ForumSinsi - 2006 Yılından Beri

ForumSinsi - 2006 Yılından Beri (http://forumsinsi.com/index.php)
-   Radyo, Sinema ve Tiyatro (http://forumsinsi.com/forumdisplay.php?f=280)
-   -   Dã¼nya Sinemasä±Nä±N Kalbi Antalya Altä±N Portakal'da Atacak (http://forumsinsi.com/showthread.php?t=455224)

Prof. Dr. Sinsi 08-15-2012 05:31 AM

Dã¼nya Sinemasä±Nä±N Kalbi Antalya Altä±N Portakal'da Atacak
 

Real’in ana sponsorluÄ?unda, TÃ?RSAK ve AKSAV Vakfı’nın iÅ?birliÄ?inde gerçekleÅ?en Antalya Altın Portakal Film Festivali 44. yılında bir kez daha dünya sinemasının birbirinden güzel filmlerini ve dünyaca ünlü konuklarını aÄ?ırlamaya hazırlanıyor. Festivalin uluslararası bölümü olan ve bu yıl üçüncü yaÅ?ına basan Uluslararası Avrasya Film Festivali, klasikleÅ?en bölümlerinin yanı sıra özel gösterimlere de yer verecek; yan etkinlikler ve festival partileriyle 19 – 28 Ekim tarihleri arasında sinema dünyasının kalbini Antalya’ya taÅ?ıyacak. Bu yıl Festival jürisine ek olarak NETPAC (The Network for the Promotion of Asian Cinema) jürisi de filmleri izleyerek deÄ?erlendirecek. On yedi yıldır dünyanın en önemli film festivallerinde Asya bölümlerine katkıda bulunan kurum, çeÅ?itli yayınlarla da sinema sektörünü destekliyor.

D�NYA FESTİVALLERİNİN �NEMLİ FİLMLERİNİN T�RKİYE İLK G�STERİMLERİ ANTALYA’DA YAPILIYOR

Festival’de seyirciyle buluÅ?acak filmler arasında, 2007 yılında 60.’sı gerçekleÅ?en Cannes Film Festivali’nde yarıÅ?an filmler de yer alıyor. Romanya’nın son yıllarda dikkatleri üzerinde toplayan yönetmeni Cristian Mungiu’nun Altın Palmiye’ye deÄ?er bulunan “4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün” isimli filminin Türkiye ilk gösterimi Antalya’da yapılacak. Komünist Romanya’da geçen bir kürtaj öyküsünden yola çıkan film, tüm dünyada büyük ilgi uyandırmıÅ? ve eleÅ?tirmenlerden övgü toplamıÅ?tı. Türkiye’de ilk kez izleyiciyle buluÅ?acak filmlerden bir diÄ?eri ise Cannes’da Altın Palmiye için yarıÅ?an ve büyük yankı uyandıran, farklı ve sade yorumuyla dikkat çeken “Persepolis”. İran’lı Marjane Satrapi’nin hayatını konu alan bir çizgi romandan uyarlanan ve siyah beyaz animasyon tekniÄ?iyle çekilen filmin İran’da gösteriminin yasaklanması büyük yankı uyandırmıÅ?tı. Cannes’da yarıÅ?ma bölümünde gösterilen, ünlü yönetmen Bela Tarr’ın son filmi “The Man from London”, Antalya’da Onur Ã?dülü alan Kim Ki Duk’un son filmi “Breath”, Emir Kusturica imzalı “Promise Me This”, Catherine Breillat’tan “An Old Mistress” ve Naomi Kawase’den “The Mourning Forest” de gala gösterimleriyle seyirciyle buluÅ?acak filmler arasında.

Uluslararası Avrasya Film Festivali’nde izleyiciyle buluÅ?acak bir diÄ?er film ise ünlü yönetmen David Cronenberg’in son filmi “Eastern Promises”. Londra Film Festivali’nin açılıÅ? filmi olarak belirlenen filmin baÅ?rollerini Naomi Watts ve Viggo Mortensen paylaÅ?ıyor. Londra’nın köklü ve güçlü mafya ailelerinden birine mensup Nikolai’nin, sıradan bir kadının tesadüfen ailenin kabarık suç dosyasını ele verecek deliller keÅ?fetmesiyle kesiÅ?en hayatlarından yola çıkan film güçlü ve sürükleyici bir seyirlik vaat ediyor.

Ayrıca Cannes Film Festivali’nde “Belirli Bir BakıÅ?” bölümünde seyirciyle buluÅ?an “And Along Come Tourists”, “The Pope’s Toilet” (El Bano del Papa) , “My Brother is an Only Child”,“Terror’s Advocate” ve Cannes’da ödül kazanan, seyirciden de büyük ilgi gören “The Band’s Visit” de Antalya’da izleyiciyle buluÅ?acak filmler arasında yer alıyor.

Festival’in özel gösterimlerinden biri de Johnny To’nun son filmi “Mad Detective”. Premier’i Antalya’da yapılacak filmin büyük ilgi görmesi bekleniyor. 2007 Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı �dülü’ne layık görülen “Tuya’s Marriage” ve yönetmeni Gus van Sant’a Cannes Film Festivali’nin “60. Yıl �dülü”nü kazandıran “Paranoid Park” ve aynı Festival’de Julian Schnabel’e “En İyi Yönetmen” ödülünü kazandıran “The Diving Bell and the Butterfly”, Naomi Kawase’ye “Büyük �dül” kazandıran “The Mourning Forest” da festivalin iddialı filmleri arasında yer alıyor. Festival süresince Antalya’da olacak Naomi Kawase, gösterimin ardından izleyicilerin sorularını yanıtlayacak.

B�Y�K YANKI UYANDIRAN FİLM PERSEPOLİS ALTIN PORTAKAL’DA

60. Cannes Film Festivali’nde “jüri ödülü”nü kazanan, Marjane Satrapi’nin otobiyografik grafik romanından uyarlanan ve türünün baÅ?yapıtları arasına girmiÅ? bir eser olan “Persepolis”, İran devrimi sırasında bir genç kızın yaÅ?adıklarını animasyon olarak anlatarak sinemaseverlerin karÅ?ısına çıkıyor. Satrapi'nin Vincent Paronnaud ile birlikte hazırladıÄ?ı animasyonun seslendirme kadrosunda, Catherine Deneuve ve Gena Rowlands gibi dev oyuncular yer alıyor.

İran Å?ahının devrilmesinin ardından yaÅ?anan İran İslam Devrimi küçük bir kız olan Marjane’nin gözünden beyazperdeye aktarılıyor. Marjane’nin hayatındaki deÄ?iÅ?imler, “örtünme Å?artı”, kız-erkek sınıflarının ayrımı ve Fransız okulunun kapatılması filmde yer buluyor.

“Persepolis” Türk seyircisi ile ilk kez Uluslararası Avrasya Film Festivali aracılıÄ?ıyla buluÅ?acak.

PUNK PUNK PUNK

Festivalin merakla beklenen bölümlerinden biri de, bu yıl otuzuncu yaÅ?ını kutladıÄ?ımız punk müzik üzerine. Bölümün en iddialı filmlerinden biri ise “Control”. Joy Division vokalisti Ian Curtis’in öyküsünü anlatan ve 2007 Cannes Film Festivali Yönetmenler Haftası’nın açılıÅ? filmi olan "Control", topladıÄ?ı övgü ve ödüllerle özellikle öne çıkıyor. Orijinal punk sound’unun en ünlü takipçilerinden olan, çoÄ?u müzik eleÅ?tirmenince en önemli post-punk grubu kabul edilen Joy Division, sadece iki stüdyo albümüyle büyük bir baÅ?arı yakalamıÅ? ve solistleri Ian Curtis'in 1980 yılında intihar etmesi üzerine daÄ?ılmıÅ?tı. "Control"ün yönetmenliÄ?ini Hollandalı ünlü fotoÄ?raf sanatçısı ve video klip yönetmeni Anton Corbijn üstlenmiÅ? bulunuyor. Corbijn Depeche Mode, U2, Nirvana, Nick Cave and the Bad Seeds ve Joy Division gibi gruplara çektiÄ?i, klasikleÅ?miÅ? video klipleriyle tanınıyor. "Control" Corbijn'in ilk uzun metraj filmi.

İKİ �L�MS�Z USTAYA SAYGI

Festivalde, geçtiÄ?imiz günlerde kaybettiÄ?imiz, dünya sinemasının iki ünlü ismi Michelangelo Antonioni ve Ingmar Bergman için özel bir bölüm yer alacak. Sinemanın ufuk çizgisi olmuÅ? iki büyük ustaya ayrılan bölümlerde dünya sinemacılarını derinden etkileyen filmlerden oluÅ?an bir seçkiye yer verilecek. Ingmar Bergman’a ‘beyazperde düÅ?ünürü’ ünvanını kazandıran özgün bakıÅ? açısı, “Scenes from a Marriage” (1973) ve ustanın 30 yıl sonra bile aynı yorum pratiÄ?ini ödünsüzce sürdürdüÄ?ünü gözler önüne seren görkemli yapıtı “Saraband” ile anımsanırken, içeriÄ?i forma üstün kılma arayıÅ?ında Bergman’la yarıÅ?an Antonioni de “Bulutların Ã?tesi” (1995) ve “Blow Up” (1966) ile anılacak. Antonioni’nin fantazya ve beyazperdeye özgü glamour’a olan eÄ?ilimlerini de ele veren bu iki yapıtın, aynı zamanda TÃ?RSAK’ın Sinema Tarih BuluÅ?ması seçkisinde sinemaseverlerle buluÅ?turacaÄ?ı daha özgün bir programın müjdecisi olduÄ?u da söylenebilir.

USTA OYUNCU HANNA SCHYGULLA ANTALYA’DA

Festivalin “Bir Ustaya Saygı” bölümünde filmlerini izleme Å?ansı yakalayacaÄ?ımız isim ise Hanna Schygulla.. Son olarak Fatih Akın’ın Cannes Film Festivali’nde “En İyi Senaryo” ödülü kazanan filmi “YaÅ?amın Kıyısında”da izlediÄ?imiz oyuncunun “AÅ?k Ã?lümden SoÄ?uktur”, “Petra von Kant’ın GözyaÅ?ları”, “Lili Marleen” ve “Die Ehe der Maria Braun” isimli filmleri Antalya’da gösterilecek filmler arasında yer alıyor. Filmlerin tümü sınıfsal çeliÅ?kileri ve cinsel kimlikleri cesurca, ikona kırıcı bir tavırla sorgulayan büyük yönetmen Rainer Werner Fassbinder’e ait. Festivalin sinemaseverlere sürprizi ise Hanna Schygulla’nın festival süresince Antalya’da bulunacak ve Festival Onur Ã?dülü’yle ödüllendirilecek olması.

G�NEY �İN DENİZİ’NDEN AKDENİZ SAHİLLERİNE

Ã?lke Sineması bölümünde ise, kimi kez Batıya yakın üslubuyla dikkat çeken ama her zaman orijinalliÄ?ini korumuÅ?, genç yeteneklere yer veren Uzak DoÄ?u sineması, bize çok daha yaklaÅ?ıyor olacak. Yılın önemli filmlerinden “Eye in The Sky”, “Blood Brothers”, “Getting Home” ve “Seung Sing/Confessions of Pain”in gösterileceÄ?i ve Hong Kong’dan gelecek oyuncu ve yönetmenlerle zenginleÅ?ecek bölüm kapsamında söyleÅ?i ve paneller de yer alacak. Bu yaklaÅ?ım özellikle Festivalin yıl içinde yaptıÄ?ı çalıÅ?malar üzerinden kurumsal olarak yakınlaÅ?tıÄ?ı Hong Kong ve Å?angay Film Festivalleriyle gelecekte daha da güçlenecek iliÅ?kilerin müjdesi. Bir baÅ?ka müjde de Ã?in Halk Cumhuriyeti’den beÅ? yeni filmin Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde ilk kez festivalde yer alacak olması.

AVRASYA FİLM MARKET’TEN İKİ YENİ PROJE: SENARYO GELİÅ?TİRME FONU VE AVRASYA YAPIM PLATFORMU

Avrasya Film Festivali’yle Antalya’yı yeni bir boyuta taÅ?ıyan Altın Portakal Film Festivali, 2. Avrasya Film Market’e çok daha etkili ve geniÅ? olarak yer verirken Avrasya Yapım Platformu’yla da uluslararası yapımcıları selamlıyor olacak. Berlinale, Paris Cinema, Shanghai Co-Production, Pusan Asian Platform, Hong Kong HAF gibi etkinliklerin bir benzeri olarak tasarlanan proje platformu Avrupa Yapımcılar Kulübü, Ã?in Halk Cumhuriyeti Film Ofisi ve Hong Kong HAF’ca desteklenecek. Summer Palace ile Cannes gündemine oturan ve yeni projesi THE LAST HOUR üzerine çalıÅ?an Lou Ye’nin yanı sıra, Joachim von Vietinghoff (The Man From London), Antoine Simkin (FISSURES), Rustam İbragimbekov (NOMAD), Andrei Sigle (SUN, ALEXANDRA) yeni projeleriyle platforma katılacak isimler arasında yer alıyor. Projeler için baÅ?vuru ve seçim süreci 14 Eylül’ e kadar sürecek. Platform, Fondation Liban Cinema, Paris Cinema, China Film, Hong Kong Trade Council tarafından resmen desteklenirken, dünyanın en önemli festivalleri de platforma katkıda bulunuyor.

Avrasya Film Festivali ve Film Marketi kapsamında TÃ?RSAB’ın sponsorluÄ?unda Senaryo GeliÅ?tirme Fonu adı altında bir proje destekleme ödülü de verilecek. Yapımcılardan birinin Türkiye’den olması koÅ?ulunu taÅ?ıyan Fona baÅ?vuran ortak yapımlar arasından seçilen proje 25,000 YTL ile desteklenecek.

Basın bülteni ile ilgili bütün görsellere aÅ?aÄ?ıdaki linkten ulaÅ?abilirsiniz.

http://www.tursak.org.tr/basin/resimler.zip

Bilgi için:
Meltem İnan – TÃ?RSAK – Kurumsal İletiÅ?im Direktörü - t.0212 244 52 51 – f.0212 292 03 37
Serdar Korucu – TÃ?RSAK – Medya Sorumlusu - t.0212 244 52 51 – f.0212 292 03 37

FESTİVAL’İN EN G�ZDE FİLMLERİ:

RAINER WERNER FASSBINDER
DIE BITTEREN TRANEN DER PETRA VON KANT

Fassbinder’in taÅ?kın ve kuralları yıkan draması “Petra von Kant’ın Acı GözyaÅ?ları” iktidar oyunları ile duygusal ilgi arasındaki gizli iliÅ?kiye dair yakıcı bir eleÅ?tiri sunuyor.
Sadece 10 gün içinde tek ve kapalı bir mekanda çekilen filmde Fassbinder divaları Margit Carstensen ve Hanna Schygulla göz kamaÅ?tırıcı performanslar sergilerken baÅ?yapıtın coÅ?kun görsel ustalıÄ?ı öyküdeki orkestre edilen duygusal görkemle yarıÅ?ıyor.

İkinci kocasından boÅ?anmıÅ? ve ilk evliliÄ?inden bir kızı olan Narsist modacı, duygusal anemik Petra von Kant, dekadan fildiÅ?i kulesi kabul ettiÄ?i, zengince döÅ?enmiÅ? apartman dairesinde, ona adeta bir köleymiÅ?çesine baÄ?lı olan sekreteri, yardımcı tasarımcısı ve asistanı Marlene ile birlikte yaÅ?maktadır.

Petra, 23 yaÅ?ında bir genç kız olan model olma heveslisi Karin ile tanıÅ?tıÄ?ında Karin’i sadece kendine ait kılma isteÄ?iyle ona aÅ?ık olur. Petra Karin’in kalbine girmeyi baÅ?arır fakat Karin Petra’nın servetini sömürmekten ve kendi baÄ?ımsızlıÄ?ını haykırmaktan geri durmaz. Karin’in yurtdıÅ?ında olan kocası ansızın eve dönünce Karin durmaksızın ona geri döner ve Petra’yı yalnız ve çaresiz bırakır. Böylece Petra gerçekte Karin’i hiç sevmediÄ?inin farkına varır: onu sadece fanatik bir biçimde sahip olmak için istemiÅ?tir.

BoÄ?ulmakta olan Petra iÅ?birliÄ?i, özgürlük ve aÅ?ka dair vaatlerle bu defa Marlene’e yaklaÅ?ır. Fakat Marlene valizlerini toplar ve tek kelime etmeksizin Petra’yı terk eder.

LILI MARLEEN

Yıl 1938, Willie ve Robert birbirine aÅ?ıktır. Willie, bir Zürih gece klübünde sahne alan, tanınmamıÅ? ve büyük çıkıÅ?ını gerçekleÅ?tireceÄ?i günü bekleyen bir Alman Å?arkıcıdır. Robert ise zengin bir Yahudi ailesinin oÄ?ludur. Robert’ın babası Yahudilerin Nazi Almanya’sından kaçmalarına yardım eden bir organizasyonun baÅ?ındadır ve Robert’ın bir Alman kızı ile iliÅ?ki kurmasına, bu durum organizasyonun faaliyetlerini tehlikeye atabileceÄ?i için karÅ?ı olsa da Almanya’ya yapılacak gizli bir görevde Willie’nin Robert’a eÅ?lik etmesine izin verir. AÅ?ıklar İsviçre’ye döndükten sonra Robert’ın babasının onları acımasız bir Å?ekilde oyuna getirdiÄ?ini fark ederler: Willie ülkeye giriÅ? yapamamaktadır. İkili ayrılmak zorunda kalır. Willie Almanya’da yaÅ?amaya baÅ?lar ve ünlü olur. En baÅ?ta Münih’teki “Alter Simpl”da “Lili Marleen” ile bir çıkıÅ? yapar. Daha sonra güçlü bir Nazi olan Henkel, Willie’yi destekler ve Willie’nin söylediÄ?i Å?arkıyı plaÄ?a kaydettirir. Belgrad’daki Alman Askeri Radyosu bu ezgiyi çaldıÄ?ında Willie kısa sürede Führer’in bile hayranlıÄ?ını kazanan büyük bir Alman Nazi yıldızı olup çıkar. Robert takma isim kullanarak Willie’yi Berlin’de ziyaret eder. Ne var ki buluÅ?maları Gestapo tarafından gözlenmiÅ?tir. Robert tutuklanırken her Å?eyden habersiz Willie DoÄ?u Cephesi’nde tura çıkar. Willie, Robert’ın babasının oÄ?lunu özgür bırakmak için delil olarak kullanması adına Zürih’teki organizasyona teslim edilmek üzere doÄ?u cephesindeki imha kampları hakkında bilgi taÅ?ımayı kabul eder. Ne var ki bu planlar günyüzüne çıktıÄ?ında Willie’nin kariyeri mahvolur. Ã?mitsizliÄ?in ve Nazilere olan korkunun pençesinde Willie intihara teÅ?ebbüs eder. Robert Calais’deki İngiliz Ordu İstasyonu’nun Willie’nin tutuklanıÅ?ını ve idam kararını duyurmasını saÄ?layarak ona yardım eder. Willie’nin olaÄ?anüstü popülerliÄ?i Nazileri haberleri yalanlamaya iter. Willie bir kez daha sahnelere dönmeye zorlanır. SavaÅ? bittiÄ?inde, Willie Bir kez daha Robert’ı görür, ne var ki artık eski mutluluklarının geride kaldıÄ?ını anlayacaktır.

DIE EHE DER MARIA BRAUN

II. Dünya SavaÅ?ı yılları, Å?ehirler bombardıman altındadır. Hermann Braun ve Maria böyle bir zamanda evlenmeye karar verirler. Hermann’ın cepheye dönmesi gerektiÄ?i için birlikte sadece tek bir gece geçirirler. SavaÅ?tan sonra – kocasının savaÅ?ta öldüÄ?ü söylenmiÅ?tir – Maria Amerikalı siyah asker Bill ile iliÅ?ki kurar. Fakat Herrmann tutsak olduÄ?u ülkeden beklenmedik bir zamanda eve döner. Kocası ve aÅ?ıÄ?ıyla yüz yüze geldiÄ?inde Maria Bill’e bir Å?iÅ?eyle burur. Bill ölür. Herrmann suçu üstlenir ve hapse atılır. Maria sanayici Oswald ile tanıÅ?ır ve onun yaÅ?amının ve iÅ?inin vazgeçilmez bir parçası oluverir. Fakat hala Hermann’ın salıverilmesini beklemektedir. Zaman geldiÄ?inde, Hermann arkasında bir iz bırakmadan kaybolur. Ancak Oswald’ın ölümünden sonra ortaya çıkar. Maria daha sonra iki erkeÄ?in aralarında bir anlaÅ?ma yaptıklarını öÄ?renir: Hermann Oswald yaÅ?adıkça Maria’yı ona feda edecek, Oswald ise Hermann ve Maria’yı varisi ilan edecektir. Oswald’ın ölümünden sonra, uzun zamandır beklenen kutlama yerine bir felaket gerçekleÅ?ir: Maria – isteyerek veya istemeyerek – havagazı fırınını açık unutur ve radyo yayını Alman futbol takımının 1954 dünya Å?ampiyonasını kazandıÄ?ını duyururken ev büyük bir patlamayla havaya uçar.

LIEBE IST KALTER ALS DER TOD

Küçük çaplı bir kadın satıcısı olan Frank, sendikaya üye olmamakta direnmektedir ve Joanna adlı bir fahiÅ?eyle birliktedir. Sendika, Franz’ın peÅ?inde bir gangster olan Bruno’yu takar. Ne var ki Franz yakıÅ?ıklı takipçisi Bruno’ya aÅ?ık olur ve onunla sevgilisi Joanna’yı paylaÅ?mayı isteyecek ölçüde büyük bir dostluk kurar. Sendika Bruno’ya bir cinayeti havale ettiÄ?inde Franz onu iÅ?birliÄ?ine ikna etmek için kullanılır.

Bunlar olurken ikilinin üzerinde çalıÅ?tıkları *****lı soygun planı da gerçekleÅ?meyi beklemektedir. Ne var ki Joanna Bruno’dan usanır ve ikilinin planlarını polise bildirir. Soygun anının keÅ?mekeÅ?inde Bruno bir polis kurÅ?unuyla vurulur ve ölür. AÅ?ıklar yine eskisi gibi birbirlerine aittirler ve özgürlüÄ?e kanat açmaya hazırdırlar.

İkonik olanla ironik olanı görkemli bir sahnede kavuÅ?tururken Chabrol, Röhmer ve Straub gibi öncü isimlere selam gönderen, Anti-tiyatro grubunun suç dünyası üçlemesinin ilk bölümü ve Fassbinder’in beyazperde auteur’lük kariyerinin Å?afaÄ?ı olan “AÅ?k Ã?lümden SoÄ?uktur”, yeraltı dünyasında geliÅ?en bir üçlü iliÅ?kinin kaderini izlerken gangster türünün lügatini karıÅ?tırıyor ve yapıbozuma uÄ?ratıyor.

EYE IN THE SKY / GUN CHUNG
Bo, görevi suçlular hakkında istihbarat toplamak ve onları “gökyüzündeki bir göz” gibi gözetim altında tutmak olan Hong Kong Polis Departmanı’nın en gizli bölümü Suç İstihbarat Bürosu’nda çalıÅ?maya henüz baÅ?lamıÅ? olan acemi bir ajandır. AldıÄ?ı ilk iÅ? bir mücevher hırsızlıÄ?ı çetesinin gizemli liderini takip etmektir.

Yasa koruyucuları operasyonun güvenliÄ?ini saÄ?lamak için gereken olan herÅ?eye sahip olsalar da suçluların lideri Shan da dehadan ve polisin baÅ?ını döndürecek Å?eytani numaralardan yoksun deÄ?ildir. Bo’nun cesur fakat kuralları hiçe sayan suçluları yakalama giriÅ?imden sonra kovalamaca Hong Kong caddelerinde tehlikeli bir kedi-fare oyununa dönüÅ?ür.

BLOOD BROTHERS
Genç Tayvanlı yönetmen Alexi Tan, prodüktör koltuÄ?unda John Woo ve Terence Chang gibi isimlerin oturduÄ?u ve kadrosunda Ã?in sinemasının önde gelen yıldızlarını barındıran ilk filmi “Kan KardeÅ?ler”de göz kamaÅ?tırıcı bir suç, romans ve aksiyon öyküsü kurguluyor. Sergio Leone’nin “Bir Zamanlar Amerika”sını andıran ve hatta ünlü yönetmene selam gönderden epik öÄ?eleriyle “Ã?in Western”i yakıÅ?tırmasını hak eden film galasını 2007 Venedik Film Festivali’nin kapanıÅ?ında yapmıÅ?tı.
1930’ların dejenere, suç ve uyuÅ?turucu ticareti baÅ?kenti Å?angay’ın dumanlı caddelerinde dolaÅ?an “Kan KardeÅ?ler”, yaÅ?larına raÄ?men masumiyetlerini kaybetmemiÅ? fakat kendilerine daha iyi bir yaÅ?am kurma hırsıyla suç bataklıÄ?ına dalmaktan çekinmeyen üç arkadaÅ?ın öyküsü etrafında geliÅ?iyor. Ã?ç arkadaÅ?, yeraltı dünyasına daha derinden baÄ?landıkça yolları kaçınılmaz olarak ayrılır. Bir zaman sonra, aralarındaki kankardeÅ?lik yemini de onları birbirlerini düÅ?man olarak görmekten alıkoyamayacaktır.

GETTING HOME

50 yaÅ?larındaki Zhao, Hong Kong yakınlarında bir Å?ehir olan Shenzen’de çalıÅ?makta olan fakir bir göçmen iÅ?çidir. İÅ? arkadaÅ?ı ve en iyi dostu YaÅ?lı Wang beklenmedik bir biçimde ölünce, YaÅ?lı Zhao arkadaÅ?ının ölüsünü evine götürmeye karar verir. İnatçı köylü Ã?in’in göz kamaÅ?tırıcı bölgelerinden geçtiÄ?i yolculuÄ?unda her çeÅ?itten, çok renkli Ã?inli karakterlerle ve eÄ?lenceli durumlarla karÅ?ılaÅ?ır. Zhao, karÅ?ısına çıkacak her sınavı iradesi ve nüktedanlıÄ?ıyla aÅ?mayı bilecektir.

Ã?in baÄ?ımsız sinemasının yetenekli yönetmeni Zhang Yang, ulusal ölçekte ve uluslararası alanda pek çok ödüle layık görülen üç baÅ?arılı filmin ardından bu filmde kara komedi türünün sivri dilli üslubunu kuÅ?anıyor ve bir adam ve bir ceset arasındaki ilginç dostluÄ?u perdeye taÅ?ıyor. 2007 Berlinale Panorama Bölümü’nde seyirci karÅ?ısına çıkan ‘Getting Home’ Selanik Uluslararası Film Festivali’nde ‘En İyi Film’ dalında Altın İskender ödülüne ve Trondheim Film Festivali Büyük Ã?dül’üne layık görülmüÅ?tü.

CONFESSION OF PAIN
Melankoli ve kasvetle yıkanmıÅ? bir Hong Kong, Andrew Lau ve Oscar ödüllü “Köstebek”in yazarlarından Alan Mak’ın elinden çıkan Å?aÅ?ırtıcı ve derinlikli öykü “Confession of Pain”’de kusursuz bir cinayetin ve fedakarlık öyküsünün sahnesi olarak karÅ?ımıza çıkıyor. Etkileyici sinematografisiyle 2007 Hong Kong Film Ã?dülleri’nde “En İyi Görüntü” ödülünü kazanan ve “En İyi Aktör” ve “En İyi Ã?zgün Film” dahil olmak üzere altı kategoride ödüle aday gösterilen filmin öyküsü, deneyimli dedektif Hei’nin kayınpederi, hayırsever milyarder Kim’in görkemli malikanesinde korkunç bir cinayete kurban gitmesi ve Hei’nin eski ortaÄ?ı, artık özel dedektiflik yapan Bong’un yardımını istemesiyle geliÅ?iyor.
Cinayet, alınması bir ömre mal olmuÅ? bir intikamın sonucu gibi gözükse de detektifler bir süre sonra kusursuz bir cinayetin faili olan bir canavarın peÅ?inde olduklarını anlarlar: her ayrıntı özenle düÅ?ünülmüÅ?tür, her Å?ey kusursuzca mantıÄ?a oturtulmuÅ? ve olası sanık ve tanıkların her biri gizemli bir Å?ekilde ortadan kaldırılmıÅ?tır.

Polis, özel dedektif ve katil, düÅ?müÅ? meleklerin Å?ehrindeki kayıp ruhlar gibi üzerlerine düÅ?eni yapmaktadırlar. Yolculuklarında attıkları her adım onları birbirlerine daha da yaklaÅ?tıracaktır; ta ki tüm taÅ?ları devirecek ve sahnede hiç kimseyi lekelenmemiÅ? bırakmayacak korkunç bir son kapılarını çalana dek.

4 MONTHS 4 WEEKS 2 DAYS

2007 Cannes Altın Palmiye ödülü sahibi, festivalde ve büyük beÄ?eni toplayan “4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün”de Romanyalı yönetmen Cristian Mingui, süssüz, neredeyse çiÄ? bir gerçekçilikle, istenmeyen bir eylemin bireysel sonuçları üzerinden totaliter bir toplumdaki soÄ?ukkanlı adalet anlayıÅ?ını ifÅ?a ediyor. “Altın Ã?aÄ?’dan Ã?yküler” baÅ?lıklı toplayıcı bir projenin parçası olarak tasarlanan ve Å?ehir efsaneleri ve bireysel zorluklar etrafında geliÅ?en anlatılardan yararlanarak komünizm dönemi Romanya’sının sivil tarihine öznel bir bakıÅ? geliÅ?tiren film, rejimin son yıllarında Romanya’da küçük bir kasabada yaÅ?ayan iki oda ve okul arkadaÅ?ı Otilla ve GÄ?biÅ£Ä?’nın öyküsünü beyazperdeye taÅ?ıyor.

İstemediÄ?i bir gebelikten muzdarip olan GÄ?biÅ£Ä? Otilia’dan yardım ister. Otilia GÄ?biÅ£Ä? için ucuz bir otelde bir oda kiralar ve GÄ?biÅ£Ä?, hatasını temizleyecek olan kürtajcı Mr. Bebe’yi beklemeye baÅ?lar. GÄ?biÅ£Ä? cezadan ve horgörüden kaçmak için herÅ?eyi yapmaya hazırdır fakat hiçbirÅ?ey göründüÄ?ü kadar kolay olmayacaktır.

PERSEPOLIS

Marjane Satrapi ve Vincent Paronnaud tarafından, Marjane Satrapi imzalı ödüllü çizgiromandan uyarlanan Persepolis, İran İslam Devrimi sırasında ergenliÄ?e adım atan bir genç kızın öyküsünü beyazperdeye taÅ?ıyor. Küçük Marjane dokuz yaÅ?ındayken – köktendincilerin iktidarı ele geçirdikleri, kadınları örtünmeye zorladıkları ve binlerce insanı hapse attıkları yıllarda – baÅ?layan Persepolis’in öyküsü, Marjane’yi ebeveynlerinin onu güvenlik endiÅ?esiyle gönderdikleri ve Marjane’nin ülkesinden kaçmasının tek nedeni olan dinsel köktencilik ve aÅ?ırılıkla bir tutulduÄ?u Avrupa’da geçirdiÄ?i yıllara ve kahramanımızın yetiÅ?kinlik çaÄ?ına dek izliyor.
Fransız versiyonunda seslendirme kadrosu içinde Catherine Deneuve gibi star’lara da yer veren Persepolis, 2007 Cannes Film Festivali’nde Jüri Ã?zel Ã?dülü’nü kazanmıÅ?tı.
THE MAN FROM LONDON

Ã?nlü Macar yönetmen Bela Tarr’ın Belçikalı yazar Georges Simenon’un aynı adlı romanından uyarladıÄ?ı, 2007 Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye için yarıÅ?an “The Man From London” 60’ların ünlü film-noir’larının gergin ve yoÄ?un atmosferini canlandırırken güçlü “varoluÅ?çu tonlaması”yla dikkat çekiyor.

Fransa’da bir limanda çalıÅ?an orta yaÅ?lı bir görevli esrarengiz bir cinayete Å?ahit olur ve cinayet mahallinde para dolu bir bavul bulur. Olayın hemen ertesinde İngiltere’den bir müfettiÅ?in bölgeye gelmesiyle, bir vurgunun ganimetine el koyduÄ?unu anlar. Bu noktadan sonra yaÅ?amı hiçbir zaman aynı olmayacaktır.

THE MOURNING FOREST

1997 Cannes Altın Kamera ödülü sahibi, 2003’te Altın Palmiye için yarıÅ?an Japon yönetmen Naomi Kawase, yaÅ?lılık ve yas olgularını merkez alan içten ve dokunaklı bir öyküyle beyazperdeye geri dönüyor. Samimiyeti ve fedakarlıÄ?ı insan iliÅ?kilerinin merkezine geri çaÄ?ıran “The Mourning Forrest”2007 Cannes Film Festivali’nde Büyük Ã?dül’e layık görülmüÅ?tü.
Shigeki yaÅ?amını bir huzur evinde geçirmekte olan yaÅ?lı bir duldur. Ona en büyük desteÄ?i, kendisi de bir ailesinden bir yakınını kaybetmiÅ? olan Machiko vermektedir. Machiko, Shigeki’nin doÄ?umgününde onu arabayla bir kır gezisine çıkartır. Ne var ki ikilinin arabaları bir hendeÄ?e düÅ?er ve Shigeki, adeta gizemli bir sesi dinliyormuÅ?çasına, kararlı bir Å?ekilde ormana doÄ?ru ilerlemeye baÅ?lar. Machiko’nun onu takip etmekten baÅ?ka seçeneÄ?i yoktur.

AND ALONG COME THE TOURISTS

2007 Cannes Film Festivali “Belirli bir BakıÅ?” seçkisinde seyirci karÅ?ısına çıkan “And Along Came the Tourists”, alıÅ?ılmadık bir artalanda geliÅ?en bir aÅ?k ve kültürlerarası iliÅ?ki öyküsü anlatıyor ve Auschwitz’den, günümüzün perspektifinden bakarak, zekice, empatik ve öÄ?retici bir yoldan da bahsedilebileceÄ?ini kanıtlıyor.

Genç Alman Sven ülkesinde askerlik yapmak yerine yurtdıÅ?ında sivil hizmet vermeyi seçer ve kendini Polonya kasabası Auschwitz’de bulur. Sven, ona lise tarih derslerini anımsatan boÄ?ucu gri havayla kaplı bu küçük kasabada, kampın eski tutsaklarından olan ve zamanını Avrupa’nın her yerinden kampa getirilen Yahudilerden alınan eski bavulları onararak ya da yaÅ?ayan bir tanık olarak ziyaretçilere konuÅ?malar yaparak geçiren ihtiyar Bay Krzeminski’ye bakmakla görevlendirilmiÅ?tir ve Krzeminski’nin huysuz tavırlarının yanı sıra yerli halktan kiÅ?ilerin önyargılarıyla da baÅ? etmek zorundadır.

Ne iyi ki genç adamın yanında, onun evinde kalmasına izin veren genç Polonyalı rehber Ania vardır. KarmaÅ?ık duygular içindeki Sven bir süre sonra bulunduÄ?u yerin korunmasında kendine düÅ?en görevi anlayacak ve Ania için beslediÄ?i duyguların farkına varacaktır.

THE POPE’S TOILET

Yıl 1988. Papa II. Juan Pablo Melo kentini ziyaret edecektir. 50,000 kiÅ?inin onu görmeye gelmesi beklenmektedir.

Kasabanın mütevazı sakinleri insanlara yiyecek ve içecek satarak zengin olacaklarına inanmaktadırlar. Bisikletiyle kaçakçılık yapan Beto, evinin önüne, gelen geçene kiralamak için bir tuvalet inÅ?a etmeye karar verir. Ne var ki Papa’nın ziyaretinde hiçkimse hiçbirÅ?ey satamaz ve sadece yaÅ?lı bir kadın tuvaleti kullanır. Beto’nun hayalleri suya düÅ?müÅ?tür fakat bu macera sayesinde kızı onu daha iyi anlama fırsatı bulacaktır.

Uruguaylı yönetmenler César Charlone ve Enrique Fernandez’in ortak imzasını taÅ?ıyan “The Pope’s Toilet”, gösterim tarihinden önce ödüllere layık görülmüÅ?tü.

MY BROTHER IS AN ONLY CHILD

2007 David di Donatello Ã?dülleri’nde ‘En iyi Senaryo’ ve ‘En İyi Aktör’ de dahil olmak üzere dört kategoride ödül alan “My Brother Is An Only Child” iki kardeÅ?in öyküsü üzerinden İtalyan yakın tarihinin çalkantılı yıllarına uzanıyor. Accio serserice düÅ?üncesiz ve kuralsız davranıÅ?ları ile ebeveynleri için bir felakettir. Her mücadeleye ciddi bir savaÅ?a giriyormuÅ?çasına giren Accio, istediÄ?ini elde etmek için savaÅ?an bir irade timsalidir. Ã?te yandan Manrico yakıÅ?ıklı, sosyal ve karizmatiktir ve çevresi tarafından çok sevilmektedir. İtalya’nın yavaÅ? yavaÅ? politik mücadelenin girdabına kapıldıÄ?ı yıllarda iki kardeÅ? zıt politik kamplara düÅ?erler. Aralarındaki rekabet, ikisinin de aynı kadına aÅ?ık olmalarıyla daha da alevlenecektir.

TERROR’S ADVOCATE
Komünist? Anti-kolonyalist? AÅ?ırı saÄ?cı militan? Hangi fikirler Jacques Vergés’nin ahlak anlayıÅ?ını temellendirir?
2007 Cannes Film Festivali “Belirli bir BakıÅ?” bölümünde seyirci karÅ?ısına çıkan “Terror’s Advocate”, ‘Å?eytan’ın avukatı’nın izini sürüyor ve Fransız hukuk tarihine geçmiÅ? en esrarengiz kiÅ?iliÄ?in gizemini aydınlatmaya çabalıyor. Genç bir avukat olduÄ?u yıllarda Cezayirli baÄ?ımsızlıkçılar adına café’leri bombalamaktan idama mahkum edilen ‘la Pasionaria’ lakaplı Djamila Bouhired’i savunmasıyla tanınan Vergés, etkileyici kariyeri boyunca Ã?akal Carlos gibi teröristlerin savunmalarını üstlendi ve Nazi teÄ?meni Klaus Barbie gibi tarihi canavarları mahkeme salonlarında temsil etti.

Genç yönetmen Erin Kolirin, 2007 Cannes Film Festivali “Belirli bir BakıÅ?” bölümünden Coup de Coeur ödülüyle dönen film kültürlerarası iliÅ?kilere odaklanıyor.
THE BAND’S VISIT

İskenderiyeli bir Polis Bandosu, bir Arap Kültür Merkezi’nin açılıÅ? töreninde çalmak üzere İsrail’e davet edilir. Ancak bürokratik bir karıÅ?ıklık nedeniyle bando üyelerini havaalanında karÅ?ılamaya kimse gelmez. Müzisyenler verilen adresi kendi baÅ?larına bulmak zorundadırlar. Bindikleri otobüs onları çölde unutulmuÅ? kasabada bırakır. Ertesi sabaha kadar Å?ehre dönme Å?ansı kalmayan bando, kasabadaki café’nin güzel iÅ?letmecisi Dina’nın, geceyi onun evinde geçirmeleri teklifini kabul eder. Bu zorunlu konaklama sırasında yaÅ?anacak aksilikler bando üyeleriyle kasabalılar arasında dil ve kültür engellerini aÅ?an bir dostluÄ?un temelini atacaktır.

TUYA’S MARRIAGE

2007 Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı ödülüne layık görülen “Tuya’nın EvliliÄ?i”nde yönetmen Quanan Wang, annesinin doÄ?duÄ?u topraklara uzanıyor ve modern dünya tarafından tehdit edilen yaÅ?amları ve eski gelenekleri Å?iirsel bir üslupla perdeye taÅ?ıyor.

Hükümetin göçebe çobanları Å?ehir yaÅ?amına uymaya zorladıÄ?ı kuzeybatı MoÄ?olistan’ın uçsuz bucaksız steplerinde, güzel Tuya topraÄ?ını terk etmemek için direnmektedir. Tuya ayrıca engelli kocası Bater’in – iyi niyetli – boÅ?anma ısrarlarına da karÅ?ı koymaktadır. Bir gün, ani bir hastalık Tuya’yı, en azından Bater’e bakabilecek birini bulabilme umuduyla tekrar düÅ?ünmeye iter. Ne var ki Tuya’nın taliplerinden hiçbiri Bater’in yükünü de üstlenmeye niyetli deÄ?ildir, eski okul arkadaÅ?ı Baolier dıÅ?ında.

PARANOID PARK

Amerikan baÄ?ımsız sinemasının ünlü yönetmeni Gus van Sant, Amerikan liselerini saran Å?iddet sorununa eÄ?ildiÄ?i 2003 tarihli sansasyonel filmi “Fil”in ardından “Paranoid Park”ta bir kez daha ergenlerin dünyasına giriyor. Blake Nelson’ın aynı adlı romanından uyarlanan “Paranoid Park” 2007 Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye için yarıÅ?tı ve 60’ıncı Yıldönümü Ã?zel Ã?dülü’nün sahibi oldu.

”Paranoid Park”, kaza sonucu bir güvenlik görevlisinin ölümüne sebep olan genç kaykaycı Alex’in öyküsünü perdeye taÅ?ıyor. Vicdan azabı ve korkuyla felç olan Alex Portland bir süre tek baÅ?ına Portland sokaklarında dolaÅ?ır ve kaza hakkında kimseye tek kelime etmemeye karar verir. Fakat yeni tanıÅ?tıÄ?ı Macy’nin tavsiyeleri, acıyla baÅ?a çıkma sınavında ona yardımcı olacaktır.

EASTERN PROMISES

Efsanevi Kanadalı yönetmen David Cronenberg, 2005 tarihli “A History of Violence”ın ardından perdeye bir baÅ?ka suç ve hesaplaÅ?ma öyküsüyle dönüyor.
Oyuncu kadrosu Viggo Mortensen ve Naomi Watts gibi güçlü isimleri barındran “Eastern Promises”, Londra’nın en ünlü suç Å?ebekelerinden bir tanesinin üyesi olan Nikolai’ın öyküsü etrafında geliÅ?iyor. Organizasyonu tarafından potansiyel bir tehdit olarak görülen Anna adlı masum bir ebeyle ilgilenmekle görevlendirilen Nikolai, bu görevde hayatının en büyük sınavıyla karÅ?ı karÅ?ıya kalacaktır.


Devami...


Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.