok seviyormuşuz da haberimiz yokmuş" diyecek, öy*le mi? Time dergisinde Atatürk'ü yüzyılın adamı seçtirebilmek için gösterdiğimiz çabada da aynı biçarelik, aynı zavallılık yok muydu? Bir dostum söyledi: Bir Time yöneticisi, o günlerde Türkiye'den gelen blok mektupla*rın çoğunun aynı elden çıkma ol*duğunun anlaşılmasından sonra nasıl çöpe atıldığını güle güle anlatmış. Niye şapkayı önümüze ko*yup "Nerede eksiğimiz var" diye düşünmek yerine bu tür şark kurnazlıklarına yöneliyo*ruz ki?.. Eksikleri kapatmak, "e-sevgi" mesajlarıyla imajı düzelt*mekten daha meşakkatli bir iş olduğundan mı? * * * Sevilmeyen, ama çaresizce se*vilmek isteyen ve çaresizlikten kendine ateşli aşk mektupları yaz*dıran Tereza'dan farksız halimiz... Üstelik kendimize yazdığımız mektuplar, bizim için hayatı kolaylaştırmıyor da... Sanal yoldan Atatürk'ü yüzyı*lın adamı seçtirip, kendi oylarımız*la Avrupalılar'ın en sevdiği ulus ol*duğumuzu tescil ettirmemiz, yal*nızlığımızı unutturmuyor bize... Olsa olsa, bu haberleri oku*dukça avaz avaz ağlıyoruz halimi*ze... o kadar... Can Dündar |
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2025, Jelsoft Enterprises Ltd.